"/>
PİYASALAR

İş Bankası İlk'leri Yaşatmada Yeni Hikayeler Yazacak

Kuruluşundan bu yana herkesin bankası olmayı başarabilmiş ve teknolojik yenilikleri ilk olarak kullanıma sunup değere dönüştürebilen yapısıyla Türkiye iş Bankası gelenekten geleceğe sağlam bir köprü kuruyor. İş Bankası makinelerin çağı olarak da adlandırılan yeni on yılda insan-makine etkileşiminin en iyi örneklerini sunmaya, yeni girişimleri destekleyerek ülkemizin büyümesi için yeni hikayeler yazmaya hazır

Nuray Şuman / nurays.tazefikirevi.com

Hep genç, dinamik, yenilikçi ve üretken kalabilmiş kuruluşlar bir elin parmakları kadardır. 1924 yılından bu yana altyapıdan müşteri deneyimi ve memnuniyetine kadar uçtan uca teknolojik yeniliklerin bankacılık alanındaki liderliğini yapan Türkiye İş Bankası, ülkemize teknolojik ilkleri yaşatan banka olma kimliğini hiç bırakmadı. Banka 1982’de ülkedeki ilk ATM (bankamatik) cihazını devreye alarak elektronik bankacılığın temellerini attı. İş Bankası’nda daha sonra da ilkler devam etti ve ilk yatırım hesabı, ilk yatırım fonu, ilk telefon ve internet bankacılığı, ilk mobil bankacılık hizmetlerini vb. müşterilerine sundu. Yanı sıra İşCepMatik, İşCep sosyal hesap, anında kredi, mobil borsa, Wi-Fi hizmeti, anında işlem gibi yeni hizmetler sunmaya devam ediyor.
Dijitalleşmeyle birlikte etkileşim ve iş birliği ekonomisi de büyük bir ivme kazandı. Banka Maximum Mobil uygulamasıyla çok sayıda alıcı ve satıcının, bir ekosistem oluşturarak birbirleriyle sorunsuz bir şekilde ve dijital ortamlarda etkileşim içerisine girmesini sağlayan, uçta uca yepyeni bir satın alma deneyimi sunuyor. 
Öte yandan yapay zeka ve makine öğrenimi konularında da yatırımlarına devam ediyor. Müşteri deneyimine ve süreçlere her geçen gün yeni yapay zeka çözümleri entegre ediyor. Etkileşim tarafında diyalog bankacılığı hizmetlerine yönelik çalışmalar yürüterek mesajlaşma ve ses tabanlı Mesajlaşma Botu (Chatbot) hizmetini de devreye aldı. Şubelerini hızla dijitalleştiren İş Bankası bu yıl bazı şubelerinde robot teknolojisini de hizmetleri arasına ekleyecek.  
Dijital ekonominin belkemiği sayılan yeni girişimlerin önünü açmada da İş Bankası başı çekiyor.  Başlattığı Workup Girişimcilik Programı ile yenilikçi fikirlerin hemen her noktada desteklenmesine öncülük ediyor. Yeni ilkler ve yeni hikayeler için gözler yine Türkiye İş Bankası’nda…
Platin Digital Trend, geleneksel olarak düzenlediği Gelecek Buluşmaları toplantı serisini bu kez ‘Türkiye İş Bankası ile Gelecek Buluşması’ adı altında gerçekleştirdi. Türkiye İş Bankası’nın teknoloji yönetimi ekibinin ve bilişim şirketlerinin yöneticilerinin hazır bulunduğu toplantı, bankanın yönetim merkezi olan İş Kuleleri’nde düzenlendi. Toplantıya CheckPoint, Comparex, HP Enterprise, IHS Teknoloji, Micro Focus, Microsoft ve Oracle şirketleri destek verdi. 
Dijital dönüşüme liderlik eden bankanın teknoloji yönetimi birimi, müşterileri, iş ortakları, çalışanları ve paydaşları da kapsayan büyük dijital ekosistemin de mimarı konumunda.
Toplantının açılış konuşmasını yapan Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hakan Aran konuşmasında İş Bankası’nın bugüne kadar liderlik, kültür dönüşümü, çalışanların dönüşümü, geleceğin dijital altyapısının inşası, dijital ekosistem birlikteliği, müşterisine veriye dayalı, eşsiz dijital deneyim yaşatan uygulamalarıyla dijital dönüşüm yolculuğunun en kritik aşamalarını başarıyla gerçekleştirdiğini vurguladı. Şimdi de gelecek onyıla hazırlanan bankanın teknoloji takımı olarak yapay zeka, makine öğrenmesi, doğal dil işleme, artırılmış gerçeklik, robotik gibi teknolojileri insanın yararına sunmak için kolları sıvadıklarının altını çizdi. 
Toplantı, İş Bankası teknoloji yönetimi ekibinin konuşmalarıyla devam etti. Toplantının ikinci yarısında da bilişim şirketlerinin yöneticileri gelecek nesil teknolojilerin iş dünyası ve bankacılık alanına olan etkileri üzerine güncel sunumlarını paylaştılar. 
Toplantıda konuşulan başlıklar sırasıyla şunlardı:

Hakan Aran/Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı
Gelecek on yılda insan-makine etkileşimine tanık olacağız
İş Bankası ile Gelecek Buluşmaları Toplantısı’nın açılış konuşmasını yapan Hakan Aran, bankanın 360 derece teknoloji vizyonunu aktardı. Hakan Aran, son 5 yıldır dijital dönüşüm ve altyapı konularına ciddi yatırım yaptıklarını dile getirdi. Bugünden sonra ise gelecek on yılın teknolojisi ve işlerini tanımlayarak akıllı, bağlı, güvenli yeni dijital geleceğe hazırlandıklarını ifade etti. Yeni geleceğin yapay zeka ve robot teknolojileri ekseninde şekillendiğini vurgulayan Aran, insan-makine etkileşiminde bizi nelerin beklediğini şöyle aktardı:
"Türkiye’nin teknoloji ve dijitalleşme yolculuğunda başı çeken kurumlarından olan İş Bankası’nın teknoloji vizyonu, çalışanlarımız, iş ortaklarımız, müşterilerimizin memnuniyetini kapsayan bütünleşik bir kültür dönüşümünü ifade ediyor. 2010-2020 yıllarını kapsayan dönüşüm planımızda hayal ettiğimiz konuların tümünü tamamladık. Dönüşümde artık yeni bir faza, yeni bir hikayeye geçiyoruz. Bankamız yeni ve yenilenen kadrolarıyla 2020-2030 dönemini planlamaya başladı. 2010 yılından bu yana hangi projeleri gerçekleştirdiğimize göz atacak olursak; bankanın teknoloji ekibi olarak bizden beklenen güvenli, sağlam, çevik, yenilikçi bir teknoloji sistemini bankanın hizmetine sunmaktı. Bankamızın teknoloji üssü olan TUTOM’un (Tuzla Teknoloji ve Operasyon Merkezi) da bulunduğu Tuzla'da ATLAS veri merkezi projemizi hayata geçirerek geleceğe sağlam bir temel attık. Yanı sıra büyük bankacılık yazılımlarımızı, dijital dünyanın gerektirdiği hızı yakalayabilecek basitliğe ve kolaylığa indirgeyecek Karınca isimli projemizi de önemli oranda tamamladık. Altyapı ve yazılımların güvenliği son derece kritik bir konuydu. Son birkaç yıldır da savunma güvenliğini öne çıkardığımız bir stratejiyle defansımızı sağlama alarak gol yemeyeceğimiz bir noktaya getirdik. Elbette sadece gol yemeyerek maç kazanılmaz. Nasıl gol atabiliriz diye baktığımızda da dijitalleşme ve dijital dönüşüm bize ilham verdi. Ürünlerimizi, kanallarımızı, süreçlerimizi dijitalleştirerek hem çalışanlarımız hem de müşteriler nezdinde büyük bir memnuniyet oranına eriştik. Kanallarda, müşteriye dokunduğumuz noktalarda, şubelerde dijital çözümler geliştirdik ve geliştirmeye de devam ediyoruz. Mobil banka uygulamamız olan İşCep bu yıl sonunda 7 milyon kullanıcıya ulaşacak. Maximum Mobil uygulamamız da 2 yılda 2 milyonun üzerinde müşteriye ulaştı. Kredi kartı konusunda çağrı merkezine gelen çağrılarımız önemli ölçüde azaldı; çünkü kart müşterilerimiz sormak istediği herşeyi Maximum Mobil uygulaması içinde görebiliyor. Bununla birlikte Maximum Mobil, mobil cüzdan ve mobil ödeme fonksiyonunu da yerine getiriyor. Örneğin kredi kartına başvurduğunuz zaman plastik olan kredi kartınız adresinize ulaşıncaya kadar Maximum Mobil üzerinden dakikalar mertebesinde telefonunuza indirip kullanabiliyorsunuz. 
Müşterilerimize yönelik bu dijital dönüşüm uygulamalarından sonra sıra şubelerimize geldi. Dijitalleşen dünyada şubelerimizin fonksiyonu ve rolü ne olacak konusunda özel bir çalışma yapıldı ve geçen yıl içerisinde 17 şubemiz dijital konsepte geçti. Şubelerimiz tabletlerle, imza pedleriyle tanıştı ve buralarda müşterilerimize mobildeki deneyimi yaşatıyoruz. Bu yıl aynı mantıkla toplamda 150 şubemizi dijitalleştireceğiz. Ayrıca bu yıl ilk defa dijitalleşen şubelerimizde bir robot-insan etkileşimine tanık olacağız. İlk etapta devreye alacağımız 20 robotumuzun Türkçeleştirilmesi ve programlaması bitmek üzere. Robotlarımız sıramatiklerin yerine konumlandırılacak, böylece müşterimiz sıra numarası alırken bir taraftan da robotla etkileşime geçebilecek. 

