PİYASALAR

Dijitalleşmenin iş hayatina etkileri

Akıllı termostatlar ve sensörler giderek artan oranda evlerdeki cihazları kontrol edip kullanım bilgilerini doğrudan üreticilere yollayabilir hale geliyor. Kendi başlarına ve networkler halinde birbirine bağlı çalışabilen endüstriyel makineler, atanmış işlerini optimize edebiliyor, her türlü aksaklık, arıza uyarısını önceden ya da anında yapabiliyor. Arabalar seyir halinde ya da dururken yer, çevre, iklim bilgisi, çalışma koşulları vb. gibi durumları üreticilerine bildirip onlardan otomatik yazılım güncellemesi alabiliyor, olası problemleri oluşmadan engelleyebiliyorlar. Kısacası ürünler kullanılmaya başlandıktan sonra da gelişmelerini sürdürebiliyor. Bir anlamda kendi başlarına onarımlarına, servislerine devam edebiliyorlar. Tüm bunlar bir firmanın ürünleriyle, müşterileriyle, paydaşlarıyla ve tabii ki çalışanlarıyla ilişkilerini, stratejilerini, iş modellerini, kaynak kullanım ve gereksinimlerini ucu açık, sonsuz diyebileceğimiz biçimde değiştirip dönüştürüyor.

 

AKILLANAN ÜRÜNLER DÜNYASINA REKABET AÇISINDAN BAKALIM…

Akıllı cihazlar üretip satabilen ve bunlara dair üretim, dağıtım, lojistik, pazarlama, satış, servis, finans gibi tüm süreçlerini de akıllı altyapı ile yönetebilen firmalar açık ara öne geçecek. Düşünsenize sattığınız ürün size, daha doğrusu yine bir başka akıllı iş zekasına, merkeze sürekli bilgi yolluyor ve diyor ki;

› Buradayım, beni şurada, şöyle kullanıyorlar.

› Düştüm, falan-filan parçam arızalandı.

› Şu verilerimde anormallik var. Galiba şu zamana kadar kullanım dışı kalırım.

› Yağımın değişmesi gerekiyor, garantim bitiyor, çalındım, ehliyetsiz tamirciye götürüldüm...

› Azaldım, sahibime sor bakalım yeniden almak ister mi?

Siz de eğer bu bilgileri alıp analiz edebilen alt-üst yapıları kurabilmişseniz ve anında aksiyon alabilecek şekilde organize olabilmişseniz müşterinize;

“Sevgili müşterimiz, geçmiş olsun. Lütfen şu anda bulunduğunuz yerde kalın. Drone acil servisimiz 15 dakika içinde size gereken parçayı, nasıl değiştireceğinizi anlatan video ile birlikte teslim etmiş olacak. Tabii ki biz de her an hatta olup takıldığınız yerlerde size destek vereceğiz” ya da “Sevgili müşterimiz cihazınızı … yıl… ay… gündür kullanmaktasınız. Bizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz. Bakım zamanı gelmek üzere… Dilerseniz bakımını yapalım. Eğer farklı bir modele geçmeyi düşünürseniz lütfen şu videoları izleyin" tarzında yorumlar yapabilirsiniz… Bu örnekler bile önceden bir sürü insan, işlem, iletişim dolayısı ile yatırım gerektiren adımın nasıl pas geçildiğini anlatıyor. Müşteri, kullanım ve ürün bilgilerine gerçek zamanlı ulaşabilmenin gücü ve nelere yol açabileceğine dair kafamızdaki bütün ön yargı, ön kabul ve şablonları yıkıyor. Sonuç olarak, akıllı ve birbirine bağlı şeyler dünyasında dijital devrime uyum sağlamak için aşağıdaki 10 konuda stratejik kararlar almak zorundasınız. Bunların her biri değer zincirinizdeki tüm aktivitelerde temel şoklar yaratacak.

 

HAZIRLANMALISINIZ...

1. Şirketinizin faaliyetleri için hangi akıllı, bağlı ürün kabiliyetleri ve özellikleri gerekiyor?

2. Hangi fonksiyonlar ürünlere, hangileri bulut bilişimine yerleştirilmelidir?

3. Şirket açık ya da kapalı mı bir sistem benimsemelidir?

4. Şirket akıllı, bağlı ürün kabiliyetlerini ve özelliklerini kendi içinde mi geliştirmeli, yoksa outsource’mu etmelidir?

5. Şirket, maksimumda yararlanmak üzere hangi bilgileri toplamalı, saklamalı ve analiz etmelidir?

6. Şirket, ürünlerinin sahiplik ve erişim haklarını nasıl yönetmelidir?

 7. Şirket, servis hizmetlerini tamamen mi, kısmen mi aracısız hale getirmelidir?

8. Şirket iş modelini değiştirmeli midir?

9. Şirket ürün bilgilerini paraya çevirerek yeni bir iş alanına girmeli midir?

10. Şirket faaliyet alanını genişletmeli midir?

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Dijital çağın gözdeleri

Dijital, genetik, nano, uzay ve yenilenebilir enerji alanındaki icatlar, gelişmeler çok büyük! Tüm bunlar dünyayı, insanlığı bugüne kadar olmadık biçimde yeni bir evrim sürecine sokuyor. Ve biz fütüristler aslında bu çağa ‘transhümanizm’ yani ‘insanlığın dönüşümü çağı’ diyoruz. Bu çılgın yenidünya artık eskisi gibi çok büyük, keskin, derin, küresel ekonomik krizler, çöküşler geçirmiyor ama türbülanstan da hiç çıkmıyor. Daha uzun yıllar da çıkamayacak gibi görünüyor. Yakın gelecekte yenidünya düzeni diye, kuralları, kurumları, kanunları, metrikleri vb. belirlenmiş, çerçevesi çizilmiş bir yapıyı tarif edebilmemiz pek olası değil sanki…

TÜRBÜLANSA ALIŞA ALIŞA GELECEĞE İLERLEYECEĞİZ…

Kısacası, doğal afet deyip geçtiğimiz iklim değişikliklerine giderek alışacak, iflasın eşiğine gelmiş ülkelerle, bizimki gibi silah endüstrisinin en kıymetli pazarlarından biri olduğu için başı çatışmadan kurtulamayan bölgelerle, açlıkla, sömürge ile mücadele eden toplumlarla sürekli bir türbülansın içinde, yepyeni bir geleceğe, kaynayan kazandaki kurbağalar gibi alışa alışa ilerleyeceğiz… Bu karmaşanın içinden kendini sıyırabilen kişiler, kurumlar, toplumlar ise ilk etapta ve ilk adımda bu sayfayı yazmamın da nedeni olan dijitalleşmeye ayak uydurabilenler olacak. Atik davranıp kendilerini dijital dünyaya taşıyacak çalışanlara ve yetkinliklere sahip olanlar daha hızlı ve kolay adapte olacaklar. Kimlermiş o bizleri dijital dünyaya taşıyacaklar, bir bakalım? Bunu anlamak için Indeed.com tarafından yapılan yeni bir araştırmada görülen o ki önem sırası ile sosyal medya, dijital pazarlama, SEO, Google analitik, içerik pazarlaması, dijital medya satın alma alanlarında kuvvetli olanlar avantajlı duruma geçecek. Bu işleri, konuları bünyelerine sağlam biçimde almış olanlar yeniçağın ön koşulu olan dijitalleşme yolunda ciddi avantajlara sahip olacak.

DİJİTALLEŞME ENDEKSİNİ YÜKSELTEN ŞİRKETLERDEKİ POPÜLER UNVAN VE ÜCRETLER

En yaygın ve talep edilenden en aza doğru; dijital pazarlama müdürü/uzmanı/koordinatörü, analisti, SEO müdürü/uzmanı, web tasarımcısı/geliştiricisi, sosyal medya yöneticisi, içerik pazarlama müdürü, kullanıcı deneyim müdürü ve içerik stratejisti şeklinde bir sıralama yapılabilir. Bu arada lütfen hatırlayalım, çok kısa bir süre önce, Baby Boomer ve X’lerin yapılandırdığı iş dünyasında bu unvanların ya da işlevlerin hemen hiçbiri yoktu! Bu görevlerin en yüksek ücretten en düşük ücrete yönelik sıralaması ise şöyle…

1-SEO’cuların ücretleri diğerlerinden açık ara ve epeyce yüksek. Bunun en önemli sebebi, bu kişilerin hem yazılımdan hem dijital dünyanın algoritmasından hem de pazarlamadan ve stratejiden çok iyi anlaması gereken üstün yetkinlikte, çoğunlukla da mühendislerden oluşma zorunluluğu...

2-Ardındakilerle farkı epey açarak ikinci sırada yer alan yüksek ücret sahibi unvan ise Google analistliği. Nasıl olmasın ki? Yorumlanmamış, işlenmemiş data neye yarar? Big Data/Büyük Veri deryasından kullanılabilir, değerli, stratejik sonuçlar ve önermeler çıkarmak bence yeniçağın en önemli, en kıymetli işlerinden biri…

3-İlk iki sıradaki işe, fonksiyona malzeme yani değerli dijit hazırlayan işlev olduğu için içerik pazarlamacısı doğal olarak hemen onların ardından geliyor ve üçüncü sıraya yerleşiyor.

Yukarıdakileri takip eden ve ücret sıralamalarında hızla yukarılara tırmanan diğer unvanlar ise dijital pazarlamacılar, dijital medya satın almacılar ve sosyal medyacılar olarak özetlenebilir.

