PİYASALAR

MÜSİAD: Katma değeri Türkiye’de arayalım

MÜSİAD Başkanı Abdurrahman Kaan, katma değerli ürün ihracatının yalnızca teknoloji temelli olmadığını belirtti. Türkiye’nin güçlü olduğu bir çok alan bulunduğunu söyleyen Başkan Kaan "Örneğin Türkiye’nin tonaj bazlı en fazla ihraç ettiği ürün un, yalnızca 50 Cent kazanıyoruz. Bunu Simit Sarayı gibi markalaştırırsak 10-12 dolara satabiliyoruz" dedi.

Değişen dünya düzeninde teknoloji üretimi son derece önemli hale geldi. Gelişmiş ülkeler yapay zeka, endüstri 5.0 ve dijitalleşme konusunda büyük yatırımlar yapıyor. Çin, ABD ve Japonya bu ülkelerin başını çekiyor. Avrupa’da ise Almanya endüstri 5.0’a doğru yol alıyor. Türkiye de, pazar ülke konumuna düşmemek adına, kendi teknolojisini üreterek bu alanda atılımlarını sürdürüyor.  Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Başkanı Abdurrahman Kaan ile ‘katma değerli ürün üretimi ve ihracatı’ konusunu Patron Katı’nda masaya yatırdık. Kaan, Türkiye’nin katma değerli ürün üretiminde ithalata dayalı bir sistemi benimsememesi gerektiğini savunuyor. Türkiye’nin elinin güçlü olduğu; gıda, tekstil, makine, mobilya, inşaat, demir çelik, otomotiv yan sanayi, yazılım ve savunma sanayi alanlarında katma değerli ürün üretilmesi gerektiğini belirten Kaan, böylece daha verimli ve sürdürülebilir bir büyüme sürecine girilebileceğini belirtiyor… 

MÜSİAD’ın 25’inci Genel Kurulu ve yeni Merkez Binası açılışını Cumhurbaşkanı Erdoğan yapmıştı.

Geçen yıl yurt dışı kaynaklı olarak başlatılan ekonomik saldırıların, hükümetin aldığı reform kararlarıyla önlediği ve bir dengeleme sürecinin yaşandığına şahit olduk. Ekonomide tam anlamıyla büyüme sizce ne zaman gerçekleşir? 

Evet dış kaynaklı başlatılan ve Türkiye’yi ‘döviz faiz ve enflasyon sarmalı’na sürüklemeye çalışılan bir operasyon gerçekleşti. Alınan önlemlerle birlikte bir dengelenme sürecine girildi. Bu süreç bugüne kadar devam etti, halen saldırılar devam ediyor. Ekonomide bir çıkışa doğru gidiyoruz, ancak henüz büyüme sürecine başlamış değiliz. Son 1 aydır firmalarımızın satışlarına bakıyoruz ve genel bir canlanma olduğu ortada. En hızlı büyüyen sektörlere baktığımızda ise tekstil, turizm, gıda sektörleri başı çekiyor.  

Büyüme sürecinin hızlanması için bir öneriniz ya da yol haritanız var mı?  

Dünyadaki değişime ayak uydurmamız gerekiyor. İç piyasa ile büyümek sürdürülebilir değil. Türkiye baktığınızda yüzde 5 her zaman büyür. En basit örneği, her yıl 1 milyon nüfus artışı var. Tüketim ile zaten bu büyüme oranını yakalamanız mümkün.  Dünyadaki büyüme rakamlarına (ortalama yüzde 1-1.5) baktığımızda, yüzde 5 iyi bir oran, ancak hedeflerimize ulaşmamız için bunun üzerine çıkmamız gerekiyor.  Bir diğer önemli konu ise hammadde kaynaklarının yetersizliği. İhracattaki büyüme önemli ancak, bu büyümenin ithalata dayalı olması ekonomik dengelerde sorun çıkarabiliyor. Yüksek döviz kuru ile yaptığımız ithalat aynı zamanda enflasyonu tetikliyor. İşçilik ve enerji maliyetleri ciddi şekilde arttı. Son şirketlerimizin kredilere ulaşabilir olması da büyük önem arz ediyor. 

Katma değerli üretim konusu oldukça kritik. 10 TIR domates ihracatı yerine, 1 çip üretip ihraç etmek ekonomide sürdürülebilir büyümenin anahtarı olarak görülüyor, ne dersiniz? 

