PİYASALAR

Yapay zeka karşısında ‘insani’ duyguların gelişimi

Yapay zekanın uzun zaman önce hayatımıza girdiğine dikkat çeken Jan Gülcan Caller, yapay zeka odaklı eğitim ve danışmanlık verirken bu değişim karşısında insanoğlunun başarılı olabilmesi için en çok vicdani yanının geliştirmesi gerektiğini vurguluyor

Dalida Özatay Erus / [email protected]

Clarte Danışmanlık’ın kurucularından davranış bilimci Dr. Jan Gülcan Caller, 11 yıldır Londra ve İsviçre’de eğitim kurumlarına yapay zeka odaklı danışmanlık veriyor. Yapay zekanın aslında uzun zaman önce hayatımıza girdiğini hatırlatan Caller, danışmanı oldukları eğitim kurumlarına çağa uyum sağlamaları için neleri takip etmeleri, nerede olmaları ve hangi projelere katılmaları konularında fikir verdiklerini anlatıyor. Bu yıl İsviçre’deki okulda yapay zeka laboratuvarı açacaklarını belirten Caller, fizibilite çalışmaları sırasında ‘Yapay zeka laboratuvarı açmalı mıyız? Açarsak nasıl olacak, nasıl işleyecek, kimler olacak, yapay zeka hayatımızda ne kadar olmalı’ şeklinde de düşündüklerini ifade ediyor. “Prensiplerimizi ve nasıl kullanmak istediğimizi biliyoruz ama hâlâ net bir tabana oturtamadık. Çocuklarla robotları bir araya getirirken en doğru formatı uygulamamız gerekiyor. Neticede bu ciddi bir adım. Evet bugün çocuklar bilgisayar kullanıyor ama insan sesiyle konuşan veya siluetindeki robotlardan eğitim almaları noktasında, psikolojik olarak hazırlar mı? emin olmak gerekiyor.” Yapay zekayı doğru kullanmanın ise ciddi ve doğru bir eğitimle mümkün olduğunun altını çizen Jan G. Caller, “Çünkü karşınızda gerçek bir durum var. Bunu da sadece kendinizi çok iyi eğiterek, tanıyarak, çok iyi dinleyip hazırlayarak bir yaşam sağlayabilirsiniz. Bu bir buluş veya gelişim değil, ciddi bir değişim” diyor.

“ÖĞRENME, KİŞİSELLEŞİYOR”

Jan G. Caller’den yapay zekanın eğitime en büyük katkısının veya devriminin, öğrenme deneyiminde kişiselleştirme olduğunu öğreniyoruz. Microsoft ve IBM’in geliştirdiği birtakım yazılımlardan bahseden Caller, bu akıllı yazılımlar sayesinde karmaşık konuların bile hızlıca kavranmasını sağladığını belirtiyor. Her ders, öğrencinin hızına göre tasarlanıyor. Crime 101 isimli program, ders kitaplarındaki içeriği; bölüm özetlerine, çalışma kılavuzlarına, uygulama testlerine ve kartlara dönüştürüyor. Böylece 400 sayfalık kitabı okumak yerine bu programın hazırladığı içerikle kısa sürede öğreniliyor. İngiltere ve İsviçre’de kullanılan Gradescope aplikasyonu, öğretmenlerin sınıf içi değerlendirmelerini veya sınavları çevrimiçiyken değerlendirmeye yardımcı oluyor, başarılı veya başarısız olunan noktaları ortaya çıkartarak özel bir çalışma raporu hazırlıyor. Powerpoint Play In Presentation uygulaması ise eğitimcinin anlattıklarını eşzamanlı olarak öğrencinin istediği dilde aktarıyor. Eğitmen konuşma veya işitme engelli olsa bile öğrencinin ekranına yine anladığı dilde veya işaret dili ile de işitme engelli öğrenciye ulaşıyor. Öğrenci zaman kazanırken eğitimci de kazandığı zamanı pedagojik görevlere kullandığını belirten Caller, “Görevimiz, bilgiyi bilgelikle işlemek, bilge davranmalarını sağlamak ve bunu yaşam biçimi haline getirmek için gönüllü rehber olmak.  