Şimdi bakın bakalım şirketinizi, dijital dünyaya taşıyacak bu yetkinlik, yetenek ve fonksiyonlardaki durumunuz ne? Organizasyonunuzda bunlara verdiğiniz önem ve değer açısından nasıl bir konumdasınız? Eğer; “Yok, az, aşağılarda vb.” diyorsanız, dijital gelecekte de öyle olacaksınız demektir

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Dijital gelecek için Gartner’dan 10 tahmin

Akşam yemeği için gittiğiniz restoranda Robo-Boss (Robot-Patron) bir server tarafından kişilik analizlerinize göre seçilmiş, sizinle iletişime geçmeye en uygun garson gülümseyerek yerinizi gösteriyor. Akıllı camdan yapılmış masanızdaki bir üçgen ışık oturmanız gereken yeri işaret ediyor. Siparişinizi masaya tıp tıplayarak gördüğünüz mönüden seçerek veriyorsunuz. Kilonuzu, kalori tercihinizi, ne yemek istediğinizi, diyetinizi, hastalığınızı vb. girerek akıllı masanızdan tavsiyeler alıyorsunuz.

 

YENİ DİJİTAL DÜNYA

Ya da bir mağazaya girip deneme aynasına gömülmüş ‘dijital müşteri temsilcisi'ne stoklarda bulunan, kampanyada/indirimde olan, bedeninize uygun, kırmızı renkteki tavsiyelerini istiyorsunuz. Aynadan gelen alternatifleri, soyunup dökünme zahmetine katlanmadan, görüntünüzün üzerinde deneyerek seçiyorsunuz. Faturayı mobil cihazıma yolla diyorsunuz. ‘İşlem tamam’a basıp ödemenizi yapıyor, paketinizi teslim almak üzere çıkış noktasına yürüyorsunuz. 2016’dan sonra gündemimizi ‘teknolojiyi kabul edip etmemekten çok, etrafı sensörlerle, kameralarla, alıcı-vericilerle ve akıllı şeylerle sarılmış yeni dijital dünyada işlerimizi, kendimizi nasıl evireceğimiz meşgul edecek gibi görünüyor.  İşte bu yüzden dijital gelecek için Gartner’ın olasılığını çok kuvvetli gördüğü 10 tahmini paylaşarak, geleneksel ‘yeni yıla hazırlık’ yazımızda yine dijitale odaklanalım…

1-İçerikleri robo-yazıcılar (robo-writers) üretecek: 2018’e geldiğimizde iş içeriklerinin yüzde 80’i (faaliyet raporları, hukuki dokümanlar v.b.) data analizlerinden sonuç çıkaran ve bunu doğal bir dille yazabilen robo-yazıcılar, robo-raportörler tarafından üretilecek. 

2-Şeylerin de yardıma ihtiyacı olacak: 2018’de 6 milyarken, 2021’de her gün saat başı 1 milyon yeni IoT (Internet of Things) cihazı satın alınacak ve bunlar çok farklı şekillerde iletişim kuracak, iş yapacak, destek istiyor olacak.

3-Bağımsız yazılım ajansları doğacak: 2020’de insan kontrolünde olmayan, Gartner’ın ‘programlanabilen ekonomi’ diye tanımladığı bağımsız yazılım ajansları ekonomik işleyişin yüzde 5’ini yönetecek. Özellikle tüm finansal fonksiyonlarda aktif rol oynayacaklar.

4-Robo-patronlar için çalışacağız: 2018’de 3 milyondan fazla çalışan, smart makinalar aracılığı ile bilgiler toplayan ve performans kriterlerine göre değerlendirme yapan robo-boss’lar tarafından yönetilecek.

5-Akıllı binalar dijital vandalizme maruz kalacak: 2018-2020’de akıllı binalar dijital saldırılara uğrayacak. Dijital vandallar binaları karartacak, sahte alarmlar yollayacak, panik yaratacak ve bina güvenliğini tehdit edecekler.

6-Daha az insan, daha fazla akıllı makine işe gidecek: 2018’de tamamen otomasyona geçmiş süpermarketler, robotların hizmet ettiği oteller, drone’larla gözetim yapan güvenlik şirketleri gibi iş yerlerinin yüzde 45’inde insan yerine akıllı makineler kullanılacak.

7-Dijital müşteri temsilcileri, mağaza görevlileri: 2018’de dijital müşteri temsilcileri müşterilerini sesinden ve yüzünden tanıyacak. Müşterinin geçmişteki iletişim ve alışveriş tercihlerini tarayarak, ona en uygun öneriyi yapacak. Yanıt verecek.

8-İş güvenliği için dijital izleyiciler/trackers kullanılacak: 2018’de işverenler yaklaşık 2 milyon çalışanın iş güvenliği için dijital izleyici/tracker takmasını isteyecek. Tehlikeli işlerde çalışanların anlık olarak kalp atışları, vücut ısıları solunumları vb. izlenecek. 

9-İşlerimizi sanal asistanlar düzenleyecek: 2020’de günlük hayata ve kariyere dair işlerimizin yüzde 40’ını bizi iyice tanımış sanal asistanlarımız düzenleyecek

10-Bulut bilişimde müşteriler yüzünden aksaklıklar olacak: 2020’de bulut bilişiminde oluşacak hataların yüzde 95’i müşterilerin yanlış kullanımından kaynaklanacak

Geleceğe mutlu ve dijital bir yıl daha eklemenizi diliyor, ‘HAPPY FUTURE’ diyorum.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

2016’da öne çıkacak 5 dijital çağ tüketici trendi

Örnek: Lee Jeans, Çin pazarına özel ‘sıcak tutan’ denim pantolon üretiyor. Bunu 32 şehirde sadece belli ve sadık bir müşteri kitlesinin deneyimine sunuyor. Onların özellikle soğuk havada dışarı çıkmalarını ve mobil aplikasyon ‘Warm Tracker WeChat’ ile vücut ısılarını ölçmelerini teşvik ediyor. Belli ısı tespit noktalarında QR tarama ile ölçümlerini bırakmalarını istiyor. Bunu yapan müşteriler exclusive bir partiye davet ediliyor ve bu özellikteki ilk pantolonları alıyorlar.

 

2-Omni-channel out! Contextual omnipresence in: Türkçe meali; her yerde, her an olmak devri kapanıyor. Yeni, anlamlı ve kapsamı farklı kanallarda olmak devri açılıyor! 2016 sonrasında akıllı markalar,  'İnovatif kanallar + farklılaştırılmış kapsam= Doğru yer + doğru zaman' formülüne odaklanacak.

Örnekler: Amazon Dash Button, yani deterjan, tuvalet kağıdı gibi ürünler için yapılan, her yere magnet gibi yapışabilen, internetten anında sipariş veren minicik düğme... Bir diğeri ise Hotel Banks & Pimkie’nin başlattığı ‘Mini Moda Bar’… Fransız moda markası Pinkie, Bank Otelleri’nin elbise dolaplarına o yörenin mevsimine göre gerekebilecek çeşitli giysiler, aksesuarlar vb. asıyor. Müşteriler dilerlerse odalarındaki Mini Moda Bar’daki giysileri kullanıyor ve otelden çıkarken bedellerini ödüyorlar.

 

3-Bizdensin (Insider trade): İçsel ticaret… Tüketim ekonomisinin büyük oyuncuları hakkında birbiri ardına patlayan skandallar, çevresel sorunlar yaratan emisyon ihlalleri, ve çocuk çalıştırma haberleri vb. tüketicileri duyarlı markalara ve  ‘bizdensin’ diyenlere yöneltiyor.

Örnekler: GrabTaxi (taksi çağırma) uygulaması… Tayland’da kullanılıyor. Bu kanaldan taksi istendiğinde, taksi ücretinin yüzde 14’ü GrabLife fonuna bağışlanıyor. Bu fon da sürücülere hayat sigortası, kriz desteği, İngilizce ya da diğer konularda eğitim bursu veriyor. REI Outlet (açık hava giysi satan mağazalar zinciri) Black Friday’de 143 mağazasını kapatıyor. Bin 200 çalışanına diğer insanlar gibi serbest alışveriş yapabilmesi için ücretli izin veriyor. Çalışanlarının o gün sadece #OptOutside ile mesaj atmasını istiyor. Satışları zirve yapıyor. 5.5 milyon üyesinin kalbini fethediyor, viral yayılma rekorları kırıyor.

 

4-Yararlı akıl (Beneficial intelligence): 2016’dan sonra müşteriler hayatlarına daha çok akıllı teknoloji girmesini isteyecek ama bunun ‘ne olursa olsun almalısın!’ baskısı için değil, ihtiyaçlarını tam anlayıp; yararlı ürün-hizmet sunması için olmasını bekleyecek. Yararlı ve akıllı olanı tercih edecek.

Örnekler: Stockholmstag (demiryolu şirketi)… İsveçli tren işletmecisi firma kullandığı ileri seviyedeki algoritma ve akıllı sistemlerle olası gecikmeleri saatler önce hesaplıyor. Tüm trafik kontrol noktalarına bildiriyor.

 

5-Perspektif kayması (Perspective shift): Ürün ya da hizmetin müşterileri şok edecek kadar farklı, alışılmışın dışında bir yerde, eğlenceli biçimde pozisyonlanması alışverişe yeni bir değer katıyor.

