Taceddin  Kutay
YAZARLAR
19.11.2021 18:34:00

Bir dünya beşten büyüktür yorumu: Daha adil bir dünya mümkün

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uluslararası camiaya bir manifesto hüviyetinde kaleme aldığı ‘Daha Adil Bir Dünya Mümkün' eserini Dr. Taceddin Kutay, Platin okurları için analiz ediyor

Hiç şüphesiz, bundan birkaç sene sonra Türk siyasal tarihini kaleme almaya niyetlenecek bir kimsenin, herkesten ziyade kendisinden bahsetmesi gereken siyasetçilerin başında Recep Tayyip Erdoğan gelecek. Çok partili siyasal hayata geçişimizin ardından devleti başbakan ve cumhurbaşkanı olarak, girdiği her seçimden birinci çıkmak suretiyle, 20 seneden fazla yönetmiş olmak örneği olmayan bir durumdur. Erdoğan'ın siyaset sergüzeşti, merkeze karşı çevreyi temsil eden bir siyasal aktör olarak yerelden merkeze bir yürüyüşün hikâyesidir. Bu hikaye; doğal olarak, Erdoğan'ın Türkiye siyasetinde bir merkez aktörü haline gelmesi ile yeni bir hüviyet kazandı. Ancak Erdoğan, çevreyi temsil eden bir siyasal aktör olma hüviyetini hiçbir zaman terk etmedi ve statüko karşıtı mücadelesini uluslararası arenaya taşıdı.

ULUSLARARASI ARENADA ÇEVREYİ TEMSİL

Bu saatten sonra Erdoğan artık beynelmilel siyasetin madunlarını temsil eden siyasal figürlerden birine dönüşmüştür. Kabaca çizdiğimiz bu resim, 'Bir Liderin Doğuşu R. Tayyip Erdoğan' kitabının yazarı Hüseyin Besli'ye ait bir tespitler silsilesinin özetidir. Besli, Erdoğan'ın Türkiye ölçeğinde merkezi temsil ederken, uluslararası arenada çevreyi temsil eder bir pozisyona gelmesini asla değişmeyecek olan yapısına bağlar. Erdoğan, uğradığı her durakta Kasımpaşalı Erdoğan olarak kalmaya devam etmektedir. Yorumlamaya gayret ettiğimiz 'Daha Adil Bir Dünya Mümkün' adlı eser, Erdoğan'ın uluslararası arenada bir çevre aktörü olarak merkezi ve müesses nizamın çarpıklıklarına kendi zaviyesinden getirdiği itirazların bir bütünü olarak karşımızda durmaktadır.

MANİFESTO MAHİYETİNDE BİR ESER

Dolayısıyla şöyle bir önermede bulunmamız mümkündür: Cumhuriyet Türkiyesi siyasal tarihinin en önemli siyasal figürünün, kendisinden sonraki kuşaklarca okunmasını sağlayacak manifestosu bu eserdir. Kitabın ne kadarlık bir bölümünün Erdoğan tarafından bizzat kaleme alındığı, ne kadarının ise sair konuşmalarından derlenerek kitap formuna getirildiği, okumakla tespiti güç şeydir. Herkesin malumu olan şey; Erdoğan'ın gündelik rutininin, ortalama bir kimsenin takat getiremeyeceği ölçüde enerji gerektiren, yoğun ve içerik zenginliği olan bir seyre sahip olduğudur. Hal böyle olunca "Erdoğan ne ara bu kitapla meşgul oldu?" sorusu ister istemez zaid hale gelmektedir. Buna mukabil okuyan herkesin teslim edeceği hakikat, tanıdık Erdoğan'ın kitapta konuştuğudur. Cümlelerin, Erdoğan'ın uzunca bir süredir tutarlılıkla ortaya koyduğu iddialardan teşekkül ettikleri, hakkında müspet-menfi kanaat sahibi olan herkesin teslim edeceği bir durumdur. Yani zarf ile mazruf arasında kitap boyu süren mutlak bir uyum vardır ve okuyucu, bir raddeden sonra kendi iç sesini istemsizce terk ederek Erdoğan'ın sesi ile okumaya devam etmeye sevk olunmaktadır.

DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR

Kitaba adını veren Adalet kavramı, eserin henüz ilk cümlesinde vurgulanır. Kitabın son cümlesi ise, Erdoğan'ın dünya çapında bilinen mottosu 'Dünya Beşten Büyüktür' vurgusudur. Bu haseple varılması en kolay yargı şudur: Erdoğan, dillere pelesenk olan 'Dünya Beşten Büyüktür' sözüyle neyi murad ettiğini, kendisini tanıyanlara ve tanımayanlara, şimdinin insanına ve atinin insanına anlatma gereği hissetmiştir. Kitap hiçbir surette Erdoğan'ı, Marcus Aureliusvari tutumla bir filozof mesabesinde sunmamaktadır. Aksine eleştirenlerince dahi doğallığı teslim edilen bir siyasal figürün, kendisini kendisine rağmen yorumlayanlara bir itirazı niteliğinde olduğu hissini okurda uyandıran doğal bir siyasetçi manifestosudur. Ezcümle 'Daha Adil Bir Dünya Mümkün', zaman zaman yol arkadaşlarınca dahi anlaşılmamaktan müşteki olan Erdoğan'ın en temel söylemlerinden birisini bizzat tefsir edişidir. Bu çıkarıma kitabı okumakla ulaşmak mümkündür, zira Erdoğan'ın sloganlaşmış sözleri arasında 'One minute' ile birlikte en yaygın olan bu sözün hangi ihtiyaçtan dolayı ortaya konduğu beyan edilmekle kalmaz, aynı zamanda ne gibi talepler içerdiği de izah edilerek, efradını câmi bir yorum ortaya konur.

DÜNYA BEŞTEN NEDEN DAHA BÜYÜKTÜR?

Okur, iki ana bölümden oluşan kitabın ilk bölümü olan 'Uluslararası Siyasette Çifte Standart ve BM'nin Reform İhtiyacı' kısmında dünya beşten büyüktür sloganının hangi ihtiyaçtan dolayı ortaya çıktığını tespit edecektir. Bu bölümde, Birleşmiş Milletler'in mevcut yapısından kaynaklanan küresel sorunların ve yine bu yapı sebebiyle pek çok sorunun çözümsüz kalmasının anlamsızlığına işaret edilir. Erdoğan, bu durumu tek bir kavrama indirgemenin mümkün olduğunu önerir: Adaletsizlik! Elbette adaletsizlik kavramı Birleşmiş Milletlerle ortaya çıkmış bir kavram değildir ve insanlık tarihi kadar eskidir. Buna karşın, Erdoğan günümüzde karşı karşıya bulunduğumuz adaletsizliğin hikayesini üç yüz yıllık bir mazi ile okumamız gerektiğini vurgular: "Geçtiğimiz 300 yıl doğal kaynaklara sahip olma uğruna insanlığın feda edildiği, adaletin askıya alındığı bir dönemdi. Kaynaklar nedeniyle, önce insanların topraklarını işgal ettiler, sonra boyunlarına zincirler vurarak onları köleleştirdiler. Devamında da doğal kaynaklarını sömürdüler. Ellerindeki her şeyi aldılar. Maddi manevi sömürüyle katliama maruz bıraktıkları insanlara şimdi kapılarını kapatıyorlar..." Küresel adaletsizliğin temellerine ve bu adaletsizliğin günümüzde yol açtığı en temel sorunlardan olan küresel göç gerçeğine vurgu yapmak Erdoğan'ın hakkıdır. Zira tarihinin en büyük mülteci akını ile karşı karşıya kalan Türkiye; Erdoğan riyasetinde, iç politikada ağır bedeller ödemek bahasına da olsa bir başka yaklaşımın mümkün olduğunu ortaya koymuştur. Bu bölümde küresel adaletsizlik, mülteci krizi ve İslamofobi gibi küresel sorunlara ilaveten Birleşmiş Milletler'in meşruiyet sorunu ve işlevsizliği gibi önemli başlıkların da altı çizilmiştir.

