PİYASALAR
Hüseyin Sarpkaya

Ülkemizin sağlık hizmet kalitesini ve marka algısını tüm paydaşlar ile büyüteceğiz

Marka kavramını kendimce nedense kaliteyle hep eşgüdümlü olarak düşünmüşümdür. Hatta bir hocam; “Kalitenin pasaportu yoktur, sınır kabul etmez, her yerde kabul görür” derdi. Biraz daha kavramsal açıklamak gerekirse bilinirliğin yaygınlaşması olarak adlandırabiliriz markayı... Veya kalitenin sürekli yaşandığı bir iş döngüsüne sahip olan yapıların genel karakteristiği olarak da düşünülebilir belki de. Bu açıklamadan yola çıkarak kendi tanımımızı ortaya koyarsak; marka, kaliteli hizmet veya ürününün geniş kitlelere beğendirilmesidir. Bu somut kavramın yanı sıra kullanıcıya hissettirdiği güven duygusunu da eklersek tam tanıma ulaşabiliriz. Sonuç olarak marka güvenilir, kaliteli ve bilinir olmalı desek yanlış olmaz.

SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI

Bu bağlamda konu başlığımız sağlıkta markalaşmaya dönecek olursak; genel perspektifte kurumlarımızın yaptığı her tedavi ve teşhiste karşı tarafa güven duygusu veren, kaliteli hizmeti ile uluslararası standartları yakalamış ve son olarak yaptığı onca iyi hizmeti geniş kitlelere duyurmayı başarmış bir yapıdan bahsediyorum. ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ ile beraber yapılan birleştirmeler ve özel yatırımlar sonucu sağlık hizmetlerinde özel sektörün payı yüzde 30’lara çıkmış; sağlık hizmet sunucularının hem fiziki hem de teknolojik anlamda büyümesine sebebiyet vermiştir. Özellikle hastanelerimizin gelişmesi, kapasitelerinin büyümesi ve nitelikli tıp hizmetinin verilmesi ile tedavi teşhis alanlarında çeşitlik arttı. Ülke içinden ve ülke dışından hastalar tedavi edilecekleri yerleri ihtiyaçları ölçüsünde seçmek durumunda kaldı. Diğer sektörlerde yaşadığımız rekabet ortamı sağlık hizmet sunucularının da gündemine girmiş ve günümüzde yaşanan rekabetten nasibini almıştır. Tam bu noktada hekim odaklı kurulan yapılar, içlerinde birçok sağlık personeli barındıran üst markalara dönüştü. Bünyesinde hatırı sayılır marka hekimimizin olması ise üst yapılara ayrıca bir prestij kazandırdı. Ayrıca ileriki yıllarda şehir hastaneleri ile kamu, özel hastanelerin standartlarında hizmet vermeye başlayacak. Yapılacak sağlık kampüsleri ile hem ülke içinde hem de bölge coğrafyasında hizmet verecek bu devasa yapılar bünyesindeki teknoloji işletme modeli sayesinde rekabet açısından oyunun kartlarının tekrardan dağıtılmasına yol açacak.

MARKA OLMAK İÇİN NEYE  İHTİYAÇ VAR?

Uzun yıllar hizmet devamlılığı mı? Belgelenmiş kaliteli hizmet mi? Ciddi bütçeler ile oluşturulmuş PR ve sosyal medya çalışmaları mı? Tabii her sektör açısından farklılık gösterse de özellikle sağlık alanında bu basamakların her biri, kurumun zirveye ulaşması için gerekli görülüyor. Her ne kadar sağlıkta reklam konusunda bakanlık ve özel sektör arasında ciddi görüş ayrılığı olsa da tanıtım faaliyetlerinin bir şekilde yapılması, markanın bilinirliğinin artırılması açısından önem arz ediyor. Fakat; ‘Bu tanıtım PR işleri çok zor. Biz işimizi iyi yapalım ama global bir marka olmayalım’ dersek onun da bir çözümü var. Tekstil sektörü yıllardır ülkemizde dünyaca bilinen markalara fason üretim yaptı, yapmaya da devam ediyor. Üstelik bu iş modeli ile ihracat açısından çok başarılı çalışmalara imza atıldı. Kendi alanımıza dönmek gerekirse sağlık ekosisteminde marka çıkartmak oldukça zor gözükse de aslında birkaç iş birliği ile çok hızlı yol katetmemiz mümkün diye düşünüyorum.

KAZ YUMURTASINDAN ÖRDEK ÇIKMAZ

Sağlık hizmeti gibi multidisipliner ve çok fonksiyonlu işlemlerde markalaşmak için ülkenin ekosistemini ve bilinirliğini sağlamanız gerekiyor. Nasıl ‘yazılım’ denince akla Hindistan geliyorsa, deniz-güneş-kum turizminde sahil kesimlerimiz nasıl ilk akla gelen merkezler oluyorsa keza aynı şekilde sağlık hizmet sunumu denildiğinde de mutlaka ‘Türk tıbbı’ ve Türkiye algısının zihinlerde oluşması gerekiyor. 