Sadece Size Hizmet Eden Bir Banka

Yapay zeka konusu ajandamızın en üstünde yer alıyor. Bu uygulamalarda 2 temel slogan belirledik. Birincisi müşterilerimize yönelik. Öyle bir banka hayal edin ki sanki sadece size hizmet için var… İkincisi de çalışanlarımıza yönelik. Çalışanlarımız için de biz yapay zekayı insanın yerine değil yanına konumlandırıyoruz. Dolayısıyla çalışanımıza; ‘sizin yerinizi yapay zeka almıyor sizi yapay zeka uygulamalarıyla güçlendireceğiz’ diyoruz. İnsanın kendi yarattığı bir ürünle rekabete girmesi anlamsız, tersine böyle bir gücü yönetmesi ve yanına alması gerekiyor. En akıllıca strateji yapay zekanın gücünden yararlanmak; insanın bu gücü sonuna kadar kullanabilecek bilgi ve becerileri geliştirebilmesi. Bizim de temel stratejimiz bu. Şubelerimizdeki kameralar, kameralardan akan görüntülerin hem güvenlik hem çalışan memnuniyeti açısından işlenmesi, robot ve robotla beraber gelen doğal dil işleme ve doğal dil anlama becerilerinin kanallara kazandırılması, telefon bankacılığına, mobil bankacılığa, çağrı merkezine bu yeteneklerin kazandırılması bu yıl içerisinde göreceğimiz uygulamalar olacak. 
Tüm bu uygulamalarımız; 'İş Bankası müşterisi gittiği tüm kanallarda-bankamatik, şube, İşCep, Maximum Mobil, POS vs. her kanalda aynı deneyimi yaşayabilmeli' vizyonumuza hizmet ediyor.  
Dijitalleşmenin çok önem verdiğimiz bir başka bileşeni de API (Application Programming Interface-Uygulama Programlama Arayüzü) stratejisi. Avrupa’yı daha erken etkisi altına alan PSD2 (Payment Services Directive-Ödeme Sistemleri Kanunu) programı çerçevesinde bankaların müşterilerine verdiği servisleri birer API’a, küçük web servislerine dönüştürmesi ve bu konuda lisans alan her türlü şirkete, fintech’lere açması  bekleniyor. Avrupa’da bu uygulama devreye girdiğinde fintech’ler, biri ödemelere aracılık etme ve ödemeleri başlatma; diğeri de hesap bilgilerini gösterme olmak üzere iki lisans alabilecek. 
Bu uygulamanın kısa sürede Türkiye’ye de geleceğini öngördüğümüz için banka olarak API’larımızı hazırladık ve kamuya açtık. Artık API portalimizden İş Bankası API’ları kullanılabilir. Yazılım geliştiriciler ve fintech’ler de bu portala yeni API’larını ekleyebilir. Yasa gereği  sadece açmakla yetindiğinizde büyük bir rekabet baskısıyla da karşı karşıyasınız. Çünkü sizden bu servisi alan bir fintech, sizin API’ınızı ve diğer bankaların da API’larını kullanarak çok daha katma değerli bir deneyim sunacaktır. O nedenle bizim stratejimiz, kendi API’ımızı tüketen sanki bir fintech imiş gibi de pozisyon almaktır. Bu platformu hazırlayarak diğer bankalar da API’larını açtığında hem ödeme işlemleri hem hesap bilgilerini toplu ve kümülatif olarak bu portal üzerinden gösterelim diye Maximum Mobil ekibimizi bu şekilde konumlandırıyoruz. Bir taraftan bankamızın ihtiyaç duyduğu teknoloji desteğini sağlarken diğer taraftan bir fintech ruhuyla hareket ediyoruz. Bunu nasıl başarıyoruz? Son dönemde fintech’lerle çok yakın iş birliği içindeyiz. Girişimci ve startup merkezi Kolektif House’da yaklaşık 30 fintech’i misafir ettik. Oradaki oluşumlara danışmanlık desteği, müşterisi olma, kampanyalarımızda duyurma, müşterilerimizle tanıştırma, hukuksal destek vb. vererek fikirlerini hayata geçirene yani onları mezun edene kadar bir dönem birlikte çalışıyoruz. Mezuniyet günlerinde onları yatırımcılarla buluşturuyoruz. Yatırım konusunda Silikon Vadisi’nde açtığımız MaxiTech’e ziyarete ve yatırımcı buluşmasına götürüyoruz. 
Girişimlerin sadece müşterisi olmak veya yatırımcılarla tanıştırmak yeterli değil. Yatırım yapacak olan kişilerin yatırım tereddütlerini ortadan kaldırmak ve işi hızlandırmak için İş Yatırım’ın altında özel bir fon kurduk. 100 milyon TL fonlama yapacak olan Maxis’in geçtiğimiz aylarda SPK’dan iznini aldık. Bu çalışmamızın ekosistemin gelişimine, fintech’lerin Türkiye’de değerlenmesine katkıda bulunacağına inanıyorum. Dijital dünyanın bir başka kritik konusu siber güvenlik. Dünyada yeni saldırı şekli siber terör olmuş durumda. O nedenle en büyük yatırımlarımızdan birisini de bu alana yaptık. Büyük bir siber güvenlik programı başlattık. Güvenlik operasyon merkezimizi hayata geçirdik. Güvenlik algısı anlamında hem çalışanlar hem de bu işi yönetenlerde farklı bir olgunluk seviyesine ulaşıldı.
Özetle, bankamızı ve müşterilerimizi bilgi teknolojileri açısından gelecek 10 yıllık döneme de güzel bir başlangıç yapacak seviyeye getirdik, emek harcayan tüm arkadaşlarıma ve iş ortaklarımıza teşekkür ediyorum.’’

Sabri Gökmenler/Türkiye İş Bankası Bilgi Teknolojileri Bölüm Müdürü
Dünya standartlarında geleceğin veri merkezini hayata geçirdik
Toplantıda veri merkezi ve altyapı yönetimi konularında mevcut ve gelecekteki projeleri katılımcılarla paylaşan Sabri Gökmenler, İş Bankası’nın tarihindeki en büyük teknoloji dönüşüm projesi olan ATLAS Veri Merkezi'nin hayata geçiş öyküsünü de aktardı. 12 Haziran 2013 tarihinde yaşanan sistem kesintisinden sonra başlayan dijital altyapı dönüşüm programının belkemiğini ATLAS Veri Merkezi'nin oluşturduğuna dikkat çeken Gökmenler, 15 milyon müşteriye kesintisiz, hızlı ve güvenilir hizmet sunmak için herkesin gurur duyduğu bir işe imza attıklarını ifade etti. Gökmenler konuşmasında şu konulara değindi:
"İş Bankası tarihinin en büyük dijital altyapı dönüşüm projesi olan ATLAS Veri Merkezi’nin öyküsü, 12 Haziran 2013 tarihinde yaşadığımız talihsiz bir olayla başladı ve bu yılın 18 Şubat’ında veri merkezimizin taşınmasını başarıyla tamamlayarak bankamızın dijital çağda lider konumunu pekiştirmek adına gurur duyduğumuz bu projenin en büyük adımını bitirmiş olduk. Dijital dünyanın her geçen gün artan hız ve kapasite ihtiyacına bugünden hazır olabilmek ve bankacılık hizmetlerini 7 gün 24 saat aralıksız ve kesintisiz bir şekilde dijital rekabet ortamında sunabilmek adına, dayanıklı ve güvenilir bir BT omurgasını oluşturduk. Bu dönüşümün en büyük adımı olan ATLAS Veri Merkezi, dünya standartlarındaki tesisi, aktif-aktif veri merkezi topolojisinde çalışmaya hazır tam yedekli altyapısı, yüksek enerji verimliliği ve dünya ortalamasının altındaki yapım maliyetleri ile bankamızın dijital dünyadaki liderliğini pekiştirmektedir. 32 bin metrekarelik alana kurulan, 4 bin metrekare beyaz alan ve 8 megawatt elektrik kapasitesine sahip yeni veri merkezimiz ATLAS, bankamızın gelecek 25 yılına hizmet edecek şekilde uluslararası standartlarda tasarlandı. Yeni veri merkezimizde halen 750’nin üzerinde iş uygulaması kesintisiz olarak çalışıyor ve bu uygulamalar günlük ortalama 100 milyonun üzerinde işlem hacmini karşılıyor. ATLAS Veri Merkezi, Türkiye’nin ilk, dünyanın 38'inci en yüksek hata toleransına sahip Tier-IV sertifikalı veri merkezi olarak tescillendi. 
Yeni veri merkezimiz modüler yapıda inşa edildi. Yeni BT altyapımızı aktif-aktif-pasif veri merkezi topolojisini ve bulut bilişimi destekleyecek, yüksek güvenlikli, otomasyon ile yönetilen ve en son yenilikçi teknolojileri bünyesinde barındıracak şekilde tasarladık.  Projede pek çok iş ortağımızla birlikte çalışarak tüm teknoloji altyapımızın (sunucular, depolama üniteleri, ağ cihazları vs.) kurulumunu gerçekleştirdik. Böylece veri merkezimiz ATLAS, uçtan uca ölçeklenebilir, 7/24 kesintisiz hizmet verebilir, sağlam ve güvenilir olabilmenin yanı sıra doğa ve insan dostu çözümleriyle birlikte sağlıklı ve ekolojik bir yaşam çevresi oluşturma prensiplerini benimseyerek tasarlanmış, yeşil bina özelliklerine de ilk günden kavuşmuş oldu.
Bu çalışmalarla eş zamanlı olarak Karınca Programı kapsamında, altyapının bir üst katmanında SoftTech ekiplerimizle beraber, bankacılık uygulamalarımızın modernizasyonunu ve diğer uygulamalarla hızla entegre edilebilecek yenilikçi ürün ve hizmetlerin çevik bir şekilde devreye alınabilmesini sağlayacak bir mimari geliştirdik. Bu modern mimarinin odağına da Veri Yönetimi Bölümümüzün liderliğinde veri katmanını yerleştirdik. 
Tüm bu emeğimizin karşılığını, dünya çapında bir ödülü çok güçlü rakiplerimiz arasından kazanarak pekiştirdik. ATLAS Veri Merkezi Oscarları olarak nitelenebilecek, Data Center Dynamics tarafından düzenlenen yarışmada ‘Altyapı Ölçeklendirme’ kategorisinde çok iddialı rakipleri geride bırakarak birincilik ödülüne layık görüldük. 
Uluslararası standartlarda bir veri merkezi nasıl olur diye bakıldığında 3 ana kategoride iddialı olmanız gerekiyor. Bunlar ölçeklendirilebilirlik, dayanıklılık/sağlamlık/esneklik ve sürdürülebilirlik; yani doğa dostu, çevreye ve insana duyarlı olması. Veri merkezleri çok ciddi miktarda elektrik enerjisi tüketir. Bu da yetmiyormuş gibi tüketilen bu enerjiyle içinde bulundukları salon ısınır; sonra sistemlerin sağlıklı çalışabilmesi için o salonu soğutmada benzer miktarda enerjiyi tekrar harcamanız gerekir. İşte bu noktada soğutmak için harcayacağınız enerjiyi düşürebildiğiniz oranda güçlü sürdürülebilir özelliğine sahip bir veri merkeziniz var demektir. Biz Atlas Veri Merkezimizin tasarımında hem karbon salınımını hem de çevre kirliliğini minimize edecek şekilde, sistemlerimizi tasarladık. Veri merkezlerine özel geliştirilmiş LEED v4 Gold yeşil bina sertifikasyon sürecimizi başarı ile tamamlayarak yine Türkiye’de ilk ve an itibariyle tek olduk. Ölçeklenebilirlik tarafında da toplam beyaz alanı 500’er metrekarelik 8 salona böldük. Şu anda bu salonlardan 3 tanesini kullanabilir durumdayız. Geri kalanları büyüme ihtiyacımıza göre önümüzdeki yıllarda gerekli yatırımları o zamanın güncel teknolojilerini ve imkanlarını kullanarak devreye alacağız. Dayanıklılık ve sağlamlık tarafında da sahip olduğumuz uluslararası alanda standart olarak kabul görülen Tier-IV sertifikası, tüm sistemlerin ve bunları oluşturan bileşenlerin tam yedekli olduğu anlamını taşıyor.  Ayrıca tüm tesis 8 ve üzerindeki bir şiddette olabilecek depremlere karşı dayanabilecek şekilde en gelişmiş sismik izolatörler kullanılarak inşa edildi. 
Yeni veri merkezimizi inşa ettikten sonra sıra bilgi sistemlerimizi taşımaya geldi. Veri merkezimizi, herhangi kritik/önemli bir iş kaybına ya da kesintiye uğratmadan ve müşterilerimize hissettirmeden, 6 aylık bir  süreçte 10 adımda taşımayı başardık. Bu süreçte 4 PB canlı veri, 750’nin üzerindeki iş uygulaması ve 6 binin üstünde sunucuyu eski veri merkezinden ATLAS’a kusursuz denilebilecek şekilde aktardık. 

