DERGİ
06 Haziran 2022 15:16

Dokumacılığın ve kültürün merkezinde: Anadolu Halısı

İHİB tarafından projelendirilen ve Coşkun Aral imzasıyla hayata geçirilen ‘Anadolu Halısı: Ruhumun Dili, Sözümün Rengi' belgeseli, Türk halı ve kilimlerinin nasıl bir emekle ve incelikle üretildiğini gözler önüne sererken, Anadolu halısının tarihsel süreçteki yeri ve önemine de dikkat çekiyor. Türkiye'nin ilk halı belgeseli olan bu çalışma, halı ihracatımızda da önemli bir role sahip olacak

Dokumacılığın ve kültürün merkezinde: Anadolu Halısı

Türkiye İhracatçılar Meclisi çatısı altında faaliyet gösteren İHİB İstanbul Halı İhracatçıları Birliği tarafından belgeselci ve fotoğrafçı Coşkun Aral ile Anadolu halısını konu alan çok anlamlı bir çalışma hayata geçirildi. Bu çalışma kapsamında Anadolu halısı ile kilimlerinin üretim süreçleri ve tarihsel serüveni, Türkiye'nin dört bir yanına yapılan gezilerle kayıt altına alınarak üç bölümden oluşan bir belgesel haline getirildi. Böylelikle Türkiye'nin ilk halı belgeseli de yapılmış oldu. Biz de bu anlamlı işi, belgeselin yaratıcıları usta fotoğrafçı ve belgeselci Coşkun Aral ve 'Kilimin Sembolleri' kitabının yazarı, İHİB İstanbul Halı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hayri Diler ile konuştuk. Diler, "Anadolu'da, tarihsel süreç içerisinde dünyada eşi benzeri bulunmayan desenlerle halılar üretilmiş. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde altın çağını yaşamış. Batılı ressamlar, halılarımızı kullanarak resimlerine renk katmışlar. Batı'nın önemli mekânlarını, saraylarını süslemiş Anadolu halıları. Şu anda da dünyanın önemli müzelerinin baş köşelerinde Türk halıları sergileniyor" yorumunda bulunurken; Coşkun Aral ise Anadolu halısı hakkındaki görüşünü şöyle ifade ediyor: "Bu bir sanat, insanoğlunun günümüz modern toplumuna ulaşıncaya kadar geçtiği tüm aşamaları içinde barındıran bir kültür. Aynı zamanda bize çağların gerisinden gönderilmiş bir mesaj, bir mektup."

İHİB İstanbul Halı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hayri Diler

Halı, Anadolu'nun en eski zanaat ve sanatlarından biri. Öyle ki halı dokumalarında görülen desenleri başka yerlerde de görebilirsiniz. Mimaride, duvar boyamalarında, heykellerde, mozaiklerde ve birçok yerde... Makine halısı ihracatımızın da bu denli yüksek olması, Türkiye'nin bir halı ülkesi olmasından kaynaklanıyor

"ANADOLU, DOKUMACILIĞIN MERKEZİ"

* Belgesel fikri nasıl doğdu ve Coşkun Aral ile nasıl buluştunuz?

Bir gün İHİB Yönetim Kurulu toplantımızda İbrahim Geyikoğlu, böyle bir belgesel yapımı fikriyle geldi. Oylamada onaylanmasının ardından ise süreç başladı. Coşkun Aral ile Paris'te Fransız Dili ve Edebiyatı master'ı yaparken tanışmıştım. Orada bir müzik grubu kurmuştum. O müzik grubunda Yunus Emre, Âşık Veysel ve Pir Sultan Abdal'ın şiirlerini Fransızcaya çevirip, Fransızlara dinletiyorduk. Bunun Fransa'da ulusal bir gazetede tam sayfa haber olmasını Mehmet Ali Birand fark ediyor ve Coşkun Aral'ı Paris'e gönderiyor. Aral ile bu vesileyle tanışmıştık. Bu belgesel fikrinin ortaya çıkmasıyla, benim aklıma kendisi geldi. Bu işi seveceğini düşünerek kendisini aradım, o da çok heyecanlandı. Keşif gezileri için yola çıktık ve bir yıl süren bu gezilerin ardından esas çekim yerlerini tespit ettik. Daha sonra Coşkun Aral ve ekibiyle yola çıkarak çekimleri tamamladık.

* Ortaya çıkan sonuçtan memnun musunuz ve belgeselin görünürlüğüne dair neler yapacaksınız?

