PİYASALAR

Yeni nesil çiftçiler

12 yeni nesil çiftçiden üretim, pazarlama, markalaşma, verimlilik ve yatırım stratejisi Platin ekim sayısında

Gelenekselden moderne, modernden öğrenen sistemlere geçen tarım sektörü hem üretim hem de satış pazarlama alanında hızla dönüşüyor. Bu gelişimin başrol oyuncuları olan yeni nesil çiftçiler, teknolojik yatırımlarla büyürken; tarımsal okuryazarlık, tarım liselerinin gelişmesi, finansman modeli alternatifleri ve markalaşma desteklerine dikkat çekiyor

7 YIL ÖNCE BAŞLAYAN BİR ÖYKÜ...

Buket Ulukut / Tangala Çiftliği Kurucusu

"1977'de İstanbul’da göçmen bir ailenin kızı olarak dünyaya geldim. Lise eğitimimi Nişantaşı Işık Lisesi’nde tamamladıktan sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Psikoloji okudum. 2008 yılında Yakaköy’e yerleşmeden önce tekstil sektöründe ihracata yönelik mümessillik ofisim vardı. 2010 yılında şirketimi kapatıp tamamen doğal üretim biçimlerine yöneldim. 2012 yılında amatör olarak peynir yapmaya başladım. 2015 yılında tescilli Tangala Peynirleri markasını kurarak çiftlik temelli artizanal peynir üreticliğine başladım. 2012 yılına geri dönersek; ‘Evde Peynir’ Facebook sayfasını kurarak yapmaya başladığım peynir denemelerim, çiftliğe gelen misafirler ve yöredeki butik otellerden gelen ziyaretçilerin ilgisini çekmeye başladı. Aldığım olumlu geri bildirimler beni profesyonelleşmeye teşvik etti. 2015 yılında hem marka tescilimi hem de şirket kuruluşunu gerçekleştirdim. Üretimlerime daha profesyonel devam edebilmek için bir atölye kurmak üzere arazi satın aldım. Ev tipi üretimden artizanal küçük bir işletme modeline geçtim. 

Tangala Hayvancılık ve Ziraat İşletmesi olarak 2019 yılına kadar kendi keçilerimizin sütünden keçi peyniri üretiyorduk. Tamamen doğal beslenen ve dağlık arazide yayılan hayvanlarımızın sütünden işlediğimiz peynirler çok beğeniliyordu. İnek sütü ile yaptığımız peynirlerin sütünü işletmenin yakınlarındaki çiftçilerden topluyoruz. 2019 Mart ayında dünyaya gelen kızım Melis’in aramıza katılışı ile hayvancılığa devam edemeyeceğimi, bir süre ara vermem gerektiğini anladım ve hayvanlarımı sattım. Şu an Tangala Hayvancılık ve Ziraat İşletmesi’nin markası olan Tangala Peynirleri üretim tesisi, yarı yayla diyebileceğimiz 700 metre rakımda, Toros Dağları'nın eteklerinde kurulu. Konumu itibariyle de yaylalara ulaşımı oldukça kolay olan işletmemizi yakın gelecekte orta ölçekli bir üretim tesisi haline dönüştürüp yaylalardan keçi sütü toplamayı hedeflemekteyiz.

ARZUMUZ, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Tangala Peynirleri markasınin temelinde sürdürülebilirlik arzusu yatıyor. Bu bağlamda temel vizyonumuz ise Avrupa, Kafkasya ve Orta Doğu’dan esinlenen füzyon bir peynir geleneğini Türkiye coğrafyasında yerel, artizanal ve orta ölçekli bir işletme modeli ile sürdürmek... İşletme modelini markanın temel prensiplerine bağlı olarak geliştirmeyi hedeflemekle birlikte, Ar-Ge departmanının, işletmenin kalbi niteliğinde olduğunun altını çizmek isterim. Avrupa’daki geleneksel peynir üretim yöntemlerinin 1960’larda laboratuvar ortamında geliştirilmesi sonucu ortaya çıkan kıtasal peynir kültürü, şüphesiz ki teknolojinin gelenek ile mükemmel birlikteliğidir. Tangala Peynirleri markası üretim modelinde teknolojik yenilikleri geleneksel üretim modelleri ile harmanlayarak, marka prensipleri doğrultusunda geliştirmeler yapıyor. Endüstriyel peynir üretim modellerinden hem besin değeri hem de kültürel zenginlik olarak farklılıklar gösteren işletmemizde, kaybolmaya yüz tutmuş olan yerel peynirciliği ve küçük çiftçi modelini destekliyoruz. Kalifiye ürünler ile yerel gıda politikaları geliştirmek ve genç çiftçilere yeni bir model sunarak motivasyon yaratmak iddiasındayız. Bu çerçevede daha adil fiyatlarla en kaliteli ürünleri tüketici ile buluşturmaya devam etmek için çalışıyoruz.

PROJENİN ÇIKTILARI  ARASINDA EĞİTİM VE TURİZM SEKTÖRLERİ DE VAR

Tangala Hayvancılık ve Ziraat işletmesi olarak 2017 yılında katıldığımız FAC- Future Agro Challenge yarışmasında, geleceğin tarım girişimcilerinin projeleri arasında Tangala’nın Mobil Mandıra projesi ikinci oldu. Bu proje, hem yaylalardaki küçük ve büyükbaş sürülerinin devamlılığı hem de tamamen doğal beslenen hayvanların sütlerinden üretilen peynirlerin geniş kitlelere ulaştırılması açısından çok değerli bir proje. Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin tüm bölgelerinde hayata geçirebilecek olan bu projenin tek bir peynir çeşidi üzerinden farklı bölgelerde farklı hayvanların sütleri ile üretilip, pazarda daha geniş kitlelere ulaşacak şekilde raflardaki yerini alması, projenin temel hedefi. Mobil Mandıra projesi, peynir endüstrisindeki en temel soruna sürdürülebilir bir çözüm öneriyor.  Eğitim ve turizm sektörlerinin de projenin çıktıları arasında olmaya devam edeceğini belirtmek isterim. Sürü sahiplerine sürdürülebilirlik ve ustalık alanlarında bilinç ve vizyon kazandırılması için eğitim projeleri geliştiriyoruz. Tangala’nın Mobil Mandıra projesi, markamızın temelindeki sacayağını oldukça net bir şekilde yansıtıyor. Yerel, doğal ve dönüştürücü olma özellikleriyle temelini atmış olan Tangala Peynirleri, bugün gurme marketlerdeki satışları ile kalitesini ispatladı. Yapılacak yatırımlarla üretim kapasitemizi artırarak küçük ölçekli bir işletmeden orta ölçekli bir işletmeye doğru büyümek ve yeni projelere kaynak yaratmak arzusundayız." 

