PİYASALAR

Sektör liderliğinden global arenaya uzanan marka

Otomotiv filtresi sektöründe faaliyet gösteren Şampiyon Filtre, bugün ülkemizi yurt dışında gösterdiği başarılarıyla da temsil eden bir marka. Şirketin ortağı Ve Yönetim Kurulu Üyesi Selahattin Yılmaz ile markanın bugünlere gelirken gösterdiği başarıyı ve ihracattaki önemli pazarlarını konuşmak üzere bir araya geldik…

Otomotiv filtresi sektörünün önde gelen kurumlarından Şampiyon Filtre’nin hem ortağı hem de yönetim kurulu üyesisiniz. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1977 yılında İskenderun'da dünyaya geldim. Sanayici Şahap Yılmaz ve Aynur Yılmaz’ın oğluyum. 1994 yılında yüksek tahsilimi yapmak üzere gittiğim Amerika'dan 1998 yılında uluslararası işletme ve pazarlama alanlarında eğitim alarak döndüm. O günden bu yana da Şampiyon Filtre’de görev yapıyorum. Şirketin yalnızca ortağı ve yönetim kurulu üyesi değil, aynı zamanda satış ve pazarlama organizasyonundan sorumlu genel müdür yardımcısıyım. 

Babanız Şahap Yılmaz sektörün duayeni olarak tanınıyor. Fakat son yıllarda, hem kamuoyunda hem de sektörde sizin isminizle daha sık karşılaşıyoruz. Bu değişimin nedeni nedir?

Bu değişimde maalesef ki babamın sağlık durumu olumsuz bir unsur olarak rol oynadı. Fakat işin doğasına da bir bayrak yarışı gözüyle bakmak gerekiyor. Babam Şahap Yılmaz, üretimden başlayarak iş hayatının her alanında bireysel roller üstlenmiş olan, gerçek bir sanayici. Kendisinin bize sağladığı imkanlar, açtığı alanlar ve naçizane 20 yıllık çabamız neticesinde, son yıllarda bizim iş insanı kimliğimiz daha ön plana çıktı. Tabii bu konuda asıl alanımın satış ve pazarlama olması da rol oynadı. Fakat tüm bunların ötesinde değişimin asıl nedenini sorgularsanız, amaç ve hedeflerimi inanç, ilişkilerimi ise güven temelleri üzerine bina etmeyi düstur edinmiş olmamın bu fiili durumu yarattığı görüşündeyim. Ben işimi sürdürürken yolumun kesiştiği bireyleri ortak, çalışan, büyük müşteri ya da küçük müşteri olarak kategorize etmem. Birlikte yürüdüğüm herkesi paydaş olarak görüyorum. İnanç ve güven üzerine temellendirilmiş sistemlerde, o sistemi besleyen her bireyin hakkı ve payı vardır. Tek bir taş yerinden zamansız oynarsa yapı yıkılır. O nedenle, yirmi yıldır yeri geliyor kurumsal bir kimlikle üstlendiğim görevleri yerine getirmeye çalışıyorum, yeri geliyor sanayi sitesindeki ufak bir dükkanda madeni yağ tenekesine oturarak müşterimle pazarlık yapıyorum. En önemlisi de bunların hepsini aynı inanç ve keyifle sürdürüyorum. Netice olarak da kamuoyunda birçok kesimin huzuruna çıkma fırsatımız oluyor.

