PİYASALAR
Abdulkadir Karagöz
[email protected]

Üniversitelerin nitelikli insan kaynağındaki rolü

Bilginin üretilmesi, üretilen bilginin hayata dokunması, toplumsal fayda oluşturması, katma değerli üretim ekosisteminin oluşması, eğitim sistemimizin birincil yükümlülüğüdür. Bu da ancak kurumlarımızın en kıymetli çıktısı ‘insan’ ile olur...

Bir ülkeyi güçlü kılan, teknoloji ve savunmadaki gücü değil; o teknoloji ve savunmayı geliştirecek ‘insan kaynağı’dır. Yani bir gücü elde bulundurmak tam bağımsızlık, sürdürülebilir başarı ve mutlak zafer için kâfi değildir. Aslolan o çıktıyı üretecek beyinlere, ekosisteme, farkındalığa ve motivasyona sahip olmaktır. Bağımlılık ise teknolojiyi geliştirecek insan kaynağını yetiştirmek yerine sadece kısa vadeli çözümler üreterek günü kurtarma çabasıdır. Günümüzde, bu bakış açısı üzerinden devletlerin ekonomik, iktisadi-sosyal bütünlüğü ve bağımsızlığını okumak mümkündür. Daha önce iş dünyasında sıklıkla karşılaştığımız vaka ve sorunları defaatle yazmıştık. Bu çalışmalarımızda birey üzerine odaklanmış, kişinin kendi yetkinliklerini geliştirebileceği alanlara ve yöntemlere değinmiştik. Peki, bireylere bu alanı açan, ekosistemin oluşmasında kilit fonksiyonu olan eğitim kurumlarımıza ne gibi yükümlülükler düşüyor? 

EĞİTİM İÇERİĞİNİN SALT TEORİK KONSEPTTE SUNULMASI, NİTELİKLİ İNSAN KAYNAĞI İHTİYACINI KARŞILAMAK İÇİN YETERLİ DEĞİL

Ülkemizde son 16 yılda eğitim alanında da ciddi atılımlar ve yatırımlar gerçekleştirildi. Bu çalışmalar, Türkiye genelinde fiziki koşulları iyileştirdi, eğitimi ulaşılabilir hale getirdi. 81 ilimizde toplam 206 üniversitemiz mevcut. Tabii bu üniversitelerin bir kısmı henüz eğitime başlamamış ancak birkaç yıl içerisinde faaliyete geçeceği biliniyor. Eğitim sistemimizde yakaladığımız yüksek performanslı fiziki koşulları, içerik ve sistem işleyişi açısından maalesef elde edemedik. Bu durum sistematik bir şekilde belli sorunları da beraberinde getiriyor. Eğitim içeriğinin salt teorik konseptte sunulması, nitelikli insan kaynağı ihtiyacını karşılamak için yeterli değil. Mezun bir bireyin iş dünyasında daha ilk andan itibaren karşılık bulabilmesi için bazı kriterler söz konusu… Alana hakimiyet, kendini doğru ifade edebilmek ve kısa sürede adapte olabilmek bu kriterlerin başında geliyor. 

BÖLÜM STAJLARININ ZORUNLU HALE GETİRİLMESİ ÖĞRENCİLERİN GELİŞİMİNE CİDDİ BİR KATKI SAĞLAYACAK

İş dünyasına uyum sürecinde stajlar ve mesleki uygulamalar, üniversite yönetimlerinin üzerinde önemle durması gereken bir mesele... Bazı programlarda staj uygulamaları zorunlu tutulurken; bazı bölümlerde ise gönüllülük esası ile yürütülüyor. Teoriyi pratiğe dökmek için bulunmaz bir fırsat olan bölüm stajlarının her meslek grubunda mutlaka zorunlu hale getirilmesi öğrencilerin gelişimine ciddi katkı sağlayacaktır. Üniversitelerin gönüllü stajlar konusunda da yönlendirmeler yapması, stajı sadece yaz dönemine bırakılacak bir faaliyetin ötesine taşıyacak projeler üretmesi, hem öğrenciler hem de işletmeler açısından oldukça önemli bir adım olacaktır. Üniversitelerin, kulüp ve topluluklar konusunda da öğrencilerin önünü açması en az stajlar kadar önemli. Kâr amacı gütmeden yürütülen kulüp ve topluluk faaliyetleri, öğrencilerin işletmecilik yetkinliklerinin oluşmasına katkı sağlayacak, kaynakları verimli kullanmalarını ve organizasyonel becerilerini geliştirecektir. Öğrencilerin sıcağı sıcağına teorik bilgilerini uygulama fırsatı bulduğu staj, kulüp ve topluluk faaliyetleri; öğrenmenin pekişmesine, iş dünyasını daha yakından tanımaya ve mesleki deneyim kazanmaya olanak sağlayacak. Böylelikle mezun olduğunda iş başı eğitimini stajlarla tamamlamış, yetkinliklerini pekiştirmiş, ne istediğini ve ne yaptığını bilen öğrenciler üretim sürecinin aktörü olabileceklerdir. Bilginin üretilmesi, üretilen bilginin hayata dokunması, toplumsal fayda oluşturması, katma değerli üretim ekosisteminin oluşması eğitim sistemimizin birincil yükümlülüğüdür. Bu da ancak kurumlarımızın en kıymetli çıktısı ‘insan’ ile olur...