Platin
PİYASALAR
Prof. Dr. Kerem Alkin

Salgından çıkarılacak dersler

Öncelikle, dünya ekonomisi ve özellikle küresel finans piyasaları acaba 2008 küresel finans krizinden ders çıkardılar mı? Kısmen evet, kısmen hayır... Bu noktada, en azından Koronavirüs küresel salgınına, uluslararası finans kesimi ve uluslararası yatırımcıların 2008 küresel finans krizinden gerekli bireysel ve kurumsal dersleri çıkarmış olarak daha derli toplu, daha itidalli bir pozisyonda yakalandıkları söylenebilir. Yoksa, küresel finans sisteminde çok sayıda sentetik ürünle, çok tehlikeli işlemlerin, çok tehlikeli eğilimlerin gözlendiği bir dönemin üstüne gelecek bu ölçekte bir küresel virüs salgını hiç şüphesiz, dünya borsalarında çok daha büyük bir tahribata sebep olabilirdi. 

NAKİT PARADAN DİJİTALE GEÇİŞ

Bu çapta ve bir yüzyıl sonra yeniden yaşanan bu küresel virüs salgını, dünya ekonomisinin bugününe ve geleceğine yön verecek altı önemli gelişmeyi beraberinde getirecek. Birincisi; nakit para kullanımını azaltmaya yönelik yeni bir süreç hız kazanacak. En fazla mikrop, bakteri, virüs taşıyan, elden ele dolaşan nakit paradan, dijital paraya geçiş hızlanacak. İkincisi, küresel dijital platformlara yönelik bireysel mahrumiyet ve kişisel verilerin korunmasına yönelik tartışmalar, insanların vücuduna çip takılması boyutuyla yeni bir sürece taşınacak. Virüse yakalanmak korkusu, insanları bireysel mahrumiyetinden fedakârlığa zorlayacak ve küresel müesses nizam, kişisel mahrumiyeti korumaya yönelik devlet tedbirlerini eleştirecek. 

ULUS-DEVLETÇİLER VE KÜRESELCİLER

Üçüncüsü, ulus-devletçiler ile küreselciler arasında tırmanan savaşın en çetin raunduna girecek olmamız. Ulus-devlet kavramını sonuna kadar savunan tüm liderleri virüs salgını ile köşeye sıkıştırmaya çalışacaklar. İngiltere’nin eski başbakanı Gordon Brown, virüsle mücadelede ivedilikle küresel hükümet kurulmasını önerdi. Bunun anlamı, ulus devletlerin yenilgisi... Dördüncüsü, bu virüs salgını, devletlerin ve şirketlerin yönetim tarzını bütünüyle değiştirecek. Konvansiyonel tarzda yatay veya dikey organizasyon yapıları demode ilan edilecek. Devletler ve şirketler çalışanlarını uzaktan erişimle çalıştırmaya ikna edilecek, yönlendirilecek. Açık ofis kavramı, şirket merkezi kavramı sorgulanacak. Süreç, dönüp dolaşıp ‘ulus-devlet’ kavramının sorgulanacağı bir noktaya getirilmeye çalışılacak.

TEKNOLOJİNİN YÜKSELİŞİ

Beşincisi, küresel teknoloji şirketlerinin ve dijital platformların ne kadar vazgeçilmez olduğu daha da perçinlenecek. E-ticaret, e-ihracat ve paylaşım ekonomisi Y ve Alfa Kuşağı için vazgeçilmez kılınacak. Bu iki kuşakta da, mülkiyet edinme eğilimi sonlandırılmaya çalışılacak. Altıncı başlık ise bu dönemin, ulus-devleti savunanlar için ağır bir sınav dönemi olacağı gerçeği... Tüm küreselleşme taraftarları baskılara karşın, milli sanayi hamlesini savunmayı sürdürecek. Sınırları tümüyle kaldırmanın savunulduğu bir konjonktürde, küresel ticaretin bütünüyle serbest bırakılmasının savunulduğu bir dönemde, ulus-devlet kavramı ışığında ülkeler savunmanın yanı sıra sağlık, bilişim, siber altyapı ve enerjide kendine yeten ülke olmak adına büyük bir mücadeleye soyunacaklar.