Çıkan sonuçtan memnunum. Belgesel, 40'ar dakikalık üç versiyondan oluşuyor ve tüm Türkiye coğrafyasını kapsıyor. Öte yandan yabancı TV kanalları ile görüşmelerimiz devam ediyor. Ayrıca Türk Hava Yolları'nın eğlence programına da dâhil edilmesini arzu ediyoruz. Yurt dışında da belgesel aracılığıyla Türk halısının tanıtımını yapıp, yurt dışındaki müşterilere ve insanlara, halımızı yeniden yönelteceğiz. Asıl amacımız da bu.

"EN ESKİ KÜLTÜRLERİMİZDEN BİRİ"

* Peki, halı ülkemiz için neden önemli?

Bizim en eski kültürlerimizden biri halı. Biliyorsunuz ilk dokuma izlerine Diyarbakır Körtik Tepe'de rastlandı. Yani Anadolu, dünyada dokumacılığın merkezi. Öncelikle bu noktadan hareket etmemiz gerekiyor. Konya Çatalhöyük'te M.Ö. 6500'e tarihlenen dokuma parçaları bulundu. Anadolu'da nereyi kazarsanız kazın, dokumayla ilgili buluntularla karşılaşıyorsunuz. Demek ki bu çok eski bir kültür. Ayrıca Orta Asya'dan gelen göçer topluluklar yani bizim atalarımız, Anadolu'daki bu birikimi harmanlayarak dünyanın en güzel halı ve kilimlerini ortaya çıkarmış. Halı, Anadolu'nun en eski zanaat ve sanatlarından biri. Öyle ki halı dokumalarında görülen desenleri başka yerlerde de görebilirsiniz. Mimaride, duvar boyamalarında, heykellerde, mozaiklerde ve birçok yerde... Kısacası Anadolu dokumacılığın merkezi. Makine halısı ihracatımızın da bu denli yüksek olması, Türkiye'nin bir halı ülkesi olmasından kaynaklanıyor.

"DOKUMACILARIN HAKKI VERİLMELİ"

Son zamanlarda "Anadolu'da halı dokumacılığı bitti, Hindistan'dan ve Çin'den ithalat yapılıyor, Anadolu'da halıcılık ve dokumacılık bitti. Bu işi unutmamız gerekiyor" gibi bir algı oluşmaya başlamıştı. Belgesel bu algıyı çürüttü. Çünkü gezdiğimiz yörelerde 18-20 bin civarında aktif dokuyucu, 200 bin de dokumayı bilen insan olduğunu tespit ettik. Bu bir kadın dünyası ayrıca bunu da vurgulamak gerekir. Büyük bir heyecanla bu işi devam ettirmek istiyorlar ama maalesef düşük ücretlerle çalıştırılıyorlar. Bizim gezdiğimiz yörelerde, utanılacak bir durum, 16 lira yevmiye ile çalışan dokuyucular var. Bu bant 16 lira ile 60 lira bandında değişiyor. Eğer kadınlarımızın emeğinin hakkı verilirse... Bunda iş tabii bizim halıcılara da düşüyor büyük ölçüde. Yani fazla açgözlü olmamamız gerekiyor. Kazandığımız parayı, emek sarf eden kadınlarla paylaşmamız gerekiyor. Bu işin Türkiye'de düzgün şekilde devam etmesi için bunu yapmamız şart.

"TÜRKİYE'DE BÜYÜK BİR HALI MÜZESİ KURULMALI"

* Sizce dünya için Türk halısı neden önemli?

Anadolu'da, tarihsel süreç içerisinde dünyada eşi benzeri bulunmayan desenlerle halılar üretilmiş. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ise altın çağını yaşamış diyebiliriz. Batılı ressamlar, bizim halılarımızı kullanarak resimlerine renk katmışlar. Batı'nın önemli mekânlarını, saraylarını süslemiş Anadolu halıları. Ve şu anda da dünyanın önemli müzelerinin başköşelerinde Türk halıları sergileniyor. Amerika'daki Metropolitan Museum of Art'ta, Londra'daki The British Museum'da, Paris'teki Louvre Museum'da, Berlin'deki İslam Eserleri Müzesi'nde Anadolu halılarının çok önemli örneklerini görebilirsiniz. Tabii bu arada Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ni de unutmamak gerekiyor. Orada sergilenen halılarımız da çok büyük değerler. Deposunda bin 500 adet halı da sergilenmeyi bekliyor. Bunun için Türkiye'de büyük bir müze kurulmalı. Dünyada eşi benzeri olmayan bütün modern teçhizatları içeren, araştırma merkezli büyük bir müze kurmamız gerekiyor. Çünkü dünyanın en önemli halı ülkesi Türkiye... Bu tartışma götürmez.