"ŞARTLARA ADAPTE OLAN HER ÇİFTÇİ, YENİ NESİL ÇİFTÇİDİR"

Faruk Karabucak / Karabucak Çiftliği Kurucusu

“1982 yılında Adana’da doğdum. Ortaokul ve lise öğrenimimi, Tarsus Amerikan Koleji’nde tamamladım. Daha sonrasında Koç Üniversitesi’nde İşletme Bölümü’nü bitirdim. 2 yıl İstanbul’da çalıştıktan sonra aile işletmemize geldim. Yaklaşık 10 yıldır da bilfiil tarım işletmemizin içersindeyim. Konvansiyonel üretimin yanında modern seralarda üretim yapmak istedik. Daha küçük alanlardan yüksek verim almak için yatırımlarımız bu yönde oldu. Bölgemizde topraksız tarım yapan ilk domates üreticilerden biriyiz. İşletmemiz, 2 bin 500 dekarlık bir alanı kapsıyor. Mısır, pamuk, narenciye ve sert çekirdekli meyvelerin üretimini yapıyoruz. Bunların yanında bilgisayar kontrollü seramızda topraksız domates üretiyoruz. Gelecek dönem yatırım vizyonumuzda teknolojiyi üretim alanlarımızda daha yaygın olarak kullanmayı planlıyoruz. Yeni meyve bahçeleri ve sera kurulumu yanında teknlojiye yatırım yapmaya devam edeceğiz. Aslında günümüz şartlarına adapte olan bilen her üreticiyi yeni nesil çiftçi kategorisine sokabiliriz. Tüketici taleplerine göre üretimi desenini planlamanın önemine inanıyorum. 

TARIM LİSELERİ VE TARIMSAL OKURYAZARLIĞA  DİKKAT ÇEKMEK İSTİYORUM

‘Tarım liseleri' konusu da son derece önemli.Bölgemizde ciddi bir ara eleman eksiği var. Budama yapacak, traktör kullanacak ve bilinçli ilaçlama yapacak eğitime sahip ara eleman bulmak çok zor. Ülkemizde tarımı sürdürecek insanları yetiştirmemiz gerekiyor. Diğer bir konu da tarımsal okuryazarlık. Günümüzde insanlar bilinçli tüketim yapmaya çok özen göstermelerine rağmen yedikleri ürünlerinin masalarına gelene kadar olan süreci bilmiyorlar."

MANDRA İLE BAŞLAYAN MARKA YOLCULUĞU

Funda Özer Baltalı / Baltalı Çiftliği Kurucusu

“1962 doğumluyum, Türkan adında bir kızım var… İstanbul Robert Koleji’nin ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdim. Avukatlık stajımı tamamladıktan sonra 3 yıl bankacılık tecrübem oldu. 1993 yılında Harvard Üniversitesi’nde kısa bir programa katıldıktan sonra kariyerime hukuktan çok farklı olan deri ürünleri üretimi ile devam ettim. 
Daha sonra 2007 yılında tarım ve hayvancılık alanında yatırım yapma kararı aldım. Bugün Türkiye’deki tek Avrupa Birliği onaylı keçi çiftliğinin ve yüzde 100 keçi sütünden süt ve süt ürünleri üreten bir mandıranın sahibiyim. Keçi çiftliğimi kurduktan sonra elde ettiğim sütleri, en sağlıklı şekli ile işlemek üzere bir mandıra kurdum ve böylece marka yolculuğumuz başladı. Türkiye’deki ilk organize süt keçisi çiftliğini kurduk ve kendi süt ırkımızı geliştirdik. İlk defa yüzde 100 keçi sütünden ürünleri, her gün ülke genelinde raflara götüren şirket olduk. Gelecek dönemlerde kapasite artırımına yönelik yatırımlarımızı sürdüreceğiz. Yeni nesil çiftçileri; verimlilik esasına göre çalışan, modern teknolojileri takip edip kendi işletmesinde uygulayabileceklerini hayata geçiren çiftçiler olarak tanımlıyorum.”

BİLGİYE DAYALI KARARLARLA SEKTÖRÜ DÖNÜŞTÜRMELİYİZ

Tanzer Bilgen / Doktar CEO'su

"Doktar’da bitkilerin matematiğine çok hakim bir ekip var. Şirkette ilk 10 ayımızı Türkiye’de yetişen 117 farklı bitkinin fenolojik özelliklerini inceleyerek ve nasıl geliştiklerini modelleyerek geçirdik. Tarımsal bilgimizi, yönetim danışmanlığından kazandığımız analitik ve bütünsel düşünme yetkinliğimizle birleştirip dijital teknolojilerle her paydaş için hem ekonomik hem de kolay anlaşılabilecek şekilde bir model geliştirdik. En başta çiftçiler olmak üzere, bankalardan zirai girdi şirketlerine, gıda işleyicilerinden traktör üreticilerine kadar tarım değer zincirine dokunan tüm paydaşlara hizmet veriyoruz. Akıllı tarım hizmetlerimizi, üç başlık altında topluyoruz. Dijital tarım hizmetleri, içerik hizmetleri ve piyasa istihbaratı hizmetleri... 

Dijital tarım hizmetlerimiz altında tarlalardaki operasyonların takibini kolaylaştıracak, girdi maliyetlerini düşürürken ürün verimini artırdığımız teknolojilerimiz bulunuyor. Dijital hizmetlerimizden her biri, veri toplayan cihaz, veri işleyip bilgiye dönüştüren algoritma ve bilgiyi kullanıcıya ulaştıran interaktif uygulama olarak üç bileşenden oluşuyor. Öne çıkan dijital hizmetlerimiz arasında toprak hava sensör istasyonumuz Turkcell Filiz, uydudan tarla sağlığı takibi hizmetimiz Tarlam365, toprak analiz süresini 2 haftadan 8 dakikaya indiren Dijital Toprak Tarayıcı’mız bulunuyor. Bahsettiğim bu üç uygulamanın da kendine özel hem iOS hem de Android platformlarında uygulamaları bulunurken, her birinden gelen verilerin birleştirildiği bir masaüstü uygulaması olan Çiftlik Yönetim Sistemi ile bu kategoride yarattığımız değeri pekiştiriyoruz. Dijital tarım hizmetlerimizden sadece çiftçiler değil, binlerce çiftçiyle sözleşmeli üretim yapan gıda şirketleri de faydalanıyor.