Türkiye ekonomisi, küresel virüs salgının ulusal etkilerine yönelik olarak, Türk halkının yüzde 85-90’ını evde tutmak istiyor. Amaç, #evdekal stratejisine davet ederek; nüfusun yüzde 10’uyla tarım ve gıda üretimine, imalat sanayi, lojistik, kargo, tedarik gibi alanlardaki, transit ticaret gibi alanlardaki faaliyetleri ayakta tutarak, olabilecek minimum ekonomik bedelle, virüsle mücadeleyi başarmak. Şu ana da kadar da tarif ettiğimiz bu hayli hassas dengeyi oldukça başarılı bir şekilde yönettik. Elimizdeki kamu maliyesi imkanlarını ve bankacılık sisteminin verebilecekleri desteklerin tümünü seferber ederek üretimi, reel sektörü ve her şeyden önemlisi istihdamı koruyacak tüm para, maliye ve direkt ekonomi politikası tedbirlerini seferber etmiş durumdayız.

MİLLİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Vücudumuzun bağışıklık sistemi bugün mücadelesini verdiğimiz küresel virüs salgınından bireysel bazda etkilenmemek adına ne kadar önemliyse, dünya önemli süreçlerden, kırılmalardan geçerken, bölgesel ve küresel krizleri güçlü bir şekilde atlatabilmek adına, ülkenin milli bağışıklık sisteminin güçlü olması da o derece önemli. Ülkenin milli bağışlık sisteminin gücü ekonomik güç, siyasi güç, askeri güç ve bilgi gücüne dayalı... Ülkenin üretim, ihracat, tasarruf ve yatırım becerisi ekonomik gücü oluşturur. Ülkenin hızlı ve etkili karar alabilme, strateji ve çözüm üretebilme kabiliyeti siyasi güçtür. Ülkenin sınırları tam koruma, ülkenin her karış toprağına hakim olma, bölgesel ve küresel ölçekte caydırıcı güç olabilme kapasitesi siyasi güçtür. Ülkenin ekonomik, siyasi ve askeri alanda alacağı hızlı ve etkili kararları kendi siber altyapısıyla, kendi yazılımlarıyla ürettiği bilgiye dayalı olarak alma kabiliyeti, milli veri tabanını kendi donanımlarında saklama kabiliyeti ise bilgi gücüdür. Bugün, savunma alanındaki büyük başarının perde arkasında sadece kara, deniz, hava unsurlarımıza yönelik milli unsurlarımız değil; aynı zamanda bu unsurlarımızın etkinliğini artıran milli yazılım ve donanımızın gücü olduğu unutulmamalı.

YENİ BİR 'HİKAYE' YAZILABİLİR

Bu dört önemli güç, eş zamanlı ve eş ölçüde kapasite ve kabiliyete sahip oldukları ölçüde ülkenin milli bağışıklık sistemi de güçlüdür. Son 17 yılda gerçekleştirilen ekonomik, siyasi, askeri ve bilgi gücüne dayalı reformlar, milli projeler ve milli hamleler pek çok tuzağı, pek çok hainliği, Türk halkının özgüveni ve milli iradesiyle bertaraf etmemizi sağladı. Bugün; küresel virüs salgınından başarıyla çıkmak, önümüzdeki 20 yıl için yeni bir hikaye yazmak, Türkiye için küresel ölçekte yeni ve güçlü bir pozisyonlanma içerisinde olmak adına, milli bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’nin üretim, istihdam, yatırım ve ihracat gücünü korumak adına devlet, hükümet nasıl seri tedbir ve paketler açıklıyor ise maddi desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlarımız için topyekün dayanışma hamlesi, bir ve beraber olduğumuzu bir kez daha göstermek adına örnek bir adım... IMF’in küresel virüs salgınıyla mücadelenin ortasında, Venezuela’nın yardım çağrısını siyasi nedenlerle reddettiği bir dünyada çözümü benliğimizde, içimizde ve milli dayanışma ruhumuzda aramalıyız.

