DERGİ
06 Nisan 2022 17:18

EFSANE GERİ DÖNDÜ

İCADIYLA GİYİM ENDÜSTRİSİNİN HİKÂYESİNİ BAŞTAN YAZAN, BİR ZAMANLAR BÜTÜN GENÇ HANIMLARIN RÜYALARINI SÜSLEYEN DİKİŞ MAKİNELERİ, PANDEMİYLE BİRLİKTE ESKİ POPÜLARİTESİNİ GERİ KAZANDI. DİKİŞ MAKİNESİ ÜRETİCİLERİ SALGIN NEDENİYLE EVLERİNE KAPANAN, DİKİŞ TUTKUNU KADINLARIN TALEBİNE YETİŞMEKTE ZORLANIYOR. EL EMEĞİ, GÖZ NURU TASARIMLARINI SOSYAL MEDYA ARACILIĞIYLA SATIŞA SUNAN KİTLE SAYINDA İSE BÜYÜK BİR ARTIŞ GÖZLEMLENİYOR

EFSANE GERİ DÖNDÜ

Hiç düşündünüz mü dikiş makinesi icat edilmeseydi ne olurdu diye? Giysilerin yapılma şeklini ve üretilme hızını değiştiren bu aletler, tüm giyim endüstrisinde çalışma hayatını yeniden dönüştürdü. İşlevsel ilk ev aleti olan bu araç olmasaydı; bugün konfeksiyon atölyeleri, kundura dükkanları, tekstil mağazaları olur muydu bilinmez. Ancak hem işletmeleri hem de aileleri etkilediği aşikâr. Şirketler, tekstil endüstrisinde ekonomik üretimi yönlendiren en önemli itici güçlerden biri haline gelirken, kadınların aileleri için daha hızlı ve kolay bir şekilde kıyafet dikmelerini sağladı. Seri üretimle düşen fiyatlar, tüketicilerin giysilere erişimini kolaylaştırdı. Eskiden evde meşgul olan kadınlar artık açılan fabrikalarda iş bularak, ev ekonomisinde söz sahibi olmaya başladı. Hal böyleyken tarihte ilk dikiş makinesinin kim tarafından üretildiğini bilmesek de ilk patentini, 1790'de İngiltere'de Thomas Saint'ın aldığını biliyoruz. Hiç kullanılmayan bu makine, mucidine hiçbir yarar sağlamadı. 1830'da ise Fransa'da yaşayan bir terzi olan Barthelemy Thimmonier de modern makinelere benzeyen bir dikiş makinesi hayata geçirdi. Bu alet ülkede kullanıldı ancak el işçiliği ile geçinen kimi gruplar, işlerini kaybetme korkusuna kapılarak, makinaların üretildiği atölyeleri bastı. Barthelemy Thimmonier, yoksulluk içerisinde gözlerini yumdu.

DİKİŞ TUTKUSU BORÇLA MAKİNA ÜRETTİRDİ

1833'de ABD'de Walter Hunt isimli bir mucit tarafından çift dikiş yapabilen makine hayata geçirilirken, 1850'lere geldiğimizde ise Boston'da yaşayan Isaac Merritt Singer, karısının bitmek tükenmek bilmeyen dikiş uğraşını görüp, onu bu dertten kurtarmanın yollarını aradı. Narin parmakları ve güzel gözleri yorulmasın diye düşlerini gerçeğe dönüştürdü. Singer, ilk düz dikiş makinasını Boston'da; mütevazı bir atölyede, 40 dolar borçlanarak üretti ve New Yorklu avukat Edward B. Clark ile birlikte I.M. Singer&Company'yi kurdu.

TÜRKİYE'DE BAYİLİK AÇAN İLK MARKA

1853'te Singer fabrikası New York'a taşındı ve şirket isim değişikliğine giderek 'Singer Manufacturing Company' oldu. İlk üretilen makineler 100 dolara satılmaya başlandı. 1850'lerde ABD'den sonra Avrupa'da da üretime başlayan Singer, ilk çok uluslu global şirket unvanı kazandı. Marka, 1904'te Türkiye'deki ilk mağazasını ise İstiklal Caddesi'nde açtı. Böylece; Türkiye'de bayilik açan ve fatura kesen ilk yabancı şirket oldu. Marka, ilk izinli pazarlama yöntemini 1904'te uyguladı. Dağ köylerine kadar eğitim kadrosuyla gidip dikiş makinası için tanıtım ve eğitim çalışmalarını başlattı.

KÜRESEL ENDÜSTRIYEL DIKIŞ MAKINELERI PAZAR BÜYÜKLÜĞÜ, 2018'DE 4.10 MILYAR DOLAR OLARAK GERÇEKLEŞTI. 2026 YILINA KADAR ISE 5.63 MILYAR DOLARA ULAŞMASI BEKLENIYOR

PANDEMİ YENİDEN CANLANDIRDI

Her geçen gün ilginin arttığı, bir zamanlar herkesin evinin baş köşesinde kurulu olan bu aletler yakın zamanda hak ettiği ilgiden yoksun kalsa da pandemiyle sektör yeniden canlandı. Bu dönemde eve kapanmak zorunda kalan insanlar vaktini daha verimli geçirmek için bir hobi arayışına girdi. En çok ilgi gösterilen alanlardan biri de dikiş-nakış işleri oldu desek yanlış olmaz. Makineye olan talebin yanı sıra yeni nesil artık kendine ait tarzlar yaratmak istiyor. Bu da pazarın her geçen gün daha da büyümesine yol açıyor. Singer Türkiye Genel Müdürü Sinem Kınran Parlak da bu durumu doğruluyor ve ekliyor: "Covid çıktığı andan itibaren sektörümüz için bir fırsata dönüştü. İnsanlar; eskileri dönüştürmeye, yeni ürünler ortaya çıkarmaya başladı. Artan taleple, üretim bantlarında çok ciddi yetiştirememe gibi durumlar söz konusu oldu. Hem Türkiye hem de dünya pazarı için bu dönemde makina yetiştiremedik."