Serdar Yılmaz/Türkiye İş Bankası Veri Yönetimi Bölüm Müdürü
Yapay zeka veriye anlam katacak
Toplantıda Yapay Zeka, Büyük Veri ve Veri Yönetimi başlıklı bir sunum yapan Serdar Yılmaz, veriyi yaşam döngüsü içerisinde bir varlık olarak yönetmenin önemine değindi. Veriye gerçek değerini ve anlamını yapay zeka uygulamalarının kazandıracağını söyleyen Yılmaz konuşmasında şu noktalara değindi:
"Veri yönetimi alanı uzun zamandır bankamızın en öncelikli konularından biri. 4 petabaytı canlı veri olmak üzere toplamda 8 
petabaytlık bir veriye sahibiz. Büyük veri artık yaşamımızın bir parçası haline geldi. Büyük veri ve veri yönetimi olmadan yapay zeka alanında etkin çözümler geliştirmek mümkün değil. Prensibimiz, veriyi bir varlık olarak yönetmek. Yani bir müşterinizin hesabını ve bu hesaptaki parayı nasıl yönetiyorsanız veriyi de bu mantıkla tüm yaşam döngüsünü gözeterek yönetmeniz gerekiyor. Veri ilk oluştuğu andan itibaren sahibinin belirlenmesi, kritiklik seviyesinin belirlenmesi, yedeklenmesi, zenginleştirilmesi, veri kalitesinin ölçülmesi, iyileştirilmesi ve nihayetinde işiniz bittiğinde verinin yok edilmesine kadar olan tüm yaşam döngüsünü ciddi şekilde yönetmeniz gerekiyor. Hatta bazı şirketler veriyi bilançolarında bir değer olarak da göstermenin arayışı içerisindeler. 
Veriye anlam katacak yeni değerimiz ise yapay zeka. 1950’lerde başlayan yapay zeka çalışmalarında son dönemde devrimsel nitelikte gelişmeler gözleniyor. Örneğin 2006’da derin öğrenme kavramı gündeme geliyor. 2012’de Graphic Process Unit denilen görüntü işleme ünitelerinin de artık yapay sinir ağlarında kullanılmaya başlamasıyla daha önce hiç hayal edilemeyen algoritmalar başarıyla çalışmaya başlıyor. 
İş Bankası’nda yapay zeka ana stratejilerimizden biri olarak konumlanıyor. Bu noktada çalışanlarımız ve müşterilerimiz olmak üzere iki önemli perspektifimiz bulunuyor. Yapay zekayı müşterilerimiz için  kendilerini özel hissedecekleri bir deneyim sağlamak için kullanıyoruz. Müşterimizde sadece kendisine hizmet eden banka hissini oluşturacağız.
Çalışanlarımız açısından baktığımızda da insan odaklı bir yapay zekanın altını çizip çalışanın yerine değil yanına konumlandırdığımız bir anlayışımız mevcut. Burada, rutin işleri yapay zekaya bırakıp çalışanlarımızın daha nitelikli iş üretmelerini ve işlerini daha verimli yapmalarını sağlayacağız. 
Neler yapıyoruz diye baktığımızda da İşCep mobil internet uygulamamızda menülerin daha akıllı, rahat kullanılabilen ve kişiselleştirilmiş özellikte olmasının yanı sıra diyalog bankacılığı dediğimiz chatbot, voicebot uygulamalarının geliştirilmesi üzerinde çalışıyoruz. Telefon bankacılığı tarafında arayanların doğru ve kolay bir şekilde yönlendirilmesi ve oradaki verimliliği artıracak akıllı IVR (interaktif sesli yanıt sistemi) olarak nitelendirdiğimiz çalışmalar yürütüyoruz. Bankamatiklerde nakit optimizasyonu da popüler uygulamalardan biri. Operasyon merkezimizdeki işlem yoğunluğu tahmini ve müşteri şikayetlerinin kategorize edilip yanıtlanması da bir başka yapay zeka projemiz.
Yapay zeka stratejimize uygun olan 5N1K yaklaşımından da söz edecek olursam, burada 3 katmandan bahsediyoruz. Mükemmel eşleme dediğimiz ilk katman aslında yapay zekanın temelde çalıştığı bölge. Burada 1K yani kime dediğimiz bölüm, müşterimiz. Daha sonra 5N tarafında; müşterinin hangi hizmete yani neye ihtiyacı var?  Ve neden? Bunu bize yapay zeka algoritmaları ortaya çıkarıyor ki buradaki temel paradigma değişimi de; üründen değil tamamen müşteriden yola çıkarak ihtiyacı belirlemek. İkinci katmanda ise nerede ve ne zaman sorularına yanıt buluyoruz. Müşterinin ilk katmanda tespit ettiğimiz hizmete ne zaman ihtiyacı var o anı ve ortamı yakalamak çok kritik. Son olarak da nasıl sorusunun yanıtını vermek gerek. Bu bölüm de tamamen kullanıcı deneyimine odaklanılmış durumda. Siber güvenlik alanına da değinmekte fayda var. Şifre ile kimlik doğrulama konusu yıllardır hepimizin kullandığı ama son dönemde anlamını ve etkinliğini yitirmeye başlamış bir olgu. Bu alanda artık regülasyonlar da sizi karmaşık şifre kullanmaya zorluyor, ancak uygulama sayısı arttıkça bunları yönetmek de giderek zorlaşıyor. Bu şifreleri değiştirmek ve hangi uygulamalarda hangi şifreleri kullandığımızı hatırlamak için kendimize göre yöntemler oluşturuyoruz.
Önümüzdeki dönemde yapay zekanın değiştireceği ilk alanlardan biri burası olacak. Durumsal zeka olarak ifade ettiğimiz bu alanda birtakım biyometriler, görüntü ve ses işleme teknikleri, konum bulma algoritmaları ile birlikte bu dünyada da bizi değişikliklerin beklediğini söyleyebiliriz.’’

Oğuz Taner Okutan/Türkiye İş Bankası Bireysel Kredi ve Kart Operasyonları Bölüm Müdürü
Yapay zeka ve kurumsal güvenlik uygulamaları sayesinde güvenlik ve konforun dengeli şekilde yönetilmesi mümkün…
Toplantıda Kurumsal Dolandırıcılıkla Mücadele Yönetimi başlıklı bir konuşma yapan Okutan, dijital dünyada siber güvenliğin her yönüyle hayatımızı etkilediğine dikkat çekiyor. Yaklaşan tehlikelere önceden hazırlıklı olmak ve proaktif bir yaklaşımla hareket etmek gerektiğinin altını çizerek bu süreci de yapay zeka ile kolaylaştıracağımızı vurgulayan Okutan, konuşmasında şu değerlendirmeleri yaptı:
"Dijitalleşme hayatımıza pek çok kolaylığı getirdi ve bu süreç büyük bir hızla devam ediyor. Bununla birlikte güvenlikle ilgili kaygılar da artış gösterdi. Bu kaygıları haklı çıkartacak çeşitli istatistiki veriler de bulunuyor. Örneğin, Nilson’un yayınladığı Ekim 2017 tarihli rapora göre, 100 dolarlık bir kartlı işlem hacmi içinde dolandırıcılık nitelikli işlemlerin payı 2010’da 4,46 sent iken yıllar içinde sürekli artış kaydederek 2016 sonunda 7,15 sente kadar yükselmiş durumda. Türkiye’de ise bu oranın dünya ortalamasına kıyasla sevindirici bir şekilde yaklaşık 8 kat daha düşük olduğunu söyleyebiliriz. Nilson raporunda 2025 yılında dünya çapında kartlı işlemlerdeki dolandırıcılık hacminin 45 milyar dolar olacağı öngörülüyor.  
Öte yandan, güvenlikle ilgili artan kaygılar nedeniyle alınan tedbirlerin zaman zaman müşterilerin konfor alanını daraltıcı bir etkisi de olabiliyor. Bu konudaki geleneksel görüş de güvenlikle konforun bir arada olamayacağı şeklinde. Oysa müşteriler güvenliklerinden taviz vermeden konforu ve kolaylığı, konfor ve kolaylıktan taviz vermeden de güvenle işlem yapabilmeyi istiyor. Dolayısıyla dijital çağdaki müşteri beklentileriyle de uyumlu olarak güvenlik ve konforu bir arada dengeli bir şekilde yönetmek önem arz ediyor.  
Bunu başarabilmek için de büyük veriyi etkin bir şekilde işleyebilmemiz, isabetli içgörü ve öngörüde bulunabilmemiz ve anlık olarak gerçek zamanlı aksiyon alabilmemiz gerekiyor. Her geçen gün gelişen yapay zeka ve bütünsel kurumsal güvenlik uygulamaları da bunu mümkün kılıyor.’’