"ÜRETİMDE DÜNYADAKİ TRENDLER TAKİP EDİLMİYOR"

* Peki, bu gücü muhafaza etmek adına siz neler yapıyorsunuz?

Öncelikle bu belgeseli yapmak için yola çıktık. Çünkü bu kültürün, sanatın ve zanaatın arşivlenmesi gerekiyordu. Bu seyahat sayesinde de kafamızda birçok şey oluştu. Bizdeki sorun şu: Üretimler yapılıyor ama yanlış üretim yapılıyor. Dünyadaki trend renkler nedir, bunlar takip edilmiyor. Rakip ülkelerimiz el halıcılığında bizi geçtiler. Bunun sebebi şu; İran'da, Pakistan'da ve Çin'de yani bütün halı üreticisi ülkelerde yarı devlet kuruluşu kurumlar var. Bizde eskiden Sümer Halı olduğu gibi... Bu kurumlar dünyadaki renk trendlerini takip ediyor. Pazarlama çalışmalarına yön veriyor. İp ve boya kalitesini örgütleyerek, tasarımcılarla koordine oluyor. Çünkü tarihi süreç içerisinde de tasarımlar değişmiş. Bir Selçuklu halısına bakıyorsunuz, bir de 15.-16. yüzyıl Osmanlı halılarına bakıyorsunuz, hepsi birbirinden farklı. Geleneksel halılarımızı olduğu gibi koruyalım diye bir takıntımız var. Renk trendleri değişiyor. Desenleri koruyabiliriz ama dünyada moda olan renklere yönelik üretim yapabilmeliyiz. Pazar araştırması düzgün yapılmadan üretim yapılırsa başarısız olursunuz. Bunu önlemek için yeni dönemde İstanbul Halı İhracatçıları Birliği olarak bir ekip kuracağız. Bu ekip bir tasarımcı, bir pazarlamacı ve bir de ip kalitesini kontrol eden kişiden oluşacak. Bu ekipler hâlâ üretimin canlı olduğu bölgelere gönderilerek oralara dokunuşlar yapacak. Oradaki üretimi böylelikle yönlendireceğiz. Alıcılarla üreticileri de bir araya getirmeyi düşünüyoruz.

"YENİDEN YERLİ EL HALISI KİTABINDA ÇÖZÜMLER VAR"

Bizdeki bazı üretimler iyi niyetli fakat yanlış. Bu nedenle pilot bölgeler belirleyip, Türkiye'deki bütün dokuma bölgelerine dokunuşlar yapmak gerekiyor. Bunun için 'Yeniden Yerli El Halısı' isminde bir kitap çalışması yaptık. Rakip ülkeleri inceledik, Türkiye'ye nasıl bir kurum gerekiyor, bu konuda önerilerimiz var. Bir çatı kuruluş gerekiyor ve bu kuruluşta hangi bakanlıklar olmalı, hangi kuruluşlar olmalı, yönetim kurulunu bile belirledik. 'Yeniden Yerli El Halısı' kitabında bunların hepsi açıkça yer alıyor. Sümer Halı'nın eski üretim müdürü Ogün Dursun Bey'e saha araştırması yaptırdık. Belgeselde edindiğimiz bilgilerle birleştirip ortaya bu kitabı çıkardık. İki yıllık kapsamlı bir çalışmanın ürünü... Bu kitaptaki çözüm önerilerine gerçekten inanıyorum.

Belgesel, 40'ar dakikalık ÜÇ versiyondan oluşuyor ve tüm Türkiye coğrafyasını kapsıyor. Öte yandan yabancı TV kanalları ile görüşmelerimiz devam ediyor. Ayrıca Türk Hava Yolları'nın eğlence programına da dâhil edilmesini arzu ediyoruz. Yurt dışında da belgesel aracılığıyla Türk halısının tanıtımını yapıp, yurt dışındaki müşterilere ve insanlara, halımızı yeniden yönelteceğiz

"DOKUMACILIĞIN İÇİNE DOĞDUM"

* Mesleki anlamlarının dışında Türk halısı sizin için neden özel?