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Prof. Dr. Kerem Alkin

Özelleştirmeler yerini kamulaştırmalara mı bırakacak?

Ekonomi alanında bu dönemin en çarpıcı iddia veya öngörülerinden biri; dünyanın birçok ülkesinde özelleştirmelerin sonlanması; kapsayıcı milli ekonomi kavramının önceliklendirilmesi noktasında, gerekirse kamulaştırmanın hız kazanacağı bir döneme girileceği…

ÜLKELERİN YAKLAŞIMI DEĞİŞİYOR

Küresel virüs salgınının devletlerin suratına bir tokat gibi inen şok edici sonuçları, geçmişte finansal ve ticari zorluklara giren şirketlerin uluslararası sermaye tarafından kolayca satın alabilmelerine pek de ses çıkarmayan ülke ve hükümetleri bu defa aynı konuya soğuk bakmaya itecek. Çünkü sadece savunmanın değil; artık ülkelerin sağlık, siber altyapı ve bilişim sistemi, enerji altyapısı ve dağıtım sistemi, finans sistemi, her türlü mal ve hizmetin tedarik sistemi gibi alanların da hayati öneme sahip olduğu net bir şekilde görüldü. Eğer, Çin göreceli olarak bu küresel virüs salgınını ekonomik olarak en çabuk atlatan ekonomi olacak ise, Avrupa ve ABD’nin Koronavirüs salgınının yeni küresel merkezi olmaları nedeniyle yaşayacakları tahribat, Atlantik’in iki yakasındaki pek çok şirketle, kritik sektörlerdeki kuruluşları finansal açıdan tahrip edecek ve satın alınması noktasında kelepir hale getirecek.

MİLLİ SERMAYELER ÖNE ÇIKTI

Bu tablo, öncelikle ABD’yi, bilhassa Trump yönetimini, ABD şirketlerini yine ABD menşesini korumak adına kamulaştırmaya yönlendirecektir. Hiç şüphesiz ki, birçok Avrupa ülkesi de bu tutumu takip edecektir. Çünkü Koronavirüs krizi, ülkelerin kritik önemdeki sektörleri ayakta tutan şirketlerin milli sermayeli olmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha tescil etti. Bu noktadan hareketle, bilhassa ülke ekonomisinde lisanslı yapılan üretim ve hizmetlerin; birkaç örnek vermek açısından finans, enerji, ulaştırma, haberleşme ve siber altyapı, tarım (lisanslı depoculuk) gibi kritik önemde ve lisansa bağlı sektörlerin milli sermayeli yatırımcıların kontrolünde olması eskisinden katbekat daha önem kazanacak.

KENDİ KENDİNE YETEBİLMEK… 

Koronavirüs küresel salgını, ülkelerin milli ve yerli sermayeye dayalı üretimle, kendi kendine yetebilen ekonomi olmalarının gerekliliği noktasında önemli bir uyanışı beraberinde getirdi. Japonya kendi şirketlerinin, Çin’deki yatırımlarını Çin’den çıkarmaları için 2.2 milyar dolarlık bir destek paketi oluştururken, ABD Ulusal Ekonomik Konseyi Direktörü Larry Kudlow, Amerikan şirketlerinin en aciliyetle fabrikalarını, tesislerini, fikri ve mülki haklarına dayalı varlıklarını Çin’den geri çekmeleri için yüzde 100 desteğe hazır olduklarını açıkladı. Hindistan ise, Çin’e ilaç ve tıbbi malzeme alanında bağımlılığını azaltmak amacıyla, sağlık endüstrisi ürünlerinde yerlileşme adına yeni bir üretim teşvik stratejisini hayata geçirmiş durumda. Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinin de Çin’e bağımlılık azaltma noktasında ayrı çalışmalar yürüttüğü görülüyor. Dünya ekonomisinin mutlak üstünlük ve karşılaştırmalı üstünlük tartışmalarını yeniden şekillendireceği yeni bir döneme yürüyoruz. En önemli ihracat pazarımız AB’nin küresel virüs salgınıyla mücadelede göstereceği başarı ve ihracat pazarımızın yaz başı toparlanmaya başlaması, muhakkak ki Türkiye’nin ihracat performansına olumlu yönde yansıyacak. Bu noktada, Türkiye’nin ortaya koyacağı virüsle mücadele başarısı, dolar/TL kurunu normalleşme döneminin başında 6.7-6.5 TL düzeyine, bu düzeyin kırılması halinde ise 6.5-6.3 TL bandına getirebilir. Ancak sonrasında, dolar/TL kuru muhakkak ki tekrar 6.5-6.7 bandına dönecektir. Yıl biterken ise 6.8 TL bandına yaklaşabiliriz. Bu da Türkiye’ye küresel rekabette avantaj sağlayacak.

