USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN ONS

-
-%

ALTIN GR

-
-%

Koray Malhan

Tüm Yazıları
1.07.2023 14:35:00

TASARIM, İNSAN VE DOĞA ETKİLEŞİMİ

Dünya genelindeki tasarım yaklaşımına bakıldığında son yıllardaki en kritik değişimleri, pandemi sürecindeki yaşanan gelişmelerin belirlediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu dönemde yaşananlar bizlere aslında elimizdeki yapı stoklarının da ne kadar sorunlu olduğunu göstermeye yaradı. Onlarca katlı gökdelenlerde, penceresi bile açılmayan katlarda, temiz havanın ve güneş ışığının tam olarak girmediği ortamlarda çalışan bir kitle, bu süreçte işe bile gidemeyecek hale geldi. Uzaktan çalışmanın aslında imkansız olmadığını da deneyimledik. Kurgulanan çalışma alanlarının temel eksiklerini de görmüş olduk, sonuçta öğretici bir süreç olduğunu kabul etmek gerekir. Bu dönemin sonunda, çalışma ortamlarına yepyeni bakışları da bulmak mümkün, hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmeye çalışan yapıları da.

YENİ TASARIMLAR ŞEKİLLENİYOR

Önümüzdeki döneme yön verecek yaklaşımlar da işte bu sürecin sonunda ortaya çıkan yeni düşünme ve önerme biçimleri ile şekillenmeye başladı. "Ofislerin sonu geldi, artık herkes evden çalışacak" yaklaşımını da görebiliyoruz. "Ofisler değişmeli, eski ofislerde tekrar hayata devam etmek artık zor, bu dönüşümü konuşmamız gerekir" diyen yaklaşımı da. Evden çalışma yerine, mekan bağımsız çalışma terimi daha çok taban kazandı diyebiliriz. Yani kamusal alanlar dahil, bir çok ortak alan, artık çalışma mekanları olarak görülmeye başlandı. Bu gelişimi gören markalar da buna göre tasarımlarını ve ürün portfolyosunu yönlendirmeye başladı. Bu dönem sonrasında, dış mekan kullanımlarının inanılmaz bir hızla artışa uğradığını gözlemlemek mümkün. Her fırsatta dışarıya mobilya atıp, dış mekanı kullanışlı hale getirmeye çalışan yeni bir kültür doğuyor. Doğa ile daha fazla iç içe yaşayabilmek, Covid-19 kapanmaları sürecinde en çok özlediğimiz açık havayı doyasıya hayatımıza katmak, önümüzdeki dönemin belirleyici unsurlarından biri olacak.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK 'TUTKU' OLMALI

Bununla birlikte sürdürülebilirlik hem ürün kullanım ömrünün uzaması hem ürünlerde kullanılan malzemelerin geri dönüştürülebilmesi veya dönüştürülmüş hammaddelerden seçilmiş olması hem de üretim süreçlerinde temiz enerji kullanımının artması da bu dönemin en önemli kriterleri haline geldi. Tasarımcıların da markaların da bu konuyu, bir pazarlama amaçlı vitrin kurtarma metodu olarak değil, gerçek ve samimi bir kabul ile ve hatta tutku ile yaptıkları her işin temelinde konumlandırmaları gerekir. Evrensel kabullerin çerçevesine oturmayan, yerel fırsatları değerlendirme temelli bütün yaklaşımlar sadece kısa vadeli değil; aynı zamanda rekabet etme adına global anlamda hiçbir büyümenin parçası da olamayacak. Dünyadaki çok sayıda marka hem konumlanmasını hem de ürün portfolyosunu, bu yeni gerçeklikler çerçevesinde tekrar planlıyor ve gözden geçiriyorken hiçbir şey olmamış gibi, yakın geçmişte yaptığı her şeyi aynen yapmaya devam eden markalar pazardaki konumlarını giderek kaybediyor olacak.

ÖĞRENEN ORGANİZASYON OLMAK GEREKİYOR

Markaların gelişmesi önem kazanan bir başka yönü de sadece kendini anlatmak değil, kullanıcıları da dinlemek üzerine beceriler geliştirebilmek. Eskisi gibi ürünü tasarla, endüstriyel anlamda çoklu üretime al, genel yayın organlarında tanıt ve sat diye özetleyebileceğimiz süreç artık geçerliliğini yitirmiş durumda. İletişim sadece kendini anlatmak için değil; aynı zamanda kullanıcıları, deneyimlerini samimiyetle dinlemek ve bu konuda kendini acımasızca eleştirerek dönüştürebilmek için de önemli. Ancak bu prensiplere dayalı bir yapı sayesinde öğrenen bir organizasyon kurgusundan bahsetmek mümkün olur ki geleceğin markalarının yolunun da bu çizgiden geçtiğini söyleyebilirim.

YENİ NESLİN TALEPLERİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMALI

Yine eski kültüre yaslanan; ekonomik ürünler üretebilmek için yaşam döngüsü çok kısa bir sürede kısıtlı olan ürünleri piyasaya sürmek artık yeni neslin talep ve beklentileri ile örtüşmemekte. Özellikle Alpha nesli, aldığı bir spor ayakkabıda bile ne kadarının dönüştürülmüş olduğuna dikkat ediyor ve seçenekleri arasında bu konudaki en gelişmiş ürünü, belki de tasarımından bile bağımsız olarak tercih edebiliyor. Bu da aslında, üretici ve tasarımcıların malzemeye, tasarım süreçlerine, üretim adımlarına ve hatta lojistik kararlarına tekrar tekrar bakmalarını ve bu konuda devamlı süreç iyileştirme adımlarını günlük hayatın parçası haline getirmelerini gerektiriyor.

SÜREÇLERİ YENİDEN KURGULAMALIYIZ

Tasarım artık sadece bir ürünü düşünmek değil; bütün bir süreci göz önüne getirmek, irdelemek, sorgulamak ve yeniden kurgulamak zorunda. Bu gerçek üreticileri olduğu kadar tasarımcıları da bağlıyor. Bu gerçekler dünyada olduğu kadar ülkemiz için de önemli ve gerekli temel unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Umarım ki önümüzdeki dönem, dünyamızı sanayinin artıkları ile devasa bir çöp evinde çevirmediğimiz yepyeni bir anlayışa olanak sağlasın.

"Evrensel kabullerin çerçevesine oturmayan, yerel fırsatları değerlendirme temelli bütün yaklaşımlar sadece kısa vadeli değil; aynı zamanda rekabet etme adına global anlamda hiçbir büyümenin parçası da olamayacak"