Hüsnü Mete Güneş/Türkiye İş Bankası Dijital Bankacılık Bölüm Müdürü
Dijital yetkinlik için kurum içi ve dışı inovasyonu bütünleştiriyoruz
Konuşmasında inovasyon ve şirket içi girişimcilik konularını ele alan Mete Güneş, yeni çağda inovasyonun kritik önemine vurgu yaptı. İnovasyonu hem banka çalışanlarına yayarak hem de dış dünyadaki girişimleri takip ederek destekleyip bütünleştirdiklerini ve bu sayede yeni ve rekabetçi olabildiklerine dikkat çeken Güneş, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Kurumlar ve bankalar mevcut işlerini en iyi şekilde yapmaya devam ederken geleceğin trendlerini ve yıkıcı teknolojilerin gideceği yönü önceden görüp bugünden stratejik planlama ve yatırım yapmalılar. Bugünden hazırlık yapmayan ve ‘önce rakiplerim yapsın, çalışıyorsa ben de yaparım’ düşüncesiyle hareket eden şirketler yarış dışında kalmaya mahkum. Bu noktada da devreye inovasyon giriyor. 
İnovasyonun 3 dalgası var. İlk dalga, mevcut iş modellerinin daha iyi yapılması ve hizmetlerin müşteriye daha kaliteli sunulması şeklinde adlandırılıyor. Bunun daha kısa vadeli bir etkisi var. İnovasyonda ikinci dalga mevcut iş modellerinin farklı kanallardan  farklı müşterilere sunulmasıyla faaliyetin  genişlemesi olarak tanımlanıyor. Üçüncü dalga inovasyon ise yeni ve yıkıcı iş modelleri dediğimiz nokta. 
Biz kendimizi 2 ve 3. dalganın ortasına konumlandırıp bankayı gerek teknoloji anlamında gerekse ilgili tüm iş birimleri ile bu resmin içinde tutmaya çalışıyoruz. 3. dalgada yapmak istediğimiz; düşündüğümüz fikirleri çok hızlı hayata geçirmek. Yanılıyor ve hata yapıyorsak da bunu çok hızlı görmek ve bu noktada öğrendiklerimizle daha iyisini yapmak temel motivasyonumuz. Bunların yanı sıra açık ve kapalı inovasyon kavramlarına da değinmek istiyorum. Kapalı inovasyon olarak tanımlanan yapıda, kurumun ihtiyaçları ve mevcut kaynaklarına göre fikirleri kurum içinden toplayıp, bunları yine kendi kaynaklarıyla hayata geçirmeye çalışması artık günümüz şartlarında çok uygulanabilir bir yöntem değil. Çünkü yıkıcı inovasyonun temel yapı taşı olan startup’lar herhangi bir alanda bir fikri sizden çok daha önce bulmuş ve hatta hayata geçirmiş olabiliyor. Ancak banka olarak biz girişimleri rakip olarak değil iş ortağı olarak görmeyi ve bu ekosistemde var olmayı ilke edildik. Bu nedenle hem fikir hem de geliştirme aşamasında yurt içi ve yurt dışındaki girişimlerle iş birliği yapıyoruz. MaxiTech’in San Francisco’da bulunan ve yakın zamanda Çin ve Londra’da açacağı ofisleri bu ekosistemin içinde yaşayacağı için buradan alacağımız destekle de açık inovasyon konusundaki çalışmalarımıza katkı sağlamayı hedefliyoruz. 
İnovasyon birimimiz banka ile banka dışı arasında köprü olarak konumlandırdığımız bir yapıda çalışıyor. Kurum içi inovasyon çalışmalarımızı hackathon benzeri fikir yarışmaları yaparak geliştiriyoruz, girişimcilik ekosistemiyle yakın temasımız olması sebebiyle de bu iki alanı birleştiriyoruz. Çalışanlarımızla inovasyon kültürünü geliştirme amaçlı düzenli raporlar paylaşıyor, banka içinde yapılan inovasyon akademisi eğitimlerine aktarımcı olarak katılıyoruz. Yine kurum içinde, bağlantı kurduğumuz girişimlerin çeşitli iş birlikleri kapsamında içeri girmesiyle beraber startup’ların iş yapış biçimlerini gözlemlemek ve iş üstünde öğrenebilmek için iş birimlerinin de katılımıyla çalıştaylar düzenliyoruz. Yapay zeka, robotik vb tüm yeni teknolojileri kullanabileceğimiz pilot çalışmaları yine ilgili ekiplerle koordineli olarak yürütüyoruz. 
Girişimcilerle iş birliği modellerini bankada birkaç farklı yöntemle uyguluyoruz. En temel seviyede, girişimciler kendi finansal ihtiyaçlarını çözüme kavuşturmak ve onlara sunduğumuz hizmetlerden yararlanmak için bizim müşterimiz oluyor. Bankanın ya da müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılamak üzere girişimlerin sunduğu ürün ve hizmetlerden yararlanmak ve bu ürünleri düzenlediğimiz kampanya ve iletişim çalışmaları ile müşterilerimize duyurmak tercih ettiğimiz ikinci çalışma yöntemi. Üçüncü olarak ise kendi altyapımızı API ve benzeri servislerle girişimlere açarak, birlikte ortak ürün ve hizmetler geliştirebiliyoruz. Startup dünyası ile yaptığımız iş birliğinde belirli bir dikey gözetmediğimizi ve finansal dünya ile ilgisi olmayan ama başarılı olabileceğini düşündüğümüz iş fikirlerini de desteklediğimizi eklemek isterim. Son 3 yıldır girişimcilik ekosisteminde gerek yurt içi gerekse yurt dışında fiziksel görünürlüğümüzü artırıyoruz. Örneğin Kolektif House gibi ortak çalışma alanlarına destek oluyor ve bu çalışma alanlarında faaliyet göstererek görünürlüğümüzü artırıyoruz. Ayrıca, yine Kolektif House’un İstanbul Levent’teki ofisinde yer alan Workup girişimcilik programımıza; hızlı büyüme potansiyeli olan, teknoloji odaklı girişimleri, bulundukları dikeyden bağımsız olarak kabul ediyoruz. İlk 1 ayı deneme, toplamda 6 ay süren programda girişimler alanında uzman kişiler ve banka yöneticilerinden düzenli mentörlük desteği alma imkanına sahip oluyor. Ayrıca, iş fikri geliştirme, yalın girişimcilik metotları, araştırma ve müşteri geliştirme, ekip kurma ve yönetme, hukuk, finans ve muhasebe, sunum teknikleri, satış ve pazarlama, devlet hibeleri ve teknik konularda ücretsiz danışmanlık hizmetine erişebiliyor. Ayrıca girişimlerini büyütmelerini sağlayacak seçkin yatırımcılardan oluşan yatırımcı ağına ulaşabiliyor. Programa bugüne kadar 6 binin üzerinde başvuru geldi. Programa kabul ettiğimiz girişimlerden 19’unu mezun etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Son olarak, kısa süre önce faaliyete geçen iştirakimiz Maxis Girişim Sermayesi Portföy Yönetimi A.Ş.’nin kuracağı Girişim Sermayesi Fonları ile girişimlerin yatırım ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak da aksiyon almayı hedefliyoruz.

Ercan Işık/TubuPay 
Kurucu Ortak
Yemek kartında mobil ödeme ve takip 

Türkiye İş Bankası ile Gelecek Buluşmaları Toplantısı’na konuk olan Workup Programı girişimi TubuPay, en havalı ödeme sistemi olarak kendini tanımlıyor. TubuPay, yemek kartı hizmetinin yanı sıra şirket çalışanlarının akaryakıttan kırtasiyeye kadar her türlü harcamalarının takip edilebildiği bir mobil ödeme hizmeti. Ercan Işık uygulama hakkında şu bilgileri paylaştı:
"TubuPay bulut sisteminde online olarak çalışan ve Blockchain (blok zinciri) altyapısını kullanan bir mobil ödeme ve takip uygulaması. TubuPay olarak şirketlerin çalışanlarının harcamalarını yönetip bunları raporlayabilecekleri bir altyapı hazırladık. İlk olarak şirketlerin yemek harcamalarını ön planda tuttuk ve şirketlerin çalışanlarına dağıttıkları yemek kartlarını mobil bir sisteme aldık. Böylece bu alanda hem kullanıcı hem de şirket tarafında yaşanan sorunlara etkin bir çözüm sunmuş olduk. Restoranlar tarafında ödenen yüksek komisyon oranları, POS cihazlarının maliyeti, restoranların gelen müşterilere daha sonrasında ulaşamamaları gibi sorunların yanı sıra şirketler ve çalışanlar açısından da belli sorunlar yaşanıyor. Örneğin yemek kartlarının kaybolma ve çalınma riski bulunuyor. Bunun sonucunda bu kartların temini en az 2 gün sürüyor ve bu sürede çalışan kendi yemek masrafını karşılamak durumunda. Yeni kart bedeli de tekrar çalışanın hakkından karşılanıyor. Şirketler, TubuPay uygulamasını kullanarak istedikleri zaman istedikleri kadar çalışanı ve onlara tanınan harcama hakkını sisteme tanımlayabiliyor. Ayrıca kredilerin çalışanlara eşit bölünüp bölünmeyeceği, bir sonraki gün bir günlük limit tanımlayıp tanımlayamadıkları, bu kredinin ne zaman kullanılıp kullanılmayacağı, ne zaman aktif olacağını vb. belirleyebildikleri kolay kullanımlı bir arayüz sağlıyoruz. Çalışanlarının ve kendilerinin faturaları, kredileri ve işlem geçmişlerini görebildikleri bir raporlama ekranı da sunuyoruz. Restoranlara ve çalışanlara yüklemiş olduğumuz mobil uygulama sayesinde restorana gittiğinizde restoran size kendi uygulamasından girerek şirkete uyguladığı fiyatı bir karekoda çeviriyor ve kullanıcı da mobil cihazından sadece bu karekodu göstererek ödeme işlemini gerçekleştiriyor. Sistemimiz dijital bir platformda olduğu için bunun güvenliğini Blockchain teknolojisiyle sağlıyoruz. Ürünümüz bir kayıt platformu özelliği taşıdığı için bunu her ihtiyaca yönelik tanımlayabilirsiniz. Örneğin çocuğuna nakit para vermeyi tercih etmeyen ebeveynler çocuklarının okuldaki harcamalarını, çocukların bileklerine taktığımız mobil ekran sayesinde tanımlayıp takip edebilir. Bundan sonra hedefimiz şirketlerin tek bir şirket kredi kartını sisteme tanımladıkları ve tüm şirket içi harcamalarını (yemek, akaryakıt, sarf malzeme, konaklama vb.) tek bir yerden yönetip, takip edip raporlayabilecekleri bir platform haline gelmek.’’

