PİYASALAR
Akan Abdula

Sonlardaki başlangıçları bulmak

Bugün yapay zeka devrimine giriş yapmaya hazırlanırken, yürüdüğümüz yolu yeni yeni anlıyoruz. Yeni devrimi doğru kavramak için de adımlar atmak zorundayız.

2000’ler itibariyle dijital devrimden bahsetmeye başladık. Ülkemizde, bu devrimi uzun yıllar boyunca bir sosyal medya devrimi olarak okuduk ve anlattık. Pazarlama konferanslarında ülkemizin en çok Facebook kullanan 5 ülkeden biri olmasıyla övündük. Bu durum, güya dünyaya insanımızın ne kadar dijitalize olduğunu gösteriyordu. Yabancılara sürekli bunu anlattık. Yani özetle bu platformların doğduğu ülkelere, adaptasyon yeteneğimizle övündük. Oysa bu devrimin sonuna doğru geldiğimiz bugünlerde, başlangıçları daha yeni yeni kavramaya başladık. Bugün yapay zeka devrimine giriş yapmaya hazırlanırken, yürüdüğümüz dijital devrim yolculuğunu yeni yeni anlıyoruz. Sonlardayken, başlangıçları bulmaya çalışıyoruz. Bu süreçte, bugün alacağımız derslerin yani günümüzün düşünce ve bilgisinin yakında eski olacağı gerçeğini de kucaklamak zorundayız. Yani başımıza geleni anlamaya çalışırken, yeni devrimi doğru kavramak için de adımlar atmak zorundayız. İki süreci birlikte yöneteceğiz mecburen.

PEKİ, GERÇEKTE NE OLDU?

Öncelikle yaşadığımız bir sosyal medya devrimi değildi. Algoritma devrimiydi. Veri devrimiydi. Süreci tam anlamak için şu sorudan başlayalım; nedir bu algoritmalar? Komplo teorilerine hiç gerek yok. 

Bunlar artık devletlerden daha çok nakit parası ve olanakları olan devasa şirketlerin, bu sosyal platformları yaratırken arkasına koydukları yazılımlardır. Bu yazılımlar, bu platformlarda bizi tanımak ve yönlendirmek için vardır. Basit bir matematikle çalışırlar. Verimizi toplar, bizi analiz eder, kodlar, kodladıkları zaman da bizi paketleyip, satmaya hazır ederler. 

SİSTEM NASIL ÇALIŞIR?

Önce neyden hoşlandığımızı çözmeye çalışırlar. Bu süreçte özgürce iz bırakmamıza izin verirler. Yeterince iz bıraktıktan sonra, devreye girerler. Bu aşamadan sonra algoritmalar takip ettiğimiz arkadaşlardan kimleri görebileceğimiz karar verirler. Hangi içerikleri görmemiz gerektiğine, hangilerini görmememiz gerektiğine de. Dijital ekosisteminde kapsadığımız alanı daraltmaya başlarlar. Bir zaman sonra sadece kendimizi ve kendimize benzerleri görebildiğimiz bir odada kapana kısılırız. Bu odalara yankı odaları denir. Yankı odaları çünkü bu odalarda sadece kendimizin yankısını duyar oluruz. Bu aynı zamanda algılarımızı da çarpıtmaya başlar. Sadece kendimizi ve kendimize benzeyeni gördüğümüz bir dünyada, normalin normu olarak da kendi inandıklarımızı görmeye başlarız. Peki, bu algımızı nasıl bozar? Normalin kendimiz olduğu dünyada, bize benzemeyen hiçbir şeye toleransımız olmaz. İşte bu yüzden normal hayatta asla göstermeyeceğimiz bazı davranışları rahatlıkla sosyal medyada gösterir hale geliriz. 

DAHA ÇOK İZ, DAHA DERİN TESLİMİYET

Gerçek hayatta linç yapmayacak sıradan bireyler, rahatlıkla sosyal medyada korkunç davranışlar sergileyebilirler. Ne de olsa orada herkes kendileri gibi düşündüğü için, farklı olan her şey sapmadır. Kızdıkça daha çok tıklar, daha çok iz bırakırız. Daha çok iz, daha derin teslimiyet. Kime? Yazılımlara ve onların sahibi devasa şirketlere… Artık bizi o kadar iyi tanırlar ki ve bizi kolayca yönlendirebileceklerine o denli emindirler ki, bizi ikna etme yeteneklerini satmaya hazırdırlar. Ve gerçekten de bizi çok kolay ikna edebilirler. Hem de çok ucuza gideriz.  Bizleri benzerlilerimizle aynı çuvala koyduklarında, o çuvalda artık birey değilizdir, sadece tüketiciyizdir. Bizi bu çuvalın içinde toptan fiyatına satarken, bu pazarlama dillerine de net bir şekilde yansır. “Buna benzer 1000 kişiye şu kadar TL’ye ulaşmak ister misiniz?” 1000 tanemizi bir çuvala sığdırmışlar, şu kadarcık TL’ye satarlar.