İçerik hizmetlerimizden, piyasada, akıllı telefonlar için, bir tarım uygulaması olan hemen hemen her şirket faydalanıyor. Bu kategoride, yetiştiricilik programlarından, çevrimiçi teknik desteğe, günlük hal/borsa fiyatlarından tarla bazlı hava tahminlerine kadar birçok API tabanlı hizmet sunuyoruz. Çiftçilere yönelik sosyal medya hesaplarının yönetilmesi içerik hizmetlerimiz arasında yer alıyor. Çiftçilere çift yönlü iletişim kurmak isteyen kurumlara kapsamlı bir sosyal medya yönetim hizmeti sunuyoruz.
İstihbarat hizmetlerimiz arasında derin pazar istihbaratı, uydu fotoğrafları aracılığı ile ürün bazında ekili alan hesabı yapılması, CATI pazar araştırmaları ve her yıl sosyal sorumluluk olarak yaptığımız web sitemizden ücretsiz paylaştığımız Çiftçinin Nabzı Anketi bulunuyor. Derin Pazar İstihbaratı’nda münhasır çalışıyoruz. Örneğin mısır tohumunda A şirketi ile çalışıyorsak, o şirketin rakipleri ile çalışmıyoruz. Uydu fotoğrafları üzerinden ekili alan hesabında ise tarla bitkilerinde buğday-arpa, mısır, çeltik, ayçiçeği, kanola, pamuk, patates, karpuz ve domates, bahçelerde ise zeytin, narenciye, bağ ve fındıkta bu hizmeti hali hazırda sunuyoruz. Uzaktan algılama ve makine öğrenmesi uzmanlarından oluşan ve sadece bu konu üzerine odaklanan altı kişilik özel bir ekibimiz de var.  Portföyümüzü ek bitkilerle zenginleştirmeye devam ederken üzerinden çalıştığımız iki yeni hizmeti de 2020 başında piyasaya süreceğiz. Çiftçinin Nabzı Araştırması’nın bu yıl ikincisini yaptık. Her yıl 3 bin 100 çiftçiyle tekrar etmeyi planlıyoruz. 

TARIMDA ROBOTLAŞMA VE PAYLAŞIM EKONOMİSİNE İLGİ DUYUYORUZ
Dijital Tarım her ne kadar yeni bir alan gibi görülse de biz 2012’den bu yana sektörün içindeyiz ve kendini kanıtlamış senelerdir kullanılan birçok ürünümüz bulunuyor. Gelecek dönemde yatırımımızın bir kısmını yurtiçi ve yurtdışı satış kanallarımızın güçlendirilmesine ve verimli yönetimine yapacağız.  Bunun yanında yeni ürün ve hizmetlerle ilgili Ar-Ge faaliyetlerine de hız kesmeden devam edeceğiz. 2020 yılı içinde traktörlerden veri toplanması, Turkcell Filiz’le sulama sistemlerinin entegre edilerek algoritmik otomatik sulama hizmetinin geliştirilmesi ve çiftçiye girdi sağlayan şirketlere sunduğumuz DoktarCRM uygulamasının güçlendirilmesi önceliklerimiz arasında olacak. Tarımda paylaşım ekonomisi ve robotlaşma orta uzun vadede ilgi duyduğumuz alanlar. Bugün itibari ile Doktar’da 33 kişiyiz. 2020 yılı içinde aramıza en az 10 yeni analitik yeteneğin katılacağını öngörüyoruz. Dolayısıyla 2020 yılı içinde, en az 100 dekarlık bir tarlaya erişimi olan bir kampus alanı da bakıyoruz. 

ÖNDER ÇİFTÇİLERİN ORANI YÜZDE 0,2”

Çiftçiler muhafazakar oldukları kadar pratikler de. Muhafazakarlıkları onlara atalet getiriyor, yani çoğu çiftçi kendi başına işini geliştirme veya dönüştürme dürtüsü taşımıyor. Bu dürtünün tetiklenmesi, tetiklenmesi için de benimseyeceği yeniliğin (bu farklı gübre de olabilir, yeni bir ürün yetiştirmek ya da yeni bir teknoloji de olabilir) faydasını görmesi lazım. Bugüne kadar değişimin öncüleri, yeniliklere daha açık ve deneyip yanılmaktan korkmayan önder çiftçilerdi. Önder çiftçilerin oranı da yüzde 0,2 civarı olduğu için tarımda dönüşüm hızı oldukça yavaştı. Bence, dünyada değişimi teşvik etme ve yönetme görevi özel sektöre düşüyor. Özel sektör, kurumsal sosyal sorumluluk programları ile Tarım 4.0’ın iş yaptığı çiftçiler için sponsorluğunu yaparken kendi iş süreçlerini de Tarım 4.0’a göre yeniden yapılandırıp tarımda sürdürülebilir bir dönüşüm hareketi başlatabilir." 

HEM ÇİFTLİK HEM DE EĞİTİM MERKEZİ

Nardane Kuşçu / Narköy Kurucusu

“Narköy, doğaya saygı ve eğitime değer verme kavramlarını benimsemiş bir ailenin ortak hayali aslında. Adana’da bir çiftlikte, doğanın kalbinde doğmuş ve tarımla uğraşmanın ne kadar zorlaştığını, çiftçilerin yaşadıklarını, meyve ve sebzelerin gittikçe tatlarını kaybetmesini ilk elden görerek yetişmiş biri olarak emeklilikten sonra organik tarımla ilgilenmeye karar verdim. Kurduğum Nar Eğitim ve Danışmanlık firmasıyla, 17 yıldır kurumsal eğitim sektörünün içerisinde olan oğlum Ozan Kuşcu ise doğayı temeline alan deneyimsel öğrenme bazlı eğitimler vermenin hayalini kuruyordu. Narköy, bu iki hayalin bir araya gelmesiyle ortaya çıktı. Doğayı bizden uzakta bir kavram olarak görmeyi engelleyerek bizim ona ait olduğumuzu hatırlatmak, kurulacak farklı ekonomik modellerle tarımın sürdürülebilirliğinin mümkün olduğunu göstermek ve hem Narköy’deki misafirlerimiz hem de katıldığımız üniversite konuşmaları, çalıştaylarla mümkün olduğunca kişiye ulaşarak tarım sektörünün kötüye doğru olan gidişatını durdurmak için insanlarla biraraya gelmek istiyorduk ve Narköy bize bu imkanı sağladı.