Erhan Güneş/Octovan Kurucu Ortak
Eşya taşımada yeni nesil teknoloji
İş Bankası’nın Workup Programı’nın bir diğer girişimi Octovan, insanların günlük hayatlarına dokunarak farklı bir teknoloji uygulama deneyimi yaşatıyor. Eşya taşımanın en kolay yolu olarak tanımlanan uygulama sayesinde ev, mağaza, depo, ofis vb. eşyalarının bir yerden bir yere hızlı, güvenli ve pratik nakliyesi gerçekleştirilebiliyor. Octovan, eşyalarını güvenle taşıtmak isteyen kullanıcılarla nakliyecilerin biraraya geldiği bir uygulama. Erhan Güneş uygulama hakkında şu bilgileri paylaştı: 
"Octovan olarak eşya taşıma sürecini iki farklı açıdan ele alıyoruz. Müşteri güvenilir nakliye hizmeti talep ediyor. Güvenilir nakliyeci de kendisine bir müşteri platformu yaratarak çalışma zamanlarını verimli geçirmek istiyor. Octovan her iki tarafı da buluşturan bir uygulama ve hem mobil hem de web uygulaması mevcut. 
Eşya ve ev taşıma uygulamasında müşterilerin ‘fiyatta bir değişiklik olacak mı, eşyalarım zarar görecek mi, gerçekten gidecek mi, zamanında gelecek mi, zamanında taşınacak mı?’ gibi hassasiyet gösterdikleri konularda Octovan olarak tüm bu endişeleri giderme noktasında rol alıyoruz. Öncelikle kullanıcılara sabit fiyat garantisi sunuyoruz. Parça eşya taşımada Octovan Mini, Large ve XLarge olmak üzere 3 farklı araç boyutu mevcut. 
Her araca ait bir açılış ücreti ve kilometre başına eklenen sabit bir fiyatlandırma mekaniği kullanıyoruz. Octovan ile kullanıcılar sadece nakliye aracı çağırabilir ya da eşyasına göre istediği kadar yardımcı taşıyıcı ekleyerek eşyalarını taşıtabilir. 
Ev taşımasında da oda bazında standart fiyatlarımız mevcut. Standart taşıma paketi içerisinde monte ve demonte hizmetini ücretsiz olarak veriyoruz. Ek olarak kolileme hizmeti, avize montajı, perde ve duvar montajı hizmeti gibi farklı hizmetleri de kullanıcılarımıza açmış durumdayız.
Teknoloji odaklı eşya taşıma alanı henüz gelişmekte olan bir pazar ve biz uygulamamıza yenilikler eklediğimizde tercih edilirliğimizin de artacağını görüyoruz. Örneğin nakliyede genellikle ödemeler nakit yapılır. Biz uygulamamıza kredi kartı ile ödeme seçeneğini ekledik ve müşterilerimiz bunu hemen kullanmaya başladı. 
Ayrıca, B2B alanda takipli kargo teslim sürecimizi bazı firmalar ile pilot bölgelerde başlatmış durumdayız. 
Pazarda yaygınlaşmak için şirketlerin çalışanları ve kullanıcılarına kampanyalar düzenliyoruz. İlk kampanyamızı İş Bankası ile başlattık ve bunu diğer şirketlere de taşıdık.’’

Işıl Kılınç Gürtuna/Oracle Türkiye, Finansal Hizmetler Kıdemli Satış Direktörü
Dijital dünya birlikte üretme, birlikte kazanma ve paylaşma kültürü ile gelişiyor 
Toplantıda ‘Dönüşen Finans Dünyasında Teknoloji ve Liderlik’ konulu bir konuşma yapan Işıl Gürtuna, birbirini bir domino taşı gibi etkileyen dijital değişim adımlarını değerlendirerek yeni duruma nasıl uyum sağlanabileceğini aktardı. Yıkıcı teknolojilerin doğurduğu yeni iş modellerinin iş dünyasını hızlı ve çevik olmaya zorladığına değinen Gürtuna teknolojinin bunu nasıl sağladığını şöyle aktardı:  
"Dijital dünyanın şirketleri oyunun kurallarını ve şeklini değiştirdi. Yıkıcı teknolojiler ve yeni iş modelleri geleneksel işlerimizi değişime zorluyor ve her sektörde olduğu gibi teknoloji sektörü de bundan payını alıyor. 1995 yılında bir şirketin ortalama ömrü 67 yıl iken 2015 yılında ortalama ömür 17 yıla düşmüş durumda. Örneğin finans alanında dijital dünyanın şirketleri fintech’ler ortaya çıktı ve bugün birçok banka onları birer tehdit değil beraber yürüyecekleri bir yol arkadaşı olarak görüyor. Geleneksel şirketler kârlı büyüme, maliyetleri düşürme, regülasyon, itibar gibi konularla uğraşırken dijital şirketler neyin eksik olduğunu, neyin daha farklı yapılabileceğini çok daha rahat görüyor. Denemekten korkmuyorlar, başarısızlığı bir deneme olarak değerlendiriyorlar.
Müşteri ile kurulan ilişkinin de şekil değiştirdiğinin kesinlikle farkında olmalıyız; bugünkü müşteri beklentisi kişiye özel hizmet, zamanında hizmet ve ihtiyaç olduğunda hizmet boyutuna evrildi. Oracle'ın yaptığı araştırmaya göre; genç nesil müşterilerin bir bankayı tercih etmelerindeki 3 unsur güven, fayda ve deneyim olarak öne çıkmakta.
Yeni dünyada öğrenmek ve bilmek maalesef yeterli olmayacak, bunların ötesinde sürekli öğrenmek gerekiyor. Sadece güçlü olmak da yeterli değil; uyum sağlayabilmek çok daha önemli. Dolayısıyla dijital dönüşüm bir teknoloji dönüşümü değil kültür dönüşümüdür. Teknolojinin dönüşümü için bu dönüşüme liderlik edecek yani hata yapmaya, denemeye, merak etmeye fırsat tanıyacak dijital liderlere ve kurumlara ihtiyaç var.  
Bugün Oracle da dijital dönüşüm yolculuğunda ilerleyen dev bir şirket. Geleneksel teknolojilerini çok hızlı bir şekilde yeni dijital dünyaya hazırlayan Oracle aynı zamanda organizasyonunu da buna uygun hale getiriyor. Oracle'ın bu noktada dört ana hedefi var: Bir teknoloji şirketi olarak yenilikçi olmak,  iş yapış biçimlerini kolaylaştırmak, bir ekosistem oyuncusu olmak ve işbirliği içerisinde birlikte üretmek. 
Bu nitelikleri kısaca açıklamak gerekirse; inovasyon, teknoloji yenilikleri konusunda kendi etkinliğimizi geliştirip hızla çözümlerimizi piyasaya sürüyoruz. Örneğin bugünlerde yapay zekayla ilgili yenilikleri takip edip ona uygun çözümler geliştiriyoruz. Yapay zeka için öncelikle veriye ve veri yönetimine gereksinim duyulduğu ve Oracle da bu konuda en yetkin şirket olduğu için bütün bilgi birikimini ortaya koyuyor. Oracle en güçlü ürünü olan veritabanının içinde pek çok algoritmayı, yapay zeka teknolojisini ve ilişkili veriyi kullanarak dünyanın ilk kendi kendini yöneten veritabanını hayata geçirmekte. 
İş yapış biçimini kolaylaştırma noktasında Oracle buradaki stratejisini yetkin ve güçlü bir bulut hizmet sağlayıcısına dönüşmek olarak tanımlıyor. Bulut hizmetleri ile birlikte şirketlerin kaynaklarını teknoloji altyapısına ve onun  yönetimine harcaması yerine daha hızlı olup daha yaratıcı, katma değerli işlerde kullanmalarının daha doğru olduğuna inanıyoruz. 
Daha yaratıcı yeni fikirler için bir ekosisteme dahil olmak ve bir ekosistem oyuncusu olmak çok önemli. Fikirleri hızlıca ürünleştirip pazarda hızlıca test edebilmek için ve olası başarısızlık durumunda kayıpları minimize etmek için Oracle Dijital İnovasyon Platformu'nu şirketlere sunuyor. 
Son olarak vurgulamak istediğim nokta ise, bu dünyada artık iş birliği yapmadan var olmak her geçen gün zorlaşmakta. Blockchain gibi teknolojiler, iş birliği yani beraber üretme ve paylaşım ekonomisi ile yükseliyor. Oracle artık şirketlerin süreçlerinin parçası olmak için ‘solution thinking’ adı altında müşterileriyle birlikte üreten, onların değişiminin, gelişiminin bir parçası olmayı hedefleyen yapıda ilerliyor. 
Dijital Dönüşüm çok önemli bir değişim yolculuğu; unutulmamalı ki bu değişim 'insanlar tarafından, insanlarla birlikte insanlar için' gerçekleşmeli.  Yeni teknolojilerin adaptasyonunu, yeni iş yapış biçimlerini beraber üreterek geliştireceğiz.’’

Kadir Yüceer/IHS Teknoloji, Kurumsal Hizmetler Direktörü
Dolandırıcılık operasyonlarının tek noktadan kolay yönetimi
Toplantıda finans sektöründeki dolandırıcılık vakalarının artışına dikkat çeken Kadir Yüceer, dolandırıcılık operasyonunun tek noktadan yönetimine odaklanan çözüm ihtiyacına karşılık geliştirdikleri Fcase yazılımını tanıttı. Yüceer, bu yazılımın şirketlerdeki tüm dolandırıcılık operasyonunu tek ekrandan yapabildiğini ifade ederek şu açıklamayı yaptı: "IHS Teknoloji olarak yıllardır dolandırıcılıkla mücadelede farklı firma ve ürünlerle bankalara çözümler sunuyoruz. İşlem izleme (transaction monitoring), zararlı yazılım tespiti (malware detection), hesap ele geçirme (account takeover), cihaz parmak izi (device fingerprinting) gibi konularda uzmanlaşmış, alanının lideri firmalarla çalışıyoruz ve yatırımlar yapıyoruz. İş Bankası'nda 5 yıl önce yaptığımız projeyle, alternatif dijital bankacılık kanallarında dolandırıcılık tespitini gerçek zamanlı hale getirerek yeni bir dönem başlatmıştık. Takip eden yıllarda hem bizim sağladığımız hem de bankanın farklı kurumlardan edindiği, farklı dolandırıcılık türleri için çözüm olan sistemlerle gerekli entegrasyonları biz gerçekleştirdik ve bankanın dolandırıcılık tespit yeteneğini yüksek seviyelere çıkardık. Öyle ki hiç dolandırıcılık vakası yaşanmayan uzun dönemler geçirdik.
Uzun süre dolandırıcılık tespit ürünleriyle çalıştıktan sonra şunun farkına vardık, bu ürünlerin birincil görevi dolandırıcılığı tespit etmek olduğu için, haklı olarak tespit kısmına çok odaklanıyorlar, vaka analizi ve operatör ekranları için yaptıkları yatırım ve gösterdikleri özen düşük kalıyor. Operasyon ekipleri için yürüttüğümüz analizler sonucunda da geliştirilmesi gereken pek çok süreç ve yöntem olduğunu gördük.
IHS Teknoloji kurulduğu günden bu yana ürün odaklı değil çözüm odaklı bir firma olmuştur. Bir ürünü bir yerde nasıl konumlandıracağımıza değil, bir problemi nasıl çözeceğimize odaklanırız ve bir şekilde ya elimizdeki ürünler çözüm olur ya da ihtiyaç duyulan ürünü bulup Türkiye'de partneri olur ve müşterilerimize sağlarız. Bu kez kolları sıvadık ve sektörde ihtiyaç olarak gördüğümüz ürünü biz geliştirdik. 
Geliştirdiğimiz Fcase yazılımıyla birlikte dolandırıcılık tespit ekiplerinin operasyonlarını daha verimli hale getirmeyi ve tümleşik bir yapı üzerinden herhangi bir dolandırıcılık vakasının incelenebilmesini amaçladık. Hatta yazılımımız bir süredir dijital bankacılık operasyonları bölümünde kullanımda ve aldığımız geri bildirimler de ürünün beklediğimiz faydaları ortaya koyduğunu gösteriyor. Peki nedir bu faydalar; öncelikle yönetim kısmında, hem görsel hem de operasyonel anlamda kullanımı kolay, erişmek istediğiniz bilgiye kolayca ulaşabildiğiniz ve vaka havuzunu canlı olarak takip edebildiğiniz bir arayüz var. Hangi operatörler molada, hangileri aktif çalışıyor, hangi vaka beklemede, hangi vaka inceleniyor, bugün genel anlamda nasıl bir performans var kaç vaka kapatılmış, havuzda ne kadar vaka var bunları bir ekranda görebiliyoruz. Alarm sistemi sayesinde bir vaka üzerinde çok fazla zaman harcanırsa ya da havuzda çok vaka birikirse yöneticilere bildirimler gidiyor.
Operatörler için çok basit, sadece bir vakaya odaklanabilecekleri ekranlar hazırladık. Buradaki amacımız, vakit kaybını azaltarak operatörün performansını maksimum seviyeye çıkarmak. Genelde gördüğümüz yöntem operatörlerin bir havuzdan kendi insiyatifleriyle vaka seçmesi ve bu da aslında zaman kaybı demek. Fcase'de operatör vakasıyla ilgilenmek haricinde yalnızca mola talebini bu ekrandan girebilir ve yöneticilerden biri onaylarsa da otomatik olarak molasına çıkabilir.
Operatörlerin performansıyla ilgili hem genel durumu gösteren hem de bir operatör için detaylı bilgi alabileceğimiz raporlar mevcut. Sadece vaka sayısına göre değil sistemde kalma süresi, mola süresi gibi değişkenlerle birlikte performansı daha doğru ölçebiliyoruz. Aynı zamanda bir mobil uygulama da geliştiriyoruz. Böylelikle yöneticiler mola taleplerini telefonundan onaylayabilecek ya da uyarıları telefonda bildirim olarak görebilecek ya da bu bahsettiğim raporları takip edebilecekler.
Bizi Fcase gibi bir yazılım ortaya koymaya iten vizyon aslında şu: Tek bir noktadan tümleşik bir şekilde sadece vakaların değil, bütün dolandırıcılık tespit operasyonunun yönetilmesi. Hem dolandırıcıların tarafında hem de teknolojide durmaksızın gelişmelere şahit oluyoruz ve bu sebeple sürekli farklı ürünler gündeme geliyor. Şu dönemde makine öğrenmesi ve derin öğrenme özellikle gündemde. Biz, kullanılan dolandırıcılık tespit ürünlerinden bağımsız bir operasyon hayal ediyoruz. Hangi dolandırıcılık modeline karşı hangi ürün kullanılıyor olursa olsun, Fcase bu yazılımlardan vakaları toplayarak ilişkilendirebilecek, kurumda kaç tane dolandırıcılık tespit ekibi olursa olsun hepsi tek bir platformda bu vakaların operasyonunu gerçekleştirebilecek. Dolandırıcılık tespit ürünleri yenilense, değiştirilse bile aynı ekrandan hayatına devam edecek. Bunun gibi üründen ürüne ya da ekrandan ekrana geçiş süreçlerini ortadan kaldırarak ve operatörlerin de performansını artırarak operasyon maliyetlerini de aşağıya çekmiş oluyoruz.
Sektörde bu amaca hizmet eden başka bir çözüm bulunmuyor, dolayısıyla bu alanda vizyonu ve standartları belirleyen biz olacağız. İş Bankası da böyle bir çözümü erken döneminde uygulamış ve faydalarını görmüş bir banka olarak teknoloji kanadındaki öncü kimliğini tekrar göstermiş oldu.’’