TÜRKİYE GÜÇLÜ BİR SINAV VERİYOR

Türkiye’nin geride bıraktığımız birinci çeyrek verileriyle, 2020’ye hızlı bir giriş yaptığı görülüyor. Mart ayının ortasından itibaren alınan tedbirler ışığında, sanayi üretiminde bir önceki yıla göre artış yüzde 3 düzeyinde kalsa dahi, sanayi üretiminin ilk iki aydaki ortalama yüzde 7,6’nın üzerindeki performansı, 2020 yılının ilk çeyreğinde GSYH büyüme hızımızın minimum yüzde 6 olacağına işaret ediyor. 2020’nin ilk çeyreğine güçlü bir şekilde başlayıp, üçüncü çeyrekte yeniden pozitif büyümeye dönüp, dört çeyrekte de güçlü bir büyüme ile IMF ve Dünya Bankası’nın öngörülerini bir kez daha 2019’da olduğu gibi boşa çıkaracağız. Koronavirüs küresel salgını öncesindeki ‘Aman, bana neci’ tüm ülkeler, şu anda tarihlerinin en zor, en meşakkatli dönemini yaşıyorlar. Türkiye olarak terör, deprem ve benzeri doğal afet, hain darbe girişimleri paralelinde son 45 yıldır o kadar çok kriz yaşadık ki, dolayısıyla bu ölçüde küreselleşmiş bir virüs salgınına belki de en hazırlıklı ülkelerden biri olduğumuzu kanıtladık. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 Nisan 2019 tarihli ‘Küresel Virüs Salgınlarına Karşı Ulusal ve İller Bazında Hazırlık, Teyakkuz ve Hareket Eylem Planı’ genelgesini ise asla atlamayalım.

‘KİMSEYE GÜVENİLMEYECEĞİ’ ÖĞRENİLDİ

Hedef açık ve net. Türkiye olarak verdiğimiz amansız mücadele ile Koronavirüs salgınını ulusal çapta nisan ayı sonuna kadar kontrol altına almış olduk. Bu noktada ülkelerin tümü, hele Avrupa Birliği, birlik olmanın tüm temel kurallarının çiğnendiği bir noktada, ulusal sağlığı ilgilendiren küresel çapta bir krizde, bundan sonra kimseye güvenilmeyeceği noktasında kanaatlerini netleştirdi. Bu nedenle, bu krizin ana ve artçı şokları atlatıldıktan sonra, ülkeler bu tür gelecekte olası krizlere karşı, kriz yönetiminin finansmanı adına özel fon oluşturmak yönünde adımlar atacaklar. Bu ülkeler ayrıca ulusal ve yerel düzeyde kriz yönetimi ekipleri oluştururken; sağlık, savunma, bilişim, enerji gibi çok kritik alanlarda bir daha asla bir başka ülkeye bağımlı olmamayı sağlayacak adımları atmaya da önem verecekler. Bu bağlamda Türkiye de, önce her türlü tıbbi malzeme, ilaç, ameliyat malzemesi, koruyucu malzemeler, yüksek teknoloji gerektiren tıp tanı cihazları, tıp tarama cihazları, solunum cihazları, ameliyathane cihazları, yoğun bakım üniteleri; kısacası bu alanın bütününde kendi kendine yeten ve kendi teknolojisini üreten bir ülke olma yolunda kapsamlı bir ‘Milli Üretim Seferberliği’ hamlesi başlatmak zorundadır.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

BUGÜN YAZANLAR