Yayın Tarihi:
21 Şubat 2026 09:03Yayın Tarihi:
21 Şubat 2026 09:03
Sözen Group CEO'su Gökmen Sözen, gastronomi sektöründeki son gelişmeleri Platin'e değerlendirdi. İşte o değerlendirme:
Gastronomi artık yalnızca yerel sınırlar içinde gelişen bir alan değil; bilgi, teknik ve ilhamın ülkeler arasında hızla dolaştığı küresel bir etkileşim alanı. Şefler, üreticiler ve gastronomi liderleri için yeni coğrafyalar keşfetmek; yalnızca lezzet değil, kültür, üretim modeli ve anlatı arayışının da bir parçası haline gelmiş durumda. Bu küresel dolaşım içinde öne çıkan ülkeler ise, kendi mutfak kimliğini korurken evrensel bir dil kurabilenler oluyor. Sözen Group olarak gastronomi sektöründeki vizyonumuz, ulusal ve uluslararası ölçekte edindiğimiz bilgi birikimi ve çok katmanlı perspektifimizle, markalarımızı ve global projelerimizi bu derinlik üzerinden şekillendiriyoruz. Bu nedenle farklı mutfaklardan ve kültürlerden şefleri bir arayan getiren projelerimizi hayata geçirirken üretimi merkeze alan, ortak akılla beslenen, veriye dayalı düşünen ve genç yeteneklere alan açan sürdürülebilir bir gastronomi ekosistemi kurmayı hedefliyoruz. Gastromasa'yı kurgularken ilk günden itibaren onu yaşayan bir fikir platformu olarak ele aldık. Farklı dillerde konuşan, farklı disiplinlerden gelen insanların aynı platformda birbirini anlayabildiği; paylaşımın, tartışmanın ve ortak üretimin mümkün olduğu bir alan yaratmayı hedefledik. Bu yaklaşım, zaman içinde küresel sahnedeki büyük şeflerin ve kanaat önderlerinin dikkatini çekti. Aynı vizyonu Gault&Millau Türkiye'de de benimsedik. Rehberi Türkiye'ye taşırken hedefimiz yalnızca restoranları derecelendirmek değil ülkenin gastronomik potansiyelini uluslararası bir referans diliyle görünür kılmaktı. Gastromasa, FSummit, Gault&Millau Türkiye ve Salon du Chocolate Istanbul gibi markalarımız bu vizyonun farklı ama birbirini tamamlayan ayakları olarak yolculuğumuzu ileri taşımaya devam ediyor. Şimdi ise gastronomi dünyasının en prestijli şehir festivali olan Taste of markasını Türkiye'ye kazandırdık; Taste of Istanbul'un ilk ediyonunu Ekim ayında İstanbul'da düzenlemeyi planlıyoruz.
YEREL MUTFAĞI KÜRESEL TRENDLERLE HARMANLAMAK
Türkiye'nin mutfak kültürü yalnızca tariflerden ibaret değil; toprağın hafızası, üreticinin emeği ve coğrafyanın ruhuyla şekillenen çok katmanlı bir yapı. Bu zengin miras, yerel mutfağı geçmişe ait bir referans olmaktan çıkarıp, doğru okunduğunda küresel gastronomiyle güçlü bağlar kurabilen dinamik bir kaynağa dönüştürüyor. Bugünün dünyasında yerel mutfağı korumak, onu olduğu yerde sabitlemek anlamına gelmiyor. Aksine, geleneği anlayarak, üretim biçimlerini ve kültürel kodları doğru yorumlayarak çağdaş bir dile taşımayı gerektiriyor. Küresel trendlerle kurulan bu ilişki; kimliğini kaybetmeden dönüşebilen, kendi köklerinden beslenirken evrensel bir anlatı kurabilen mutfakların önünü açıyor. Bu yaklaşım, lezzeti kültürel aktarım, sürdürülebilirlik ve kapsayıcılık üzerinden okunan bütüncül bir ekosistem olarak ele almayı da beraberinde getiriyor. Yerel üreticinin bilgi ve emeğiyle, uluslararası bakış açısının aynı zeminde buluşması; yeni iş birliklerini, görünürlüğü ve kalıcı etkiyi mümkün kılıyor.
DENEYİM KOLEKTİF BİR HAFIZAYA DÖNÜŞÜYOR
Günümüzde misafir deneyimi yalnızca yaşanan anla sınırlı değil; aynı zamanda paylaşılan, çoğaltılan ve yeniden anlatılan bir sürece dönüşmüş durumda. Sosyal medya bu noktada gastronomide keşfi hızlandıran, beklentiyi yükselten ve anlatıyı genişleten güçlü bir araç haline geliyor. Bir mekana gitmeden önce yapılan dijital keşifler, paylaşılan görseller ve deneyim yorumları, misafirin algısını henüz kapıdan içeri girmeden şekillendiriyor. Bu dönüşüm, deneyim tasarımını da çok katmanlı bir yapıya taşıyor. Artık yalnızca tabakta sunulan lezzet değil; mekanın atmosferi, servis dili, anlatı kurgusu ve görsel hafızası da deneyimin ayrılmaz parçaları olarak öne çıkıyor. Paylaşılabilirlik kavramı, yüzeysel bir estetik arayıştan ziyade, özgünlük ve hikaye anlatımıyla desteklendiğinde gerçek bir değer yaratıyor. Sonuç olarak paylaşma kültürü, deneyimi tekil bir an olmaktan çıkarıp kolektif bir hafızaya dönüştürüyor. Gastronomi ve ağırlama dünyasında başarı ise, bu hafızayı rastlantısal değil; bilinçli, anlamlı ve değer odaklı bir tasarım süreciyle şekillendirebilmekten geçiyor.