Hayatımıza renk katan gıdalar, uygun ham maddelerden uygun şekilde üretilmediğinde veya uygun şekilde depolanmadığında ya da uygun şekilde pişirilip saklanmadığında ve de uygun şekilde servis edilmediğinde bütün keyfimizi kaçıracak ciddi sağlık sorunlarına neden olabilirler. İşte gıda güvenliği bu nedenle var. Gıda güvenliği, gıdaların tarladan çatala insan sağlığını bozmayacak şekilde gelmesini sağlayan önlemler bütünü anlamına geliyor. Gıda güvenliğinin en önemli unsuru, sorunların çıkmaması için her türlü olası tehlike kaynağını önceden öngörüp değerlendirilerek gerekli önlemleri zamanında almaktan geçiyor. Bu konu detaylı bir şekilde standardize edilmiş olup HACCP (Hazard Analysis Critical Control Points) sistemi şeklinde gıda sektöründe uygulanmaktadır.
BAKANLIK İZİNLİ İŞLETMELERİN ÜRETTİĞİ AMBALAJLI ÜRÜNLER TÜKETİLMELİ
Gıda güvenliğinde en hızlı etkisini gösteren sorunlar mikrobiyolojik olanlardır. Mikrobiyolojik açıdan sorunlu bir gıdayı tükettikten 1 saat sonra bile gıda zehirlenmesi ile karşı karşıya kalabilirsiniz, konu hastalık yapıcı patojen bakterilerin toksinleri olduğundan bu toksinler çok hızlı bir şekilde kusma ve diyare şeklinde etkisini gösterebilirler. Bu tip mikrobiyolojik kaynaklı gıda hastalıklarından korunmak için et ürünleri, süt ürünleri ve su ürünleri gibi yüksek protein içeren riskli gıdaları çok iyi pişirmek, çiğ gıdadan pişmiş gıdaya her türlü teması önlemek ve gıdaları uygun sıcaklıklarda saklamak gereklidir. Bu önlemleri almayan ve hijyenik olmayan yerlerden alışveriş yapmamalısınız. Gıda alışverişlerinizde etiketinde kimin, nerede, ne zaman ürettiği belli olan ve Tarım ve Ormancılık Bakanlığı'ndan izni olan işletmelerin ürettiği ambalajlı ürünleri tüketmeye özen göstermeli, bu ürünleri güvendiğiniz satış noktalarından satın almalısınız.
VERİMLİ VE REKABETÇİ ÜRETİM İÇİN KÜÇÜK İŞLETMELER BİRLEŞMELİ
Ülkemizde gıda güvenliğinin sağlanmasındaki en önemli temel sorunlarımızdan biri; hem tarımsal üretimde hem de gıda üretiminde çok sayıda küçük işletmenin olması... Küçük işletmelerde uzman personel istihdamı ve belli gıda güvenliği standartlarında üretim yapmak ve kaynak ayırmak sıkıntılı olabiliyor. Küçük arazilerde ve çiftliklerde veya küçük üretim tesislerinde verimli ve rekabetçi üretim yapmak çok zor. Bu tip küçük işletmeler ayakta kalmakta bile zorluk çekerken, gıda güvenliğine yatırım yapmaları pek mümkün olamıyor. Ülkemizde küçük üreticilerin birleşmesine veya kooperatifleşmesine daha fazla imkan tanınmalı, bu konuda devlet destekleri sağlanmalı. Küçük işletmeleri güçlü hale getirecek ve gıda güvenliğinde onları ileriye götürecek başarı hikayelerine ihtiyacımız var. Bu stratejik konunun üzerine kesinlikle eğilmemiz gerekiyor.
SEBZE VE MEYVE İSRAFTA BAŞI ÇEKEN GIDALAR
Diğer taraftan ne yazık ki araştırma sonuçlarına göre üretilen tüm gıdaların yaklaşık 1/3'ü çöpe gidiyor. Sebze-meyve israfta başı çeken gıdalar, ancak gittikçe artan miktarda yemeğin de hem restoranlarda hem de evlerde çöpe gittiğini görüyoruz. Özellikle ekonomik açıdan sıkıntılı günlerden geçtiğimiz bu dönemde bu konunun üzerine daha ciddiyetle gitmek artık zorunlu bir hale geldi. Gıda kaybı, yalnızca küresel olarak yüksek düzeyde maliyet ve kaynak kaybına yol açan bir sorun olmakla kalmıyor; aynı zamanda bu gıdanın üretilmesi için kullanılan suyun, gübrenin, zirai ilaçların ve enerjinin de çöpe gittiğini, çevrenin boş yere kirletildiğini ve bu kaynak yokluğunda kaynakların da israf edildiğini göz ardı etmememiz gerekiyor. Burada sürdürülebilir gıda üretimi ve tüketimi kavramı önümüze çıkıyor.
