Prof. Dr. Şuhnaz Yılmaz  Özbağcı
YAZARLAR
1.06.2021 09:49:00

Enerji yatırım ve tüketim tercihlerimiz mücadelenin seyrini belirleyecek

Fosil yakıtlar önümüzdekı dönemde ağırlığını koruyacak olmakla beraber, yenilenebilir enerji kaynakları, özellikle de güneş ve rüzgar, 2050'lere geldiğimizde ucuz ve temiz teknolojilerle dünya elektrik talebinin büyük bır kısmını karşılama potansiyeline sahip.

Yenilenebilir enerji alanındaki büyüme oranlarında devletlerin uyguladıkları teşvik mekanizmaları, panel ve türbin maliyetlerini düşürecek verimlilik ve geliştirme çalışmaları önemli bir rol oynuyor. Diğer önemli bir nokta da geçen yıl ilk kez temiz enerji şirketlerinin halka arzlarından elde edilen gelirin, fosil yakıt şirketlerinin halka arz gelirini geçmiş olması. Bu gelişme; küresel ısınmadan kaynaklı sorunları gün geçtikçe daha çok hissettiğimiz bir dünyada, finans piyasalarının sürdürülebilirlik hedeflerine uygun enerji tercihlerini ve temiz enerjideki fırsatları giderek daha çok önemsediklerine işaret ediyor.

GÜNEŞ VE RÜZGAR ENERJİSİNDEN ELDE EDİLEN ELEKTRİK, FİYATLAMA AÇISINDAN REKABETÇİ BİR DÜZEYE GELDİ

Önümüzdeki yıllarda kara taşıtları elektrikli hale gelecek, çatılar güneş panelleriyle kaplanacak, enerji verimliliği daha fazla gündemde olacak, ürünlerin yeniden kullanımları ve geri dönüşümleri çok daha kolaylıkla sağlanacak. Özellikle son 10 yılda küresel sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik siyasi girişimler arttı ve 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması'yla kritik bir adım atıldı. Ulusal ve yerel yetkililer, işletmeler, yatırımcılar ve vatandaşlar düşük karbonlu bir dünyaya dair taahhütlerde bulunuyor. Ancak, bu hedeflerin gerçekten hayata geçirilmesi yaşanabilir bir dünya için büyük önem taşıyor. Ayrıca, bu dönemde bilim dünyası ve şirketler de birçok yeniliğe imza attı. Bir yandan teknolojik atılımlar ve diğer yandan da mali teşvikleri içeren etkin stratejiler sayesinde güneş ve rüzgar enerjisinden elde edilen elektrik, fiyatlama açısından rekabetçi bir düzeye geldi. Bu gelişmeler sayesinde yenilenebilir enerji üretimi hem daha ekonomik hale geldi hem de beklentilerin çok ötesinde büyüme gösterdi. Yaşanan enerji dönüşümü sadece uzun vadeli iklim ve enerji hedefleri açısından değil, aynı zamanda çevre ve insan sağlığının korunması yönünden de sürdürülebilir bir dünya için önem taşıyor.

PETROL ALANINDAKİ ÖNEMLİ AKTÖRLER GÜÇLERİNİ KORUMAK İÇİN BÜYÜK BİR MÜCADELE VERİYOR

Dünya enerji sektörü büyük bir dönüşüm içinde olsa da ve petrolün gelecekteki rolünün azalacağı öngörülse de hâlâ günümüz uluslararası siyaseti mevcut güç dengeleri çerçevesinde işliyor. Petrol alanındaki önemli aktörler güçlerini korumak için büyük bir mücadele veriyor ama değişimin de farkındalar... Bu açıdan küresel olarak en zengin petrol yataklarına sahip olan Orta Doğu Bölgesi de başat aktörlerin güç çatışmalarının merkezinde olmayı sürdürüyor. Petrol kaynakları Orta Doğu ve Avrasya açısından ekonomik getirisi yönünden büyük bir şans. Ancak tetiklediği savaşlar, iç çatışmalar, petrol gelirlerinin otoriter liderler tarafından güçlerini daha da sağlamlaştırmak için kullanılması açısından da birçok tehdidi körükleme potansiyeline sahip. Burada petrol zengini ülkeler de bir yandan değişime ayak uydurmaya çalışıp hem gelirlerini hem de özellikle yenilenebilir enerjiye de yatırım yaparak sektördeki yerlerini korumaya çalışıyorlar.