Özellikle T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından yeni kurulan uluslararası sağlık anonim şirketinin, Türkiye sağlık bilinirliğine katkı sağlayacağını umut ediyorum. Kuruluş amacına göre yurt dışında, uluslararası sağlık hizmetleri alanında, ülkemizde sunulan hizmetlerin tanıtım faaliyetini üstlenen USHAŞ, ülkemizin sağlık hizmetleri bilinirliğinin geliştirilmesine ilişkin yurt dışı talepleri karşılamak, projeler yapmak ve uygulamak olarak ifade edilmiştir.

Açıkçası kamu erki, yapmış olduğu bu hamle ile meselenin farkında olduğunu gösteriyor. Kamu bu çalışmayı yaparken sektör oyuncuları ferdi girişimlerin yanı sıra kendi arasında gerekli birliktelikler kurup ülkemizin sağlık hizmetlerindeki marka bilinirliğini artırmalıdır. Tabii sağlık hizmetleri sadece algı yönlendirmesi ile olmayacağından, eğitim kalitesi ve teknolojik yatırımları eşgüdümlü bir şekilde tamamlamalıdır. Girişimcilerimiz ise sağlık hizmet sunumunun her alanıyla uğraşıp çırak olacağına birkaç alanda ustalaşmayı öğrenmelidir. Gerek devlet gerekse özel işletmeler mutlaka senaryonun bir parçası gibi hareket etmeli. Yerelde ve uluslararası arenada mutlaka öne çıkardığımız yerli tedavi protokolleri ile genel ülke algısıyla beraber kendi markalarımızı büyütmeliyiz.

GERÇEKTEN SAĞLIK ALANINDA GLOBAL BİR MARKAYA SAHİP OLABİLİR MİYİZ?

Ülkemizde işini hakkıyla yapan ve gerçekten marka olmuş birçok kuruluş bulunuyor. Bizim için hepsi başlı başına bir değer… Ağız ve diş sağlığı alanına odaklanmış ve yakın çalıştığım bir diş hekimi dostumun arkadaşlarıyla kurduğu yurt içinde 8 klinik, yurt dışında 3 klinik ve irtibat ofisleri bulunan diş hastaneler gurubunun çalışma stratejisi düşük kâr, yüksek kalite anlayışıyla bugünlere takdire şayan bir şekilde işlerini taşıdı. Kendileri ile yaptığım sohbetlerde kaliteyi hep birinci faktör olarak aldığını ve hitap ettiği kitleyi hep bu şekilde memnun ettiğini ifade etmiştir. Kendisine, ‘Hastalar markanıza mı yoksa klinikte çalışan doktorlarınıza mı geliyor?’ diye sorduğumda, “Hastalarımız, bizim bünyemizde en iyi hekimin çalışacağını, yapılan her tedavinin kontrol altında olduğunu, kullanılan her ürünün kalite standartlarımıza uygun olarak seçildiğini bilir. Yurt içinde ve yurt dışında her ay tedavi ettiğimiz hastalarımızı mutlaka arayıp tedavileri konusunda geri dönüş alıyoruz” demişti. Sanırım marka olmak tam anlamıyla böyle bir şey ve marka olmayı başarmış tüm firmaların birinci önceliği insanı ön plana koymaları. Başarı örneklerini artırmak mümkün… Sonuç olarak ülkemizin sağlık hizmet kalitesini ve marka algısını tüm paydaşlar ile beraber büyüteceğiz. Güçlü alanlarımızı bulup o alanlara yatırım yapacağız. Sağlıkta kaliteli hizmetin herkesin ve her kesimin hakkı olduğunu bilip, yüksek ahlak ve ileri teknoloji ile her işlemin, her tedavinin arkasında duracağız ve yaptığımız iyi güzel işleri mutlaka duyuracağız. Güçlü yanlarımız; spesifik alanlarda uzman ekiplerimizin olması, genç nüfus, iyi yetişmiş sağlık personeli, ileri teknoloji tıbbi medikal cihazlara ulaşım. Son 12 yılda dünya sağlık sektörü değişen teknolojik ve yapısal dönüşüme ayak uydurmaya çalışırken sağlıkta hikayemizi yazarak yeni bir ekosistem kurmanın avantajını yaşıyoruz. Kamu-özel iş birliktelikleri sayesinde sağlık hizmet sunumunda markalar çıkartmanın yanı sıra çok önemli bir husus da bu alanda kullanılan tıbbı cihazlarda mutlaka yerli ve milli markalar çıkartabilmek.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

BUGÜN YAZANLAR