Murat Kaymaz/Check Poınt Bölge Müdürü
Siber güvenlikte 6. nesile hazır olalım
Toplantıda ‘Siber Güvenliğin Dünü Bugünü Yarını’ başlıklı bir sunum yapan Murat Kaymaz, 2017 yılının siber güvenlikte bir kırılma noktası olarak kabul edilebileceğine işaret ederek milyarlarca cihazın internete dahil olacağı bağlantılı dünyada güvenlik yönetiminin yapay zeka ve nano ajanlarla yapılacağını aktardı. Kaymaz konuşmasında şu noktalara değindi: 
Check Point siber güvenlik alanında 25 yıldır çalışan, 40 ülkede 4 bin 300 çalışana ve 100 binin üzerinde müşteriye sahip bir şirket. Siber güvenlik dünyasında hemen her yıl adını hatırlayacağımız ve derin iz bırakan saldırılar yaşanıyor ancak geçtiğimiz yıl çok daha hareketli geçti.  ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'nın geliştirdiği birtakım saldırı kodları ajans dışına sızdırıldı. Bunun 2 ay sonrasında da bütün dünyayı sarsan WannaCry saldırısı oldu. 99 ülkede binlerce şirketi etkileyen bu atak örneğin İngiltere sağlık sistemini çalışmaz hale getirdi.  Bu ataktan 1 ay sonra ise çok benzer yapıya dayanan NotPetya saldırısı gerçekleşti ve etkisi yine çok ciddi oldu. Bu saldırı Ukrayna'da hayatı neredeyse durma noktasına getirdi. Kripto saldırılar bunlarla kalmadı ve yıl boyunca etkisini göstermeye devam etti. 
Dünya Ekonomik Forumu’nun bu yılın başında yayınladığı Global Risk Raporu’nda geçen yıllardan farklı olarak ilk kez siber saldırılar dünyadaki ilk 3 risk arasında gösterildi. Dolayısıyla geçtiğimiz yılı siber saldırılar ve güvenlik dünyası için bir kırılma noktası olarak görmek yanlış olmaz. 
Check Point olarak dünya genelinde yaptığımız istatistik gösteriyor ki şirketlerin saldırılara yönelik aldıkları tedbirler 5 üzerinden ancak 2.8 seviyesinde bulunuyor.
Siber saldırıların ilk nesli için 1980’li yıllara yani PC’lerin yaygınlaştığı yıllara gidebiliriz. Siber saldırı dediğimiz zaman PC’lere bulaşan virüslerden bahsediyorduk. Bunların çözümü olarak antivirüs yazılımları geliştirildi.  
1993'ten sonra internetin ticari olarak kullanılmasıyla birlikte 2. Nesil saldırılar ağları hedef aldı. Bunların temel çözümü güvenlik duvarı (firewall) teknolojisi oldu. Check Point bu teknolojiyi icat etti diyebiliriz. 3. Nesil saldırılar ise 2000’li yıllarda karşımıza çıktı. Bunlar uygulamaların açıklarına yapılan saldırılardı. Bunları engellemek için kullanılan sistemler ise IPS sistemleri oldu. 
2010’larda polimorfik içerikli 4. Nesil saldırılar kendini hızlı bir şekilde değiştiren kodlar kullandığından yakalanması ve engellenmesi zor saldırılardı. Bunlar ancak sandbox, antibot gibi teknolojilerle engellenebilir hale geldi. 
5. nesil saldırılar ise 2017 yılındaki örneklerle açıklanabilir. Bu saldırılar çok daha büyük ölçekli ve kritik sektörleri, ülkeleri hedef alabiliyor. Tehditler mobil cihazlar veya bulut gibi yeni platformlardan da gelebiliyor.
5. Nesil saldırıları önlemede etkili yöntem ise gerçek zamanlı engelleme teknolojisi kullanmak. Aksi takdirde izleyerek ve sonra aksiyon alarak bunları engellemek mümkün değil. Şirketlerin güvenlik altına almak istediği değerleri doğrultusunda çok sayıda güvenlik teknolojisine yatırım yapma ihtiyacı doğacaktır. Verinin dolaştığı ve yaşadığı her noktayı, sistemleri koruma altına almamız ve ortak bir tehdit istihbaratıyla beslememiz gerekiyor. Tehdit istihbaratı karmaşık bir yapı ve mutlaka içinde yapay zeka kullanımını gerektiriyor. 
Yakın geleceğe bakacak olursak; 2020 yılı itibariyle 6. nesil saldırılara tanık olacağız. Bunlar da IoT cihazları, internete bağlı diğer tüm cihazlar üzerinden gelen saldırılar olacak. Bunları bertaraf etmek için çok farklı güvenlik çözümlerine, nano ajanlara ihtiyacımız olacak çünkü çok çeşitli ve değişik ebatlı cihazlar hayatımıza girecek. Finans dünyasında da yapay zekanın kullanılmaya başlanmasıyla birlikte örneğin chatbot veya robot uygulamaları artacak ve bu noktalarda da benzer şekilde güvenliğe ihtiyaç duyulacak. Check Point şu anda IoT cihazlarına entegre edilebilecek nano ajanlar üzerinde çalışıyor. Bu çalışmalarını akıllı ev aletleri, akıllı araba ve benzeri akıllı cihaz üreten şirketlerle birlikte yürütüyor.  İnternete bağlı çok çeşitli cihazın ve bunların üzerinde çalışacak nano güvenlik ajanlarının yönetimini yapmak geleneksel güvenlik yönetim çözümleriyle zor olacak. Bunun için de bulut tabanlı, yapay zeka kullanan güvenlik yönetim çözümleri karşımıza çıkacak.’’

