PİYASALAR

Bilinçli farkındalık: Mindfulness

Daha başarılı bir iş hayatı ve daha mutlu bir özel yaşam için kaygı veren düşünceler yerine ana odaklanmanın tam zamanı... Mindfulness kavramını Türkiye’ye taşıyan Mindfulness Academy, bu beceriyi daha büyük kitlelere aşılamayı ve bireylerin yaşamlarına dokunmayı hedefliyor. Nilay Aydoğan ve Erhan Ali Yılmaz'ın kurucu ortaklığında 2015 yılında hayata geçen akademi, bu becerinin ipuçlarını veriyor.

• Mindfulness tekniğini kısaca tanımlayabilir misiniz? Temel prensibi nedir? Mindfulness; yüzmek, bisiklete binmek veya enstrüman çalmak gibi bazı egzersizlerle zamanla kazanılabilen bir beceri aslında. Bu süreci nasıl yorumlayabiliriz? 

Erhan Ali Yılmaz: Kişinin aklından geçen düşüncelerin farkına varabilmesi, ne hissettiğinin farkında olabilmesi ve etrafında olup bitenleri gözlemleyebilmesidir. Normalde biz bunları gözlemleyemiyoruz. Aklımıza bir düşünce geliyor, bunun bir düşünce olduğunu fark etmeden o düşünce ile savruluyoruz. Mindfulness, insanın düşüncelerini görebilmesi ve onlara kapılmadan önce doğruluğunu veya yanlışlığını mantık çerçevesinden geçirerek aksiyon alabilme becerisi kazandırdığı için kişinin daha sağlıklı temellerle ilerlemesine olanak veriyor. Birey, uzun süredir devam eden inançları, korkuları ve endişeleri fark ederek o anki gerçekliğinde bu düşünceleri aksiyona geçirmezse aslında hayatında bir etkisinin olmayacağını fark edip, bilimsel gerçekler üzerinde test ettiği doğrularla hayatını yönlendirebilir. Çünkü çoğumuz, endişe ve kaygıların peşinden günün yüzde 47’sinde (istatistiklere göre) savruluyoruz. 

• Bu konuda kendisini geliştirmek için yola çıkan bir kişi, sonuca ne kadar zamanda ulaşabilir? Herkes gerçekten bu beceriye sahip olabilir mi?

E.A.Y.: Ne düşündüğünü görebilme becerisi, çoğu insanın kazanabileceği bir beceridir. Bu beceri, egzersizlerle ilerlediği için aslında kişinin egzersiz yoğunluğuna bağlıdır. Günde 3 defa yapmakla, haftada bir kez yapmak arasında çok fark vardır. Dolayısıyla kişi her gün 3 ila 5 dakika uygularsa, 6 ila 8 haftada bu beceriyi hayatına sokuyor. Beyin MR’ı ile tespit edilen bu süreçte, beynimizde değişiklikler de olmaya başlıyor. Örnek, frontal korteks yani yönetici beynimize kan akışı artıyor. Stres merkezimiz olan amigdala’mız da daha çok aktive oluyor...

• Mindfulness’ın uygulanmasında dünya ile Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

E.A.Y.: Bu kavram, 2 bin 500 yıllık bir kavram. Tibet’ten çıkmış. Batıya 1970’li yıllarda, stres programlarında kullanması ile geliyor. 1990’lı yıllarda ise özellikle Google, IBM, Ford gibi şirketlerin çalışanlarına mindfulness egzersizlerini uygulatmasıyla Amerika’da popülerleştiği görülüyor. 2014 yılında dünyanın sayılı dergilerinde bu konu kapak olunca artık mega trendlerinden biri oluyor. Amerika’da 30 milyona yakın insanın hayatına dahil ettiği ve şirketlerin de kullandığı bir kavram oluyor. Türkiye’de ise henüz çok yeni. Biz, 4 yıl önce bu kavramı insanlara anlatmaya, duyurmaya çalıştığımızda epey zorlandık. Ama 4 yılda ulaştığımız insan sayısı, birkaç milyona ulaştı. Programlarımıza 15 bin 500 kişi katıldı. Diğer yandan Koç Holding, Anadolu Grubu, Turkcell ve Unilever gibi pek çok şirketle iş birliği yaptık. Etkinlik gibi insanların bilet alıp gelebilecekleri programlar gerçekleştirdik. 