TARIMI VE DOĞAYI ÖĞRETİYOR

Narköy, hem organik tarım çiftliği hem sürdürülebilir turizm merkezi hem de bir eğitim merkezi konumunda. Farklı alanları bünyemizde topladığımız için doğa temelli eğitimlerle çok sayıda insana ulaşabilme şansını yakaladık. Ekmek, peynir ve reçel yapım atölyeleri, doğa yürüyüşleri, bahçe yapımı, sürdürülebilir yaşam eğitimleri, kerpiç atölyesi, kompost atölyesi, doğada hayatta kalmak atölyesi gibi birçok çalışma hem bireysel misafirlerimize hem de Narköy’de toplantı yapan kurumsal firmalara açık. Narköy’de ağırladığımız birçok okul ve STK oldu. Çocukların, ekolojik yaşamı ilk elden deneyimlemeleri için çiftlik hayvanlarıyla ilgilenmelerini sağlıyoruz, tohum bankamızı ziyaret ettiriyoruz, birlikte ekim ve dikim yapıyoruz.

TOHUM BANKAMIZ VAR

Narköy’ün restoran kısmında kullandığımız malzemelerin yüzde 80’ini burada üretiyoruz ve bin 200’den fazla tohuma sahip bir tohum bankamız var. İklim şartlarının elverdiği her şeyi üretiyoruz diyebiliriz; domates, biber, patlıcan, çilek, fasulye, kabak, karpuz, yeşillikler… Yabani otlara çok değer veriyor, araştırıp mutfağımızda kullanıyoruz."

YENİ NESİL ÇİFTÇİLİK DOĞAYA, İNSANA VE ÇEVREYE DUYARLI OLMALI

Bahar Alan / Novavera Kurucusu

"Çocukluğumdan beri toprakla ve bahçeyle uğraşmayı çok seviyorum. Ancak bu işi profesyonel olarak yapmaya karar vermemde sağlıkla ilgili bazı sorunlar yaşamam, o süreçte sağlıklı beslenme konusunda yapmış olduğum araştırmalar ve sonrasında mevcut durumla ilgili gördüğüm eksiklikleri düzelme isteğim etkili oldu. Mayıs 2016’da Ayvalık’ta satın aldığım zeytin bahçesiyle bu işe ilk adımı attım. Sloganımızı, ‘ömrünüze sağlık’ olarak belirledik ve bu çizgiden hiç taviz vermeden ilerledik. 

EN İYİ SONUCU ELDE ETMEK İÇİN TÜM AŞAMALARDA ÖZEN ÖNEMLİ

Nova Vera olarak; sağlık odağı ile yola çıktık. Bahçelerimizde organik esaslarına göre üretim yapıyoruz ve organik geçiş sürecini tamamlamak üzereyiz. Zeytin ve zeytinyağı içerdiği mucizevi bileşenlerden dolayı sağlık için koruyucu bir ilaç niteliğinde. Tarım ve gıda alanında en iyi sonucu elde etmek için tüm aşamalarda özen önemli. En kritik aşmalardan biri de zeytin ağacının bakımı ve hasadı. Çünkü işlediğiniz meyve kaliteli değilse çıkan son ürünün kalitesinin yüksek olmasını bekleyemezsiniz. Bu sebeple kontrolümüz altındaki bahçelerin zeytinleri dışında zeytin işlemiyoruz. Hasatta erken hasat ve zeytini işlerken soğuk sıkım tekniklerini kullanıyoruz. Böylece ürettiğimiz yağın kalitesi, lezzeti ve sağlığa faydalı bileşenlerinin yüksekliğiyle öne çıkıyoruz. Bir zeytinyağının sağlığa faydalı bileşenlerinin yüksek kabul edilmesi için gereken toplam polifenol değerinin çok üstünde değerlere ulaşıyoruz. Doğru hasat zamanının tespiti için kullandığımız yöntemlerden soğuk zincir kullanarak taşımaya kadar pek çok farklı uygulamamız var. Üretim alanına kesinlikle plastik sokulmuyor. Zeytinlerin önce elekle sonra gözle ayrıldığı bir kalite kontrol sürecinin ardından; zeytinler 2, gerekirse 3 kez yıkanıyor ve kurutuluyor. Tüm bu işlemler bittikten sonra üretime alınıyor. Özel makinede soğutularak sıcaklığı her noktada kontrol edilerek sıkım yapılıyor. Havayla temas etmeyen tanklarda klimatize ortamda 16-18 derecede saklanıyor. Kuruluşumuzun 2. yılında uluslararası yarışmalarda en çok ödül alan Türk zeytinyağı markası olduk. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde yeni bir hat ilavesi ve laboratuvar yatırımı planlıyoruz. Laboratuvarımızın ilk aşamasını, bu hasat döneminde devreye aldık.

GELİŞMİŞ TOPLUMLARDA SAĞLIKLA İLGİLİ YAYGIN SORUNLAR ORTAYA ÇIKMAYA BAŞLADI

Yeni nesil çiftçilerin dünyamızın yaşanabilir halde kalması için büyük önem taşıdığına inanıyorum. Son yüzyılda, daha ucuz yiyecek üreterek yüksek kârlar elde etmek isteyen büyük üreticilerin politikaları ve yeterli araştırma yapılmadan piyasaya sürülen tarım kimyasallarının etkisi ile gelişmiş toplumlarda sağlıkla ilgili yaygın sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Anneler olarak, çocuklarımıza yiyecek seçerken içerikleri sorgulamaktan yoruluyoruz. Bu sebeple ekimden sulamaya, hasattan işlemeye, paketlemeden hijyen kurallarının uygulanmasına kadar her alanda yiyeceklerin kalitesini, doğallığını ön plana koyan, okuyan, araştıran, sorgulayan çiftçilere ihtiyacımız var. Böylece, onların bizden önce bu konularda kafa yorarak doğrusunu araştırıp uygulamaya koyduklarından emin olabiliriz. Yeni nesil çiftçilik doğaya, insana ve çevreye duyarlı, sürdürülebilirliği ön plana koyan yeni bir anlayış ve yaklaşımı temsil ediyor." 