Örnekler: Fransız havayolu şirketi Transavia, düşük fiyatlı biletlerinin farkını iyice anlatabilmek için sıra dışı bir kampanya yapar. Carrefour’larda ve çeşitli otomatlarda kendi markaları ile paketledikleri cips, şeker, atıştırmalık paketlerine uçak biletleri koyup satar. İnsanların marketteki sıradan ürünlerle, uçak bilet fiyatlarını karşılaştırmalarını ve ne kadar ekonomik olduğunu fark etmesini zekice sağlar. Benzer bir uygulamayı ‘Migros Standlarında ‘ING’den Taze Kredi’ kampanyası ile görmüştük.

Yararlandığım kaynak: http://bit.ly/1Pny4RB

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Dijital asistanlarla pazarlama çağı

Ultra sensör ve analitik kabiliyetler ile donanmış sistemler; pazarlamacılar ve müşteriler adına araştıracaklar, geliştirecekler, karar verecekler ve hatta aksiyona geçecekler. Örneğin milyonlarca dolarlık/TL'lik online alışveriş işlemi, ileri seviyede kişiselleştirilmiş dijital asistanlar tarafından yapılacak. 

 

Hedef kitleye uygun, tam isabet kıvamında içerik üretimi başlayacak: Otomatik içerik üretme teknolojileri sayesinde mesajı alacak kişinin o anda bulunduğu yere göre, çok hızlı ve yüksek kalitede otomatik editörler tarafından üretilen, text, ses, video ve/veya görselden oluşan gerçek zamanlı içerik alması sağlanacak. Zaten günümüzde BM (Brand Marketer) olarak bilinen marka pazarlamacılarının yüzde70’i, web sitesi ya da mail içeriklerini otomatik karar veren sistemlere göre belirliyor. Bu olay, daha da gelişecek. Ajanslar ve yaratıcı takımlar farklı ve önemli unsurların anında değişebileceği, gerçek zamanlı içeriğin yerleşebileceği modüler şablonlar oluşturmaya ve hedefe tam isabet ettirmeye odaklanacaklar.

 

Dijital asistanlar sıra dışı ve tamamen özelleştirilmiş deneyimler yaşatacak: Dijital asistanlar yüz tanıyarak, ses, ısı, tespit ederek, hareket dedektörleri ve dil algılama protokolleri gibi sensörlerle kişilerin ilgi alanlarını, alışkanlıkları, güncel durumu vb. öğrenecek. Sahiplerine (pazarlamacılar için müşterilerine) dair pek çok unsuru bilir ve dolayısı ile tahmin edebilir hale gelecekler. Üstelik bu konuda eğitilebilir de olacaklar. Bu durumda geleceğin akıllı dijital asistanları pazarlamacılardan ya da müşterilerden gelecek mesaj, öneri, şikayet bombardımanını, spam ataklarını, kötü amaçlı saldırıları filtre edecek. Hedefe, amaca uygun olanlarını gösterecekler. Kullanıcılarını koruyacak bir anlamda iletişim ve deneyim hijyeni sağlayacaklar.

Algoritmalar araştırmalardan çok daha iyi içgörüler verecek: Pazar araştırmaları giderek önemini ve işlevini yitirecek. Pazarlamacılar müşterilerine dair bilgileri tamamen onların sosyal medyadaki hareketlerinden, seslerinden, biyometrik ya da nörometrik verilerinden edinecek. Araştırmalar neredeyse spam durumuna düşecek ve mobilite yaygınlaştıkça yok olacak. 

 

Kaynağından, aracısız, akıllı bilgiye ulaşma kabiliyetleri pazarlamacıları güçlendirecek: İçerik pazarlaması; pazarda, sahada aktif, canlı, dolaşan, plazalarda değil; gerçek dünyanın içinde yaşayan freelance gruplara, yetenekli pazarlamacılara komisyon bazlı çalışmalarla outsource edilecek. Bu gruplar hem kürasyon hem de user-generated içerik üretimi için komüniteler yaratacak. Bilgi işleme ve analizler yapma, algoritmalar kurgulama hizmetleri de Kaggle gibi platformlardan satın alınabilecek. Rekabet gücünü artıracak çok önemli analizlere kolayca ve müthiş hızlı, hatta anında ulaşılabilecek.

 

Mobil uygulamalar, ‘mobil web’e kayacak: Mobil uygulamalar (app’ler) birden yükselen trend oldular. Ancak karmaşık kurguları, işlevselliklerindeki eksikler, standartların oluşmaması ve kullanıcı sayılarının beklenen hızda artmaması nedeniyle bir miktar hayal kırıklığı yarattılar.. İlaveten mobil uygulama geliştirmek hem maliyet, zaman ve komplikasyon açısından binlerce dolara mal oluyor hem de tüketiciler ürün ya da servis ararken hala mobil app servislerinden değil mobildeki browser’larından arama yapmayı tercih ediyorlar. Bu sebeplerden dolayı pazarlamacılar dikkatlerini ve yatırımlarını erişimi hâlâ çok daha yüksek olan ve olacağı görünen ‘mobil web’e kaydıracak.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Dijital transformasyon/ dönüşüm

İş hayatında olmak isteyen firmanın, markanın, projenin ve bireylerin kapsam dışında kalma ihtimali yok! Gelecekte var olmak isteyen büyük, küçük, özellikle kurumsal, global, devasa kurumların, şirketlerin en öncelikli işi;

 

1-Dijitalleşme stratejisini belirlemek

2-Dijital hizmetlerini oluşturmak

3-Dijital operasyonel yetkinliklerini yapılandırmakve sürekli geliştirmek olmalı...Intel Teknoloji Konferansı’nda verilen rakamlar çarpıcı... Şu anda, daha dijital çağın başlarındayken bile; dijitalleşen şirketlerin kaynaklarını artırmadan yüzde 9 büyüme kaydettiği, dijitalleşmeyenlerin ise sektörlerinin yüzde 26 gerisinde kaldığı belirtiliyor.

Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt tarafından) Zaman ilerledikçe bu makas iyice açılacak. Sonuçlar dijitalleşemeyenler için daha üzücü, dijitalleşenler için daha da sevindirici olacak.

 

NEREDEN BAŞLAMALI?

Müşterilerle ilgili işlerden tabii ki… Dijitalleşme ile müşterilere daha sağlam iç görülerle yukarı/çapraz satış fırsatları yaratan ve daha rekabetçi fiyatlama ile teklifler sunulabilir. Ortalama yüzde 3-7 arası gelir artışı sağlanabilir. Dijital veri ile zenginleştirilmiş kampanya tasarımlarıyla pazar payınızı arttırabilir, müşterilerinizi geri kazanabilirsiniz. Ya da müşteri memnuniyetini artırarak müşterilerinizi korumayı başarır, ortalama yüzde 4 ila 6 arasında gelir kaybı riskini azaltabilirsiniz. Müşteri analitiği ile riskli müşterileri belirler, ödenmemiş faturalarınızı azaltır, yüzde 1 ila yüzde 3 arasında maliyetinizi düşürebilirsiniz. Online kanallardan da müşteri kazanmaya başlayarak, müşteri kazanma maliyetlerinizde yüzde 2 ile 5 düşüş sağlayabilirsiniz. Online hizmet payınızı yüzde 40-45’lere çıkarabildiğinizde yüzde 1-2 daha düşük hizmet maliyetleri yapısına kavuşabilirsiniz.

 

 

DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜN ETKİLEDİĞİFONKSİYONLAR

 

Dijital Ar-Ge: Dijital iş birlikleri, dijital modelleme ve mockup, prototip yapımı.Dikey operasyonel entegrasyon: Ürün yaşam döngüsü yönetimi, dijital üretim, otomasyon. Yatay tedarik zinciri entegrasyonu: Veriye dayalı tedarik zinciri yönetimi, dijital tedarik yönetimi, dijital lojistik ve ulaştırma, akıllı saha lojistik yönetimi. Akıllı cihazlar: Tahminsel arıza önleme, entegre dijital mühendislik, giydirilmiş gerçeklik. Dijital iş yeri: E Finans/Denetim, dijital İK, iç  bilgi paylaşımı. Dijital satış/pazarlama: Dijital CRM, omni channel satış, self serviis portal, dinamik fiyatlama, kişiselleştirilmiş satış servis sistemleri, e-ödeme. Destek sistemleri :Siber güvenlik, networkyapıları, hızlı ve çevik IT, dijital organizasyon

 

DİJİTAL TRANSFORMASYONDA STRATEJİKÖNCELİKLERİNİZ NELER OLMALI?

 

1- Mobil teknolojiler

2- Veri analitiği

3- Siber güvenlik

4- Nesnelerin interneti

5- Süreçlerde dijitalleşme

6- Bulut teknolojileri

7- Enerji kaynağında verimlilik

8- Robot teknolojileri

9- Giyilebilir teknolojiler

10- 3D yazıcılar

 

Sonuç olarak; dijital dönüşümün yarattığı etkinin büyümesine sebep olan başlıca faktörler; verinin artması, hızlanması ve çeşitliliğinin fazlalaşması, özellikle RFID teknolojisinin ucuzlaması ile artan veri hızı, fabrikalarda makinaların arıza yapacağının önceden tespiti ve müşterilerin hangi ürünleri alacağının önceden tahminlenmesi olarak öne çıkıyor. Kaynak: *PwC 2015 CEO Survey

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Dijital yıkım / Digital disruption kapınızı çalıyor!