“GÜNLÜK HAYATIMIZIN YÜZDE 47’SİNDE KAFAMIZ BAŞKA YERDE"

• Hangi noktada bu teknik hayatımıza girdi? Yani ‘odaklanmak’ günümüz insanı için neden bu kadar zorlaştı?

E.A.Y.: Beynimizin diğer canlılardan farklı bir özelliği var. Vücudumuz buradayken zihnimiz geleceğe veya geçmişe gidip plan yapabiliyor, yaratıcı olabiliyor, hayal kurabiliyor, geçmişten öğrenip gelecekle alakalı planlar yapabiliyor. Hiçbir canlıda bu özellik yok. Onlar andalar. Kedinin önünde yemek varsa yiyor, 2 gün sonrayı endişe etmiyor. Biz ise 3 yıl sonrayı planlayabilecek bir zihne sahibiz. Zihnimizin gezinmesinde (mind-wandering) bir kötülüğü yok. Ama burada zamanla iki problem oluşmuş. Birincisi artık zihnimiz ihtiyacımız olandan daha fazla geziyor. Yapılan araştırmada, günlük hayatımızın yüzde 47’sinde kafamızın gezindiği ortaya çıkıyor. 16 saat uyanıksak, 8 saat kafa gidik. Bunun bir de duygusal çıktıları araştırılmış; zihnimiz bir yerlere gidip plan yapabiliyor ama iki problem var; bu çok fazla olduğu için bizi kötü hissettiriyor, anın keyfini çıkartamıyoruz. Bu da bizi kronik mutsuz yapıyor. İkincisi de kafamız gezerken bunu her zaman faydalı şeyler için kullanmıyoruz. Endişe ederek, kaygılanarak kendi kendimizi sabote ediyoruz. Bu da enerjimizi aşağı çekiyor. Mindfulness, işte bu yüzde 47’yi azaltarak hayat kalitesini yükseltiyor. Günümüzde bu beceriye sahip çocuklar yetiştirmek için ilkokul ve liselerde de eğitim veriliyor. Anne ve babasını endişeli gören çocuk, bunu öğrenip endişelenmeye başlıyor. 
Nilay Aydoğan: Mindfulness, Avustralya ve Yeni Zelanda’da eğitim sistemine girmiş durumda. Çünkü bazı düşünce kalıpları ve inançlar, ne kadar kökleşmişse o kadar çok egzersiz yapmak gerekiyor. 

“ZAMAN YÖNETİMİ DEĞİL, DİKKAT YÖNETİMİ” 

• İş dünyası bu sistemi neden öğrenmeye ve uygulamaya başladı? 

E.A.Y.: Profesyonel dünyada, zaman yönetimi önemliydi. Dolayısıyla bir günü planlamak daha fazla verim demekti. Bugün ise sadece zamanlama yeterli değil. İş yerinde tam zamanında masasında olsa da kafası hafta sonunda yapacağı kahvaltıdaysa verimli olmuyor. Günümüz; zaman yönetimi değil, dikkat yönetimi devri. Bu yüzden de dikkatimizin nerede olduğunu yönetebilme becerisi olmazsa olmaz…

• Hangi sektörler daha çok tercih ediyor?

E.A.Y.: Hemen her sektör çok ilgili. Günümüzde ise sabahtan akşama, zihni ile iş yapan bir profesyonelin, zihinsel sağlığı için hiçbir şey yapmamasının önümüzdeki günlerde ne kadar yanlış olduğu anlaşılacak. 

“DİJİTAL DEVRİMDE, İNSANLIĞIMIZI KORUMALIYIZ”

• Bu tekniğin bir sonraki adımı ne olacak? 

N.A.: Bizi bekleyen çok büyük bir dijital devrim var. Bilgisayar mühendisi olarak kişisel görüşüm, dijitalleşme ve yapay zekanın hayatımıza girmesi, pek çok  şeye pozitif yansırken bizi strese sokacak etkenleri de gelecek. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde insanlığımızı korumamız en önemli mevzulardan biri olacak. Bunu da iyi yaşam çatısı altında toplarsak zihin, ruh ve beden sağlığının, kısacası insanın kendine dönmesi önümüzdeki dönemin en önemli ihtiyacı olacak. 
Erhan Ali Yılmaz: Mega trendlerden biri de teknoloji ile giyilebilir sağlık cihazları olacak.