Burak Atamgüç/Comparex Türkiye Büyük Müşteriler Satış Direktörü
Fikirleri hızlı hayata geçirmek dönüşümde başarı sağlıyor
Toplantıda yaptığı sunumda dijital dönüşümde güncel teknoloji konularının neler olduğunun altını çizen Burak Atamgüç, şirketlerin yenilikçi fikirleri hızlı bir şekilde hayata geçirebilmeleri noktasında başarıyı yakalayabildiklerine dikkat çekti. Sundukları çözümlerle dijital dönüşüm yolculuklarında şirketlerin yanında olduklarını söyleyen Atamgüç, şu bilgileri paylaştı: 
"Comparex Global 35 ülkede yer alan 2.8 milyar dolar ciroya ve 2 bin 500 çalışana sahip bir şirket. Türkiye'de ise 1997 yılında kurulan Dataserv’in çoğunluk hissesini satın almasıyla da Comparex Türkiye haline geldik. 
Son bir kaç yıldır dijital dönüşüm her kesimi fazlasıyla meşgul eden bir unsur. Dijitalleşme; kağıt ortamını dijital ortama taşımak olarak yorumlayan kuruluşlardan bunun bir kültür dönüşümü olduğu gerçeğiyle hareket eden kuruluşlara kadar geniş bir yelpazede değerlendiriliyor. Diğer yandan eski tarzda iş yapmaya devam eden kuruluşların da yakında dijital yıkıma uğrayacağı görülüyor. 
Dijital dönüşüm tarafında gerçekçi boyutta hizmet veren bir şirketiz. Şirketlere dijital dönüşüm yolculuklarında onlara liderlik eden değil yanında yürüyen bir şirket vaadiyle çalışmalarımızı yürütüyoruz. 
Şirketleri farklı kılan çok yaratıcı fikirlere sahip olmaları değil onları hayata geçirebilme becerisidir. Yenilikçi fikirleri hızlı bir şekilde hayata geçirmek çok önemli çünkü hata yapma şansımız da olmalı ve  hata yaptıkça da başa dönebilmeliyiz. Hızlı dönüşümü sağlayan unsurların başında da DevOps geliyor. Bunun altında ya da çevresinde pek çok farklı kavramla karşılaşıyoruz. Bunlar arasında şu başlıkları sayabiliriz: Sürekli entegrasyon/sürekli teslimat (CI/CD), servis hizmeti (PaaS), hızlı uygulama geliştirme (RAD), altyapı hizmeti (IaaS), robot süreç otomasyonu (RPA), uygulama yaşamdöngüsü yönetimi (RAD), mikro servisler, izleme, modern çalışma yeri, otomasyon vb.
Tüm bu araç ve uygulamalara baktığımızda bunları tamamlayıcı unsur ve zincirin en önemli halkası güvenlik noktası. DevOps artık günümüzde DevSecOps’a (developers & security & operations) evrildi. Güvenlik çözümlerini geliştirmeden, operasyona taşımadan kaynağında engel olacak şekilde entegre etmek kritik hale geldi. Bir başka güncel kavram ise kullanıcı ve varlık davranış analizi (UEBA). 5N1K olarak formüle edebileceğimiz unsur ise denetime yönelik. Yani sürekli olarak kimin nerede ne yaptığını, ne zaman ve nasıl yaptığını takip ediyor, logluyor ve hızlıca analiz edebiliyor olmak gelen tehditlerin anında önlenmesini sağlayabiliyor. Bir başka nokta; nesnelerin interneti (IoT) yani uç nokta cihazlarının güvenliği gittikçe önem kazanacak. Kişisel verilerin korunması kanunu (KVKK) da verinin sahipliği ve yönetimi noktasında hepimizin gündeminde. 
Dönüşümü sağlayan başlıkların bir diğer bileşeni ise yüksek erişilebilirlik. Bu kısımdaki başlıklar bulut, izleme, yedekleme ve kurtarma, önleyici analizler olarak sıralanıyor. Bulut yeni nesil veri ortamı olması itibariyle önemli ve biz de kendimizi yeni nesil çözüm entegratörü olarak konumlayıp bu noktada çaba gösteriyoruz.  İzleme hemen her noktada olduğu gibi erişilebilirlik noktasında da önemli. İzleme klasik anlamının ötesinde algoritmik IT operations kavramına karşılık geliyor ve yapay zekayı barındırıyor. 
Yedekleme kurtarma çok klasik bir konu. Bu noktada da önleyici analizler zaten konuştuğumuz ama artık ‘bir kesinti yaşayacak mısınız, nerede yaşayacaksınız’ şeklinde uyaran çözümler de mevcut. 
Bu bahsettiğim konuların hepsinde Comparex olarak çözüm ve hizmetlerimiz var ve ciddi maliyetlere sahip bu sistem ve süreçlerin optimum yönetilmesi gerekiyor. Bu noktada global yönetme hizmetleri olarak sunabildiğimiz 3 bileşenli hizmetlerimiz bulunuyor. Birincisi, şeffaflık dediğimiz yazılım envanterimizin kolayca görselleştirilmesini ve üzerine basit analizler yapılmasını sağlayan bir platform. İkincisi, bunun üzerine bizim yaklaşık 300 danışmanımızın her sağlayıcı alanındaki bilgi birikimiyle size getirdiği tecrübe. Bu tecrübeyle yazılım portföyünüzü konsolide etmenizi, optimize etmenizi sağlıyoruz. Son olarak da Comparex’in global ve büyük bir şirket olmasının getirdiği avantajı da kullanarak size bir satın alma maliyet avantajı yaratmak istiyoruz.’’

Türker Ata/HPE Türkiye Çözüm Mimarı
Artan verileri işlemede yüksek işlem gücü çözümü
Toplantıda ele alınan bir diğer teknoloji başlığı ise ‘In memory driven computing-bellek odaklı hesaplama’ oldu. Artan dijital veriyi kalıcı bellekte işlemeyi sağlayan bu teknolojinin 2018 yılıyla birlikte yaygınlaşmaya başlayacağını söyleyen Türker Ata, konuyla ilgili şu bilgileri aktardı: 
"Teknoloji artık her yerde. Moore 1965 yılında mikro işlemciler içerisindeki transistör sayısının her yıl iki katına çıkacağını öngörmüş, 1975 yılında da bu öngörüsünü biraz revize ederek her iki yılda bir iki katına çıkacak diye değiştirmişti. Kaliforniya Üniversitesi Teknoloji bölümü bu söylemi Moore Yasası olarak literatüre kazandırdı. Günümüze gelene kadar da mikro işlemcilerin transistör sayısı bu kurala uyarak gelişim gösterdi. Günümüzde FPGA ve GPU kartlar içerisinde 50 milyona yakın transistör var.
Transistör sayısının artan veriyle bir ilişkisi var. Günümüzde o kadar fazla veri üretilmeye başlandı ki örneğin Walmart’ın veritabanındaki işlem hacmine baktığımızda günlük 40 petabaytlık veri işlendiğini görüyoruz. Facebook’un da günlük 2 petabaytlık bir veri işlemesi var. 2 yıl içerisinde 10 milyon otonom aracın yollarda olacağını düşünüyoruz ve bu otonom araçların yaratacağı verinin de günlük 40 petabayt veri üreteceğini öngörüyoruz. Bu denli artış gösteren veriler nasıl ya da hangi ortamda işlenebilecek?
Veri merkezi içerisinde klasik olarak sunucu, veri depolama ya da GPU’ları (graphic process unit) müşterilerimize çözüm olarak sunuyoruz. HP Enterprise olarak geçtiğimiz yıl bu durumu bir parça değiştirdik; klasik olarak veri merkezi anlayışının dışarısına çıktık. Veri merkezini bir yapay zeka mekanizmasına entegre ediyoruz. Klasik sistemdeki durum şöyle: Veri merkezinizdeki bileşenlerde bir donanım arızası olur ve bu donanım arızası ilgili sisteme bildirilir, sonrasında arıza çözüme kavuşturulur. HPE’nin yeni çözüm yaklaşımında, veri merkezine entegre ettiğimiz sistemde arıza meydana gelmeden size arızanın oluşabileceğini söylüyoruz. Geçen sene satın aldığımız InfoSight yazılımıyla bu entegrasyonu müşterilerimize yapmaya başladık. Bunu nasıl sağlıyoruz? Dünyanın pek çok yerinde bulunan müşterilerimizin sistem bilgilerini, yaşadıkları sıkıntıları ve buna karşılık uygulanan çözüm yöntemlerini içeren verileri merkezi işlem birimine iletiyoruz ve burada bunları yapay zeka-derin öğrenme mekanizmasında değerlendiriyoruz.
Örneğin bir müşterimizde kaydettiğimiz bir sıkıntı ya da sorunun, benzer teknolojiyi kullanan bir başka müşterimizde de yaşanabileceğini öngörerek öncesinde önlem almasını söylüyor ve çözüm yatırımını buna göre yapmasını öneriyoruz. Bu uygulama, veri merkezindeki oyunun kuralını değiştirdiğimiz bir mekanizmadır. Bütün bu verileri işlediğimiz klasik verilerin saklandığı ortamı da değiştiriyoruz. İşlemciden mekanik disklere doğru giden bu evrim içerisinde kapasitenin arttığı, maliyetin azaldığı ama performansın çok ciddi düştüğü bir yelpazeden bahsediyoruz. Yani en yüksek frekans, en yüksek performans, işlemci etrafındaki veri alanındayken en düşük performans ama en yüksek kapasite de bizim buradaki manyetik ya da flash dediğimiz disk platformuna geçmiştir. HPE olarak Persistent Memory (kalıcı bellek) adı altında artık disklerle işlemciler arasında bir katmanda sizlere verilerinizi saklama şansını veriyoruz. Bunun anlamı da; disklerden çok daha hızlı bir platformu ama işlemcinin etrafındaki veriden çok daha ucuz alanda sağlayabilmiş oluyoruz.
Şirketler henüz bu çözüme hazır değil ancak gelişimi için bir konsorsiyum kuruldu. HPE’nin de içinde olduğu bu konsorsiyumda oyunun kuralları, endüstrinin standartları oluşturuluyor. Geleneksel sistemde biz uygulamalarımızı bu manyetik disklerimize yazarken 25 bin komutla yazıyoruz. Son kullanıcının hissettiği belki milisaniye cinsinden bir response time’dır ama 25 bin komutu Persistent Memory dediğimiz belleğe yazdığımız platforma geçirdiğimizde sadece 3 komuta indirmiş olacağız. Şu anda ara çözüm olarak Persistent Memory’i Proliant sunucularımızda çözüm olarak sunuyoruz. Klasik sistemde sunucularımız etrafında, sunucularımız içerisindeki işlemcileri ya da birden fazla sunucuyu bugün anlatılan bütün platformlarda çözüm olarak sunuyoruz. Ama gelecekte olmasını planladığımız ve ilk ürünümüzü çıkardığımız dönemde bir büyük Memory etrafındaki sunuculardan ya da işlem gücünden bahsediyor olacağız. Sonuç olarak diyeceğiz ki birden fazla sunucu büyük bellek havuzu etrafında bu bellekten yararlanacak. Böylece en hızlı diske göre, 221 kat daha hızlı veri yazma performansı elde ediyor olacağız. En hızlı diske göre 221 kat performansı şu anda Proliant sunucularımıza çözüm olarak pazara sunuyoruz. NVDIMM’nin hem kapasitesi hem de performansı düşüktür. Persistent Memory dediğimiz çözümde bildiğimiz bellek hızlarında ve bellek frekanslarında verinin saklanabileceği bir platform olarak sunuyoruz. Gelecekteki dönemde The Machine dediğimiz yaklaşımda fotonlarla sunucuları haberleştirdiğimiz durumda çok kısa response time’larda çok başarılı işler gerçekleştireceğimizi düşünüyoruz. Bu çözümler yapay zeka alanında kullanılabilir. Bellek üzerinde çalışma 2018’den itibaren çoğu şirketin kullanacağı bir çözüm olacak.’’ 