“Sular bulanmadan durulmaz” diye bir atasözü vardır. Bu atasözünün günümüze uyarlanmış halini “Dijital yıkım olmadan dijitalleşilmez” şeklinde yorumlayabiliriz. Disruption sözlükte; bozulma, dağılma, yıkım parçalanma, bozgun, karışıklığa itme şeklinde açıklanıyor. Bundan önceki dönemlerde eskiyi, alışılmışı yıkıp, dağıtarak, bozarak yeni şeyler bulma, inovasyon yapma yöntemi olarak ‘disruptive innovation / yıkıcı yenilik, inovasyon’

olarak kullanılıyordu. Şimdi buna bir de ‘dijital yıkım / digital disruption’ eklendi. Kötümserlerin, teknoloji karşıtı ya da alerjisi olanların hemen; “dijitalleşeceğiz, yıkım olacak, biteceğiz!” diyebileceğini, olumsuz anlamlar yükleyebileceğini tahmin ediyorum. Onun için bu kıymetli teoriyi telef etmeden anlayalım.

 

DISRUPTIVE INNOVATION / YIKICI YENİLİK, İNOVASYON NEDİR?

 

Büyük ve sektör lideri şirketler, kârlı işlerine ve değerli müşterilerine odaklanırlar. Bazı segmentlerin ihtiyaçlarını gözden kaçırırlar. Yüksek kârlılık peşinde koşan, mevcudu korumaya çalışan büyük şirketler de çoğu zaman

buna aynı hızla tepki veremezler. Böylece ‘yıkıcı inovasyon’ denilen şeye ilk adım atılır. İnovatif daha küçük şirketler sonraki adımlarda pazarın üst segmentlerine doğru ilerleyip, duruma uyanamamış olan büyük şirketlerin ana müşteri kitlelerinin beklediği performansı da vermeye başlar ve açığı görmüş olmalarının avantajlarını kullanırlar. Böylece büyük şirketin müşterileri yeni şirkete kayar ve yıkım gerçekleşir.

 

DIGITAL DISRUPTION / DİJİTAL YIKIM NEDİR?

 

‘Dijital transformasyon / dönüşüm ve dijital yıkım, son zamanlarda en çok duyduğumuz terimler haline geldi. Kısa anlatım ile yeni dijital teknolojilerin ve iş modellerinin mevcut mal ve hizmetlerdeki değer önermelerini baştan aşağı değiştirmesi, eskiyi yıkıp yepyeni hizmetlerin, ürünlerin, yöntem ve modellerin ortaya çıkmasıdır. Dijital yıkımdan her iş kolu, modeli, bütün endüstriler ve kısacası tüm iş dünyası etkileniyor. Giderek artan oranda etkilenmeye de devam edecek. İşte bu yüzden akışta, oyunda kalmak için şirketler, bölümler ve kişiler gözlerini, akıllarını teknolojik, dijital trendlere dikip, uzmanların tahminlerine kulak kesilmeliler. Forrester’ın bu yılki açıklamasına göre birçok firma dijitalleşme eğrisinin altında... Şirketlerin sadece yüzde 27’sinde gerçekten işleyen bir ‘dijitalleşme’ stratejisi var.

 

 

BU TAVSİYELERİ ÇOK CİDDİYE ALIN

 

Aşağıdaki maddeleri tek tek gerçekleştirin çünkü dijital yıkım olmadan dijitalleşilemez.  Dijital, büyük resme bakıp tüm bölüm,fonksiyon, maliyet ve gelirlerinizi tek tek inceleyin.

 

› Şirketlerin yüzde 60’ında tepe yönetimler değişecek. Dijital vizyonu olan, geleceği uz görebilenler işlerin başına geçecek. Böyle yetenekleri istihdam edin.

 

› Dijital gelirlerin artması iş modellerini, çalışan profilini, görevlerini ve sorumluluklarını değiştirecek. Tüm süreçlerinizi iş ve teknoloji uzmanları ile masaya yatırın.

 

› Şimdiye kadar gelir yaratan bir birim olarak görülmeyen IT bölümlerinin önemi, dijital gelir artışı ile birlikte hızla yükselecek, kritikleşecek. IT müdürlerinizin odasını CEO katına taşıyın.

 

› Yanındaki odaya da dijital vizyonu olan, yıldız avcısı İK müdürünüzü yerleştirin.

 

› Pek çok iş evrim geçirecek. Her boyuttaki işletmede ve özellikle IT profesyonellerinin robotlaşma, yapay zeka, nesnelerin interneti ve büyük veri nedeniyle yeni, üstün yetkinliklere sahip olması gerekecek. Üst yönetiminizi

peş peşe eğitimlere yollayın. Çalışanlarınızın gelişimini teşvik edin.

 

› Büyük veri tüm iş stratejilerinin en temel belirleyicisi olacak. Şirketinizde iş analistliğini

önemli bir sorumluluk, görev haline getirin.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Siber güvenlik, hiper risk!..

Zaman zaman sizlere strateji ve yatırımlarınıza yön verirken dikkate almanız için teknolojik ve dijital alanlardaki trend sıralamalarını veriyorum. Aşağıda son hali, BBC tarafından yayınlanan ilk 10’u paylaşıyorum:

 

1. Siber suçlar ve siber güvenlik konusu öncelik ve önem kazanıyor.

2. IoT-Şeylerin İnterneti ve Hiper Bağlantılı (Hyper-Connected) teknolojiler dünyayı değiştiriyor.

3. Sezgisel değil gerçek zamanlı veri analizlerinin iş kararlarına etkisi artıyor.

4. Yeni bilgi koruma kanunları firmaları alt yapı ve süreçlerini değiştirmeye zorluyor.

5. Yapay zeka ve robotlar tekrarlayan işleri devralıyor.

6. Akıllı telefonlar hemen hemen her şey için birincil araç haline geliyor.

7. Sanal ve artırılmış gerçeklik (virtual and augmented reality) teknolojilerinin iş uygulamaları ile entegrasyonu ve adaptasyonu hızla yayılıyor.

8. Kişiselleştirilmiş ve konum tabanlı (location based) mağaza içi uygulamalar süratle gelişiyor.

9. Teslimat ve diğer kamu görevlerini gerçekleştirmek üzere drone kullanım izinleri, düzenleyici kanunlar çıkmaya başlıyor.

10. Etkisi ve hızı giderek artan start-up’lardan kaynaklanan rekabet baskısı, büyük şirketleri zorluyor.

 

Geçen sene sıralamada hayli altlarda olan ve bu yıl ilk sıraya yükselen 'siber güvenlik' konusu; iş dünyası, kamu ve özel sektör kuruluşları için takip eden yılların en önemli gündem maddelerinden ve yatırım önceliklerinden biri olacak gibi görünüyor. Dünya her geçen gün daha mobil, daha birbirine bağlı hale geliyor. Nesnelerin interneti ile cihazların, eşyaların, sensörlerin sürekli bilgi alışverişinde bulunması, otomatik yazılım güncellemeleri bu hızlı yükselişi tetikliyor. Siber güvenlik risklerini artırıp, meseleyi her sektör, her alan ve kişi için kritik ve hayati kılıyor. Güvenlik uzmanları, 2016’dan itibaren sistemlere sızıp, bilgileri çalarak şifreleyip, iade etmek ya da sızdırmamak için şantaj yapanların, hacker’ların, siber fidyecilerin de teknolojik gelişmelere paralel olarak, hızla çoğalacağını belirtiyorlar. Teknolojistlere göre en çok ihtiyaç duyulan mesleklerden biri nitelikli siber güvenlik uzmanlığı. Nasıl, kurumsallaşma ve plaza hayatına geçişten sonra binaların giriş-çıkışlarını ve katlarını korumak, kontrol etmek amaçlı özel güvenlik şirketi ve güvenlikçi patlaması olmuştu, şimdi benzer bir akımın 'siber güvenlik şirketleri ve siber güvenlik uzmanları' için olacağı tahmin ediliyor. Müşteri bilgilerinin çalınması şirketlerin en büyük kabuslarından biri haline gelirken hukuk büroları, denetleme ve muhasebe firmaları, e-fatura, e-arşiv ve e-doküman servisi verenler, finans kuruluşları, araştırmacılar, analistler, teknoloji-telekom şirketleri en riskli, siber şantajcıların en çok göz diktiği yerler olarak niteleniyor.

 

SİBER GÜVENLİK DİREKTÖRLÜĞÜ ŞART

IDC’den alınan rakamlara göre, dünya çapında, 2015 itibariyle 75 milyar dolar olan sibergüvenlik harcamalarının 2018’de 101 milyar, 2020 itibariyle de 170 milyar dolara çıkması bekleniyor. Bu artışa neden olacak sıcak alanların; yüzde 10 SIEM (Security Information and Event Management -Güvenlik bilgisi ve kayıt takip yönetiminin kısaltılmışı), yüzde 10 tehdit zekası, yüzde 18 mobil güvenlik, yüzde 50 bulut güvenliği harcamalarından kaynaklanacağı öngörülüyor. Siber suç ve ihlallerin küresel maliyetinin 2019 itibariyle 2.1 trilyon dolarlara ulaşması, siber suçlar artıkça, siber güvenlik sektörünün büyümesi bekleniyor. Tüm şirketlerin hızla IT altyapılarını güçlendirmesi gerekiyor. Tıpkı finansal, organizasyonel, hukuksal vb. konularda olduğu gibi siber güvenlik stratejisi, sistemi, uzmanı vb. için de hatırı sayılır bir kaynak ayırması kaçınılmaz duruyor… Eğer hâlâ bir CDO’nuz (Chief Digital Officer) yoksa, önce o pozisyonu yaratmaya ve onunla birlikte de 'siber güvenlik direktörü'nüzü aramaya başlayın derim…

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Eğer yakın gelecekte pek çok iş yok olacaksa…

