Platin
PİYASALAR
Taceddin Kutay

Muhtaç insan istatistik değildir

Filantropinin boş bıraktığı alanları dolduracak geleneksel, ru be ru yardımlaşma biçimlerini yok etmeyecek bir filantropi anlayışını tesis etmek bir mükellefiyet olarak karşımızda duruyor.

Opaklığını her geçen gün yitiren ve günbegün saydamlaşan bir dünyada yaşıyoruz. Özel alan ile kamusal alan arasındaki geçişkenlik dünya tarihinin hiçbir döneminde görülmediği kadar fazla. Elektronik iletişim araçları dış dünyayı evimize taşırken, aynı zamanda mahrem alanımızı da dış dünyada fâş eder bir fonksiyon görüyor. Kitle iletişim araçları bizlere dünyanın diğer ucundan anında haber alabilme imkanı sunuyor; Oslo’da yaşayan bir çocuk Kinşasa hakkında detaylı bilgilere sahip olabiliyor. İşte bu, yaşadığımız çağın alamet-i farikasıdır. Gözünü ötelere dikmiş, bulunduğu her noktadan ufka doğru bakan çağımız insanı sürekli olarak kendi beşeri sınırlarının ötesi ile alakadar durumda. Buna mukabil ilgi merkezinin bu kadar uzaklara kaymış olması, günümüz insanına burnunun dibini görememek gibi bir özür kazandırdı. Bu hemen her hususta karşımıza çıkan bir arazdır. 

ENFORMASYON KANALLARI TEKTİPLEŞİYOR

Uzak ülkelerin mutfaklarına merak salanlar, kendi topraklarının kulinar hazlarına yabancılaşıyor; dünya sanatına ve edebiyatına gösterilen alaka yerel olana her geçen gün daha az gösteriliyor. Misalleri teksir etmek mümkündür, konumuza ortak olan herkesin aklına bir benzer misal gelir. Bununla birlikte şehir yaşamının yeni formları kapı komşusunun ahvalinden bîhaber, ancak Greta’nın söylemleri ile dünyanın istikbalini kurtarmaya hevesli bir insan tipini gözlerimize sokuyor. Şehir yaşamının yeni formlarının altını çiziyor oluşumuzun sebebi açıktır. Bu şehirlerde yaşayan insanlar açısından temel bilgi kaynağı artık internet, televizyon vb. gibi elektronik kaynaklar. Yani postmodern insan açısından enformasyon kanalları sanıldığı gibi eskiye nazaran giderek çoğalıyor değil, aksine tektipleşiyor. 

YARDIM ETMENİN VE İNSAN DOSTU OLMANIN POSTMODERN FORMU

Herkesin kendisinden haberdar olduğu popüler düşkünlükler, kapı komşusunun ihtiyacını bu sebeple setrediyor. Burnunun dibini göremeyişinin sebebi, bu adamın diğergam özelliklerinin minimize olduğu anlamına gelmiyor. Diğergamlığı da ufka yönelmiş bir insan tipi bu. “Televizyonda görene kadar kendisinin böyle bir durumu olduğundan haberdar değildik” diyerek komşusunun düşkünlüğüne karşı biganeliğini beyan eden adam, gerçekten kötü bir adam değil. Zira değerek, dokunarak iletişim kurma özelliklerini yitirmiş bir adam ile karşı karşıyayız. Hal böyle olunca diğergamlığın gereği olan faaliyetlerini de buna uygun bir formatta yürütüyor bahsettiğimiz kimse. İçsel bir ihtiyaçtan dolayı iyilik yapacak olan insan için, söz konusu yardımı yapmasını mümkün kılacak organizasyonlara ve yapılara ihtiyaç duyulur hale geldi. İşte ‘filantropi’ tam olarak buna tekabül ediyor. Bu noktada Grekçe  kelimesini irab kaideleriyle analiz etmenin bir alemi yoktur. Evet, kelime insan dostu demektir ve insanlara yardım etmek ile ilgili bir şeyi anlatmaya çalışmaktadır. Ancak kavram olarak filantropi, bu faaliyetin postmodern formunu ifade ediyor. 

İDEAL BİR YARDIM ŞEKLİ Mİ?

