USD

-
-%

EUR

-
-%

GBP

-
-%

ALTIN GR

-
-%

BIST 100

-
-%

Sektörler

Yayın Tarihi:28 Ocak 2026 11:38

ESG sonrası dönemde şirket olmak

Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melsa Ararat, "Türkiye hem finansal hem de beşeri sermaye açısından aynı anda zor bir dönemden geçiyor. Borç sermayesine erişim sınırlı ve pahalı, beyin göçü ise şirketleri giderek daralan bir yetenek havuzuna mahkûm ediyor. Bu tablo karşısında şirketlerin paydaş yönetimini ve kurumsal sorumluluğu merkeze alması kaçınılmaz hale geliyor" diyor.

ESG sonrası dönemde şirket olmak

Türkiye ekonomisinin çoklu kırılganlıkların aynı anda derinleştiği bir döneme girdiği görülüyor. Finansal koşulların sıkılaştığı, sermayeye erişimin zorlaştığı bu süreçte, şirketler hem yüksek maliyetli borçlanmayla hem de daralan yetenek havuzuyla karşı karşıya kalıyor. Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melsa Ararat, Türkiye'nin hem finansal sermaye hem de beşeri sermaye açısından zor bir dönemden geçtiğini söylüyor. Şirketlerin başlıca finansman kaynağı olan borç sermayesine tüm şirketlerin erişemediğini vurgulayan Ararat, erişim sağlanabilse dahi borçlanma maliyetlerinin oldukça yüksek olduğuna dikkat çekiyor.

Ararat'a göre son on yılda giderek hızlanan beyin göçü, Türk şirketlerini büyük ölçüde vasat bir yetenek havuzuna mahkûm ediyor. Avrupa'da Türkiye kökenli orta düzey ve üst düzey yöneticilerde ciddi bir artış yaşandığını belirten Ararat, bu tablonun Türkiye açısından yapısal bir insan kaynağı sorununa işaret ettiğini ifade ediyor.

AKADEMİDE KALİTE DÜŞÜŞÜ, GELECEKTE YETENEK KRİZİNİ DERİNLEŞTİRİYOR

Sorunun yalnızca özel sektörle sınırlı kalmadığını dile getiren Ararat, akademide de ciddi bir sorunla karşı karşıya olunduğunu söylüyor. Öğrenci ve akademisyen kalitesindeki ortalama düşüşün, önümüzdeki dönemlerde şirketler için önemli bir yetenek sorunu yaratacağına dikkat çekiyor.

Bu çerçevede işgücünün çeşitlenmesinin kritik önem taşıdığını vurgulayan Ararat, farklı ülkelerden yeteneklerin işgücüne katılmasının sürdürülebilirlik stratejisinin bir parçası olmak zorunda olduğunu belirtiyor. Şirket kültürlerinin bu çeşitlenmeyi desteklemesi gerektiğini ifade ediyor.

Türkiye finansal ve insan sermayesi sorunlarıyla uğraşırken, küresel ölçekte de kritik bir döneme giriliyor. Ararat, COP30'da tarafların mevcut gidişata bakarak sera gazı emisyon azaltım ve sınırlama stratejileriyle küresel ısınmayı 1,5 derecenin altında tutmanın mümkün olmadığını saptadığını aktarıyor.

Bu saptamanın, azaltım yerine küresel ısınmaya uyum sağlama (adaptasyon) stratejilerinin finansmanını öne çıkardığını belirten Ararat, adaptasyonun bilim ve teknolojide atılımları desteklese de yapay zeka ile birlikte katlanarak artan yeni sosyal sorunlar yaratacağını söylüyor. Bu ortamda üretimin ön koşulu olan işyerinde barışı sağlamanın kolay olmayacağını vurguluyor.

JEOPOLİTİK RİSKLER ZİRVEDE, ŞİRKETLERE YÜKLENEN SORUMLULUK ARTIYOR

Tüm bu gelişmelerin jeopolitik risklerin tepe yaptığı ve silahlanma yarışının hızlandığı bir küresel peyzajda yaşandığını belirten Ararat, uygulama ile iç içe çalışan bir yönetim bilimleri akademisyeni olarak şirket davranışlarını ve işletmelerin yönetişim pratiklerini içeriden gözlemlemeye çalıştığını ifade ediyor.