Gerçekçi ve dürüst olmak gerekirse “Evet, teknoloji sayesinde yakın gelecekte pek çok işi insanlar tarafından yapılmasına gerek kalmayacak hale getireceğiz” dememiz gerekiyor. Aslında ve zaten böyle bir yönelim başladı bile.  O yüzden de hemen her ülkenin şimdi ve gelecekte halledilmesi gereken sorunlar listesinin başında ‘işsizlik’ geliyor. Ancak hemen yanı sıra şunu da eklememiz şart. Tamam bir sürü iş, iş olmaktan çıkacak, o işten para kazananları yolu tıkanacak ama şimdiye kadar hayal dahi etmediğimiz pek çok yeni alanda, yepyeni işler, iş yapış biçimleri, düzenekleri de oluşacak. İş gücü, iş yapma halleri yeni gelişmelere uygun hale gelecek, bambaşka şekillere dönüşecek. Dönüşmek zorunda kalacak. Aşağıda bundan sonraki işe alım/iş bulma, işte tutundurma/tutunma ya da yeniden eğitme/donanım kazanma konularında geleceği belirleyecek dört önemli değişikliği paylaşıyorum. Hem bireylerin hem de kurumların, kişisel-kurumsal stratejileri ve yatırım tahsisatları için bunları çok dikkate alması gerekiyor…

 

1-Herkes uzaktan çalışabilecek hale gelecek: Uzaktan çalışma denildiğinde otomatikman herkesin evde ya da kafelerde ve kamusal, açık alanlarda kendi kendine çalışması akla geliyor. Oysa drone’lar, uzaktan kumanda edilebilen, örneğin sağlık cihazları gibi farklı sektörlerde kullanılacak çeşitli araçların uzaktan kullanılması da bu kapsamda düşünülmeli. Çok yakın gelecekte çeşitli cihazları hareket ettirmek, onlara bir şeyler yaptırmak, fiziksel olarak birbirinden çok uzak yerlerdeki insanlar ve ekip elemanları tarafından yapılabilir hale gelecek. Bunun için dünyanın çok iyi eğitilmiş operatörlere, büyük tasarımcılara ihtiyacı olacak. Bu doğrultuda yolu açacak ve genişletecek kritik sektörler IT, finans ve iletişim olacak.

 

2-Gelecekte herkes bağımsız bir acente, ajans olacak: Gelecek nesiller iş aramak zorunda kalmayacak, iş onlara gelecek. Çünkü daha şimdiden Uber sürücülerle yolcuları, Airbnb evi olanlarla geçici misafirleri, LinkedIn iş arayanlarla şirketleri buluşturuyor. Aynı mantıkla, tarayıcı-merkezli (browser-centric) dünyada her türlü iş için yetenekli insanlarla onlara ihtiyacı olanlar benzer şekilde buluşacaklar. Hemen her alanda şirketler ve işverenler; yeteneklerini STEM (Science, Technology, Engineering, Mathematics) doğrultusunda geliştirebilmiş iş gücüne, buluşturucu servisler sayesinde ulaşılabilecekler.

 

3-Hemen her şeyde dış kaynak kullanacağız: Şirketler zaten uzun süredir maliyetlerini azaltmak ve daha uzman hizmete ulaşmak için dış kaynak kullanıyor. Bu durum iyice gelişecek. Her alan ve konuya yayılacak. Firmaların bir sürü insanı aynı yerde çalıştırmak için büyük ofis giderlerine katlanmalarına, insan yönetmek için çabalamalarına gerek kalmayacak. Çok daha yetenekli iş gücü, çok daha ekonomik koşullarla uzaktan da çalıştırılabilecek. Bu sayede şirketler bürokratik kurallar geliştirmeye değil, kurum kültürü oluşturmaya odaklanacaklar. Verimlilik ve insanlık artacak

 

4-Yetenek ve yetkinlik gelişimi çok ama çok farklılaşacak: İnsan eli ile yapılan işler teknoloji ile yapılacaksa, burun buruna çalışmak azalacaksa; o zaman yetkinlik tariflerinin, organizasyon biçimlerinin, eğitimlerin de baştan aşağı değişmesi gerekiyor. İnsanları bile bile gelecekte makinaların yapacağı işler için güdülemek, bunaltmak, eğitmek hiç de akıl kârı görünmüyor. Bütün dikkati eğitim içeriklerine, öğrenme olanaklarına ve geleceğin yetenekli insanlarının nasıl oluşacağına yöneltmek gerekiyor. Bu noktada MOOC’lar (Massive Open Online Courses- Kitlesel Açık Online Kurslar) yani uzaktan, online eğitim servislerine büyük iş düşecek. Onların gelişmesi oranında herkes istediği beceriyi edinecek ve becerisini belgeleyen sertifikasyonları alabilecek. Ve tabii ki aynı şekilde uzmanlar, becerikli kişiler de aynı zamanda birer MOOC eğitmeni olabilecek.

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Geleceğin organizasyon yapısı: Holocracy / Holokrasi

mesinden türemiş. Cracy, democracy’den (dêmo=insan topluluğu) + krátos= kural, güç) alınmış ve ortaya ‘holocracy’ yani holokrasi denen ‘bütünsel yönetim’ biçimi çıkmış. Yerinden özyönetim de deniyor. Holokrasi, geleneksel aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağı piramitlerle izah edilmeye çalışılan hiyerarşik yönetim yerine yöneticilerin, unvanların vb. olmadığı, herkesin yüksek bilinç, sorumluluk ve yetki ile kendi kendini yönettiği bir sistem. Bu kültürde çalışanlar rollerine ve yapacağı işe hakimdir. İnsanların işlerini yapmaları için yönetici güdümünde olmaları gerekmez. Dolayısı ile piramitler de yoktur.

 

ŞİRKET ÇALIŞANLARININ BİRDEN FAZLA GÖREVİ VAR

Tıpkı bir mahalle halkının kendisine ait yaşam alanını, sınırlarını bilmesi gibi herkes görevini ve yapması gerekeni bilir. Şirket çalışanlarının birden fazla görevi vardır. Bu rollerin gerektirdiği yetkiyi ve bu yetkinin sınırlarını bilirler. Örneğin, bizim şirkette benim şirketi temsil etme görevim var. Ayşe; pazarlama, müşteri ilişkilerini yönetme ve iş/ilişki geliştirme; Can da yazılım ve teknik konularla ilgili sorumlu olduğunu biliyor. Kısacası holokraside bir sürü daireler var. Herkes kendi dairesinin uzmanı, sorumlusu ve yetkilisidir.

 

BAŞARILI OLMANIN SIRRI

Böyle bakınca, yazılımcı Brian Robertson’un ortaya attığı ve aynı isimde bir de kitap yazdığı holokrasiye geleceğin yönetim biçimi, şirket organizasyon yapılarından biri diyebiliriz. Başta Zappos (Amazon bünyesinde satış yapan devasa ayakkabı, giysi perakendecisi) olmak üzere 300 kadar global şirkette uygulanmaya çalışılan holokrasinin işlemesi, Yeni Çağ’ın olmazsa olmazları ‘güven, hoşgörü, saygı ve paylaşım’ kültürüne bağlı. Bunların olmaması halinde yüksek seviyede belirsizlikle ilerleyebilme, değişim, dönüşüm, yenilikçilik ve esneklik gibi hayati yetkinlikleri gerektiren modelin başarılı olması mümkün değil. Halen alternatif bir yönetim şekli olarak görülüyor. “Yok canım olur mu öyle şey, mümkün mü?” diyenlerle, “Bal gibi de olur, olmak zorunda” diye tartışılıyor. Oysa ben her Yeni Çağ’ın, teknolojinin zorlayıcı etkilerinden dolayı giderek yaygınlaşacağını hatta Hollywood iş modeli işe birlikte kaçınılmaz olarak geleceğin organizasyonel yapılanma modeli haline geleceğini iddia ediyorum.

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Bot ama asker botu değil! “Robot”un “bot”u

 

Bot; bilişim ve teknoloji dünyasında zaten yaygın olarak kullanılıyor. Çek dilinde ‘iş’ anlamına gelen ‘robota’ kelimesinden türeyen ‘robot’ kelimesinin kısaltılmışıdır. ‘Bot’lar aslında akıllı ajan yazılımlarının internet üzerindeki versiyonlarına verilen addır. İnternetin ve arama motorlarının iyice yaygınlaşmasıyla gelişen akıllı ajan yazılımları, bot denilen yeni bir tür olarak örümcek yazılımlar ve özel amaçlı tarayıcı yazılımları şeklinde ortaya çıkmıştır. Aslında gelişmiş yazılımlar olan ‘bot’lar doğal olarak gerçek dünyadaki robotların davranışlarını sergileyemezler. O yüzden bunları, fiziksel dünyadaki gerçek robotlardan ayırmak için ajanlık yapan sanal internet robotlarına ‘bot’ deniyor.

 

DEĞİŞİK BOT ÇEŞİTLERİ

 

Ticari, veri madenciliği, e-posta, oyun, kamusal, haber grubu, sohbet, alışveriş, hisse senedi, yazılım gibi hedeflenen bilgi türüne göre adlandırılan pek çok bot türü mevcut. Bu türlerin hemen hepsi, aslında otonom bilgi ajanları/arabirimleri olarak ve özellikle internet üzerinde faaliyet göstermek üzere tasarlanmış ve geliştirilmiş yazılım türleridir.