Dünya yeni bir düzenin içinden geçiyor. Bu süreçte ‘katma değerli üretim’ en kritik konu. Ancak bu yalnızca ‘teknoloji’ odaklı diye algılanmamalı. Örneğin; Türkiye’nin tonaj olarak en fazla ihracat ettiği ürün un. Bunun kilosunu 50 cent’e ihraç ediyoruz. Ancak siz ondan öyle bir katma değer çıkarıyorsunuz ki, bunu 12 dolarlara satabiliyorsunuz. Mesela simit… Katma değerse, bu da bir katma değer. Simit Sarayı buna bir örnek. Eğer markalaştırabiliyorsanız, bunu ABD’de 10-12 dolara satabiliyorsunuz.  Örneğin fındık, bunu krema haline getirdiğimiz zaman çok daha ciddi katma değer elde edebiliyorsunuz. 

“Türkiye’nin ithalata dayalı ürün üretmesi yerine, elindekileri katma değerli hale getirmesi gerekiyor” diyorsunuz, doğru mu?  

Kesinlikle doğru. Almanya sanayide 4.0 konusunu pazarlıyor, çünkü elinde olanı parlatmayı amaçlıyor. Ama biz cep telefonu üretmek için çok fazla çaba gösterirsek ve bütün kaynaklarımızı buna yönlendirirsek başarısız oluruz. Çünkü Çin’in 50 milyar dolar harcadığı cep telefonu bizim üretmemiz çok elzem değil. Bunu yapmayalım demiyoruz, ancak elimizin güçlü olduğu ürünlerde katma değer üretirsek daha başarılı oluruz. Diğer ülkelerin güçlü olmadığı alanlarda biz ön plana çıkalım demek istiyoruz. 

MÜSİAD’da bir tazelenme süreci yaşandığını söylediniz, bunu açabilir misiniz?  

Dünyadaki değişime göre, iş dünyası da kendini tazelemeli. Biz bu mantıkla 2 yıldır bir zihin açma işine girdik. Bunun adına da ‘tazelenme’ dedik. Tazelenme bir şeyi yıkmak değildir. Yenilemek de eskiyi bir tarafa atmaktır. Ama tazelenmenin içinde filiz vermek vardır, hafif budamak vardır. Biz bunu yeni bir kavram olarak ortaya koyduk.  Dünya artık kabuk değiştiriyor. Türkiye’de geçen sene hükümet sistemi değişti. Bakanlıklar azaldı, yönetim şekilleri değişti, karar alma süreçleri değişti. Biz bunların hepsini ön görerek, kendimizi yeniledik. Sektör kurumlarımızı komitelere çevirdik ama tematik ifadeler kullandık; Örneğin,  ‘Meclis’ ve ‘SAHA’ yapısının altında, 6 tane üst kurul kurduk. Ve buna bağlı yeni komiteler ortaya koyduk. Üretimi yatırım ve ticaret dediğimiz komiteler oluşturduk. 

Hangi alanlarda elimiz güçlü?  

Gıda, tekstil, makine, mobilya, inşaat, demir çelik, otomotiv yan sanayi, yazılım, savunma sanayi alanları Türkiye’nin katma değer taratacağı alanlar. Elimizin güçlü olduğu başka bir konu da inşaat sektörü… Elimizde bir TOKİ örneği var, gelin bunu yurtdışına taşıyalım, dünyada bir çok proje var, bizde de müteahhit çok. Dünyada en zengin olduğumuz alan bu. Cezayir’de 100 bin, Gana’da 50 bin, bakın Hindistan’da 50 milyon konut ihtiyacı var.  Bunları değerlendirelim.

Antalya’yı Los Angeles Bandırma’yı Seul yapalım

İnşaat sektörü kurulu yerine akıllı şehir teknolojileri ve şehir ekonomileri komitesi kurduk; burada amacımız şu, gelecekte devletler yarışmayacak, şehirler yarışacak. Bugün Birleşik Arap Emirlikleri demiyoruz da Dubai diyoruz veya Katar yerine Doha, Tokyo, Paris, Londra… Hep şehir isimleri geçiyor. Bir ülkeyi iktisadi olarak büyütmek istiyorsanız, dünyada marka olmuş şehirlerle yarışan marka şehirler ortaya koymanız gerekiyor. Yaklaşık  1.5 yıldır üzerinde çalıştığımız bir projeyi ortaya koyduk. İlk olarak Erzurum-Erzincan bölgesi ile Avusturya-Salzburg bölgesini örnek aldık. Salzburg kış turizminden yılda 60 milyar Euro gelir sağlıyor. Erzurum-Erzincan bölgesine 10 milyar Euro’yu kaydırdığımız zaman aynı projeleri burada da yapabiliriz. Aynı şekilde Samsun’u Hamburg, Zonguldak’ı Liverpool, Bandırma’yı Seul, Bursa’yı Wolfsburg, Antalya’yı Los Angeles yapma hedefindeyiz. Burada Türkiye’yi cazibe merkezi haline getirmeyi amaçlıyoruz.  

Kaan Zenginli / Star