PİYASALAR
Murat Yeşildere
[email protected]

Korona günlerinde yaşamak

Tedirgin bekleyiş devam ediyor ama yapılan iletişim ile aktarılan mesajları değil de bilinçsiz önyargılarımız ile filtrelediğimiz mesajları tartışmaya, düşünmeye ve konuşmaya devam ediyoruz.

‘Kolera Günlerinde Aşk’, Gabriel Garcia Marquez’in 1985 yılında yazdığı ve hatta ona Nobel Edebiyat Ödülü kazandırdığı iddia edilen önemli romanının adı. “Hiçbir şey, ölümünden daha çok benzemez insana” demiş Marquez. Bugün dünyanın her coğrafyasını derinden etkileyen Koronavirüsü’nü yorumlamaya çalışırken Marquez’in bu cümlesini hatırlıyorum. Aslında dünyanın her yerinde insanlar aynı virüsten etkileniyor ve maalesef bazıları da ölüyor. Ama ölümlerini ve yaşadıkları hikayeleri birbirinden farklı olarak duyuyor ve dinliyoruz. Ama asıl farklı olan; hikayeler ve o hikayelerin anlatılış ve anlaşılma biçimi. 

İLETİŞİMİN EVRİLEN TANIMI

Gözünüzün önüne yaklaşık 100 gün önce bu illet virüsün ilk olarak Çin’i vurduğu günleri getirin. Uluslararası haber bültenleri virüsü ve ölümleri raporlarken; biz ölümlerden daha çok Çin ekonomisinin, küresel Gayrısafi Milli Hasıla’nın yüzde15’ine doğrudan yaptığı katkıyı konuşuyorduk. Çin’in Korona ile mücadelesinin küresel tedarik zincirine olan etkisini ve bu durumun Korona ile birlikte mahallemizdeki dükkana ya da mağaza raflarına ürün gelmesi sürecini nasıl tetikleyeceğini düşünüyorduk. Ya da Wuhan şehrinde Çin’in ‘günler’ içinde yapmayı başardığı binlerce yataklı hastaneyi konuşmaya başladık. Ne Çin’in küresel ekonomik etkisi ne de son hızla yaptığı hastaneler, ülkenin dünyayla paylaştığı basın bültenleri ile gelmedi gündemimize… Çin’in ‘kurumsal iletişim’ politikasının parçası ya da stratejisinin merkezinde olduğu için de gelmedi. Beynimiz, fazla düşünmeye dahi gerek duymadan seçti bu başlıklara odaklanmayı. Aslında bu örnek dahi iletişimin evrilen tanımını bir kez daha gösteriyor bize. İletişim, artık bireyin ya da kurumun verdiği ya da vermek istediği mesaj anlamına gelmiyor. İletişim giderek verilmek istenen mesajın hedef kitle için bile değil, o mesajın ulaştığı kitle tarafından nasıl yorumlandığını ve algılandığını gösteriyor. İşte bu yüzden Koronavirüs birkaç hafta boyunca Çin’deki ölümler ile değil; “Bize etkisi olur mu?” kısmı ile gündemimize yerleşti. 

GERÇEK MESAJI ALGILAMAK ZORUNDAYIZ

Aynı virüs İtalya’ya ulaştığında, o ülkedeki Türk öğrencilerin ne olacağını konuştuk. İran virüs ile sarsıldığında binlerce ölümü değil, sınırlarımızdan içeri girebilecek enfekte insanları konuştuk. Dünyayı dolaşan aynı virüsün her ülkede bize dokunabilecek bir tarafını düşünüp, konuşarak mart ayı başına ulaştık. Tedirginliğimiz artsa da hayat tarzımızı değiştirmeye, Korona ile yaşamanın anlamını düşünmeye ya da konuşmaya ihtiyaç duymadık. Virüs sınırlarımıza dayanıp, dört bir tarafımızdaki ülkeler de ‘enfekte’ olduklarını açıkladığında dahi Korona günlerini değil; Sağlık Bakanlığı’nın şeffaf iletişim yapıp yapmadığını tartıştık. Bugün yüzlerce vaka ile karşılaştığımızda dahi iletilen mesajları (#EvdeKalTürkiye) değil, beynimizin bize hükmettiği şeyleri tartışmaya devam ediyoruz… Huzursuz, tedirgin bekleyiş devam ediyor ama yapılan iletişim ile aktarılan mesajları değil de bilinçsiz önyargılarımız ile filtrelediğimiz mesajları tartışmaya, düşünmeye ve konuşmaya devam ediyoruz. Marquez; “Felaketlerde aşk daha yüce, daha soylu olur” demiş. Ama en az aşk kadar gerçek olan ölümü de ‘kendi kararlaştırdığı bir şey değilmiş de, amansız bir yazgıymış gibi’ kabul ettiğimiz sürece ‘gerçek mesajı’ alamadan, düşünemeden ve konuşamadan öleceğiz. Hep o yapılan iletişimi anlayamayan, doğru yorumlayamayan ‘beynimiz’ yüzünden…