Şampiyon Filtre ihracat ağırlıklı çalışan bir firma... Sektör dinamikleri ve ekonomik tablo açısından baktığınızda firmanın bugününü ve yarınını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Göreve geldiğimde firmamız, KKTC dahil olmak üzere yalnızca 7 ülkeye ihracat yapıyordu. Aile firmamıza ve ülkemize katma değer sağlayacağım asıl konunun bu olduğunun bilinciyle önceliğim her zaman ihracat oldu. Konsantre olduğum bu alanda, 20’nci yılımda, ihracat yapılan ülke sayısını ekibimle birlikte 88’e çıkardık. Bu ülkelerin 55’inde aktif saha deneyimim bulunuyor. Ayrıca 57 milyar doların üzerindeki yıllık cirosu ile bir dünya devi olan ve bünyesinde LG Electronics, Chevron, Intercontinental Otelleri ve Watson gibi yatırımları bulunduran GS Caltex’in madeni yağlarının da Türkiye satış ve dağıtım operasyonlarını üstlendik. Bu faaliyette kısa sürede edindiğimiz başarımıza ilişkin olarak bizzat grup CEO’su tarafından şahsıma gönderilen bir mektupla firmanın iltifatlarına mazhar olduk. Tüm bunlar nasıl oldu derseniz, babamın deyimiyle, herkesin en iyi bildiği işi yapmaya yönelmesiyle oldu. Ben standart bir uçak yolculuğunda yapılan tüm anonsları ezbere bilirim, hem de birkaç ayrı dilde. Çünkü ömrüm iş seyahatleriyle geçti. Bu yıl itibariyle tarihimizde ilk defa, ciromuzu 9 basamağa, yani 100 milyonun üzerine çıkarak 100 milyonlar kulübüne dahil olduk ve bir anlamda sektörümüzde adımız gibi; Şampiyonlar Ligi’nde oynamaya başladık. 41 yıllık işletmemizde benim aktif katkım 20 yıllık. 20 yıl bir insanın ömründe uzun bir süre ama bir işletme için çok da uzun bir süre değil. Ben tüm bu gelişimin sırrını soran dostlarıma, 70’lerin sonlarında telaffuz edilmeye başlanan ve iş dünyasının son 20 yılına da özel bir damga vuran bir sloganla yanıt veriyorum: 'Act local, think global' Sanırım biz bunu iyi başardık. Bir de bir markanın en önemli varlığının network olduğunu hiç unutmadık. Başka türlü zaten 230 markanın rekabet ettiği bir pazarda lider olamazdık. Bugün Şampiyon Filtre’nin satış ve pazarlama organizasyonunda çalışan her bir bireyin kişisel ve mesleki gelişimleri için bizzat çalıştım. Bu başarıyı da hep birlikte elde ettik. Şirketimizin kurucusu olan babam Şahap Yılmaz’ın sektör liderliğinden başlayıp globalleşme ile devam eden tüm hayallerini gerçekleştirdiğimiz için ekibimle gurur duyuyorum. Yılmaz isminin ülkemiz sınırlarını aşmasında rol oynayan herkesi, en ön planda olan kişilerden en arka plandaki isimsiz kahramanlara kadar her bir ferdi sevgiyle kucaklıyorum. Gerek ülkemizin, gerek sektörümüzün, gerekse firmamızın bugününe özgüvenle, yarınlarına da sarsılmaz bir inançla bakıyorum. Ancak bu inancımı eğitime, üretime, ihracata, risk yönetimine, kurumsal yönetişime ve şeffaflığa vermemiz gereken öneme dayandırıyorum. Bu konularda herhangi bir aksamaya yer vermememiz durumunda gerek firma, gerek sektör, gerekse ülke olarak başarımızın her alanda katlanarak artacağına inanıyorum. 

İş dünyasında, özellikle Batı Afrika’da etkin ticari bağlantılarınız var. Bu bölgenin firmanıza ve ülkemiz yatırımcılarına vaat ettikleri neler?

Küresel olarak yaygın müşteri ağımız nedeniyle, iş bağlantılarımız sadece Batı Afrika ile kısıtlı değil. Uzak Doğu’dan Latin Amerika’ya kadar köklü ticari ilişkilerimiz bulunuyor. 88 ülke ağızdan kolay çıkıyor ama inanın ben 88 tane ilçe say deseniz sayabilir miyim emin değilim. Bu ülkelerin her birinde kârlı iş birliklerinin yanı sıra kişisel olarak çalabilecek birer kapınızın da bulunması insana gerçekten güven veriyor. 20 yıldır faal olduğum Afrika kıtasındaki bağlantılarımı artık ticari bağlantılar olarak anmıyorum. Özellikle Gana, Nijerya, Kamerun, Cibuti, Togo, Burkina Faso, Gine, Gabon, Togo ve Liberya’daki ticari networkümüz bizim için ailemiz kadar yakın. Bunca uzun bir dönemdir işlerimizi sarsılmaz bir güvene dayalı olarak devam ettirince, ilişkilerin kişisel nitelik kazanması kaçınılmaz oluyor. Gerek şahsım gerekse ailem için, sosyal odaklı çalışmalar da çok önemli olduğu için, saydığım ülkelerdeki iş dünyasının ve kamu yönetiminin en önemli figürleri bizler için aile fertleri gibi oldular. Sorunuza dönersem; Afrika kıtasının bakir niteliği malumunuz. Batı Afrika ise belki de bu kıtanın en bakir bölgeleri arasında. Kağıt üzerinde ekonomik gücü kısıtlı ülkeler olarak görülen bu coğrafya tüm dünyanın ve küresel firmaların iştahını kabartıyor. Dolayısıyla 

