PİYASALAR

'Amacım bir Türk rüyası yaratmak'

Herkes bir Amerikan rüyası yaratmak için uğraşırken, kendi amacının bir Türk rüyası yaratmak olduğunu söyleyen Fark Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahu Büyükkuşoğlu Serter, ülkeler arası kariyer yolculuğunu, girişimcilik öyküsünü, Bodrum Torba’da sahibi olduğu Casa Dell’Arte’nin hikâyesini, yeni açılacak Casa Frida’yı, aile şirketinde çalışmanın nasıl bir duygu olduğunu ve geleceğe yönelik hayallerini ilk kez Platin’e anlattı…

Duygu Sayıner / [email protected]

Bugün Fark Holding’in yönetim kurulu başkanı pozisyonunda görev yapan Ahu Büyükkuşoğlu Serter’in oldukça renkli bir kariyer öyküsü var. İstanbul Erkek Lisesi ve ardından Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra bir süre aile şirketi Farplas’ta çalışıyor. Fakat sonrasında ufkunu genişletmek üzere Amerika yolculuğu başlıyor ve Serter’in kariyeri sonrasında çok farklı şekilleniyor. 1996 yılında eğitimini tamamlamasının ardından Farplas’ta uluslararası projeler departmanında çalışmaya başlayan Ahu Büyükkuşoğlu Serter, o günden bugüne geldiği uzun yolu şu şekilde özetliyor: “Aile şirketinde 2 yıl çalıştıktan sonra kendimi biraz finans ve para konularında geliştirmek üzere New York’a yatırım yönetimi master’ı yapmaya gittim. 6 yıl Wall Street’te broker ve portföy yöneticisi olarak çalıştım. Hem tecrübe kazanmak hem de yurt dışındaki şirketlerin vizyonlarını yerinde incelemek üzere edindiğim bu tecrübeyle 2002 yılında Türkiye’ye geri dönerek tekrar aile şirketimize CFO olarak girdim. Amacım, herkes bir Amerikan rüyası yaratmaya uğraşırken, bir Türk rüyası yaratmaktı. 2012 yılına kadar CFO görevim devam etti. Sonrasında ise yönetim kurulu başkanı oldum.” Ahu Büyükkuşoğlu Serter, Hillary Clinton’ın kurduğu Global Ambassador Programı’nda global mentorluk da yapıyor. 

BABAM BENİ ÇAKTIRMADAN YETİŞTİRMİŞ

Ahu Büyükkuşoğu Serter’e, üniversiteden sonra ilk iş tecrübesinin aile şirketinde olmasının kendisine nasıl bir deneyim kattığını sorduğumuzda, bize şu yanıtı veriyor: “Bana çok deneyim kattı ama okuldan mezun olduktan sonra direkt aile şirketinde başlamayı kimseye tavsiye etmem. Benim yaptığım gibi çok kısa bir süre girip çıksınlar. Ne olduğunu bir görsünler sonra başka işlerde çalışsınlar. Üniversiteden çıkınca pek çok hayaliniz var, yapmak istediğiniz şeyler var. Aile şirketinde çalışmaya başladığınızda oranın da bir düzeni var. Düzeni bozmadan nasıl değişim yapacağınızı öğrenmek zaman alıyor. Bir de aile şirketinde ne yaparsanız yapın siz patronun kızısınız.

2002 yılında 8 milyon Euro cirosu ve 278 çalışanı bulunan Farplas, bugün Fark Holding olarak 12 ayrı şirketle yoluna devam ediyor ve 250 milyon Euro ciroyla toplam 2 bin 500 çalışana sahip…

Yapılan bir şeyi hak ettiğiniz için mi yoksa patronun kızı olduğunuz için mi size yapıyorlar bilmiyorsunuz. Beni ilk başta açıkçası çok hayal kırıklığına uğratmıştı. Her şey öyle istediğiniz gibi olmuyordu. Babam, ‘parayı bilmeyen insan iş yönetemez’ derdi. Önce parayı öğrenmem gerektiğini söyledi. Ben de tam paranın içine, Wall Street’e düştüm. Binlerce şirket inceliyorsunuz, analiz yapıyorsunuz. Neye yatırım yapacaksınız, alma-satma zamanlaması nasıl? Pek çok karar veriyorsunuz, pek çok yanlış karar veren insanı görüyorsunuz. Ondan sonra benim ufkum çok açıldı. İyi şirket ne demek? Kısa dönemde iyi olan şirket vardır bir de uzun dönemde iyi olan şirket vardır. Ben Wall Street’te bunu öğrendim. Oradan geldikten sonra çok daha ne yapmak istediğimi bilerek ve sabırla geldim. Gücünüzün farkındaysanız ve kabiliyetiniz varsa aile şirketi çok avantajlı. Babam beni aile şirketinde çalışmam için zorlamamıştı ama çaktırmadan yetiştirmiş.”

“BODRUM BİZİM LABORATUVARIMIZDI”
Kendisinin çok girişimci ruhlu bir insan olduğunu söyleyen Ahu Büyükkuşoğlu Serter, aile şirketinde çalıştığı sırada aklına girişimciliği koymuş. Sanata çok ilgili bir aileden geldiğini belirten Serter, 2006 yılındaki ilk girişimini şu şekilde anlatıyor: “Ailemin ciddi bir sanat koleksiyonu vardı ve ben bu koleksiyonla ilgili bir şeyler yapabilmeyi hayal ediyordum. Annemle babam da emekliliklerinde Bodrum’a yerleşmeyi planlıyorlardı. Torba’da büyük bir yer aldılar ve buraya ev yapılmasına karar verildi. Sonrasında buraya öyle bir yer yapalım ki, sanatı paylaşalım, sanatçı arkadaşlarımız gelsin, biz burayı bir sanat oteli yapalım dedik. Öyle bir şey yapalım ki, Türkiye’nin mücevheri olsun, Türkiye’yi layığıyla tanıtsın ve değer katsın. Bodrum’daki otelimiz Casa dell’Arte bu fikirden doğdu. Turizm tarafındaki ilk yatırımımız olduğundan, Bodrum bizim için bir laboratuvardı diyebilirim.”