 

YAPAY ZEKAYA GEÇİŞİN ÖN GÖSTERİMİ…

 

‘Bot’lara yapay zeka öncesi geçiş ya da ilkel yapay zeka dönemi de deniyor. Bir süredir ‘mesajlaşma’  uygulamalarında kullanılıyor. Yakın zamanlarda, Facebook ‘Messenger’ üzerinden bot uygulamalarına izin vereceğini açıkladı. Hemen akabinde de çeşitli uygulamalar hızla yaygınlaşmaya başladı. Çünkü bu gelişme, kaçınılmaz olarak internet üzerinden yaptığımız işlere yepyeni boyutlar getirecek. O yüzden bu derginin okuyucu kitlesinin, sektörleri ne olursa olsun çok önemli ve yeni bir pazarlama/satış aracı olarak ‘chat bot’ meselesini hızlıca anlaması ve uygulamaları için ekipleri ile hemen inovatif çalışmalara başlaması gerekiyor…

 

TAM ANLAŞILMASI İÇİN SİSTEMİN NASIL ÇALIŞTIĞINA BİR BAKALIM

 

Diyelim bir kadınsınız. İnternette güzellik malzemesi sitelerine, yorumlarına ya da ürünlerine bakıyorsunuz. Özellikle de rujlara tıklıyorsunuz. Bunu fark eden ajan ‘bot’lar güzellik malzemelerine, özellikle de rujlara bakındığınızı saptıyor ve potansiyel bir alıcı olduğunuzu chat bot kullanan X firmasına haber veriyor, daha doğrusu ‘ihbar ediyor’. X firmasının Chat Bot’u da Facebook Messenger’dan size; “Merhaba, rujlarımızdan denemek ister misiniz?” Diye soruyor. “Evet” derseniz, yüz algılama ve simülasyon teknolojisi ile yüzünüzün görselini kaydediyor. Farklı markalar, renkler ve tonlar sunuyor. Yaptığınız seçeneklere göre sürekli sorular sorarak, yeni alternatifler sunarak uygun ürünü seçmenizi sağlıyor.

 

İŞLEYİŞ

 

Ruju seçtiniz. “Belirli bir marka var mı? İşaretleyiniz” diyor. Ya da rengi seçiyorsunuz marka öneriyor. Sonra rengi seçtiriyor, yüzünüzün görselinde dudağınızı o renge boyuyor. “Oldu mu? Diye tekrar soruyor… Kısacası sizinle tıpkı mağazada yardımcı olmaya çalışan satış asistanı gibi ‘chat/sohbet’ ediyor. Nasıl durduğuna bakıyorsunuz. Farklı renkleri deneye deneye ilerliyorsunuz. “Tamam budur” dediğinizde “satın almak ister misiniz?” Diyor, “sepete at” dediğinizde işlem tamamlanıyor. Kibar kibar teşekkür ediyor ardından, “Yine bekleriz, bir de şunlara bakmak ister misiniz? Bunlarda da kampanya var” tarzında ifadelerle ya sizi uğurluyor ya da yeni bir alışverişin yolunu açıyor. Tam olarak anlamak isterseniz, başarılı örneklerden biri olan modiface’e Facebook Messenger üzerinden mesaj atmanızı öneririm. Yapay zeka yani chat bot’un verdiği cevaplar ve sorduğu sorularla sizi nasıl yönlendireceğini mutlaka deneyimleyin.

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Hem büyük hem de mega fotoğrafa bakalım!..

 

Ülke gündemi kalkışmaya, terörle savaşa, can/mal kayıplarına kitlenmişken, fütürist/gelecekçi olarak odaklandığım konular, 'hâlâ fanteziymiş gibi geliyorsa, 'yandık' demektir! Çünkü bu hallere gelmemizin nedeni çoğumuzun 'gelecek okuryazarı' olmamasından, olanların da bilim, teknoloji, mühendislik, sanat ve matematik alanlarına gereken önemi vermemesinden, çok çalışmak yerine kolaycılığa kaçmasından kaynaklanıyor.

 

'Ama', 'fakat' ve 'lakin'ci tercihlerimiz, 'elle gelen düğün bayram' veya 'bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın' gibi tutunduğumuz, nesilden nesle öğrettiğimiz bize has özlü ama aslında özümüzü boşaltan sözlerimiz ile gelip gelebileceğimiz haller buralara kadardır. Zira bundan ötesini, bu tür bir gidişatın geleceğini tahmin etmek zor değil…

 

Global güç savaşlarının başrol oyuncuları tarafından, asırlık kurgularla sahnelenen oyunların öncesi, sırası ve sonrasında oluşanlar çok da 'sırlı ya da tahmin edilemez derinlikte' değil artık. Her şey gözümüzün önünde olup gerçekleşiyor. Bize yapılmak istenenler, başımıza gelsin diye çabalananlar daha önce onlarca ülkeye yapıldı!

 

Adeta Games of Thrones izler, Pokemon kovalar gibiyiz… Tüm ülke olarak böyle zehirli, bulaşıcı bir moda kitlenmiş vaziyetteyiz. Bugün kim yakalandı, kimler/kaç kişi işten atıldı, neresi bombalandı, neresi basıldı, kaç kişi öldü, yaralandı, kim ne dedi? Zehirli bir loop’un içinde dönüp duruyor, duyarsızlaştıkça duyarsızlaşıyoruz. Oysa insanlık bu tür filmleri, özellikle de bu coğrafyada, pek çok kez seyretti. Öğrendi. Hedefteki bölge insanları eğitimsiz bırakılarak, terör ve karmaşa ile bölünüp, sersemletiliyor ve şaşkınlaştırılıyor. Bu hale gelen şuursuz, yorgun, bezgin, itişen, kakışan kafa karışıklığı ile piyon olarak kullanılan, bir kısmı terörist ve haine, bir kısmı da mazluma ya da hormonlu güce dönüştürülüp birbirine düşman edilmiş bölge/ülke insanları bol bol savaştırılıyor. Silah, uyuşturucu vb. Her türlü melanetten para, güç kazanan tacirlerin fabrikaları tam kapasite çalıştırılıyor… Ekonomileri kalkınıyor. Bizim, can havli ile onarmaya, kurtulmaya harcamak zorunda kaldığımız kaynaklar, onlara oluk oluk refah, zenginlik, huzur, yatırım, inovasyon, teknolojik icatlar, çok daha zorlu koşullarla ışık hızında gelen geleceğe hazırlık yapmaları için akıyor…

 

Kısacası, biz bu şekilde içimize kapanmaya zorlanırken, canımızın derdine düşürülmeye çalışılırken, dünyanın aklı evvel ülkeleri sömürdükleri kaynaklarımızı aşağıdaki hiper trendlere tahsis ediyorlar:

 

> Tüm internet, teknoloji altyapılarını dijital dönüşüme tabi tutup, bant genişlik kapasitelerini artırıp, deli gibi çok daha yetkin insana, yazılıma ve donanıma sahip olmak için yatırımlar yapıyorlar.

> 5g’ye geçişe hazırlanıyorlar. Yani 1 saati, 1 saniyeye çevirecek dijital hıza doğru koşuyorlar. Böylece hologramla, artırılmış ve sanal gerçeklikle eğitime, sağlığa ve hizmet sektörüne verecekleri yeni şekilleri kurguluyorlar. 

> Tüm yapılarını bulutta konuşlandırıyor, biz 'terör' derken, onlar 'siber güvenlik öncelikli meselemizdir' diyerek, dijital ve sanal duvarlar, kaleler inşa ediyorlar.

> Bir taraftan da harıl harıl Ay’a, Mars’a gidip, gelip uzayı komşu kapısı yapıyor, dünyayı bitirdikten sonra gidecekleri yerleri de şimdiden hazırlıyorlar.

> Üretim sahalarını robotlarla, iş zekâsı ile donatıp, verimlilik ve kapasite konusunda sınırları zorluyorlar. Büyük, küçük, havada, karada, suda, su altında gidebilen insansız araçlarla ulaşım konusundaki tüm engelleri yok edecek icatlara imza atıyorlar.

> Yenilenebilir enerji yatırım, icat ve kullanımlarını turbo hızda geliştirerek, neredeyse sıfır maliyette, tertemiz enerji ile başımıza atıp kaçmaya çalıştıkları kapitalist sistemden çok farklı, insancıl, güvene dayalı düzeneklere ve çevresel sorunları çözdükleri aşamalara geçmek üzere ilk adımlarını atıyorlar.

Eğer hem fikirsek, akıllı olalım ve kör dalaşını bırakıp kenetlenelim. Çok çalışkan, duyarlı, saygılı ve dürüst olalım. Olaylara gelecekçi bir bakışla ve olumlu yaklaşalım.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Geleceğinizi güzeltmeye hazır mısınız? Hazırlanmalısınız!

