PİYASALAR
Serhat Özeren
[email protected]

Bir taş!

Bu topraklarda nice isimsiz kahramanlar ve insanüstü çabalarıyla başarılı olmuş neferler vardır. Çoğunun ismi yoktur. Bu insanları sevgiyle, minnetle hatırlamamız ve hatırlatmamız gerekir. Millet olarak nereden geldiğimizi, neler başardığımızı ve ne zorluklar yaşadığımızı unutmamalıyız

O güzel ve içinde dertleri, acıları, bir o kadar da gizemli hikayeleriyle dolu muhteşem Anadolu’muzda “Bir Mıh Bir Nal, Bir Nal Bir At, Bir At Bir Yiğit, Bir Yiğit Bir Vatan kurtarır” derler. Bu topraklarda nice isimsiz kahramanlar ve insanüstü çabalarıyla başarılı olmuş neferler vardır. Çoğunun ismi yoktur. Bu insanları sevgiyle, minnetle hatırlamamız ve hatırlatmamız gerekir. Millet olarak nereden geldik, neler başardık, ne zorluklar yaşadık bunları unutmamalıyız. Özellikle Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki savaşı; eğitim, sanayi ve üretim savaşını nasıl verdiğimizi unutmamalıyız. Bu ayki yazımda sizlere gerçek bir hikayeden, bir taşın hikayesinden bahsetmek istiyorum. Hani deniz kenarına vuran ölmek üzere olan milyonlarca denizyıldızı hikayesini bilirsiniz. Adamın biri onları tek tek denize atar, biri gelir ve adama “Ne yapıyorsun?” der. Kıyıya vuran denizyıldızlarını denize geri atan adam “Denize atıyorum” der. Öbürü, “O kadar çok var ki, atsan ne fark eder” dediğinde, diğeri bir denizyıldızını alır ve tekrar denize geri atar, “Bak onun için çok şey değişti” der. Tahmini olarak 1925-1926 yılları civarı. Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulmuş bir devlet; ancak halkı savaştan yorgun, bitkin, fakir kalmış bir halk. Çoğunun ayağında ayakkabı yok. Ekmek bulan şanslı! “Anadolu’nun sen yüce bir dağısın” denen Ilgaz Dağı’nın etekleri. 

HAMDİ’NİN HİKAYESİ 

Hamdi isminde bir çocuk, annesini ve babasını çok erken kaybetmiş. Amcası ona bakar. Amcası testi yapar. Yaptıkları testileri bizim Hamdi ve kuzeniyle Ilgaz’dan Kastamonu’ya götürüp satarlar. Şu anda bile arabayla bir saatlik yol. O zaman tek yol dağ yolu. Gel zaman git zaman bir devlet büyüğü Ilgaz’a gelir. Bizim çocuk bir taşa bir kağıt sarar ve arabanın açık camından içeri atar. Araba gider, yıllar geçer. Yeni Türkiye Cumhuriyeti, hedefleri ileriye gitmek olan bir devlettir. Çok çalışılması, çok üretilmesi ve eğitime çok önem verilmesi gerektiğinin farkında olan bir devlettir. Ilgaz’a tekrar bir heyet gelir, “Hamdi kimdir?”, “Hamdi nerededir?” diye bizim çocuğu sorarlar. Hamdi bunu duyar, biraz ürker biraz da korkar. Korka korka meydanda duran heyetin yanına gider ve “Buyurun aradığınız Hamdi benim” der. “Senin notun ulaştı.  Seni Kastamonu Muallim Mektebi’ne götüreceğiz” derler. Taşa sarılankağıttaki yazı artık deşifre olmuştur. Tek bir cümle yazılmış bir not, “Okumak istiyorum.” Tek bir cümle ve bir taş. İşte bu not, ilgili yere ulaşmış ve gereği yapılmaktadır. Hamdi, Kastamonu Muallim Mektebi'nde yatılı olarak okumaya başlar. Kastamonu’dan Edirne Muallim Mektebi’ne geçer. Okulu bitirir. İzmir’in köylerinde gezici öğretmen olarak görevlendirilir. Daha sonraları ise gezici başöğretmen olur. Görevi, köylerde okul yapılmasını planlamak, denetlemektir. Tire, Menemen, Ödemiş köylerini at üzerinde dolaşır. 

Daha sonra İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü'nde çalışır. Üç çocuğu olur: Tuncer, Yücel ve Şenay… Hamdi‘nin üç çocuğundan Tuncer; subay ve veteriner hekim gıda kontrol uzmanı, Yücel; subay ve doktor, Şenay ise eczacılık profesörü olur.

EĞİTİME ADANMIŞ BİR HAYAT! 

Hamdi, hayatı boyunca kendini eğitime adamıştır. Yılları at sırtında yüzlerce okulu gezmekle geçer. Devletinin ve milletinin parasıyla okumuş olmasının karşılığını, milletine hayırlı çocuklar yetiştirerek ve borcunu ödemek için çabalayarak verir. Ülkenin geleceğinin eğitimden geçtiğini kavramış isimsiz bir kahramandır Hamdi. Denizyıldızı hikayesindeki gibi arabanın açık camından içeri attığı bir taş; onun, yetiştirdiği binlerce çocuk ve aileleri için çok şey değiştirdi.
Ben de onun yetiştirdiği çocuklardan biri olarak Dedem, Hamdi Özeren’i rahmetle anıyorum.