DEVRİMİN ÜRETİM TARAFINI KAÇIRDIK

Peki, biz bu resmi tam olarak nerede kaçırdık? Süreçte bir şeylerin gerçekten çok çok ters gittiği kesin. Bizler sosyal medyalaşırken, bu devrimin üretim tarafını kaçırdık. Örneğin, 2020 Şubat ayında Türkiye temsili 1802 kişi ile yaptığımız araştırma, çocuklarımızın teknolojiyi sadece eğlence amaçlı kullandığını gösteriyordu. Kodlamayı ülkemizdeki anne babaların sadece %15’i duymuştu ve 100 çocuğumuzdan sadece ikisi kodlamayla ilgili bir şeyler denemişti. Reklamlarda sürekli kodlama ile ilgili bir şeyler duyuyoruz ama ülkemizin çocuklarının sadece %2’si kodlama ile ilgili bir şeyler yapıyor. Cep telefonlarımızı her iki-üç yılda bir yenilerken, laptop’larımızı yenilemek için 8-9 yıl bekliyoruz. Oysa cep telefonu işin tüketim tarafı iken, laptop’un üretimle çok yakından ilgisi vardı. Bir şey kodlayacaksak, laptop’a ihtiyacımız olacak. Bu araştırma bizi acı gerçekle yüzleştirmiş oldu. Bunca yıldır biz dijitalleşmiyorduk, biz telefonlaşıyorduk. Peki, bu mesele sadece işin dijitali tüketi-üretim boyutuyla ile mi kalacak? Hayır, bu meselenin daha karanlık taraflara kayma ihtimali gayet yüksek. 

TÜKETİMDEN ÇOK DAHA ÖTESİ

Dünyanın en gelişmiş ülkesi ABD, Trump’ın seçildiği andan itibaren, seçimlerin bu platformlar üzerinden manipüle edilip edilmediğini tartışıyor. Bakın dünyanın süper gücü, kendi seçimlerinin özgürlüğünü sorgular hale geldi. Yani dev bir ülke demokrasisinin taşıyıcı kolonunu sorguluyor. Bu kolon gerçekten ne kadar sağlam? ABD’de ne kadar sağlam? Dünyada ne kadar sağlam? Bu süreçte platformların kurucuları da sorgulandı. Komiteler önüne çıktılar. Twitter, Trump’ın tweet’lerinin altına uyarılar yazar hale geldi. Facebook, “Doğruları konfirme etmek benim işim değil” dedi. Kendi çalışanları Facebook’un etik duruşunu sorgular hale geldi. Yani bahsettiğimiz tüketimden, üretimden çok çok öte bir şey. 

Peki, Türkiye ne durumda? Sürekli verilerimizi bu platformlara hediye ediyoruz. Hatta en son bir de Türkiye’nin milyonlarca hesabının sahibi, hesaplarına yeşil toplar koydu. Resmen takipçi algoritmaya, seni fazla yormayayım, benim değerlerim bunlar, ben buyum, al bu bilgiyi ne istersen yap demiş oldular. Bu yazılımlar o semboller üzerinden çok rahatlıkla operasyon yapabilirler ve yarın ülkenin başını belaya sokabilirler. Beni dinlerler mi bilemem ama bu hesap sahiplerine yeşil toplardan vazgeçmelerini öneririm. Hem de ivedilikle. Peki, bu makale ne demeye çalışmaktadır? Bu yeni dünya şartları ile sansürle savaşılamaz. Sansür çözüm değildir. Kimsenin dijital medyadan uzak tutulması da çare değildir. Dijital dünyadan çocuklarımızı uzak tutmak başka daha derin sorunlar yaratır. Yapmamız gereken, algoritmik dünyayı daha iyi anlamak ve buna yönelik kendi çarelerimizi oluşturmaktır. Çocuklarımızı dijital dünyada üretmeye odaklamamız, kendi platformlarımıza, kendi teknolojilerimize yatırım yapmamız gerekir. Daha çok özgürlük, daha çok yaratıcılık, daha çok yerli teknoloji demeliyiz. Bu işi başardığımızda, dünyaca ünlü platformlara sahip olduğumuzda, bu işin doğrusunun ve etiğinin nasıl yapıldığını dünyaya göstermemiz gerekir. 

Kalın sağlıcakla…

DİĞER YAZILARI