 

22-23-24 Eylül tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde, Pharmetic Girişimci Eczacılar Derneği (PGED) tarafından en büyük eczacılık buluşması, ‘Geleceğin E hali’ gerçekleştirildi. Tüm konsept, marka, içerik tasarımı, kürasyonu ile dijital, mobil ve sosyal medya iletişim uygulamasını kurucu başkanı olduğum M-GEN Dijital Ajans yaptı. Sonuçta ortaya müthiş bir ‘ortak akıl platformu’ çıktı. Proje pek çok açıdan sadece eczacılara değil, tüm sektör mensuplarına örnek olacak özellikler taşırken, ‘Eczaneler Güzeltir’ hareketinden kurum ve kuruluşlar için zihinlere işaret fişeği niteliğinde mesajlar fırlatıldı. İlkini 2012 yılında yapmıştık. O zaman da ‘Geleceğin E hali’ çok farklı, cesur, yaratıcı, esinlendirici, zihin açıcı bulunmuş ve beğenilmişti. O tarihten bu yana daha iyisi yapılamadığı için sevgili PGED ekibi geçen yıl tekrar kapımı çaldı. Oturduk, çalıştık ve ortaya kongrenin bu yılki teması ‘Eczaneler Güzeltir’ çıktı. İlk sunduğumuzda çok beğendiler sonrasında aldıkları tepkilerden ise ürktüler. “Güzeltir lafını ilk bahsettiğimiz bazı kişiler garipsedi, pek anlayamadı, komik, uyduruk buldu. İptal ediyoruz, bize yeni önerilerle gelin” dediler. Ancak direttik. “Bize ve geleceğe güvenin bu kavram dillere dolanacak. Herkes, her konuda kullanacak, sayenizde yayılacak” dedik. Çekinerek ‘olur’ dediler. Etkinlik sonrası ise durum aynen hatta hayal ettiğimizin ötesinde gerçekleşti. Kısacası an itibariyle herkes ‘güzeltmek’ deyişini benimsemiş ve kullanır durumda.

 

KİMLER VARDI, NELER OLDU?

 

İlaç, OTC, dermokozmetik, kişisel bakım, bitkisel destekler, medikal alan ve kamunun önemli temsilcileri bir araya geldi. En etkileyici 20 iş düşünürü arasında yer alan dünyaca ünlü fütürist Patrick Dixon, iş dünyasının, özellikle perakendenin yaratıcı, vizyoner liderlerinden organik fütürist Cem Boyner,  iletişim ve tıbbi psikoloji alanındaki bilgilerini iş hayatının ihtiyaçları ile bağdaştıran çalışmaları ile öne çıkan Prof. Dr. Acar Baltaş, sağlıklı beslenme denildiğinde ilk akla gelen isimlerden Prof Dr. Osman Müftüoğlu ve daha pek çok değerli konuşmacı hayati konulara değinerek, kritik mesajlar verdi.

 

OLAYIN ÖZÜ

 

Tıpkı diğer her meslek gibi eczacılık mesleği de geçmiş ve gelecek arasında kalmış. Çıkış yolu arıyor… Eczaneler uzun yıllardır, geleneksel yapı nedeni ile ilaç tedarikçiliği ve klinik eczacılık arasında sıkışmış durumda. Bu yüzden eczacılar da mesleklerinin sürdürülebilirliğini sağlamak için geleceği daha fazla merak etmeye ve incelemeye başladı. Bunu yaptıklarında da şu tabloyla karşılaştılar:

 

1-Özellikle genetik, bio ve nano teknolojilerdeki gelişmeler ile sağlık sektöründe, tıbbi, medikal alanlarda ve moleküler çalışmalarda ‘ilaç, teşhis, tedavi yöntem ve araçları’ hızla farklılaşıyor. Gelişiyor, kişiselleşiyor, kolaylaşıyor. Tabii ki daha da karmaşıklaşıyor. Bu nedenle eczacılık, farklı uzmanlık alanları ile sinerji gerektirir hale gelmeli.  

 

2-Eczanelerin bütünleştirici, tamamlayıcı, koruyucu ve kapsayıcı, kişiye özel sağlık-güzellik noktalarına dönüşmesi, tartışılabilir olma noktasını çoktan geçti. Zorunluluğa dönüştü. Gelecekte de var olmak isteyen eczaneler hem çok kuvvetli perakende satış noktası hem de sağlık, güzellik danışmanı olabilmeyi kotarmalılar.  Bu noktada OTC, dermokozmetik, kişisel bakım, bitkisel destekler ve medikal olarak özetlenebilecek ürün gruplarının da ilk adresi eczaneler olabilmeli.

 

3-Yaklaşık 25 bin eczanenin korkulu rüyası olan, engellemeye çalıştıkları ‘zincir eczaneler’ ve ‘internetten satışlar’, hiç kuşku yok ki diğer tüm sektörler gibi bu sektörün de verimsiz, geleneksel ve geçmişte kalmış taraflarını dijital buldozerle ezip, geçecek…

 

Vakit kaybetmeksizin, eczacıların çok hızlı bir şekilde kendilerini yeniçağın teknolojik donanımına, kafa yapısına uyumlamaları gerekiyor.

 

Yukarıdaki özetin, ‘meli+malı’ listesine kendi iş alanınızı ve sektörel özelliklerinizi yerleştirip simülasyon yapın, bakalım sizin için alarm zilleri ne söylüyor?

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Bir siber kıyamet eksikti

 

Ülkenin yüzde 78'inden fazlası internetsiz kaldı. Amerikan hükümetine ait bazı kurum ve kuruluşların siteleri çöktü. En önemli sunucuları veri kaybına uğradı. Küresel ağ tabanlı anlık siber saldırı ölçüm servisi norsecrop da saldırıdan nasibini aldı ve devre dışı kaldı. Norsecrop, tüm dünyadaki siber saldırıları gerçek zamanlı ve interaktif bir harita üzerinde göstermeye yarayan bir servis olduğu için atak nedeniyle ölçüm yapamadı, erişimde sorunlar yaşadı ve durum iyice vahimleşti. Tahminlere göre ABD bu saldırıdan dolayı 7 milyar dolar zarara uğradı. 

 

 

SİBER SALDIRI NASIL OLDU?

 

21 Ekim’de Twitter, Spotify, Netflix, Reddit, Paypal, Shopify, Box, Etsy, Github, hbonow, airbnb, Yelp, Pinterest, Starbucks, Wired, Reddit, The Verge, Business Insider gibi dünyanın en popüler web siteleri, yüz binlerce web-camera ve dijital video kaydedici (DVR) aracılığı ile bugüne kadar bilgisayar ağlarına yapılan en tehlikeli saldırıya maruz kaldı. Sitelere bağlantı ya tamamen kesildi ya da çok yavaşladı. Saldırı birkaç günde kontrol altına alındı, ancak büyük hasara ve ‘siber savaş mı başlıyor?’ hatta ‘siber kıyamet mi kopuyor?’ paniğine yol açtı. Saldırı ilk etapta hepsi de dyndns adlı altyapı şirketini kullanan Twitter, Paypal ve Spotify’ı hedef aldı. Hacker’ların kendi aralarında zombi ordusu diye dalga geçtikleri ve siber saldırı türlerinin en tehlikelilerinden bir olan ‘botnet’, zararlı kodlarını (malicious codes) bu platformlara internete bağlanan yüz binlerce ucuz cihaz aracılığı ile yolladı. Siber atak, ddos (Distributed Denial of Service/Dağıtık Hizmet Engelleme) saldırısı olarak, anında dünyanın gündemine oturdu. Bizimki de dahil olmak üzere çeşitli ülkelerde hükümetler, kurumları ve vatandaşları şifrelerini değiştirmeleri ve teknolojik önlemler almaları için uyardı. …

 

 

SİBER KIYAMET SENARYOLARI…

 

Doğal olarak tüm bu gelişmeler hem kurumları hem bireyleri “Eğer bir gün bilgilerimize erişemezsek ne olur, ne yaparız, nasıl çalışırız, işimizi nasıl yaparız, sistemi kesintisiz çalıştırmayı nasıl başarırız?” Gibi sorulara yöneltiyor… Hep birlikte düşünelim, siber kıyamet kopsa neler olabilir ve kurumsal, kişisel başınıza neler gelebilir?

 

> İnternetten bankanıza bağlandınız ve hesabınızın sıfır olduğunu

> Borç ya da tasarruf bakiyelerinizin +/- anormal değiştiğini

> Hard diskinizin silindiğini, tüm datanızın uçup gittiğini

> Kredi kartlarınızın, kredi hesaplarınızın iptal edildiğini, değiştiğini

> Buluta erişemediğinizi, internete bağlanamadığınızı

> Online sistemlerinizin kitlendiğini, hiçbir şekilde bilgisayarınıza, sisteminize giriş yapamadığınızı gördünüz.

 

Özellikle kurumlar, sizin acil durum planınız, iş sürekliliği prosedürleriniz var mı? Ama sahiden var mı? Bir yerlerde ISO ya da XYZ standartlarına uygunluk için alınıp unutulmuş listelerden, süreç raporlarından ve kılavuzlarından bahsetmiyorum. Uygulanabilir ve hemen devreye alınabilir bir ‘hayatta kalma kitiniz’ var mı? Uygulanabilir durumda mı? Siz onları kontrol edinceye kadar dijitalden sorumlu teknik arkadaşlarınızla aşağıdakilere bir göz atın.

 

ALINMASI GEREKEN TEMEL ÖNLEMLER

 

> Tüm datalarınızı ve hard diskinizi bulut’un ve server’larınızın dışında, farklı-gizli bir yerde de fiziksel olarak tutun, periyodik olarak yenileyin.

> Eğer hükümetten, yerel yönetimden siber atak duyurusu/uyarısı gelirse, tüm cihazlarınızın (bilgisayar, TV, telefon, kamera, internet of things aletleri vb.) İnternet bağlantılarını derhal kesin.

> Tüm bilgisayar, cihaz ve sistemlerinizi ataktan etkilenip etkilenmediğini anlamak için sıkı güvenlik taramasından geçirin. Etkilendiyseniz mutlaka profesyonel destek alın.

> Uzmanlar eşliğinde en son yedeklere dönün. Eksik datayı tamamlamaya gayret edin.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Çalışmadan para kazanmak; evrensel gelir...