TÜRKİYE’NİN KUŞKONMAZCISI

Aslı Aksoy / Elibelnde Tarım Kurucusu

“2003 yılında ODTÜ İşletme Bölümü’nden mezun oldum, ardından Koç Üniversitesi’nde Executive MBA programını tamamladım. 13 yıl tekstil ve gıda sektörlerinde marka ve perakende yöneticiliği pozisyonlarında profesyonel olarak çalıştım. Profesyonel hayatımın son 4 yılını, İstanbul’da doğal ve organik ürünler üreten bir firmanın pazarlama müdürlüğünü yaptım. Egeliyim... Toprak, toprağına kök salmak, kendi memleketimde ticari değer yaratacak tarımsal bir üretim modeli, en büyük hayalimdi. Profesyonel olarak da meslek tercihim bu yöndeydi. Gıda sektöründe çalışırken New York’ta katıldığımız bir fuarda tanıştığım yabani kuşkonmazın kültüre alınmış çeşidinin lezzeti, sağlık üzerine mucizevi etkileri ve Amerika ile Avrupa’daki yaygın tüketimi ile ihracat potansiyelini gördüm. Sağlıklı beslenme bilincinin her gün daha çok yükseldiği ülkemizde, bu yeni sebze için yurt içi fırsatları karşısında kuşkonmaz her yönüyle, ben ne yetiştirebilirim sorumun yanıtı oldu. Önce 2.5 dönümde deneme üretimi yaptım. Bugün Muğla’nın Yeşilçam Köyü’nde Elibelinde markamızla, 7 kadının emeği ile organik tarım esaslarına göre üretim yapıyoruz. Bugün ise ülkemizin en büyük ikinci kuşkonmaz alanı olan 40 dönüm dikili alana ulaştık. 

ELİBELİNDE, KADINI SEMBOLİZE EDİYOR

Tarımsal üretimin arkasındaki dev gücü yani kadın emeğini, katma değerli bir ürünle markalaştırmak üzere yola çıktık. Elibelinde; kadın, kadın emeği, doğurganlık, üretim, verimlilik ve bereketin sembolüdür. Geleneksel motiflerimizden biri olarak, kilim ve halılardan da bilirsiniz. Aynı zamanda uğur, kısmet ve neşeyi, kendinden gayret alan kadını sembolize eder. Elibelinde; 7 çiftçi kadını, toprağa olan tutkumuzu, yaptığımız işi, organik üretime inancımızı, işimizi yaparken her sabah kalbimizden geçen dilekleri ifade ediyor. Kuşkonmazı, Avrupa standartlarında üretmeyi hedefliyorum. Yüksek kalite standartlarında verimliliğimizi artırabilmek, aynı zamanda kuşkonmazın ülke tüketimini artırıcı faaliyetler adına yapılacak henüz çok çalışma var. Ayrıca turşu, konserve, donuk kuşkonmaz gibi işlenmiş ürünler üzerine ilk üretimlerimiz başladı ve ilerleyecek. Esas hedef; iklim koşullarımızı avantaja dönüştürebildiğimiz bölgemizde, ihracata yönelik üretim hacimlerine ulaşmak. Bunu sadece kendim olarak değil, anlaşmalı üreticilik modeli ile daha çok kadını aktif üretime dahil ederek başarmayı hayal ediyorum. Bunun için de üretici olmak isteyenleri, özellikle kadınları tarlamızda ağırlıyor ve onlara düzenlediğimiz eğitimler, seminerlerle her aşamada yardımcı olmaya çalışıyorum. Genç arkadaşlarla üniversitelerde bir araya geliyor, tarlamızda gönüllü çalışmalara ve eğitimlere katılmaya çağırıyor, onlara da üretmeleri ve girişimci olmaları yönünde ilham verebilmek üzere çabalıyorum.

TARIMSAL ÜRETİMİN KALBİ 

Tarımsal üretimin kalbi olan kadınların güçlenmesiyle sektörde karar verici rolleri üstlenmeye başlaması, en çekirdek ölçekte üretimin ve aynı anda kırsal kalkınmanın ve nihayetinde ülkemizin geleceğinin ve kalkınmasının anahtarıdır."

'GERÇEK' FİNİKE PORTAKALI

Mete Apaydın / Portakal Bahçem Kurucusu

“Işık Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden mezun oldum. Her ne kadar İstanbul’da eğitim gördüysem de tüm tatillerimi ve yaz aylarını Finike’de geçirdim. İstanbul’daki eğitimimi tamamladıktan sonra da Finike’ye geri döndüm. Toprakla büyümüş biri olarak, bahçelerimizle ilgilenmeye başladım. Kariyer hedefimde, çiftçi olmak vardı. Bahçelerimiz, aile büyüklerimizden bize miras. Ailem, yaklaşık 100 yıldır çiftçilik yapıyor. Ben de en iyi bildiğim işi yapıyorum. Çiftçiliğimizle e-ticareti birleştirerek Portakalbahcem.com’u kurdum ve e-ticaret sektöründe faaliyet gösteriyoruz.
Finike’ye geri döndükten sonra bahçelerimizdeki ürünleri, İstanbul’daki arkadaşlarıma gönderiyordum, çok beğeniliyordu. Ne yazık ki, marketlerde ya da pazarlarda Finike portakalı diye satılan portakalların, oldukça büyük bir kısmı Finike’den değil. Türkiye’deki portakal üretiminin sadece yüzde 7 civarındaki tonajı Finike’den fakat pazarda satılan portakalların neredeyse yüzde 90’ı Finike portakalı diye satılıyor. Finike portakalı, Türk Patent Enstitüsü tarafından verilen Coğrafi İşaret Tescil Belgesine sahip. Ben de sulu ve kendine has aroması olan gerçek Finike portakalını ve diğer lezzetlerimizi Türkiye’de her yere ulaştırıyorum. 

GELENEKSEL YÖNTEMLERLE SATIYORUZ

Topraklarımızda tarım, pamuk ziraatı ile başlamış. Dedem, 70-80 yıl önce pamuk tarlalarını söküyor, yerine Rodos Adası’ndan geldiği söylenen portakal fidanlarını dikiyor. Zamanla portakal, limon, greyfurt ve mandalina cinslerinin üretimini yapıyor. Yaklaşık 30 yıl önce ise nar üretimine başladık. Dedelerimizin yıllar önce yaptığı satış şeklini değiştirip günümüz teknolojisiyle birleştirerek ürünlerimizi tüm Türkiye’ye pazarlıyoruz. Web sayfamızda; Finike’deki bahçelerimizde yetişen narenciye ve narları, bunlardan elde ettiğimiz reçelleri, kurutulmuş meyveleri, çikolata ve lokumları, nar ve limon sularını satıyoruz. Hepsi geleneksel yöntemlerle üretiliyor. Sezondaki meyveleri sipariş üzerine dalından topluyoruz ve hiçbir ek işleme tabi tutmadan kolilere yerleştirerek kargo ile gönderiyoruz. Kargonun teslim süresine de bağlı olarak 24 saat öncesinde dalında olan meyveler birçok müşterilerimizin sofrasına ertesi gün gelebiliyor. 