EKONOMİLERİ PETROL GELİRİNE BAĞIMLI ÜLKELERİ DERİNDEN ETKİLİYOR

Günümüzdeki gelişmelere gelirsek; pandemi yüzünden yaşanan talep düşüşü nedeni ile Rusya'nın üretim kesintisine yanaşmaması üzerine, Suudi Arabistan'ın beklenmedik bir hamle ile üretim artışına gitmesi, fiyatlarda zaten yaşanmakta olan düşüşü daha da tetikledi. Böylece ender görülen bir şekilde enerji alanında arz ve talep krizi aynı anda yaşanınca, petrol fiyatları bir dönem adeta serbest düşüşe geçti. Bir günde yaşanan yüzde 30'luk fiyat düşüşü, Körfez Savaşı'ndan sonraki en sert günlük kayıp olarak kayıtlara geçti. Koronavirüs salgını dünya ekonomisinde durgunluk belirtilerini artırmış durumda. Petrol üreticisi ülkeler arasındaki rekabet ortamı enerjide dışa bağımlı ülkeler için fırsatlar yaratırken, özellikle ekonomileri petrol gelirine bağımlı ülkeleri derinden etkiliyor.

Genel olarak dünyada ticareti en fazla yapılan emtia konumunda bulunan ham petrol her zaman stratejik, politik ve ekonomik öneme sahip olmuştur. Önümüzdeki dönem için kritik tartışma konularından birini, son dönemde petrol fiyatlarında yaşanan düşüşün yenilenebilir enerji yatırımlarına etkisi oluşturuyor. Petrol fiyatlarının yenilenebilir enerji sektörü üzerine olası etkileri iki farklı görüş etrafında şekilleniyor. Bu tartışmada bir taraf, düşük petrol fiyatlarının yenilenebilir enerji sektörünü olumsuz etkileyeceğini savunuyor. Özellikle kısa vadade enerji piyasasındaki talep azalması ve petrol fiyatlarındaki düşüşün enerji dönüşümüne olumsuz yansıması bekleniyor. Fiyatlardaki düşüşün elektrik üretiminde rüzgar ya da güneş enerjisi yerine doğalgaz kullanımını daha cazip kılacağı ve yenilenebilir enerjinin rekabet gücünün azalması ile bu sektördeki yatırımları azalabileceği vurgulanıyor. Petrol fiyatlarının yenilenebilir enerji sektörüne potansiyel etkileri konusundaki diğer görüş ise enerji piyasasındaki mevcut durumun yenilenebilir enerji yatırımları üzerinde olumsuz bir etki yaratmayacağını savunuyor. Bu görüş; enerji yatırımlarının uzun dönemli planlanması nedeni ile petrol fiyatlarındaki kısa vadeli değişikliklerin diğer kaynaklara yatırımları etkilemeyeceğini öngörüyor. Bu görüşün bir başka dayanağını, yenilenebilir enerji kaynaklarının, enerji güvenliğinin sağlanması ve cari açığın azaltılması konusunda devletlerin faydalanabilecekleri çok iyi bir araç olması oluşturuyor. Dolayısıyla, kısa vadede bazı olumsuz etkiler olsa da uzun vadeli dönüşüm sürecini etkilemesi oldukça zor görünüyor.

En son vurgulamak istediğim konu da IEA'in Mayıs 2021'de yayınladığı ve çok ses getiren 2050'ye kadar ulaşılması istenen net sıfır emisyon hedeflerini içeren '2050'ye Kadar Net Sıfır' (Net Zero by 2050) raporu ile ilgili. Küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin büyük bir tehdit oluşturduğu bir dönemde enerji yatırım ve tüketim tercihlerimiz de kuşkusuz bu mücadelenin seyrini belirleyecek en önemli etkenlerden biri olacak.