“HAYALİM GLOBAL BİR MARKA YARATMAKTI”
2006 yılında babasının emeklilik projesiyle kendi hayalini bir araya getirerek Casa dell’Arte’yi açtıklarını söyleyen Ahu Büyükkuşoğlu Serter, ilk başından global bir marka yaratmayı kafasına koyduğunu belirtiyor. Casa dell’Arte’nin Latince’de ‘sanat evi’ anlamına geldiğini ifade eden Serter, dünyada sanattan hoşlanan, sanatı seven insanları misafir edecek müze kalitesinde bir mekan hayal ettiğinin altını çiziyor. Turizm tarafındaki ilk girişimlerinin Casa dell’Arte ile başladığını dile getiren Serter, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bodrum’daki arsa böyle bir otel açmak için çok müsaitti. Rahmetli annem her şeyiyle uğraştı. Kendisi diş doktoruydu fakat bu işlere de çok meraklıydı. Çok güzel bir yapı ortaya çıkardık. Üzerine sanat gelince ve bunu da güzel bir markayla taçlandırınca güzel oldu. İlk açıldığımız sene İngiltere’deki The Guardian Gazetesi’ne haber olduk ve bizi o senenin açılan en iyi butik oteli seçtiler. Birçok devlet başkanı, krallar, sanatı seven exclusive kim varsa yoğun bir şekilde ağırladık. Şu anda Casa dell’Arte, Bodrum’un en gözde kutlama mekanlarından biri. Her yıl içindeki sanat koleksiyonunu değiştiriyoruz. Sanata adanmış mekanımızda önce sanatı, sonra insanları ağırlıyoruz.”

CASA DELL’ARTE’Yİ LİZBON’A TAŞIDI…
Asıl istediği şeyin Akdeniz’e komşusu olan ülkelerde Casa dell’Arte’ler açmak olduğunu söyleyen Ahu Büyükkuşoğlu Serter, markayı global hale getirmesindeki ilk adımı şu şekilde anlatıyor: “Casa dell’Arte’yi yurt dışına açmak konusunda ilk gittiğimiz yer Mısır oldu. Teklif onlardan gelmişti. Gittik, görüştük. Ancak ekonomi okumanın verdiği de tecrübeyle Orta Doğu’nun karışacağını erken gördüm. İş planımızı Avrupa’ya çevirdik. Türkiye’ye benzeyen bir yer istiyordum ve inanılmaz bir tarihi ve kültürü olan Portekiz’de karar kıldım. Sonra 1726 yılında yapılmış, üstü Portekiz çinileriyle kaplı küçük bir sarayı satın aldım. 4 yıl gibi uzun bir süre yer baktım ancak hiçbir yer içime sinmemişti. Burayı almaya yarım saatte karar verdim. Otelimizin kapısı binlerce turistin geldiği antika pazarına açılıyor. Buradaki konseptimiz de bir koleksiyonerin evine misafir olmak. Devlet erkanlarının buluştuğu exclusive bir ev haline geldi burası. Alt katımızda bir sergi alanımız var. Mayıs ayında Bahadır Baruter’in bir sergisi olacak.”

CASA FRIDA’NIN HİKAYESİ…
Mayıs ayında üçüncü otel olarak yine Torba’da Casa Frida’yı açacaklarını söyleyen Ahu Büyükkuşoğlu Serter, bu yatırımın hikayesini de şu şekilde anlatıyor: “Torba’daki Casa dell’Arte’de otelimizin yanında başka bir otel vardı. Biz burada gecesini bin Euro’dan satarken onlar 20 Euro’ya her şey dahil hizmet veriyordu. Çocuklardan çok ses geliyordu. Her akşam Türk gecesi düzenleniyordu ve çok gürültü oluyordu. Bizim buradaki konseptimiz farklı. Sanatı öne çıkaran butik bir oteliz. Biz de bu durum üzerine yanımızdaki oteli satın aldık. Buradaki otelimizin adı Casa Frida olacak. Çocukları ve aileleri sanatla buluşturan bir otel yapıyoruz. İsim ise ünlü Meksikalı ressam Frida Kahlo’dan geliyor. Eğer buradaki konsept tutarsa, aynısını Meksika’da da açmayı düşünüyorum.”

BİR SONRAKİ DURAK KAPADOKYA…
Casa dell’Arte’nin başka bir şubesini açmak için Kapadokya’da çok büyük bir arazi satın aldıklarını söyleyen Ahu Büyükkuşoğlu Serter, konuyla ilgili şu açıklamaları yapıyor: “Bu araziyi uzun zaman önce almıştık. Turizmdeki kötü geçen dönemde yatırım planlarımızı askıya aldık. Şimdiki hayalim burada bir liderlik enstitüsü kurmak. Orada, yine mekanın rol oynadığı, liderliğin öğretildiği, büyük ölçekli şirketlere hizmet eden, sonra o büyük şirketlerden edindiği bilgileri Anadolu’dan gelenlere aktaran bir enstitü istiyorum. Bu da benim emeklilik projem…”

Röportajın devamı Platin'de...