TÜRKİYE'NİN MÜCADELE AZMİ

Erdoğan, sorun tespiti ve çözüm önerilerini ortaya koyarken bir hususun altını çizmeyi ise ihmal etmez: Evet, bu söylemler belki Erdoğan'ın şahsi itirazları ve talepleri gibi algılanmaktadır; fakat hakikat, bunların aynı zamanda Türkiye'nin de talepleri olduğudur. İmparatorluk geleneği, Türkiye'yi adaletsizliklere karşı durmaya; küresel ölçekte sürdürülen huzur ve refah arayışlarına önderlik etmeye sevk etmektedir. Erdoğan'a göre bu, Türkiye'nin vazgeçme lüksü olmayan mücadelesidir, zira bu mücadele aynı zamanda Türkiye'yi bölmeye çalışan küresel güç merkezlerine karşı verilen mücadelenin bir parçasıdır. Özetle, 'Daha Adil Bir Dünya Mümkün', Erdoğan'ın ortaya koyduğu son siyasal manifesto yahut son siyasal manifestonun bir kısmıdır. Belediye başkanı iken ortaya koyduğu yorum ve bu yorumun Türk siyasetinde kendisini kalıcı hale getirmesi; dahası belediyecilik kültürünü kökünden değiştirmesi bu manifestoların ilki ve yazılı olmayanıdır. İkinci manifesto ise 'Bu Şarkı Burada Bitmez' ile başlayan ve Türk siyaset kültürüne yönelik ortaya koyduğu yaklaşımdır. Üçüncü ve son manifesto ise uluslararası siyaset hakkında ortaya konmuştur ve 'Daha Adil Bir Dünya Mümkün' bu üçüncü safhayı yorumlanabilir kılan bir eser olarak karşımıza çıkıyor.

BM REFORMUNUN ALTI İLKESİ

Malumdur, "kırk şikayetten bir tiryak çıkmaz" denmiştir. Mevcut düzene karşı sert eleştiriler getirmek ve akabinde bir şey söylememek, aslında hiçbir şey söylememiş olmak anlamına gelecektir. Bu sebeple Erdoğan, kitabın ikinci bölümü olan 'Birleşmiş Milletler Reformu' kısmında açık teklifler ile Birleşmiş Milletler'in nasıl reforme edilmesi gerektiğine yönelik kanaatini ortaya koyar. Erdoğan, aynı zamanda, şimdiye kadar getirilen reform tekliflerinin ne sebeple akamete uğradıklarını yorumladığı bu bölümde, olması gereken reformun, şu ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilmesi halinde başka ve olumlu bir akıbet ile sonuçlanacağını beyan eder:

1-Adalet: Bütün adaletsizlikleri ortadan kaldıracak bir 'adalet'. Bu ise BM Güvenlik Konseyi gibi bir kurumun varlığını sürdürmesi halinde imkansız olacaktır. Tüm insanlığın ortak değeri olan adaleti mümkün olan en gerçek şekilde tesis etmek birinci adım olmalıdır.

2-Eşitlik: Erdoğan tarafından vurgulanan ikinci ilke, 'eşitlik' ilkesidir. Uluslararası arenada meydana gelen sorunların yegane çözümü, Erdoğan'a göre, Birleşmiş Milletler'in bütün ülkelere eşit muamele etmesinde gizlidir. Bu ise mevcut düzende var olmayan bir şeydir. Bunu yok kılan en önemli amil ise, mevcut düzende imtiyazlı üyelere tanınan veto yetkisidir.

3-Temsilde adalet: Üçüncü ilke olarak 'temsilde adalet'i öneren Erdoğan, bizlere bir hakikati hatırlatır: İkinci Dünya Savaşı'nın son bulmasının üzerinden 76 sene geçmiştir ve o dönemin şartları göz önünde bulundurularak dizayn edilmiş olan bir sistem günümüz şartları ile uyumsuzdur.

4-Şeffaflık: Erdoğan tarafından talep edilen dördüncü ilke 'şeffaflık'tır. Şeffaflık, uluslararası arenada kararların kimler tarafından ve nasıl alındığının herkesçe bilindiği, opak olmayan bir düzen talebidir.

5-Hesap verilebilirlik: Beşinci ilke 'hesap verilebilirlik' ilkesidir. Bu ilke üç sütun üstüne bina edilmelidir. İlkin BM'nin süreçler hakkında kendi içinde oluşturulmuş yapılara hesap vermesi, ikinci olarak BM'nin üye devletlere hesap vermesi; üçüncü olarak ise, devletlerin yeterli olmadığı yerde BM'yi denetleyecek iç denetim mekanizmalarının kurulmasıdır, ki bu üç düstur hesap verilebilirliği mümkün kılacak amillerdir.

6-Önleyicilik: Erdoğan'ın yeni Birleşmiş Milletler teklifine yönelik ortaya koyduğu ilkelerin altıncısı ve sonuncusu ise 'önleyicilik'tir. Madem BM dünya barışı ve çatışmaların önlenmesi hedefiyle kurulmuştur, o halde doğal olarak çatışmaları engelleyecek bir doktrini ortaya koyabilmelidir.