CEZAEVLERİ İÇİN ÖZEL PROJE

Şu anda bir cezaevi projeleri olduğunu anlatan Parlak, mahkumlara eğitim vererek yaptıkları işleri satacakları bir platform üzerinde çalıştıklarının bilgisini paylaşıyor. Psikologlarla da benzer bir çalışma yürüttüklerini dile getiriyor ve dikiş-nakışın insan ruhu için bir terapi olduğuna işaret ediyor. Öte yandan birinciliği ABD'nin göğüslediği dikiş makinesi pazarında, Avrupa'da; Almanya ilk, Türkiye ise ikinci sırada bulunuyor. Türkiye'deki hanelerin yüzde 80'inde bir dikiş makinesi olduğu tahmin ediliyor. Singer, Türkiye'de senede ortalama 300 bin tane ev tipi makina satıyor. Dünyada pazar lideri olan marka, Türkiye'de dikiş makinelerin yan ürünlerinin üretilmesi için görüşmelerini sürdürüyor.

BÜYÜK KOLAYLIK

Singer'den elde edilen verilere göre makine icat edilmeden önce bir üretici elle dakikada yedi tane ilmek atabiliyorken, dikiş makinasıyla 374 tane ilmek atmaya başladı. Bir terzi, bir erkek gömleğini elle 14 saatte dikebiliyorken; makineyle bir saat 16 dakikada dikmeye başladı. 1860'lara gelindiğinde 2 bin dikişçinin yaptığı işi 400 tane Singer makinesi yapabilir hale geldi. 90'lı yılların ortasında ilk bilgisayarlı dikiş makinası hayatımıza girdi, daha sonra dönüşüm katlanarak devam etti.

GEÇMİŞTEN GELECEĞE KÖPRÜ

Ancak tüm bunlar anne ve genç kızlarımızın ilmek ilmek göz nuru dökerek, o güzelim nakışları ince ince işlemeye devam etmesini durduramadı... Bir zamanlar Sophia Loren, II. Elizabeth, Prenses Süreyya gibi dünyaca ünlü isimlerin tasarımlarını giydiği ve ilk olarak 1945'te açılan ve bu gün sayıları 24 olan Olgunlaşma Enstitüleri; kültür mirasını aslına uygun koruyarak ve geliştirerek, gelecek nesillere aktarma misyonunu üstlenmeye devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü bünyesinde eğitim-öğretim faaliyetlerine devam eden Olgunlaşma Enstitüleri; mezunlarına alanında kazandırdığı donanımlarla sektör ihtiyacını karşılayan insan kaynağını yetiştiriyor. Enstitülerde üretilen ürünler, 'Bohça' markası ile birlikte yıllardır tutulan desen arşivlerinden de yararlanılarak, çağdaş yorumlarla daha kullanışlı ve pazar değeri yüksek ürünlere dönüştürüldü. İstanbul Beyoğlu Refia Övüç Olgunlaşma Enstitüsü'nün tarihi binasında Haziran 2021'de açılan Bohça Mağazası, Olgunlaşma Enstitüleri'nin kendi atölyelerinde çeşitli kategorilerde el emeği ile üretilen ürünlerle müşterilerine hizmet veriyor.

KÜLTÜREL TANITIMLA ETKİ YARATIYOR

Bohça markası; müşterilerine başta giyim olmak üzere ev aksesuarları, yemek takımları, salon takımları, kırlentler, namaz grubu, bohçalar, kupon kumaşlar, hamam grubu, takı ve aksesuarlar olmak üzere 10 farklı ürün gamında hizmet sunuyor. Bölgede yerli ve yabancı turist hareketliliğinin oldukça yüksek olması ve mağazanın konumu; satışa sunulan ürünlerin hem kültürümüzün tanıtımı açısından görsel bir katkı sağlamasında, hem de bu nadide ürünlere sahip olunabilmenin imkanını sunmasında önemli bir etkiye sahip. Mağaza, her geçen gün artan beğeni ve ilgi, oluşan daimi müşterileri ve olumlu geri dönüşlerle daha da artan enerjisi ile hizmet vermeye devam ediyor.

PANDEMİ DÖNEMİNDE EVDE ÜRETTİKLERİ ÜRÜNLERI SOSYAL MEDYA KANALIYLA TÜKETİCİYE ULAŞTIRAN GİRİŞIMCİ SAYISINDA GÖZLE GÖRÜLÜR BİR ARTIŞ GÖZLEMLENİYOR

YAŞAYAN MÜZE GELİYOR

Bu kapsamda 1989'da kurulan İstanbul Beylerbeyi Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Ömer Faruk Ucer; "Pûşîde Projesi kapsamında, Osmanlı hanedan türbelerindeki dival işi sanduka pûşîdelerinin desen arşivi hazırlanıyor, yıpranmış olan pûşîdeler aslına sadık kalınarak yeniden üretiliyor. Devam eden bir diğer önemli projemiz ise Türkiye Dokuma Atlası projesi. Yerel kalkınmaya katkı sağlanması ve elde edilen veriler doğrultusunda 'Yaşayan Müze' kurulması, projenin ileriye dönük hedefleri arasında yer alıyor" diyor

EN ÇOK OKUNANLAR