
Dijitalleşme ve otomasyon tarafındaki veriler de bu tabloyu destekliyor. Tüm bu veriler bir arada okunduğunda, Türkiye'de dönüşümün kaçınılmaz olmasından çok, doğru yönetildiğinde güçlü bir rekabet avantajına dönüşebileceği görülüyor.
1. McKinsey'nin Türkiye için hazırladığı Future of Work çalışmasına göre, mevcut teknolojilerle Türkiye'de yapılan işlerin yaklaşık yüzde 50'si otomasyon potansiyeli taşıyor.
2. Mevcut mesleklerin yüzde 60'ında ise görevlerin en az yüzde 30'u otomasyona uygun durumda. Bu, dönüşüm alanının ne kadar geniş olduğunu gösterirken, aynı zamanda çoklu yapılar için ciddi bir verimlilik ve hız fırsatı anlamına geliyor.
3. 2030'a kadar otomasyon ve yapay zeka etkisiyle 7.6 milyon işin dönüşmesi, buna karşılık 8.9 milyon yeni işin ortaya çıkması bekleniyor.
4. Bu süreçte 21 milyondan fazla çalışanın yeni yetkinlikler kazanması gerekecek.
5. Çoklu yapıyı yöneten holdingler açısından bu tablo, yalnızca bir risk alanı değil, insan kaynağını grup genelinde yeniden konumlandırma ve yetenekleri farklı iş kolları arasında daha esnek kullanabilme fırsatı anlamına geliyor.
DİJİTAL ALTYAPI VE İNOVASYON TEK BAŞINA YETMİYOR, ÇEVİK YÖNETİM FARK YARATIYOR
Çoklu yapıyı yöneten holdingler için çeviklik, küçük şirketler gibi davranmak anlamına gelmiyor. Aksine, büyük yapının içinde küçük ve hızlı hareket edebilen alanlar yaratmak anlamına geliyor. Merkezi strateji korunurken, uygulamanın sahada hızla hayata geçmesi sağlanıyor. Denemeler kısalıyor, işe yaramayan modeller erkenden eleniyor, başarılı olanlar grup genelinde yayılıyor. Türkiye'de de çevik yönetim anlayışı, dijital altyapı ve inovasyon kültürüyle birleştiğinde çoklu yapı yavaşlayan bir organizasyon olmaktan çıkıyor. Holdingler, değişen pazar koşullarına daha hızlı uyum sağlayabilen yapılara dönüşüyor.