TARIM 4.0 YATIRIMLARI YAPIYORUZ

Hem üretim de hem de satış kanalımızda, teknolojiyi takip edip yatırımlar yapıyoruz. E-ticaret yönetim panelimizi özelleştirdik. Mobil uygulamamızı geliştiriyoruz ve yıl sonuna kalmadan açmayı planlıyoruz. Bahçelerimizde ise Tarım 4.0 yatırımları yapıyoruz. İklim koşullarını, toprak analizlerimizi, mevsimsel sulama programlarımızı kayıt altına alıyoruz. Böylelikle bahçemizle ve ağaçlarımızla iletişim kuruyoruz. Bahçelerimiz, önceden salma sulama yöntemi ile sulanırdı. Bu yöntemle tonlarca su, boşa gidebiliyordu. 20 yılı aşkın süredir su kaynaklarını daha verimli kullanmak adına tüm bahçemizi, damlama ve sprink sulama sistemleri ile suluyoruz. Paketleme alanımızda kullandığımız enerjiyi, güneş enerjisiyle sağlamayı hedefliyoruz."

İSTANBUL’DAN BODRUM’A MEDYADAN TARIMA...

Işıl Tan / Hatice Teyze Kurucusu

"Uzun yıllar boyunca, İstanbul'da medya ve PR sektöründe çalıştım; hatta özellikle PR konusunda sektörün en sözü geçen ve güvenilir markalarından birini kurdum ve yönettim. Ancak zaman içinde bazı kırılma noktaları oluştu. Çok uzun yıllar boyunca, tipik bir İstanbul iş kadını olarak çalıştıktan sonra heybeyi takıp köy köy dolaşan, oradaki teyzelerin emektar elleriyle yer sofrasını, mis gibi tarhanasını, kaşık kaşık bulgurunu paylaştığı bu kadına dönüşmeme neden olan farklı imtihanlar, sorgulayışlar, anlam aramalarla kariyerim faz değiştirdi diyebilirim. Metropol sokaklarında elimde ajandamla koştururken üstünden atladığım hayat derslerini, elimi toprağa daldırdığım anda, domatesi dalında kokladığım anda fark etmeye başladım. 'İyiliği çoğaltmak ve paylaşmak' manifestomu önce anlamak, sonra tamamlamak ve nihayetinde hayata katmak adına çıktığım bu yolculuğa ben 'büyüme hali' diyorum. Doğal yaşam ve sağlıklı beslenme alanına yoğunlaştıkça profesyonel iş hayatımdaki tatillerimi bu konuları araştırmaya yönelik gezilere çevirdim. İtalya, İspanya ve Yunanistan özellikle Türkiye’yi kapsayan 7 senelik bir araştırma ve eğitim sürecine başladım. Uzmanından ve yerinde görüp öğrenerek geçirdiğim bu süreç sonucunda, kendi coğrafyamızda modern donanım ve teknikleri geleneksel yöntemlerle birleştirerek üretim yapma kararı aldım ve tüm enerjimi ürünlerimi geliştirmeye adadım. Bu süreçte de Bodrum’a yerleştim, yeşil ve sakin bir hayat kurdum kendime. Ve ortaya ‘Hatice Teyze Doğal Ürünler’ çıktı. 

İNANDIKLARIMI İNADIMLA BİRLEŞTİRDİM

Dürüstçe söylemek gerekirse, kendimi tükettiğimi bilmeden, yılları iyi-kötü harcarken, bunları önemseyecek bir farkındalığım yoktu. Ancak bir noktaya geldim ve “Ben ne yapabilirim? Akıp giden yaşam nehrine ne katarım? Nasıl şeyler eklerim de kirletmeden, zaten iyi olanı çoğaltacak bir katkım olur bu yaşama?” diye düşünmeye başladım. Elbette ki yapacaklarım zamanla büyümeli, aynı zamanda beni ve başkalarını da büyütmeliydi. Galiba burada en önemli konu şu oldu; 'iyi olanı çoğaltmak'. Bir manifesto olarak 'iyi olanı çoğaltmak' ve 'kimsenin yapmadığını yapmak' kararlarını almasaydım, aslında kendimi başka yollarla tüketmeye gidecektim. Ama ben çok daha zor, çok daha ıssız, çok daha riskli olan yolu tercih ettim, sadece 'iyi olanı çoğaltmak'  için. İnandıklarımı, inadımla birleştirdim. 7 yıl Akdeniz kıyılarında yol aldım; özellikle İtalya, Yunanistan, en çok da her şeye rağmen, ana toprağım, baba ocağım memleketim Türkiye’de dolanıp durdum. Hatta kimi iş gezilerini araştırma gezilerine dönüştürdüm. Üstüne, boş gezmek yerine eğitilmem gerek diye düşündüğüm ve bilenin yanında çırak olmanın erdemine de inandığım için, farklı konu ve alanlarda eğitimler aldım. O aşama da hiç kolay olmadı, her saniyesinden zevk almadım, hep neşe, keyif yoktu. İşte o yollardan birinde, hani derler ya, “Her işte bir hayır vardır”... Benim de karşıma böyle çıktı açıkçası. Bir gün Roma’da gezinirken Sistine Chappel’e girdim. İçinde bütün duvarı kaplayan büyük bir gravür vardır; işte tam da o anda tanıştım 'iyi olanı çoğaltma' fikri ile. Orada cennet-cehennem tasviri vardı ve rehber bize “İnsanın hep aradığı genç, güzel ve sağlıklı olmaktır, bunu sol taraftaki cennet anlatır. Sağdaki cehennem ise bunun tersidir” dediğinde, bendeki fikir gebeliği bitti ve doğum başladı. Ben de, insanların daha sağlıklı olmaları, kendilerini daha genç ve güzel hissetmeleri için bir şeyler üretebilir miyim? sorusunu sordum kendime. Ve cevabı karşımdaydı: İyi olanı çoğaltmak, iyiliği çoğaltmak. Dolayısıyla 'insandan ve doğadan almaktan çok, insana ve doğaya vermenin peşinde olmak' kararıyla Bodrum’a yerleştim. Ve eşzamanlı olarak sağlık, güzellik ve gençliğe katkı yapabilmek için zeytinyağına odaklandım. Çok geçmeden sabun, reçel, tarhana, sirke, doğal ürün cipsleri ve diğerleri aramıza katıldı.