Nostaljik iptilalar ile insani yardımın bu formuna ihtiyacımız olmadığını iddia etmemiz ne kadar saçmaysa, filantropinin ideal bir yardım şekli olduğunu iddia etmemiz de aynı oranda saçmadır. Evet; başka bir dünyada yaşıyoruz, kurumsallaşmış yardım olmazsa olmaz bir şey haline geldi. Ancak kurumsallaşmış yardımın lokal körlüğe çare olmadığını, aksine bu hastalığı sık sık tahkim ettiğini unutmamalıyız. Kapı komşusunun mutfağına ne girdiğinden habersiz postmodern mü’min “komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadis-i şerifini kendince te’vil etmekte, komşu ile kastedilenin Afrika’nın uzak köşeleri, Asya’nın stepleri olduğu sonucuna ulaşmakta. Evet, dünya küçüldü ve Somali’nin Tayeeglov kenti de komşumuz mesabesinde sorumluluk duymamız gereken yerler haline geldi. Bu itiraz edilmez bir gerçektir. Buna mukabil bu denizaşırı komşumuza karşı sahip olduğumuz müşfikane hisler kafamızı elektronik cihazımızdan kaldırmamız ve fiziki komşularımıza bakmamız gerektiği gerçeğini unutturmamalı. Kurban vekaletini SMS ile veren, ücretini banka havalesi ile takdim eden adam açısından ortada ne kurban var, ne para var, ne et var, ne de kurbanının etini kabul etme alicenaplığını gösteren bir garip var. İşte filantropinin bir karakteri ile daha karşı karşıyayız. Ara safhaların hepsini baypas ederek iki SMS arası yaşanan bir tatmin hissi ile karşı karşıyayız. ‘Vekaletiniz alınmıştır’ ile ‘kurbanınız ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmıştır’ arasında yaşanan bir tatmin bu. Yukarıdaki itirafımızı tekrar edelim; şehir hayatının yeni şekilleri bizleri böyle bir iyilik formuna icbar ediyor. Yer yer oldukça gereklidir. Buna karşın söylenmesi gereken şey, gözünü ufka dikmek yerine, yanı başına dikebilecek olanların da bu kolaycılığı tercih etmelerinin bizim hayır anlayışımıza uygun düşmediği. 

BİR YARDIM BİÇİMİ OLARAK FİLANTROPİNİN DE ARKASINDA DEĞERLER SİSTEMİ BULUNUYOR

Filantropiden bahisle vurgulamamız gereken şeylerden birisi de nihayet şudur: Filantropi bir biçimdir. Bir yardım biçimi. Her biçim gibi arkasında bir değerler sistemi vardır. Bir değerler sistemine müsteniden hayır yapmak zaten mümkün değil. Bununla birlikte söz konusu değerler sisteminin bize ait bir değerler sistemi olmadığı muhakkaktır. Ancak bu değerler sisteminin bize tümüyle yabancı olduğunu söylemek doğru bir yaklaşım olmaz. Örneğin filantropi faaliyetlerinin anonim karakterli oluşu, yani yardım edilenin yardım edene karşı bir medyuniyet içine girmemesi, bu yardım türünün bizim değerler sistemimize en uygun tarafı. Buna karşın söz konusu değerler sisteminin bize hiç uymayan bir tarafı da var ve bunu özellikle vurgulamalıyız. İhtiyaç sahiplerini bir istatistik olarak görmek, yardımı ise maddi ihtiyacın giderilmesine indirgemek bizim değerler sistemimiz ile yan yana gelmeyecek cinsten bir durumu gözler önüne seriyor. Jame C. Scott’ın altını çizdiği gibi, ormana baktığında yalnızca elde edilecek kereste sayısını görmek benzeri bir körlük bu. Ormanda yaşayan sincaplardan, börtü böcekten haberdar olmadan, salt plantaj kereste kaynağı olarak görme yatkınlığı ile aynı kaynaktan neşet ediyor. Oysa yardım edenin ve edilenin insan olması, bu iki boyutlu ilişki sisteminin ötesinde ihtiyaçları bizlere hatırlatıyor. 

ÇOK BOYUTLU BİR YARDIM KÜLTÜRÜNE İHTİYAÇ VAR

İnsanın duygu dünyası, beşeri ihtiyaçlarının maddiyat ile sınırlı olmaması çok boyutlu bir yardım kültürünü zaruri kılıyor. Hulasa edecek olursak, filantropi faaliyetlerini kendi değerler sistemimizin mihengine vurduğumuzda karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Filantropi, postmodern insanın ihtiyaçlarına kısmen cevap veren bir faaliyetler biçimidir. Faydadan hâli değildir. Saplantılı bir gelenekçilikle karşı çıkmanın pratik bir anlamı yoktur. Ancak başka değerler sistemine mensubiyet ile bir gerçek gün yüzüne çıkmaktadır. Filantropinin boş bıraktığı alanları dolduracak geleneksel, rû be rû yardımlaşma biçimlerini yok etmeyecek bir filantropi anlayışını tesis etmek bir mükellefiyet olarak karşımızda duruyor. Umulur ki ufka bakarken önünü görememe körlüğüne duçar olanlara bir nefha-i Mesih dokunsun, yeniden görür hale gelsinler. 

DİĞER YAZILARI