Benim annem ve anneannem dokuyucu idi. Ben bu sürecin içine doğdum ve büyüdüm. Ve gördüm ki kadınlar haklarını alamıyordu. Bütün bunları birebir yaşadım. Ticarete atılmam da biraz bununla ilgili. Oradaki kadınların dokuduğu halıları tüccarları araya katmadan düzgün fiyatlarla lise hayatımda satmaya başladım. Sonra küçük bir dükkân kurdum, büyüdü. Nevşehir'de açtığım bu dükkânın ardından İstanbul ve Paris'te de yer açtım, sergiler düzenledim. UNESCO'da Türk kilimleri üzerine konferans verdim. İlgiyi görünce orada da bir iş yeri açtım. O da büyüdü. Bütün bu süreç, hiç sermayesiz oluştu ve bugünkü halini aldı.

FOTOĞRAFÇI VE BELGESELCİ COŞKUN ARAL

"BU İŞİ İYİ Kİ YAPTIM"

* Böyle bir belgesel yapma fikri ilk size geldiğinde ne hissettiniz ve düşündünüz?

Uzun zamandan beri görüşemediğim Fransa'dan tanıdığım arkadaşım Ahmet Hayri Diler, bu teklifi getirdiği zaman açıkça söylemek gerekirse, bilmediğim bir dünyaya yapacağım yolculuk, öncelikle beni biraz korkutmuştu. Olayın tarihsel boyutunun dışında bölgesel farklılıklar, yünün elde edilme süreci ve yöntemi, doğal boyalarla renklendirme, tezgâhların işleyiş farklılıkları ama en önemlisi bölgeler arasında değişen motifler ve onları dokuyan eller... Tabii o motiflerin arkasında saklı, tarihin derinliklerinden gelen mesajlar. Konu son derece derin... İçine girdikçe, bu geleneksel el sanatımızın ve onu devam ettiren ellerin kıymetini çok daha iyi kavrıyorsunuz. Her şeyi paylaştığım gibi bu konuyu da eşim Müge Aral'a anlattığımda, tıpkı son yapmış olduğumuz Bakliyat Atlası'nda olduğu gibi birlikte yola çıktık. Müge'nin bu konudaki titizliğine güven duymam dışında, bu işin uluslararası alanda yayıncılığını yapmış Ahmet Diler'in ve onunla birlikte Bülent Metin, İbrahim Geyikoğlu ve Serra Oruç'un da önden bizler için yaptığı keşif gezileri sayesinde yapacağımız yolculuklar, görüşeceğimiz insanlar kesinleşti.

* "İyi ki yaptım" diyor musunuz? Bu süreç size neler kazandırdı ya da nasıl farkındalıklar edinmenize sebep oldu?

Yaşadığım coğrafya benim için çok önemli. Neredeyse yarım yüzyıldır karış karış dolaşıyorum ama bazı alanlarda talep olmayışı nedeniyle pek de röportajlar yapmadım. Bilmediğim bir dünyaydı bu. Defalarca Toros yaylalarında birlikte yol arkadaşlığı yaptığım Sarıkeçililer'in dünyasında kıl çadırları, yaygıları, eşyalarını bağlamak için kullandıkları çarpanaları görmüş, çekmişimdir ama derinlemesine bir bilgi edinmemiştim. Bu konunun uzmanlarıyla görüştükten sonra binlerce yıllık göçer kültürünü adeta bir film sahnesi gibi beynimde canlandırdım ve onlara olan ilgim ve saygım katbekat arttı. Dolayısıyla bu işi iyi ki yaptım diyorum çünkü çok daha farklı bir alanda bilgi sahibi oldum. Dokuyuculara olan hayranlığım, onların bu işi sürdürme gayretlerine saygım ve dokumalara olan ilgim arttı.

Belgeselimiz için Hatay'da müzelerde çekimler yaptık. Mozaiklerde bazı desenler var ki aynıları halılarda ve kilimlerde de karşımıza çıkıyor. Bu bir sanat, insanoğlunun günümüz modern toplumuna ulaşıncaya kadar geçtiği tüm aşamaları içinde barındıran bir kültür. Aynı zamanda bize çağların gerisinden gönderilmiş bir mesaj, bir mektup

"TÜRKİYE'NİN DÖRT BİR YANINDA NİCE YENİ DOSTLAR EDİNDİK"

* Bu yolculukta unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Bugüne kadar Sarıkeçililer'in yol hikâyelerini yapmıştım. Birkaç kez Uçar Ailesi'yle görüşmüştüm. Bu defa onları Konya yaylalarında buldum. Beni karşılarında görünce onlar da şaşırdı. Ali Uçar nam-ı diğer Kuş Ali ve eşi Hatice Hanım, bizi tüm konukseverlikleriyle kıl çadırlarında ağırladı. Beraber yaylada kurduğumuz sofrada yemekler yedik. Bu çekim sayesinde Hatice Hanım'ın elinden çıkma dokumaları dikkatle inceleme fırsatı buldum ve hayran oldum.