ANNELERDEN GELECEĞE AKTARIM YAPIYORUZ

Yeni neslin bilmediği lezzetleri o teyzelerden, annelerden geleceğe aktarıyoruz. Onların hafızalarındaki hasat, saklama ve üretim tekniklerini, sağlıklı ürünlere dönüştürüyoruz.  Bir hayat tarzı yaratmak ve bunun odağına sağlığı, keyfi ve lezzeti koyma fikri etrafında toplanarak oluşan Hatice Teyze markasında her ürünün en iyi yetiştirildiği bölgelere gidip, orada yaşayan kadınlarla beraber iş gücü yaratarak zengin ürün gamını oluşturuyoruz. Biz gittiğimiz her şehirde ordaki kadınlara iş imkanı da sağlıyoruz ama bütün sistemi kendimiz kuruyoruz, onların da endişe etmeden hem paralarını kazanmaları hem de doğru üretimi yapmalarını sağlıyoruz. 

YENİ NESİL ÇİFTÇİ BİLİNÇLİ OLMALI

Tüketicilerin farkındalık düzeyi git gide artıyor. Yeni nesil çiftçiler bilinçli olmalı… Doğal ürün kullanımı çok büyük bir trend ama bunu popülariteden çıkarıp bilinçli bir yaşam tarzına dönüştürmek için önümüzde hala uzun bir yol olduğuna inanıyorum. Burada altı çizilmesi gereken konu, bahçesinde herhangi bir ürün yetiştiren herkesin bunu doğal ürün olarak tanımlamasının yanlış olduğu… Ya da semt pazarına gittiğinizde “Abla bunlar organik” diyen satıcıya körü körüne inanmak, “Köyden Mehmet amca yolladı valla hakiki bal, zeytinyağı” denildiğinde hiç düşünmeden istemek. Biz, bu aşamada devreye giriyoruz; mevsimleri takip ediyor, ürünleri zamanında topluyor, ilaç kullanmıyoruz. Her ürün en iyi nerede yetişiyorsa orayı buluyor, toprak analizimizi yapıyor ve kendimize yöreden bir ekip kuruyoruz; böylece yerel tarıma ve yerel üreticilere de destek veriyoruz. Bu yüzden markamıza gözümüz gibi bakıyoruz. Yani hem 'iyi olanı çoğaltsın' hem eksik olanı, yetersiz olanı, yanlış olanı görsün diye… Gözümüzün yetmediği yer için de kulaklarımız var. Herkesi dinliyoruz, her öneriyi ve fikri önemsiyoruz, ardından da yapabileceğimiz ne varsa hayat geçirmeye çalışıyoruz."

GENÇLERİ TARIMA YÖNLENDİRMELİYİZ

Nazlı Uyanık Yıldız ve İbrahim Uyanık / Nebyan Doğal Kurucuları

“Ben Nazlı Uyanık Yıldız, Koç Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunuyum. London School of Economics’de Msc Management yüksek lisansı yaptım. Yaklaşık 10 senelik bir profesyonel çalışma hayatının ardından kardeşim İbrahim Uyanık ile Nebyan Doğal’ı kurduk. Kardeşim ise Koç Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu. 

Biz, Bafra’nın 700-800 metre yüksekliğinde kurulu Şahinkaya köyündeniz. Bölgemiz dağlıktır, ekonomisinin temeli yaylacılık üstüne kurulu hayvancılıktır. Köylüler sürülerini yazın yaylalara çıkarır, kar yağana kadar yaylada hayvanlarını otlatır, kışın ise alçak bölgelere indirerek hayvancılığa devam eder. Bu kültürün içinde büyüdük, akrabalarımızın sürülerinin peşinde yaylada yazlarımızı geçirdik. Yaylalarda 10 binlerce olan hayvan sürülerinin nasıl azaldığını, kaybolduğunu, insanların köyleri terk ederek şehirlere göç ettiklerine şahit olduk. Bu göçü durdurmanın tek yolunun bölgedeki hayvancılıkla bir ekonomik kalkınma modeli olduğunu biliyorduk. Bu kadar değerli ve sağlıklı bir et kaynağının kaybolmaması için başta kendi akrabalarımızla olmak üzere birlik olduk ve Nebyan Doğal’ı kurduk.

ÜRETİCİLERİMİZİ DESTEKLİYORUZ

Üretici birliği modelimizle, küçük ölçekli üreticilerimizle beraber hem küçükbaş hem büyükbaş yetiştiriciliği yapıyoruz. Üreticilerimizle sözleşmeli üretim yaparak onları destekliyor, denetliyor ve geliştiriyoruz. Bizim standartlarımızda üretim yapan üreticilerimiz satış ve tahsilatla uğraşları olmuyor. Sadece üretime konsantre oluyor. Üreticimiz, ne kadar üretirse o kadar kazanacağını biliyor, satış ve tahsilat kaygısı olmadan üretmeye devam edebiliyor.

KATMA DEĞERİ YÜKSEK ÜRÜNLERİMİZİ ÇOĞALTIYORUZ 

Tarım ve hayvancılık kısmımızda üretici sayımızı artırmak ve bölgemizi genişletmek için çalışıyoruz. Samsun, Ordu, Tokat ve Giresun bölgelerindeki üretici ve kayıtlı hayvan sayılarımızı artırmayı amaçlıyoruz. İstanbul-Çekmeköy’de yeni tesisimizin yatırımını bitirdik. Katma değeri yüksek ürünlere konsantre olduk. Katkısız şarküteri üretiminde, bu yıl ciddi bir bilgi birikimimiz oldu. Katma değeri yüksek ürünlerimizi çoğaltıyoruz. Ülke ekonomimizin temeli tarım. En büyük sorunumuz ise kırsaldaki yeni nesillerin tarıma yönelmemesi. Bizce yeni nesil çiftçi kırsaldan yetişmiş, tarımın bilimini de öğrenmiş, dedesinden aldığı kadim bilgiyle modern bilgiyi birleştirmiş, bilinçli şekilde eken biçen hayvancılık yapan çocuklar olmalı.”

BİZDE 'ESAS' PATRON, DOĞANIN KENDİSİDİR

Özden Akyıldız / Komşuköy Kurucularından

“Bilkent Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra reklam sektöründe çalışmaya başladım. 2008 yılında New York’tan kesin dönüş kararı aldıktan sonra Identity Istnbl isimli bir tasarım ofisi kurdum. Uzun yıllar, yerli ve yabancı bir çok firmaya tasarım hizmeti ve pazarlama desteği verdikten sonra 2014 yılında Oğulcan Atay ve Uğur Akyıldız ile şehirli insanlara online platform üzerinden kendi doğal besinlerini yetiştirebilme imkanı sunan Komşuköy’ü kurduk. Dünya genelinde, sağlıklı beslenmeye olan büyük ilgi ve iş modeli olarak gıdanın geleceğine duyduğumuz inanç bize ilham verdi. Şehirli çiftçiler hayal etmeye başladık. Hayalimizdeki bu insanlar, hem şehir hayatında aktif rol oynuyor hem de kendi ürünlerini en sağlıklı ve kolay şekilde yetiştirebiliyorlardı. Bugün Komşuköylülere baktığımızda bilinç düzeyi son derece yüksek, renkli ve keyifli bir kitle görüyoruz. Komşuköy’ü hem online’da hem de gerçek yaşamda birebir yaşanan tarım deneyimi olarak konumlandırıyoruz. Şehir insanlarının normal şartlarda bu deneyimin bir parçası olması günümüzde ne yazık ki pek mümkün değildi, Komşuköy kurulana dek. 

