PİYASALAR
Abdulkadir Karagöz
[email protected]

Şirketlerde lüks algısı ve marka yönetimi

Kaliteli, pahalı lüks tüketim, reelde şirkete / şirket içi ekonomiye katkı sağlıyorsa değerlendirilmelidir. Şirketin durumu ile insan kaynağı kalite noktasında örtüşmeli, hizmet standartları buna göre şekillendirilmelidir

Küreselleşen dünya ekonomisi içerisinde mevcut konumlarını korumak ve rekabetçi piyasa koşulları karşısında yerini sağlamlaştırmak isteyen firmalar, rakiplerinden farklılaşarak ve değişen koşullara uyum sağlayarak bu amaçlarına ulaşırlar. Bunu da günümüz modern ekonomik sistemi içerisinde rekabet kavramının somutlaşmış bir şekli olan ‘markalaşma’ ile yaparlar. Bu sebeple, ticari bir ürünün veya hizmetin markalaşma sürecinde karar vericilerin doğru bir planlama stratejisi izlemesi gerekiyor. Çünkü bir marka sadece alınan bir hizmet veya ürünü değil, hem müşterinin hem de işletmenin birbirine olan bağlılığını sağlayan değeri de simgeliyor. 

SOSYAL VE KÜLTÜREL DÖNÜŞÜMLER

Günümüzde tüketim kültürünün ihtiyaç merkezinden çıkarak ‘miş gibi gösterme’ anlayışına dönüşmesi, sosyal ve kültürel dönüşümleri de beraberinde getiriyor. Yaşam tarzı olarak bize sunulan bu kültür, aslında asıl ihtiyaçları gölgede bırakarak suni gündemlerle gösteriş çılgınlığı diye tabir ettiğimiz bir ortam sunuyor. Ünlü filozof Adam Smith, tüketim mallarını tanımlarken iki farklı kavramdan yola çıkıyor; zorunlu ihtiyaçlardan kaynaklanan tüketim ve lüks. Araştırmacılar lüks kavramını yüksek fiyatlı, kaliteli ve moda ürünler olması yanında ihtiyacın dışında yapılan her türlü tüketim, başkalarını etkilemek için yapılan harcamalar, toplumun diğer üyelerinden kendilerini farklılaştırmak için yapılan sosyal statü göstergeleri, mutluluk ve gurur gibi hisler duymak için yapılan harcamalar olarak tanımlıyor. 

MARKA DEĞERİ; İNANÇLAR, DEĞERLER VE VİZYON OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİ

Lüks, bir kültür olarak tanımlanabilir ve bir markanın ürünü tüketicisine fizyolojik veya ekonomik bir yarar sağlamaktan ziyade psikolojik yarar sağlar. Yani bir algı oluşturur. Ancak bu kültür ortamına erişemeyen, pahalı ve kaliteli olanı tercih ederek başarı sağlayacağına inanan şirketler, gün sonunda tam bir hüsrana uğrar. Bugün, şirketlerin insan kaynakları alanında yaptığı çalışmaları da bu kapsamda değerlendirebiliriz. Bir işveren markası; ‘çalışılabilecek en iyi yer’, ‘beğenilen şirketlerden olma’ algısını oluşturacak toplam çalışmaların bütünü şekilde açıklanabilir. Ancak bu marka değeri; inançlar, değerler ve vizyon olarak değerlendirilmelidir. Şöyle ki; alanında çok başarılı bir yöneticiyi bir girişimcilik faaliyetinin başına koyduğumuzda tüm süreçlerin dört dörtlük ilerleyeceğini düşünürüz fakat istediğimiz sonucu elde edemeyebiliriz. C-Level bir yönetici girişimciliğe atıldığında da benzer durumla karşılaşabiliriz. Hatta günümüzde üniversitelerde unvan kazanmış akademisyenlerin siyasette nasıl bir hezeyanla karşılaşabildiklerini görüyoruz. Bunların başarılı olmuş örneklerini göz ardı etmiyorum. Burada değinmek istediğim, bu konularda karar verirken resmin bütününü görme gerekliliği.  

BAŞARI, HER ZAMAN MARKA BİR İSİMLE OLUŞMAYABİLİR

Konuyu hepimizin yakından takip ettiği futbolla örneklendirelim. Örneğin; yurt dışında önemli başarılar elde etmiş bir futbolcuyu transfer ederek mutlak başarıyı beklerken hayal kırıklığı yaşayabiliriz. Dünyada başarılara imza atmış o sporcu, ülkemizde takım ruhuna, ahlaki değerlere ve kültüre adapte olamayıp, bize ağır maliyetler oluşturabilir. Başarı, her zaman marka bir isimle oluşmayabilir. Başarıya kendi gerçeklerin doğrultusunda öz değerinle de ulaşabilirsin. Buna yine futboldan Yusuf Yazıcı, Merih Demiral gibi örnekler verebiliriz. Şu an Arap sermayesindeki şirketlerin arka planda İngiliz ve ABD'li yöneticilerle çalıştığını biliyoruz. Bu yöneticilerin şirketlerine değer kattıklarını sansalar da aslında bu yöneticilerin kendi ülkelerinde çok da başarılı olamadıkları için buralara geldiklerini göz ardı ediyorlar. Sonuç olarak; kaliteli, pahalı lüks tüketim, reelde şirkete / şirket içi ekonomiye katkı sağlıyorsa değerlendirilmelidir. Şirketin durumu ile insan kaynağı kalite noktasında örtüşmeli, hizmet standartları buna göre şekillendirilmelidir.