Platin
PİYASALAR
Acar Baltaş
[email protected]

E-Spor ve mobil bağımlılık

Changning Güneybatı Üniversitesi’nden Jin-Liang Wang ve arkadaşlarının yaptığı araştırma; mobil oyun bağımlılığı ile sosyal kaygı, depresyon ve yalnızlık arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor.

Newzoo şirketinin ‘2020 yılı Global E-spor Pazar Raporu’na göre 2019 yılında 1.1 milyar dolar ciro oluştu. 2020 yılı için beklenen yüzde 15'in üzerinde artışın, pandeminin etkisiyle gerçekleşmesi mümkün gözükmüyor. E-spor seyirci sayısı geçen yıl; 223 milyonu sürekli, 272 milyonu ise ilgi duydukça katılan toplam 495 milyon kişiye ulaştı. Netmarbel Başkanı Barış Özistek’in yayınladığı araştırma raporuna göre global oyun pazarında Çin, 635 milyon oyuncu ve 36.5 milyar dolarlık gelirle liderlik yapıyor. Bu ülkeyi; ABD 185 milyon oyuncu ve 35.5 milyar dolar ve onu da Japonya 19 milyar dolar ve 65 milyon oyuncuyla izliyor. Yeni kuşak oyun konsollarında Sony ve Microsoft’un yapacağı yeniliklerin mobil alanında olacağı ve pazarın yüzde 11 büyümeyeceği öngörülüyor. E-sporun gençlerin maddi gücü artan yetişkinler olmasıyla, yakın gelecekte günümüzdeki futbolun gördüğü ilgi seviyesine ulaşması bekleniyor.

E-SPOR OYUNCULARI, 51 FARKLI STRESLE KARŞI KARŞIYA

Üreticiler ve organizatörlerin sağladığı bu kadar büyük bir ekonominin paydaşlarından biri seyirciler, diğeri de oyuncular... Chichester Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma, üst düzey turnuvalarda mücadele eden oyuncuların elit liglerde oynayan futbol ve rugbi oyuncuları kadar psikolojik baskı altında olduklarını ortaya koyuyor. Araştırmacılar; e-spor oyuncularının, iletişim sorunları ve seyirci önünde yaşadıkları yüksek kaygı dahil, 51 farklı stresle karşılaştıklarını ve bu oyuncuların futbol ve rugbi oyuncularının mimiklerini taklit ettiklerini bildirmişlerdir. Sporcuların baskı altında olduklarında birincil stres faktörü, takım arkadaşları arasında yaşanan yetersiz iletişimdir. Bu durumda ekip üyeleri ya birbirlerine karşı saldırganca yaklaşmayı veya kendilerini tümüyle iletişime kapatmayı seçiyorlar. Üst düzey yarışmalarda yer alan elit bir e-spor oyuncusunun pratik süresi günde 15 saati aşıyor. Tükenme, diğer spor dallarıyla kıyaslanamayacak kadar yüksek olduğu için, sporcular yirmili yaşlarının başında emekli oluyor. Konunun diğer paydaşı olan izleyicilerin büyük çoğunluğu, kendileri de benzeri oyunları oynayan amatörlerdir. Bunu futbol maçını seyreden ve sonra halı sahada kendisi de futbol oynayanlara benzetebiliriz. Bu seyircilerin azımsanmayacak bir bölümü, zamanlarını oyun oynayarak geçiren bağımlılardır. Ekran başında beslenmesini ve uykusunu ihmal ederek sağlığı bozulan, kalıcı sakatlıklara maruz kalan ve hatta hayatını kaybeden çok sayıda genç vardır.

AKIL VE RUH SAĞLIĞI SORUNLARI

İnternet oyun bağımlılığı, zihinsel ve duygusal kusurların ortaya çıkma sına neden oluyor.Bunların başında depresyon geliyor. King ve arkadaşlarının uzunlamasına araştırmasında, internet oyun bağımlılığı ile depresyonun şiddeti arasındaki ilişki ortaya konmuştur. Erken dönemdeki internet oyunlarında geçen zamanın miktarı, sonraki yıllarda yaşanan depresyonun şiddetini belirlemektedir. Araştırma, depresyon ve internet oyun bağımlılığı arasında karşılıklı bir ilişkiye işaret etmiştir. Gençler duygusal streslerini oyun oynayarak hafifletmeye çalışırken, oyun başında geçirilen aşırı zaman onları gerçek hayattaki ilişkilerden uzaklaştırmaktadır. Mobil teknolojideki hızlı gelişmeler, masaüstü bilgisayarların pek çok özelliğinin oyun oynamaya uyumlu iPad, akıllı telefon gibi araçlara transfer edilmesine imkan vermiştir. Bu gelişmeler gençler arasında mobil oyun bağımlılığının artmasına neden olmuştur. Bu bağımlılık türü hızla geleneksel masaüstü bilgisayar oyun bağımlılığının yerini almaktadır. Changning Güneybatı Üniversitesi’nden Jin-Liang Wang ve arkadaşlarının yaptığı araştırma; mobil oyun bağımlılığı ile sosyal kaygı, depresyon ve yalnızlık arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor

ETKİNLİKLERDE GEÇİRİLEN SÜRE ARTTIKÇA SOSYAL KAYGININ ŞİDDETİ DE ARTIYOR

Hem masaüstü hem de mobil oyun bağımlılığının en büyük nedeninin yalnızlık olduğu çok sayıda araştırmayla doğrulanmıştır. Yalnızlık, oyuna yönelmeye, oyunda geçirilen süre de yalnızlığa neden olmaktadır. Oyun sırasında yaşanan başarı ve haz, beyinde dopamin salgılanmasına neden olduğu için, olumsuz duygulardan geçici olarak uzaklaşma ve rahatlamaya imkan verir. Böylece bir süre sonra insanlar kendi dopaminlerinin müptelası (bağımlısı) olur. Ancak gencin ekran başında geçirdiği zaman onun gerçek hayatla ve bu hayatın içindeki ilişkileri kurmasını zorlaştırır. Bu sayılan özellikler sosyal kaygı için de geçerlidir. Literatürdeki bilgiler internet, akıllı telefon ve sanal ortamda oyun bağımlılığının sosyal kaygı ile ilişkili olduğunu doğrulamaktadır. Bu etkinliklerde geçirilen süre arttıkça sosyal kaygının da şiddeti de artmaktadır.

BAĞ KURMAK

Gençlerin yaşadığı sorun; sanıldığı gibi iletişim sorunu değil, ilişki sorunudur. Gencin, oyuna yönelmesinin nedeni, başta ailesi olmak üzere çevresiyle bağ kurmakta ve gerçek hayattaki sorumluluklarıyla başa çıkmakta zorluk çekmesidir. Bağ kurma zorluğu, genci kendi içine kapanmaya ve oyunun verdiği rahatlama ile teselli bulmaya yönlendirmektedir. Gerçekte her türlü bağımlılık bağ kurma zorluğundan kaynaklanır ve hiçbir bağımlılık objesi tarafından tatmin edilemez. Bir başka ifadeyle kişi bağımlı olduğu maddeyle, bu maddeye olan susuzluğunu geçici süre için bastırır ve yaşadığı haz nedeniyle bir sonraki açlığı özlemeye başlar. Bu durum madde bağımlılığı için olduğu gibi alışveriş, yeme, kumar, sigara, cinsellik ve oyun bağımlılığı için de geçerlidir. Ailelerin ergenlik dönemindeki çocuklarıyla bağ kurmaları, onların önem verdiklerine önem verdiklerini göstermelerinden geçer. Gencin oyun merakının bir eğlence mi, yoksa bağımlılık olduğunu anlamak için ölçüt, çocuklarıyla ilgilenen anne-babalar için zor değildir. Bağımlılık konusunda kolay gözleyebilecek belirtiler şunlardır: Kişisel bakımın ihmal edilmesi, beslenmesinin ve uyku düzeninin bozulması, okul başarısının düşmesi, arkadaşları ve aileyle geçirdiği zamanın azalması, okul devamında sorunlar çıkması. Bu konuda atılacak ilk adım, gencin yanına oturarak onun heyecanını paylaşmaktır. Bu yetmiyorsa, mutlaka bağımlılık konusunda profesyonel yardım almaktır. Ergenlik dönemindeki gençlere hayatla ilgili doğruları söylemek, onlara geçerliliği kanıtlanmış bilgileri sunmak yarar getirmez. Söylenenler benzer oldukça ve aynı mesaj tekrarlandıkça, etkisi artmaz, tam tersine azalır. Bu durumda da ebeveyn, “Kırk keredir söylüyorum, dilimde tüy bitti…” duygusunu yaşar ancak sonuç değişmez. Çünkü bilgi davranışı değiştirmez. Bilgi davranışı değiştirecek olsa, bugün ne sigara içen bir kişiye rastlamak, ne de sosyal ortamlarda maskesiz kimse görmek mümkün olurdu.  

SONUÇ

Günümüzdeki teknolojik gelişmeler, sosyal hayatın ihtiyaçları ve insan beyninin geleceği görerek, doğacak sakıncalarla ilgili önlemleri alma kapasitesinin ötesinde gerçekleşiyor. Serbest ticaret ilkelerini uygulayan büyük şirketlerin, kârlarını düzenleyecek ve teknolojik bağımlılığın genç kuşaklar üzerindeki etkisini azaltacak önlemlerin, kamu yönetimi tarafından alınmasını beklemekten başka çare, şimdilik gözükmüyor.