GENİŞ BİR SEÇKİ İLE TÜKETİCİYE ULAŞIYORUZ

İlk dönemdeki satışlarımız, bireysel kullanıcılarla gerçekleşti. Bir yıl sonra da kurumsal firmalardan talepler gelmeye başladı. Gerek müşterilerine Komşuköy’ün sağlıklı ürünlerini hediye etmek isteyenler gerekse de çalışanlarına nitelikli bir ayrıcalık sunmayı tercih edenler bizi tercih etti. Süre gelen bu 5 yılda, tüketici taleplerine dair bazı gözlemlerimiz oldu. Bunların başında, farklı coğrafyalardan ürün çeşitlerine, tek yerden ulaşma isteğiydi. Diğer yandan birçok iyi üreticinin de ürünlerini tüketici ile hak ettiği şartlarda buluşturamadığına şahit olduk. Tam bu noktada Komşuköy’ü bir adım öteye taşımaya karar verdik. Şuan tüm alt yapımız, sisteme dahil olan çiftçilerle daha geniş seçkide ürünlere kavuşmak isteyen tüketiciyi buluşturmak üzere geliştiriliyor. Bu, titizlikle yürütülmesi gereken yoğun bir süreç. Kalitemizden ödün vermemek adına bu sezon bireysel satışlarımıza ara verdik. Şuan için sadece kurumsal satışlarımız sürüyor. Öncelikle mevsiminde ve sağlıklı ürünlerle menülerini hazırlayan şeflerin tercihi olmaya başladık. Yakın bölgeden gelen ve bu sayede tazeliğini koruyan ürünlerle hazırlanmış tabaklar lezzette büyük fark yaratıyor. Ayrıca pazarda bulamadıkları ürünleri onlara özel yetiştirdiğimiz ve bu konuda Ar-Ge çalışmaları yaptığımız birçok müşterimiz var. 

KİMYASALDAN UZAK TARIM

Komşuköy’de GDO ve kimyasallardan uzak bir tarım uygulanıyor. Sadece organik sertifikalı gübreler kullanıyoruz. Kardeş bitkiler yöntemi ile de ekinlerimizi koruyoruz. Bu sayede bitkiler, tarım zararlılarına karşı birbirlerini koruyor." 

DOĞAYA ÖZLEMLE KURULDU

Işıl Artvinli / Misbahçem Kurucusu

“1984 Ankara doğumluyum. Yeditepe Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı mezunuyum. Ardından Milano’da IED Istituto Europa di Design Moda Pazarlaması ve İletişimi master’ımı tamamladım. İstanbul’a döndükten sonra pazarlama alanında birçok moda ve tekstil firmasında marka iletişimi ve pazarlama yöneticisi olarak çalışmaya devam ettim. 

Pazarlamada çalıştığım birçok başarılı projenin getirdiği mutluluğu ve tecrübeyi artık daha insanlara dokunur ve hayatın içinde bir iş yapmam gerektiğini düşündüğüm sırada, babam Mevlüt Artvinli’nin tarım konusundaki araştırmaları ve uygulamaları ilgimi çekti. Böylece sektör değiştirerek bir tarım markası kurmayı planladım. Türkiye’de ve dünyada, kocaman endüstrilerin hepimizi korkuttuğu, çocukluğumuzda dalından yediğimiz meyve ve sebzelerin, büyüklerimizin köylerde yaptığı katkısız ekmeklerin, salçaların ve marmelatların kokularını aradığımız bu son yıllarda babam, emeklilik hayalini gerçekleştirdi.  Özlediği köy hayatına, Beykoz-Cumhuriyet Köy’de 200 dönümlük bir araziyle adım atıyor. 2015’te artık beş yılını aşıp verimli yaşlarına gelen bahçemizin hasadını, ‘üreticiden doğrudan tüketiciye’ ulaştırmak ve bunu en iyi koşullarda nasıl yaparımın peşine düştüm. Çok iyi ölçüp biçtikten sonra, Acarlar Şirketler Topluluğu›nun yatırımı ile Misbahçem markasını kurduk. Mevsiminde çıkan meyve ve sebzeleri, dalından toplandığı gibi taptaze bir şekilde paketleyerek Türkiye’nin her yerine 48 saatte ulaştırmak için yola çıktık. Ve çiftliğimizi halka ve okullara açarak dalından meyve toplama etkinliklerimize başladık. 

TARIM TURİZMİ VE EĞİTİMLE FARKLILAŞIYORUZ

Amacımız; doğal, sürdürülebilir ve çevreye saygılı ve özenli üretimimizi, şeffaf iletişimle her daim sağlıklı ve organik gıdaseverlere ulaştırıp samimi bir aile ortamı kurmak. İyi tarım ve ilaçsız tarım prensiplerini ilke edinerek, bal arılarıyla tozlaşmayı sağlayarak meyve ve sebze üretimi yapan bahçelerimizin 9’uncu yaşı, markamızın 4’üncü yaşında bunu başarabilmek ekibimizi guru verirken daha iyisini yapmak için motive ediyor. Dijital platformdan tanınan Misbahçem Çiftliği, hafta sonları doğayı özleyenlerin ziyaret ederek dalından meyve topladığı, sezonluk sebzeler ve katkısız-ev yapımı besinleri mağazamızdan alıp, doğada güzel bir gün geçirdikleri bir mekan haline geldi. Misbahçem aynı zamanda tarımla ilgilenen kişilere verdiği budama, iyi tarım ve organik tarım dersleriyle tarım sevdalılarına, hafta içi her gün okullardan gelen öğrencilerimizle meyve, sebze toplayıp, fide, fidan dikme; tarım atölyeleri yaptığımız bir akademiye de dönüştü. Biz İstanbul’a yakın konumumuzu doğru kullanıp, tüketiciye uzaktan aldıkları ürünleri, gelip yerinde görme, dokunma, toplama ve uygulama tecrübesi sağlayarak farklılaşıyoruz. Markamızı, tarım turizmi ve eğitimle birleştirerek farklılaştırıyoruz."