“İNSANİ’ EĞİTİME İHTİYAÇ VAR”

Diğer yandan yapay zekanın ciddi anlamda ‘insani’ eğitime ihtiyacı olduğunu vurgulayan Jan Caller, sözlerini şöyle sürdürüyor; “Çünkü dünyayı etkileyecek bir tuş o. Hiroşima’ya atom bombası atan kişi, o tuşa basmadan önce neler olabileceğini düşündü mü? Biz o kişiyi yetiştirdik ama ‘kendini sorgulamalı’ da diye düşündük mü? İlmi yetileri kötüye kullanabilir mi diye sorguluyor muyuz? İnsan, eylemelerinden ibaret bir varlıktır. Bu süreçte de mana kanalının gelişmesi gerekiyor. Mesela cilt kanserinde, yapay zekaya yakın bir seviyede tanımda bulunmamız için neredeyse haftada 350 kitap okumamız gerekiyor. Yapay zekaya karşı başarılı olmamız için gelecek nesilleri çok iyi yetiştirmemiz gerekiyor. Burada ‘vicdan’ önemli bir kelime. Yapay zekayı algılamamız için ikinci bir Hiroşima yaşamamalıyız. Yapay zekanın var olmasının en büyük sebebi, petrol en varlıklı hammaddeyken bugün ve yarının dünyasında ise veri/data’nın önemli olması.

“ENTELLEKTÜEL OLGUNLUK SEVİYESİ...”

Tüm bu çalışmaları çerçevesinde Türkiye ile ilgili gözlemlerini sorduğumuzda ise Caller, şöyle bir yanıt veriyor; “Ne akademik ne de endüstriyel hayatta entelektüel olgunluk seviyesinde değiliz. Tutkulu, işini iyi yapan, iyi eğitimli insanlar var ama bu olgunlukta yeterli değiliz. Bu da araştırarak geliştirilebilecek bir durum. Müfredatı bir kenara bırakın öğretmenler hoşgörüyü, şefkati öğretmiyor. Hâlâ egoların konuşulduğu, unvanların tartışıldığı bir toplumda çocuklara bilgiyi aktaracak sorumlulukta olmak zor. Bu anlamda da geliştirilmiş çağa ne kadar uyum sağlayabiliriz tartışılır. Çünkü farklı bir çağa geçtik. Değişen çağda, doğru tüketmekten doğru davranmaya kadar pek çok şey öğretmek zorundasın. Bu zor bir görev, bu görevde ülke olarak ne kadar entelektüel olgunluğa sahibiz tartışılır.”

“ÖĞRENCİLERİ YENİ ÇAĞA UYUM NOKTASINDA DESTEKLİYORUZ”

İngiltere’de okuduğu sırada aileleri okul yöneticisi olan İsviçreli arkadaşları ile ortak bir proje oluşturarak Clarte Danışmanlığı kurduklarını anlatan Jan G. Caller, master’ını tedarik zinciri üzerine yaptıktan sonra doktora sırasında şirketi kurmaya karar veriyor. Davranış bilimleri üzerine doktorasını yapan Caller, şirketin çalışmaları çerçevesinde İsviçre ve İngiltere’deki danışmanlık verdikleri okullara gelen öğrencilerin bu kurumların kriterlerine uygun olmalarını sağladıklarını anlatıyor. Caller, “Akademik ekibimizle, doğru okullara doğru öğrenci modelini dizayn ediyoruz. Orta Doğu, Türkiye, İngiltere ve İsviçre marketimiz. Yani kurumsal ve eğitimsel danışmanlık verirken öğrencilerin yeni çağa uyumu noktasında biz dışardan destek veriyoruz” diyor.

AFRİKA’DA 12 GÜNLÜK KAMP

Jan G. Caller’ın bugünlerde odaklandığı proje ise oldukça heyecan verici. Yapay zeka konusunda eğitimler verirken her bir öğrencinin insani yanlarını da geliştirmek üzere Afrika’da bir kamp projesini hayata geçirmeye hazırlanıyor. 8-18 yaş arası çocukların özellikle el becerilerini ve yaratıcılıklarını kullanmadıklarını gözlemlediklerini belirten Caller, yaratıcı aktivitelerde yer almalarını sağlamak üzere bu projeyi geliştirdiğini anlatıyor. 2019 yılında gerçekleşecek 12 günlük kampta12 ila 18 yaş arası çocuklar doğada yaşamayı öğrenecek. Öğrenciler burada kendi sebzelerini yetiştirecek, kendi hayvanlarına bakabilecek, kendi hasatlarını alabilecek, doğayı inceleme fırsatı bulacaklar. Doğayı dinleyecek, film çekecek, resim yapacaklar… Masai kabilesi ile beraber yaşamayı öğrenecekler. Çok yoğun bir program, buna ihtiyaçları var. Çünkü biz, bunu doğal olarak öğrendik ama onların böyle bir ortamları yok” diyor.