bu bölgenin gerek firmamız gerekse ülkemiz yatırımcıları açısından vaatleri sonsuz. Bu ülkelerde her tür yatırıma ihtiyaç var. Yol, su, enerji, iletişim gibi altyapı yatırımları ve havaalanları, hastaneler, oteller ve okullar gibi kamusal yatırımlar kadar hızlı tüketim maddeleri, gıda, tarım gibi sektörler de gelişime aç. Dolayısıyla Afrika’nın kendisine yönelen ilgiyi mutlaka ödüllendirici bir tavrı olduğunu düşünebiliriz. Zaten durum bu olmasa idi, bu coğrafya Fransa’sından Amerika’sına, İngiltere'den Almanya’sına birçok güçlü ülkenin öncelikli odağında yer almazdı. Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanımızın da bu kıtanın geleceğinde Türk firmalarının aktif rol oynaması konusunda önemli girişimleri bulunuyor. Bu çabaların tüm milletimizce desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Afrika’nın Türk firmaları açısından ifade ettiği önem nedir? Bu kıtada iş yapmayı değerlendiren müteşebbislere neler önerirsiniz?

Liberya Afrika’nın ve dolayısıyla dünyanın kağıt üzerindeki en fakir ülkelerinden biri. Buna rağmen, çelik devi ArcelorMittal, Firestone Global gelip bir kalemde milyarca dolar değerinde sözleşme imzalayabiliyor. Liberya bazı listelere göre dünyanın en fakir ilk beş ülkesi arasında, daha iyimser bazı başka listelere göre ise en fakir on ülkeden biri. 
Ama doğal kaynaklarına baktığınız zaman altın, elmas, petrol, demir cevheri, dünyanın en kaliteli kakao ve kauçuk zenginlikleri gibi son derece kıymetli rezervlere sahip. Bir yandan da altyapıya dair her tür ihtiyacı var. Afrika’da Liberya emsalindeki gibi çok sayıda ülke mevcut. Dolayısıyla bu ülkelerde, örnek veriyorum, devasa bir otoban da inşa edebilirsiniz, toprak bir yolu ıslah da edebilirsiniz. 

Ya da beş yıldızlı otel de yapabilirsiniz, otelin odalarına takılacak kapıları da satabilirsiniz. Mühim olan bu kıtada iş yapmanın yazılı olmayan kurallarına ve iş yapılacak ülkelerin kültürlerine hakim olmak ve bilinçli adımlar atmak. Salt büyük sermaye gruplarının değil, orta hatta küçük ölçekli firmalarımızın dahi bu pazardan önemli getiriler sağlayabilecekleri aşikâr. Önemli olanın istek, inanç, kararlılık ve uyum olduğu görüşündeyim.

Yazılı olmayan kurallardan bahsettiniz. Nedir bunlar?