Küçük işletmelerde uzman personel istihdamı ve belli gıda güvenliği standartlarında üretim yapmak ve kaynak ayırmak sıkıntılı olabiliyor. Ülkemizde küçük üreticilerin birleşmesine veya kooperatifleşmesine daha fazla imkan tanınmalı, bu konuda devlet desteği sağlanmalı
TÜKETİCİLERİN YÜZDE 70'İ STT VE TETT ARASINDAKİ AYRIMI BİLMİYOR
Özellikle ürün etiketlerindeki raf ömrü konusuna dikkat çekmek istiyorum. Henüz yenilebilecek durumda iken sadece Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT) geçtiği için çöpe atılan gıdaları çöpe gitmekten kurtarmak gerekiyor. Gıda güvenliği, yani işin sağlık yanı ile gıdanın duyusal kalite özellikleri farklı şeyler. Gıdanın güvenliği ile ilişkili olan Son Tüketim Tarihi (STT) çok önemli ve STT'si geçen ürünler asla tüketilmemeli, ancak gıda güvenliği riski olmayan bisküvi, şeker, un, makarna, çay gibi ürünleri sadece TETT'si geçmiş diye çöpe atmak çevresel yönü de olan büyük bir israf. Derneğimizin yaptığı bir kamuoyu araştırması sonucuna göre tüketicilerin yüzde 70'i STT ve TETT arasındaki ayrımı bilmiyor ve bu nedenle de tüketicilerin yüzde 72'si, henüz yenilebilecek durumda olan gıdaları maalesef çöpe atıyor. GGD olarak TETT'si geçen ürünleri tüketicilerin duyusal olarak kontrol ettikten sonra tadında kokusunda bir sorun yoksa tüketmesini; hem gıda israfının önlenmesi, hem de çevresel sorunların önlenmesi anlamında destekliyoruz ve hem perakendecide, hem restoranlarda, hem de evlerde gıda israfını önlemede önemli katkısı olacağına inanıyoruz.
TAKLİT, TAĞŞİŞ VE GIDA SAHTECİLİĞİ
Öte yandan son dönemde halk sağlığını en çok tehdit eden konulardan biri de gıda sahteciliği. Gıda sahteciliği aynı zamanda tüketici olarak hepimizin cebinden çalınan bir para anlamına geliyor, yani aldatılıyoruz. Tarım ve Ormancılık Bakanlığı gıdada taklit ve tağşiş konusunda denetimler yapıyor ve gıdada taklit ve tağşiş yapan üreticileri ve/veya bu tip ürünleri satan firmanın adı, ürün adı, markası, parti ve/veya seri numarasını Bakanlık resmi internet sitesinde teşhir ediyor. Bu uygunsuzlukların kamuoyuna duyurulması önemli bir gelişme. Ancak bu uygulamanın usul ve esasları yazılı hale getirilerek uygulanan yöntemin sistematik bir hale getirilmesi gerekiyor. Diğer taraftan bu duyuruların hile ve tağşişin yanı sıra patojen mikroorganizmalar, mikotoksinler, ağır metaller ve diğer toksik maddelerle ilgili de yapılması bizleri bir adım ileriye taşıyacak. Ayrıca kayıtdışı ürünlerin de resmi numune alımları sırasında alınarak uygunsuz sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılması suretiyle tüketicilerin kayıtdışı ürünlerdeki hileleri ve riskleri görmesinin sağlanması büyük önem taşıyor. Aksi taktirde tüketicide sanki bütün olumsuzluklar markalı ve ambalajlı ürünlerdeymiş o halde kayıtsız ürünleri tüketmekte bir zarar yok algısı uyanmaktadır.