Cavit Yantaç/Mıcrosoft MEA, Genel Müdür Yardımcısı
Yapay zeka insana güç ve deneyim katacak
Toplantıda ‘Artırılmış Finans’ başlıklı bir sunum yapan Cavit Yantaç, makinelerin insan gücünü nasıl artırdığını ve bunun iş sonuçlarına ne şekilde yansıdığını aktardı: Yantaç, şu bilgileri paylaştı: 
"Makinelerle beraber insanların önünde nasıl bir kapı açılacağı ve nasıl yaşayacağına dair birkaç aforizmada bulunmaya çalışacağım. İşin merak uyandıran ve magazinel kısmı; acaba yapay zeka işimizi elimizden alacak mı? İnsanlığın sonunu getirecek mi? noktasına bizi götürebiliyor. 
Teknoloji şirketleri olarak biz de yapay zekanın insanların hayatını kuvvetlendirebileceğini, onların hayatındaki deneyimi olumlu yönde artırabileceğini düşünüyoruz. Böyle düşünmemizin en önemli nedeni ATM'ler. ATM 1969 yılında ortaya çıkmış ve ilk ATM’yi Türkiye'ye de İş Bankası getirmiş. İlk önce pek çok bankacı acaba işimizin yerini alacak mı, şubeleri kapatacak mı diye ATM’lerden ürktü. Bankalar Birliği’nin sayılarına baktığımda 2002’den 2017 yılına kadar Türkiye’de ATM sayısı 6 kat artıyor. Buna rağmen banka çalışanı sayısı da yüzde 20-30 artmaya devam ediyor. 
Otomasyon aslında insanların önünde bir engel değil. Tersine ulaşamadığınız insanlara çok farklı şekillerde ulaşabilmenizi sağlıyor. Bankacılık yapay zeka ile birleştiğinde yapay zeka bankacıların işini elinden almayacak.  Tersine daha fazla insanın bankacılık hizmetlerinden yararlanabilmesini sağlayacak.  
Yapay zekalı geleceği daha iyi anlamak için zeka kavramına bakmamız gerekiyor. Örneğin yazar Max Tegmark Life 3.0 adlı kitabında zeka için; karmaşık hedeflere ulaşma yeteneği tanımını yapıyor ve üçe bölüyor. Hafıza, hesaplama ve öğrenme.
Bilgisayarlar açısından hafızaya bakarsak sürekli yükselen sabit disk kapasitesi, sürekli düşen sabit disk fiyatları çok daha fazla işe çok daha küçük yerlerde ulaşabilmemize imkan sağlıyor. Zekanın ikinci parçası işlem yapabilme gücü. Özellikle makinenin öğrenebilme gücünün son 10 yıl içerisinde hızlanarak arttığını gözlemliyoruz. Öğrenen sistem yavaş yavaş başka şeyleri de öğrenmeye başlıyor.  Örneğin görebildiğini anlama, dinlediğini anlama, karşısındaki insanın konuştuğunu anlayabilme, derin öğrenme ile hayatımıza girmeye başladı. İnsanların yaptığını düşündüğümüz birçok şey bilgisayarlar tarafından artık daha iyi yapılabilir hale geliyor. Fakat kolektif zeka dediğimiz yani bütünsel/birleştirmeci zeka henüz yapay zekada yok ve 2030’lardan önce bu noktaya gelebilmemiz zor.  
Şu anda geldiğimiz derin öğrenme olanakları sayesinde şirketler özellikle iş süreçlerini iyileştiriyorlar.  
3 ay önce Microsoft ekibi Güney Afrika'da bir sigorta şirketi ile beraber o sigorta şirketinin kaza anında çekilmiş fotoğraflarından yararlanan ve kazanın mali sorumluluğunu ölçen bir öğrenme algoritması geliştirdi. Ayrıca Dubai’de emlak fiyatlarındaki artışların takibi, fiyatlardaki azalma ve artmadan kaynaklanan kredi geri dönüş oranlarının hesaplanmasını içeren bir proje yaptık. Üçüncü bir çalışmayı da Türkiye'de Veripark ile yaptık. Proje sayesinde bankadan, içeriden ve dışarıdan gelen eldeki tüm verileri inceleyerek bir KOBİ’nin bir sonraki işleminin ne olduğunu, KOBİ daha bilmeden ne zaman temerrüde düşeceğini hesaplayabilir noktaya geldi.  
Microsoft olarak yapay zeka etrafında servisler sunuyoruz. Kendi yazdığımız uygulamaları şirketlerin kullanımına servis olarak açıyoruz. İkincisi, Microsoft’un kendi veri merkezleri üzerinden sunduğu Azure platformunda, şirketlerin kendi yapay zeka uygulamalarını yazabilecek servisler sunuyoruz. Üçüncüsü, kendi veri merkezimizde geliştirdiğimiz uygulamaları şirketlerin kendi ortamlarına aktarabilmeleri için araçlar sunuyoruz. Bunlar bilişsel yetenekler yani gördüğünü anlayabilme ya da konuşma yeteneğine sahip araçlar. Altyapı tarafında açık kaynak politikamız var. Kendi platformumuzu açık kaynak geliştiricilerinin kullanımına açıyoruz.  Üçüncüsü de yapay zeka etrafında derin öğrenme için geliştirilen altyapıları kendi ortamımızda, müşterinin ortamında çalıştırabilir hale getiriyoruz. Ayrıca uç noktalara taşıyıp çalışabilir hale getiriyoruz.  Kısacası kullanıcı şirketlerimizle beraber mühendislik yapıyoruz.’’

Bora İncir/Mıcro Focus Türkiye ve Yunanistan ITM Satış Yöneticisi
Kritik BT operasyonlarınızı yapay zeka ile yönetin
Toplantıda ‘BT Operasyonlarında yapay zeka, büyük veri ve makine öğrenme’ konulu bir sunum yapan Bora İncir, dijitalleşmenin getirdiği hız, güvenlik, erişilebilirlik, izleme ve takip gibi beklentilere makine öğrenimi ve yapay zeka algoritmalarının etkin bir şekilde yanıt verebildiğine değinerek, verimliliği artırdığına dikkat çekti. İncir şu bilgileri paylaştı: 
"Micro Focus yakın zamanda Hewlett Packard yazılım grubuyla birleşerek bugün dünyada yazılıma odaklanmış şirketler arasında yedinci sıraya yerleşmiş bulunuyor.  BT operasyonlarının artık yapay zeka ile yapılabildiği bir döneme girdik. Yapay zekayla yapılan BT operasyonları yani AIOps olarak adlandırdığımız bu uygulamanın ilk çıkış noktası aslında algoritmik BT operasyonları yani aslında sadece izleme uygulamasına karşılık geliyordu. Zamanla bu tanım, büyük veri ve makine öğrenmesi  yetkinliklerinin eklenmesiyle yapay zeka ile BT operasyonlarına dönüştü.  
Endüstri trendlerine baktığımızda bulut projeleri gündemde. Bununla ilgili şirketler tarafında yapılan çeşitli araştırmalar mevcut. Şirketlere kaç bulut sağlayıcı şirket ile çalıştığı sorulmuş ve yüzde 92’si birden fazla şirketle çalışıyor. Şirketlerin yüzde 88’i bulut uygulamalarıyla bulut dışı uygulamaları arasında veri alışverişi yapıyor. Ancak şirketlerin yüzde 98’i bulutta çıkan sorunların çok zor çözüldüğünü düşünüyor.  Yüzde 64’ü ise performansta çıkan sorunların bulutta çok zor çözüldüğünü düşünüyor. Özel, genel ve karma bulut projeleri yaparken bunlardaki sorunların çözümü için çok enerji harcamak, farklı yetkinlikleri ve farklı ürünleri kullanmak gerekiyor. Şu anda şirketlerin yüzde 4’ü AIOps kullanıyor. 2020'ye kadar bu sayının yüzde 40’a çıkması bekleniyor. 
Micro Focus olarak buradaki sorunların hızlı çözümlenmesini ve yeni nesil ortamlara daha hızlı geçilmesini sağlayan platform bağımsız araçlar sunuyoruz. 
Şirketlerin iş dünyasında hangi süreçlerle karşı karşıya kaldıklarına baktığımızda her gün pek çok şirket birçok sorunla karşılaşıyor. Bu sorunun kökenini keşfetmek bazen çok uzun zaman alıyor ve beraberinde çok işgücü gerektiriyor. Bu noktada yapay zeka kullanımı, makine öğrenimleri devreye girerek belirli kullanıcı davranışlarının oluşturulması ve buna yönelik tekrarların makineye öğretilmesi ve işin makinelere devredilmesi hayatı çok daha fazla kolaylaştırabiliyor.  
Bir diğer konu, anormalliklerin bulunması. Örneğin bir uygulamanızın cevap verme süresi 3 milisaniye ise bunun 4’e çıkması bir problemin göstergesi midir? Belki sistemde 1.000 kullanıcı varken bu gecikme sorun olmayabilir ancak 3-4 kullanıcı varken bir milisaniye yüzde elli performans problemi anlamına gelebilir. 
Şirketlerin gündeminde olan bir başka konu da online, gerçek zamanlı performans izleme.  Uygulamaların, altyapının, veri merkezinin vb. performansını izleyerek olası olumsuzlukların önceden tespiti ve giderilmesi söz konusu ve böylelikle hayati önem taşıyan iş süreçlerinin  kesintisizliği sağlanmış oluyor. Bu konuda da AIOps devreye giriyor. 
Özellikle üst yönetimin iş performanslarını izlemesini kolaylaştıran gösterge panellerinin (dashboard) oluşturulması şirketlerin talep ettiği bir başka teknoloji uygulaması. İş süreçlerinin arasındaki korelasyonu yapan ve bunları belgeleyen, oradaki performansı gösteren dashboard’lar karar vermede hız sağlıyor. 
Bir diğer konu da servis seviyesi izleme. Dışarıdan aldığımız ve müşterilerimize sunduğumuz servis seviyelerinin takip edilmesi de son derece kritik bir konu. 
AIOps ile elde ettiğimiz başarılı iş sonuçlarıyla ilgili birkaç çarpıcı örnek uygulama paylaşmak isterim. 
Vodafone bütün Avrupa'da bir izlenebilirlik ve otomasyon projesi başlatıyor. Projeden önce Vodafone’a gelen kritik olay çağrı sayısı ayda 5 milyon iken AIOps kullanımıyla bu çağrı sayısı ayda 280 bine düşüyor. 5 milyon çağrı geldiğinde bunların olaya dönüşmesi yani kayıt altına alınma sayısı 21 bindi. Yapay zeka uygulamaları ve korelasyonlar yapılarak 21 bin olan kayıtlı çağrı sayısı 17 bine indi.  Burada gerçekten yapay zeka ve makine öğrenmesi doğru bir iş yapıyor ve gereksiz çağrıları yok ederek sadece ilgilerini çekmesi gereken çağrıları gündeme getiriyor.  
Bu başarı 4 aylık bir çalışmanın sonucunda elde ediliyor. 
Bir başka örnek de  Avrupa'nın büyük bankalarının birinden.  Bankanın merkezinde gerçekleştirilen projeye başlamadan önce proje hedeflerini çok iyi belirliyorlar.  Finans sektörü müşteri davranışı, teknolojinin değişimi ve regülasyonlar nedeniyle baskı altında iş yapan sektörlerin başında geliyor.  
Teknoloji inovasyonları müşteri deneyimini ve organizasyonu şekillendiriyor. Banka kendisine 3 hedef belirliyor. Birincisi BT ve iş birimlerinin çok yakın ilişkide olması. İkincisi her şeyi otomatikleştirme. Üçüncüsü sürekli gelişme. 
Bunları göz önünde bulundurarak bir proje yapıyorlar.  Gartner‘ın yaptığı benchmarking’e göre ilgili banka bu projeyle rakiplerine göre 200 kat daha hızlı ürün piyasaya verebilen ve herhangi bir felaket anında 168 kat daha hızlı toparlanabilen bir yapıya kavuşuyor.’’