Yazılı olmayan kuralları söz ya da yazı ile netleştirmek mümkün olsa keşke. Ama birkaç örnekle dile getirmek gerekirse şunları söylemek lazım. Bir kere çantayı kapıp “Selam Afrika, ben geldim” deme dönemi kapandı. Öyle ülkeler var ki, nasıl taksi çağıracağınız ya da hangi taksiye bineceğiniz bile bilmeyen biri için sıkıntı. Ayrıca kıtanın iş dünyasının, kıymetli yeraltı kaynaklarının da etkisiyle, politize bir nitelik taşıdığını tahmin etmek deneyimli iş insanları için güç olmasa gerek. İşin içine politize yaklaşımlar girince de, bir işe talip olmak, üstlenmek, bir kuruma ya da devlete hizmet etmek bizim ülkemizin ve insanımızın ali menfaatleriyle uyumlu mu diye araştırmak, öğrenmek gerekiyor. Yirmi yıllık deneyimim nedeniyle ben bu alanlarda birçok iş insanımıza danışmanlık hizmeti sağlıyorum. Bu tür hizmetler veren ve global anlamda saygın isimli başka firmalar da mevcut. Bu nedenle bu tarz danışmanlık hizmetleri alınabilir ya da daha küçük çaplı, dar sermayeli girişimler için ülke dosyaları ve benzeri çalışmalar temin edilebilir. Ancak “ya tutarsa” bakış açısıyla girişimde bulunmaktan katiyetle kaçınmak gerekir diye düşünüyorum.
 
Sosyal sorumluluk projelerine olan ilginiz de kamuoyunca biliniyor. Bu konudaki çalışmalarınıza da değinebilir misiniz?

Bu çalışmalar ve anlayış bizim için ata yadigârı bir tutumdur, bir görevdir. Eşim Funda Hanım da, bu konularda çok duyarlı bir insan. Sosyal sorumluluğa ailece eğitim ve Türk Kalp Vakfı’nda aktif çalışmalarımızla katkıda bulunuyoruz. Ayrıca ben kişisel olarak Batı Afrika'nın tamamı ve Türkiye arasında ticari ilişkiler ve yatırımların geliştirilmesi amacıyla kâr amacı gütmeyen çalışmalar yapıyorum. Bunların yanı sıra Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nda da üyeliğim bulunuyor. Yakın zamanda DEİK tarafında Liberya özelinde yeni sorumluluklar da tarafımıza uygun görülecek. Afrika’da birçok ülkeye düzenli olarak yardım konteynerleri gönderiyoruz. Bu çalışmalarımızda birçok sanayici ve iş adamının kıymetli katkıları var. Diğer yandan, Gana ve Kamerun başta olmak üzere birçok ülkede amatör spor kulüplerine de destek olmaya çalışıyoruz. Liberya parlamentosu arşivi için hazırlamış olduğum Liberya ülke raporunun bir sonucu olarak Liberya’nın kalkınmasına aktif fayda sağlamak için Push for Liberia isimli bir sosyal destek ve yatırım programı tasarladım. Eşim ise Liberya First Lady’si Sayın Clar Marie Weah Hanımefendi’nin Clar Hope isimli derneğinin aktif bir gönüllüsü. Görünen o ki bu derneğin çalışmalarını ülkemizde de yaygınlaştıracak. Sosyal sorumluluk projelerini en az işim kadar kuvvetli birer motivatör olarak görüyorum. Yaşam enerjimi ailem ve işim dışında bu projelerden aldığımı söyleyebilirim. 

Ayrıca bildiğimiz kadarıyla bir de fahri konsolosluk göreviniz var. 

Evet, geçtiğimiz Aralık ayı içerisinde, futbolculuğu döneminden tüm dünyada olduğu gibi yurdumuzda da yakından tanınan Liberya Devlet Başkanı Ekselansları George Weah tarafından Liberya’nın İstanbul Fahri Konsolosluğu görevini yapma onuruna eriştim. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın takdirleriyle de söz konusu görevlendirme kabul edilince, bu misyonum başlamış oldu. Bu başkonsolosluk Liberya’nın ülkemizde yer alan tek diplomatik misyonu olma niteliğini yaşıyor. Fahri konsolosluk salt sembolik bir görev olarak bilinse de, fiili durum bu değil. Yurdumuzda sayıları az olsa da, buradaki tüm Liberya vatandaşlarının birçok işlemini takip ediyoruz. Ayrıca iki ülke arasında gerek kültürel, gerek sosyal, gerekse ekonomik ilişkileri geliştirmek bakımından DEİK Türkiye - Liberya ekonomik ve sosyal faaliyetlerinin sürdürülmesi adına iş konseyi başkanlığı tarafımıza sunulmuş ve onay sürecindedir. Ülkemiz zaten Cumhurbaşkanımızın deyimleriyle, ‘ensar ülke’ olduğu için