DERGİ
03 Şubat 2021 03:12

Değişen paradigmalarla yeni müşteri

Baskı altındaki zamansızlar, nezaket muhafızları, siber kötümserler ve yeni pazar yaratanlar... Pandemi sonrasının hızla dijitalleşen yeni müşteri profillerini ne kadar iyi tanıyorsunuz? Markalar; artık çok daha sabırsız, şüpheci, online ve offline dünyayı avuçlarının içinde tutan, ürün-hizmet süreçlerini A’dan Z’ye sorgulayan yeni dönem müşterilerinin psikolojisini, satın alma motivasyonlarını ve beklentilerini çok daha iyi analiz etmek zorunda...

Değişen paradigmalarla yeni müşteri

Bahar Selin Akgün / [email protected]

İçinde bulunduğumuz ve post pandemi ya da yeni normal olarak adlandırılan bu süreç; aslında ne kadar çok belirsizliği de beraberinde getiriyor, farkında mısınız? Çok değil, bundan 1 yıl öncesine kadar kendi ölçülerimizde her şeyi bildiğimizi zannettiğimiz bir yaşam sürüyorduk. Oysa ne kadar yanılmışız… Bir virüsle, hayatımıza birden çok bilinmeyenli denklem girdi. Arafta kaldık… Pandemi ve arkasından gelen pek çok tetikleyici etken; bizi hiç bilmediğimiz, yabancı olduğumuz bir dünyaya yöneltti. İzolasyon, belirsizlik, bireysellik, daima tetikte olma, gelecek endişesi, güvensizlik, sağlık sorunları, geçinme kaygısı ve her şeyden önemlisi bir birey olarak köklü alışkanlıklardan kopup, yeni dünyanın gerektirdiği alışkanlıklara adapte olma sorumluluğu… Daha çok hijyen, daha çok mesafe, daha çok otokontrol ve en önemlisi hayatta kalma çabası…

Sıradanlığa özlem

Dünyanın dört bir yanında, hiç tanımadığımız insanlarla aynı kaderi paylaştık. Evlerimize kapandık, home ofis çalışmaya geçtik, ailemiz dışındaki bireylerle sosyalleşmeyi kestik. En kıymetli yaşam alanımız, evlerimiz oldu. Sarılmayı, sosyalleşmeyi, eski yaşamlarımızı özledik. Farklı bir ifadeyle çoğu kez sıradanlığından şikayet ettiğimiz hayatlarımızın ne kadar kıymetli olduğunu fark ettik. Çünkü özgürdük… Sonra bir de baktık ki, biz kabuğumuza çekilince doğa uyandı. Biz kendimizi iyileştirmeye çalışırken; doğa yenilendi, yeşillendi. İnsanlık olarak gördük ki sürdürülebilirlik de kendi ellerimizdeymiş. Hiç olmadığı kadar çok düşünüyoruz… Belki de geleceği hiç bu kadar çok sorgulamamıştık. Paranın icat edildiği ilk günden bu yana gücümüzün yettiğini satın alma davranışını sonsuz kez tekrar ettik. Üretim-tüketim dengesini haddinden fazla zorladık. İhtiyacımızdan fazlasını tükettik… Bunun neticesinde iklim krizi, su krizi, gıda krizi gibi konuları konuşur olduk.

Her alanda sürdürülebilirlik eğilimi

Bugün dünyada kirliliğin ve iklim krizinin en önemli sebeplerinden biri petrol… İkinci sırada ise küresel çaptaki karbon emisyonunu tetikleyen moda endüstrisi bulunuyor. Dünyada yıl içerisinde yaklaşık 100 milyar adet kıyafet üretiliyor. Bu tekstil ürünlerinin yüzde 85’i çöplüğe gidiyor. Hayır kurumlarına bağışlanan giysilerin ise yalnızca yüze 10’u ihtiyaç sahiplerine ulaştırılabiliyor. Batı ülkelerinin kıyafet çöpü ise çoğunlukla Haiti gibi gelişmemiş ülkelere yığılıyor. Doğaya bırakılan giysi çöpleri, içerdikleri pamuğun yanı sıra polyester, petrol kökenli maddeler, boyama ve ağartmada kullanılan kimyasallar nedeniyle yüzlerce yıl içinde yok oluyor. Bu noktada alınması gereken önlemler ise oldukça açık… Daha sürdürülebilir bir moda anlayışına geçiş yapmak, tüm markaların en önemli gündem maddelerinden biri…

