PİYASALAR
Burhan Özdemir

3.0 yenilgiden, Endüstri 4.0'a

Yeni binyılın henüz çok başındayız. Daha da önemlisi uzun zaman sonra yeniden başarabileceğimize inancımız tam. Bu inanç; geçmişte bu coğrafyada, dönemine damga vuran birçok mucit ve alim yetişmesini sağlamıştı

2000’li yıllara girdiğimiz dönemde dünyayı bir milenyum heyecanı sarmıştı. Yeni bir binyıl. Sadece rakamların değişmesiyle dünyada birçok şeyin birdenbire daha iyi olacağını zannettiğimiz 2000 yılı sonrasında aslında dünyanın işleyişinde çok az şeyin değiştiğini, hatta bu coğrafyanın insanları için eskisini de aratır hale geldiğini gördük. Dünyanın işleyiş seyri değişmese de, o işleyişe hizmet eden teknolojik unsurlar hızla değişti. Bugün Endüstri 4.0’ı yakalamayı konuşuyoruz fakat sanayi devrimine karşı Endüstri’ye 3.0 yenik duruma düşmüşken maçı 4 gol birden atıp nasıl lehimize çevirebiliriz sorusu da orta yerde cevap arıyor. Endüstri 4.0, bugüne kadar gelişmiş ve Endüstri 3.0 mertebesine ulaşmış makine, motor, aygıt vb. teknolojilerin yeni nesil yazılım ve donanım ile yönetilmesi anlamına geliyor. Bir diğer deyişle, Endüstri 3.0’a kadar geliştirip ürettiklerinizi soyut ortamda yönetebilme becerisi... Ama şayet Endüstri 3.0’a kadar bir şeyler üretebildiyseniz! 

YENİ TÜRKİYE STRATEJİSİ

Yeni binyılın şüphesiz en güçlü vurgusu teknoloji çağı olmasıydı. Birçoğumuz bilimkurgu filmlerinde izlediğimiz ve ‘olur mu acaba?’ diye merak ettiğimiz şeylerin gerçeğe dönüşmesini bekledik. Bir kısmının gerçekleştiğini görmek, gelecek adına  hem heyecan verici hem de ürkütücü. Çünkü bu bölgeye liderlik etmesini beklediğimiz ülkemizin, tüm bu ilerlemenin gerisinde kalmasının sonuçlarından endişe duyuyoruz. Ülkemizin idarecilerinin, teknoloji alanındaki makus talihimizi değiştirmek üzere samimiyetle çalıştıkları bir gerçek. Son 10 yılda özellikle savunma sanayisi alanındaki gelişmeler yadsınamayacak derecede ilerledi. Devlet eliyle son dönemde kurulan ya da geliştirilen TEI, TAI, ASELSAN, HAVELSAN vb. kurumlar bu anlamda ‘Yeni Türkiye’ stratejisinde teknolojiye verilen önemin açık birer göstergesi hükmünde. Cebinizde taşıdığınız 100 gram ağırlığındaki bir cam parçası sayesinde dünya üzerindeki neredeyse tüm bilgilere sahip olabildiğimiz bir çağdan bahsediyoruz. İnsanın bunun dışında olabileceklere çoğu zaman ufku yetmiyor. Steve Jobs, yazı yazabilme becerisini çok geç edinebilmiş ve defalarca okul bırakmış bir göçmen çocuğuydu. Elon Musk, çocukluğunda zeka seviyesinden endişe duyulan içine kapanık Güney Afrikalı bir çocuk ve Mark Zuckerberg çoğumuzun ellerinde tablet veya telefon gördüğümüzde kızdığımız günümüz çocuklarından biriydi. Peki, günümüzde ‘teknoloji yüzü’ dendiğinde aklımıza ilk gelen bu isimleri, bizlerden farklı kılan özellikleri neydi? Belki de yaşadığımız coğrafyada içimizden birilerinin çocukları olsalar, bugün birçoğumuzdan farklı yerlerde olmazlardı. Onları farklı kılan; onların ufkuna imkan tanıyan, değer veren, cesaret katan toplum ve idare anlayışıydı.

NEYE İHTİYAÇ DUYULUYOR

Geliştirilen teknolojinin üretime dönüşebilmesi ve ticarileşebilmesi için devlet desteği şüphesiz çok kıymetli fakat teknolojinin üretilmesi için ilk etapta ticari bir anlayışa, dev fabrikalara ya da mühendislerden kurulu bir orduya ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan cesur, ufkuna set çekilmemiş, başarılı olduğunda ona sahip çıkılacağını bilen, kattığı değere saygı duyulan bireyler. Bu toplum Musk, Jobs ya da Zuckerberg gibi yüzlerce genci barındırıyor aslında. Kimi zaman mucit bir öğrenci, kimi zaman kapasitesini artırmaya çalışan orta direk bir sanayici, kimi zaman çatlak bir akademisyen olarak karşımıza çıkıyorlar. Yeter ki onları görecek gözümüz, onların önünü açacak irademiz olsun. Yeni binyılın henüz çok başındayız. Daha da önemlisi uzun zaman sonra yeniden başarabileceğimize inancımız tam. Zira bu inanç, geçmişte bu coğrafyada, dönemine damga vuran birçok mucit ve alim yetişmesini sağlamıştı. Yeter ki biz teknoloji üretimini dar kalıplar içerisine sıkıştırıp kendimize göre ticarileştirmeye çalışmayalım, ufku geniş gençlere başarılarının ellerinden çalınmayacağının garantisini verelim ve kendi isimlerimizi üretebilelim. Aksi halde Endüstri 4.0 ve sonrasını da tümüyle ithal etmek zorunda kalacağız.

DİĞER YAZILARI