Dünya genelinde hükümetlerin yönetme kapasitesine ve kurumlara olan güvenin aşındığını söyleyen Ararat, vatandaşların bu boşluğun finansal olarak giderek güçlenen özel sektör şirketleri tarafından doldurulmasını talep ettiğini belirtiyor. Özellikle illiberal demokrasilerde vatandaşların bir yandan devlete yabancılaşırken, diğer yandan çalışan, yönetici, müşteri, tedarikçi ve sivil toplum aktörü olarak şirketleri daha fazla sorumluluk almaya zorladığını ifade ediyor.

Ararat'a göre 'corporation' kelimesinin Türkçe karşılığının 'şirket' olmasına rağmen dilimize 'kurum' olarak yerleşmesinin ardında kısmen bu ikame talebi bulunuyor. Bu nedenle şirketlerin önümüzdeki dönemdeki en önemli meselelerinden biri paydaş yönetimi oluyor.

Farklı paydaşların farklı ve zaman zaman birbiriyle çelişen talepler öne sürebileceğini vurgulayan Ararat, başarılı bir paydaş yönetiminin ilk koşulunun paydaş taleplerini dengelerken şirket stratejisini ve değerlerini esas almak ve ahlaki üstünlüğü korumak olduğunu söylüyor.

Ararat, şirket yönetmenin bugün her zamankinden daha fazla entelektüel derinlik, jeopolitik riskleri anlama becerisi, yapay zekâ ve teknolojik gelişmeleri yakından takip etme, bilinmezleri hesaba katan bir vizyon ve sağduyu gerektirdiğini ifade ediyor.

Şirketlerin yalnızca bilim ve teknoloji alanında yaratıcılığa değil, sosyal ve etik alanda da bugüne kadar karşılaşmadıkları sorunları ele alacak ahlaki olgunluğa ve 'moral imagination' olarak tanımladığı hayal gücüne ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Geçmişin etik kodlarının bu yeni dönemde yol gösterici olmayacağını belirtiyor.

ESG GENİŞLİYOR, YENİ KISALTMALAR TARTIŞILIYOR

Akademik ve uygulama alanlarında ekonomik, çevresel ve yönetişim performansına ilişkin ESG çerçevesinin genişlediğine dikkat çeken Ararat, yeni kısaltmaların gündeme geldiğini söylüyor. Kimilerinin ESG+G (jeopolitik), kimilerinin ESG+P (politik) yaklaşımını benimsediğini, bazı çevrelerin ise ESG'yi çevre ve etik kriterleri merkeze alacak şekilde yeniden yorumladığını aktarıyor.

ABD'de Trump döneminde ESG'ye yönelik düşman politikaların ise çok daha derin bir tartışmayı tetikleyerek geri teptiğini belirten Ararat, akademik çevrelerin yeni dünya düzeniyle uyumlu bir şirket hukuku çerçevesini tartıştığını ifade ediyor.

Ararat'a göre şirketlerin 2026 yılında atacakları en kıymetli adım, 2026 genel kurulunda aday gösterecekleri yönetim kurulunu bu küresel eğilimleri dikkate alarak belirlemek olacak. Etkin, yetkin, daha genç; farklı görüşlere ve hararetli tartışmalara alan açan ancak ortak değerlere yaslanarak hızlı karar alabilen bir yönetim kurulunun önemine işaret ediyor.

Bu yapının merkezinde ise cesur, girişimci, risk alan ancak hesap verebilir bir CEO'nun bulunması gerektiğini vurguluyor. Ararat, şirketlerin rekabeti zedeleyen kestirme yollardan uzak durarak, yolsuzluklara sıfır tolerans göstererek, fikir özgürlüğü ve insan haklarının hayata geçirildiği bir işyeri kültürü yaratarak ESG'yi yeni döneme uyarlayabileceğini söylüyor. Ancak şirketlerin sorumluluğuna aşırı bel bağlamanın ve devletin rolünü arka plana itmenin, paydaşlara orta vadede fiilen zarar verebileceğini de unutmamak gerektiğinin altını çiziyor.

(Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melsa Ararat)
EN ÇOK OKUNANLAR