Ahmet Diler'in 1990 yılında Uçar Ailesi'yle yapmış olduğu görüşmeyi kayda alması ve Hatice Hanım'ın gösterdiği dokumaları, bugün hâlâ kullanılıyor. Zaman geçse de konar-göçerlik azalsa da Hatice Hanım hâlâ dokumalarına devam ediyor. Tabii o da gençlerin bu işi sürdürmeyeceğinin farkında... Bu seyahat boyunca birçok anı biriktirdik. Türkiye'nin dört bir yanında nice yeni dostlar edindik. Her birinin benim için ayrı bir değeri var. Belki de en çarpıcı olan ise bundan sonra yapacağım her yolculukta gözümün, bölgenin dokumalarını arayacak olması...

* Halı toplumumuz ve geleneklerimiz adına çok kıymetli... Siz bu kıymeti nasıl yorumluyorsunuz?

Halı, kilim dokumacılığı ve keçe, yüz binlerce yıllık insanlık tarihindeki gelişmenin göstergesi... İnsan doğayı, fiziği, estetiği, kimyayı, biyolojiyi öğreniyor ve dokumayı ortaya çıkarıyor. Bu, insan beyninin ne kadar ileri aşamaya geldiğini ortaya koyuyor. Tarih boyunca kültürler arası iletişim zaten var. Hiçbir kültür ya da medeniyet tamamen yok olup yenisi doğmuyor. Her biri bir öncekinin üzerinde var oluyor. Bu da sembollerin, yöntemlerin, dışa vurumculuğun farklı noktalarda benzer şekillerde ortaya çıkmasını açıklıyor. Belgeselimiz için Hatay'da müzelerde çekimler yaptık. Mozaiklerde bazı desenler var ki aynıları halılarda ve kilimlerde de karşımıza çıkıyor. Bu bir sanat, insanoğlunun günümüz modern toplumuna ulaşıncaya kadar geçtiği tüm aşamaları içinde barındıran bir kültür. Aynı zamanda bize çağların gerisinden gönderilmiş bir mesaj, bir mektup.

* Böylesine önemli ve anlamlı bir belgeseli filmografinize dâhil etmiş olmanız hakkında ne düşünüyorsunuz?

Zenginlik kavramı çok farklıdır. Kimileri sahip oldukları maddi varlıklarla mutlu olur. Ben ve ekibim de bu tür çalışmalarla zenginleştiğimize inanıyor ve bununla mutlu oluyoruz. Bu da demektir ki artık çok daha zenginiz. Verdikleri destek ve böyle bir işe niyetlendikleri için İHİB'e, belgesel çalışmasında emeği geçen başta Müge olmak üzere herkese, tüm halı ve kilim dokuyucularına ve keçecilere sonsuz teşekkürler.

"İZLEYENLER FARK ETMEDİKLERİ BİR DÜNYAYA ADIM ATACAKLAR"

* Halı, kültürü ya da halı dokumacıları hakkında herhangi bir fikri olmayan insanlar sizce bu belgeselle nasıl bir izlenime sahip olacak?

Bugüne kadar çevrelerinde çok sık görmelerine rağmen fark etmedikleri bir dünyaya adım atacaklar. Halı ve kilim dokumacılığına artık çok farklı bir gözle bakacaklar. Arkasında yatan emeği daha iyi kavrayacak ve bu sanatın yaşaması gerektiği konusunda sarsılmaz bir inanca sahip olacaklar. Evinde dokuma halı ve/veya kilim olan herkes bunlara çok daha iyi bakacak. Kimileri dokuma öğrenmeye bile niyetlenecektir. Bu kültürü, bu sanatı yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak için çaba gösterenlerin sayısının artacağına inanıyorum.

* Önümüzdeki süreçte Türkiye'nin başka bir geleneksel/kültürel ürünü hakkında bir film yapmak adına yolculuğa çıkmak ister miydiniz?

Bizim işimiz bu. Çok zengin bir coğrafyada yaşadığımızı erken fark edenlerdeniz. O nedenle zenginliklerimizin gelecek kuşaklara aktarılması bir misyondur bizim için. Bu misyonda payı olmasını isteyenlerle beraber çalışmak ve yeni filmler yaratmak bizi de mutlu edecektir.

EN ÇOK OKUNANLAR