Çevreye duyarlılık

Gucci, Kering, H&M, Zara gibi global markalar, yeni kreasyonlarını tasarlarken; çevreye duyarlı, hayvan haklarını koruyan tasarımlarla ilerlemeye özen gösteriyor. Ünlü moda tasarımcısı Stella McCartney, markasını piyasaya sunduğu günden bu yana koleksiyonlarında hiçbir zaman deri ve kürk gibi hayvanlardan elde edilen dokuları kullanmadı. Üretim ve tasarım sürecinde etik ilkelere her zaman bağlı kalan tasarımcı, sürdürülebilirliği teknoloji ile destekleyen bir moda vizyonuna sahip. Biyomühendislik ürünü örümcek ipeği, mantardan üretilen deri, okyanus plastiği gibi yenilikçi ve doğa dostu materyallerle hazırlanan yeni koleksiyonlara modaseverler de büyük ilgi gösteriyor. Markaların yeni dönemde tüketicilerin beklentilerine daha çok odaklandığını ve kendi sürdürülebilirlik hikayeleriyle öne çıkmak istediklerini belirten İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçılar Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz; “Önümüzdeki dönemde daha az su kullanılan, geri dönüştürülmüş materyallerden ürün üreten, enerji sarfiyatını minimuma düşüren, çevreye duyarlı ürünlere yatırım yapan markalara talebin çok daha artacağını öngörüyoruz. Bugün bir konfeksiyon ürününün hikayesi aslında tarladan, pamuktan başlıyor. Ürünün elyaftan ipliğe dönüştürülmesi, ipliğin kumaş olması ve kumaşın konfeksiyon ürününe gelene kadar birçok üretim aşaması bulunuyor. Bu süreçlerin tamamı entegre bir şekilde ‘sürdürülebilirlik’ yaklaşımında koordine edilirse ve yatırımlar bu perspektifte yapılırsa, çok daha başarılı olabiliriz” diyor. Uzun sözün kısası, yeni nesillere çok daha sürdürülebilir bir gelecek bırakabilmek adına herkesin toplumsal bir bilinçle hareket etmesi gerektiğini yaşayarak öğrendik.

Tüketen değil, üreten müşteri kavramı

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, artık tüketiciler kendilerine tüketici denmesinden hoşlanmıyor. Tüketmekten çok üretmek, üretim sürecinin bir parçası olmak istiyorlar. Bu atılım, 2021 ve sonrasında hızlanacak. Yepyeni bir müşteri profiliyle karşı karşıyayız: Pandemi döneminin getirdiği belirsizliklerle mücadele eden, çok daha dijital, tetikte olmaktan asla vazgeçmeyen, gelecek endişesi ile satın alma kararlarını geçmişe göre çok daha derinden sorgulayarak veren bir müşteri profili… X, Y ya da Z Kuşağı gibi ayrımlarının ortadan kalktığı, 7’den 70’e her müşterinin dijital dünyaya adapte olmak durumunda kaldığı bir dönemden geçiyoruz. Gençler ve orta yaşlılar bu konuda çok daha avantajlılar. Peki yaşlılar? Bu süreçte en zor adaptasyonu, bu kesimin yaşadığı çok net. Çemberin dışında kaldığını hisseden orta yaş üstü kitleyi, dijital dünyanın yeni kurallarına alıştırabilen markaların açık ara öne geçeceği aşikâr. Bunca belirsizlik, endişe ve öngörülemezliğin ardından 2021’in ilk ayından itibaren bir umut doğdu. Covid-19’a karşı aşılama çalışmalarında önemli bir adım atıldı. Yarına karşı hâlâ çok temkinli olsak da adeta üzerimize kış güneşi doğdu. Her ne kadar kötü tecrübeleri unutmaya meyilli bir toplum olsak da, pandemiden önceki ve sonraki yaşamlarımızın eskisi gibi olmayacağının da bilincindeyiz. Şubat temamızda; deneyimin, şeffaflığın, sürdürülebilirliğin ve yeni trendlerin merkezinde olmak isteyen yeni dönemin müşteri profilini, beklentilerini ve gelecek öngörülerini teorik bir bakış açısıyla analiz ettik.

EN ÇOK OKUNANLAR