[email protected]

 

Belirgin belirsizlik yatırımcıları, çalışanları, tüm insanları tedirgin ediyor. Üstelik Oxford Üniversitesi, Birleşmiş Milletler, Dünya Ekonomik Forumu vb. Gibi saygın kuruluşlar da yangına körükle gidercesine, peş peşe araştırmalar yayınlıyorlar. Çalışmaların neredeyse tamamında şuna benzer sonuçlar paylaşılıyor:

 

> Önümüzdeki 15-20 yıl içinde devlette çalışanların (memurların) işlerinin üçte ikisi robotlar tarafından yapılacak.

> Genel olarak da tüm işlerin en az yüzde 33’ü ya yok olacak ya da robotlara devredilecek. 

 

BU DÖNÜŞÜMÜ NASIL KOTARACAĞIZ?

 

Fakat ortada bir sorun var! İş olmazsa, yaşamak için para nasıl kazanılacak? Aslında özellikle kurumsal alandaki pek çok insan köle gibi çalışmak istemiyor. Çalışma hayatından bıkmış vaziyette. Her gün trafik, kalabalık, türlü türlü güvenlik, hayat sorunları ile boğuşarak işe gitmek, yoğun stres, sürekli güvensizlik, istikbal endişesi bu çağ insanını canından bezdirmiş durumda. “İşlerimizi makinalar yapsın, biz bu kadar çok yorulmayalım, işe bağımlı yaşamayalım” isteği yüksek. Ama öte taraftan da “İşimizi robotlara kaptırırsa para kazanamayız, o zaman nasıl yaşarız?” Bilinmezi ve endişesi de çok yüksek… Yatırımcı, iş adamı vb. Tarafında da durum farklı değil. Onlar da insan çalışanların yarattığı sorunlardan bıktığı ve çalışan maliyetlerini, kaprislerini, yetersizliklerini taşıyamaz hale geldikleri için, insanların yerine yorulmayan, bozulmayan hem de 7/24 gıkını çıkartmadan çalışan robotlar koyalım, rekabette geri kalmayalım, hatta atak yapıp iyice arayı açalım istiyorlar. Fakat bu dönüşümü nasıl kotaracaklarını bilemiyorlar. O yüzden heves etseler de henüz tam da ne olduğu belirginleşmeyen, çok hızlı değişen bu yeni teknolojik alanlara alt/üst yapı yatırımı yapmaktan korkuyorlar. ‘Ya tutmazsa?’ Kaygıları tavan yapıyor. Kısacası hangi açıdan bakarsak bakalım; tıpkı korkunun ecele faydasının olmadığı gibi bu tür kaygıların da dünyanın, insanlığın geçireceği, geçirmekte olduğu müthiş dönüşümü engellemeye pek etkisinin olamayacağı apaçık ortada…

 

 

EVRENSEL TEMEL GELİR/VATANDAŞLIK MAAŞI…

 

O halde eğri oturup doğru konuşmalı ve dünyanın birkaç yıldır tartıştığı UBI=Universal Basic Income yani ‘Evrensel Temel Gelir’ formülüne benzer çözümleri düşünmeye başlamalıyız. 21’inci yüzyılın dahi iş adamlarından, çılgın girişimci Tesla ve spacex’in yaratıcısı ve CEO’su Elon Musk, her fırsatta robotların insanların işlerini ellerinden alacağını hatırlatıyor. Toplumsal huzur için devletlerin geliri olmayan vatandaşlara maaş bağlaması gerekeceğine dikkat çekiyor.  “Ve neden böyle bir öneri?” Denildiğinde; “Şu anda aklıma başka bir çözüm gelmiyor” diyor. ‘Evrensel temel gelir’ uygulamalarının 15-20 yıl içinde zorunluk haline gelebileceğine dair önemli açıklamalar yapan bir başka lider ise Barack Obama. O da bunu konuşmaya başlamalıyız. Teknolojik gelişmeler hepimizi kaçınılmaz olarak bu konu ile yüzleşmeye zorluyor demeyi sürdürüyor. Silikon Vadisi’ndeki hemen hemen tüm teknoloji girişimcileri ile beraber ünlü fütürist, Singularity Üniversitesi’nin kurucusu ve Google’ın başmühendisi Ray Kurzweil de insanların bu kadar çok, uzun saatler çalışmasını gereksiz bulan, gelecekte herkesin devletten minimum gelir almasının vatandaşlık hakkı olacağını savunanlardan… Eğer hızla artan işsizlik probleminin çağa ve teknolojiye özel temel nedenlerine odaklanılmaz ve çözümler üretilmez ise şu anda tüm dünyada zaten en önde gelen intihar ve depresyon sebepleri olan ‘işsizlik, parasızlık, borç’ gibi sorunlar katlanarak büyüyecek. Dünya barışı ciddi anlamda tehlikeye girecek. Bu gelişmeler maaş almaya, ödemeye alışmış herkesi yakından ilgilendiriyor. Yeni şeyler düşünmek gerekiyor…

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Her kuruma ve her ülkeye lazım!

[email protected]

 

Başkanlık seçimleri sırasında Donald Trump, Amerika’yı bir CEO gibi yöneteceğine söz vermişti. Oluşturduğu kabinede yer alanların iş geçmişlerine bakıldığında sözünü büyük ölçüde tutacakmış gibi görünüyor. Görünüyor görünmesine de ekonomi/siyaset yorumcuları; “Bu yetmez! Dediğini tam olarak yapmış sayılması için Fortune 500 şirketlerinin yaptığı en iyi şeyi de kopyalaması gerekir” diyor ve son olarak şu yorumda bulunuyorlar: “Dünyaya hükmeden şirketlerin fütürist/gelecekçi istihdam etmesi gibi hükümetin de uzun dönemli ulusal çıkarlarımızı şekillendirmek için mutlaka ‘Department of Future’-'Gelecek Bölümü’-Bakanlığı’ kurması, fütüristlerle çalışması gerekiyor.” Politico yazarı ve The Future Today Institute’un kurucusu Amy Webb’in Agenda’da yukarıdaki cümlelerle başlayan yazısını görünce  ‘budur!’ dedim. Gerçi o Amerika için yazmış ama savunduğu fikirler her ülke ya da her kurum için geçerli ve evrensel. Çünkü dünya sürücüsüz araçlar, yapay zekâ, nano-genetik editleme çalışmaları vb. Teknolojik gelişmeler yüzünden adeta yepyeni bir fazın yamacında.

 

 

AKILLI, SÜRDÜRÜLEBİLİR VE GELECEKÇİ STRATEJİLER GELİŞTİRİLİYOR

 

Ve tabii ki dünyanın lider şirketlerinin CEO’ları, uzun dönemli başarılarının yakın gelecekte gerçekleşecekleri neredeyse kaçınılmaz olan yeni araçlara, sistemlere, süreçlere göre donanma, hazırlanma kabiliyetlerine bağlı olduğunun farkındalar. Bunun olmaması için 10-20-50-100 yıl içinde dünyayı, ülkelerini ve şirketlerinin geleceğini etkileyebilecek senaryolar, olasılıklar üzerinde fütürist çalışmalar yaparak, akıllı, zeki, sürdürülebilir, gelecekçi stratejiler oluşturmaya çalışıyorlar. 

 

Devletlerde de, şirketlerde de “Department of Future-Gelecek Bölümü” olması artık o kadar da uzak ya da zorlayıcı bir ihtimal değil. Zaten birçok şirket, uzun süredir disiplinler arası geçmişi olan, ekonomik verilerin, istatistiklerin, demografi ve teknik araştırmaların nasıl kullanılacağını bilen profesyonel fütüristleri istihdam ediyor. Intel, IBM, Microsoft, GE, Unilever, BSH, Bosch, Siemens, 3M, Google, Ford gibi şirketler; geleceklerine, trendlere, kuruluşlarının ve endüstrilerinin 5, 10, 20, 30 ve hatta 50 yıl sonraki hallerine ilişkin senaryolar oluşturmak için fütüristlerle çalışıyor. Hatta Türkiye’de bile fütüristlerle çalışan şirketler var… 2006’dan bu yana kartvizitimde “fütürist” yazdığını, geçimimi sağlayan parayı da gelecekçi çalışmalarımla kazandığımı söylediğimde şaşıracaksınız belki ama artık durum bu…

 

YA ESKİLER DÖNÜŞECEK YA DA FÜTÜRİST DÜNYA LİDERLERİ İLE HEPİMİZ DÖNÜŞECEĞİZ

 

IBM'in bilgisayarları bir kenara bırakıp yapay zekanın önünü açan, artırılmış zekaya zemin hazırlayan, şeylerin internetine katkı yapan halleri, işte hep bu fütürist düşüncelerin ve bakış açısının eserleridir. Google'ın fütüristleri bugünün çocuklarının, gelecekte anne ve babalarından ya da insanlardan ziyade makinelerle konuşacağını uzgörebildikleri için Google’ın mühendisleri, “konuşma/iletişim arayüzlerinin” gelişmesine kafayı takmış durumda… Fütüristlerin yaptığı; olumlu ya da olumsuz olasılıkları dengeli, veri odaklı araştırmalarla sunmak ve sürprizlerin olabildiğince beklenen, etkilenebilen süreçlere dönüşmesine yardımcı olmaktır. Fütüristlerden beklenenler yalnızca; araştırma yapmaları ve tavsiye vermeleri değildir. Liderleri, şirket çalışanlarını ya da kabine üyelerini, hatta geniş halk kitlelerini ve akademisyenleri bu konuda eğitmek, gelecekçi bakış açısı ile düşünmeye, strateji geliştirmeye yöneltmektir. Şu anda, Trump dahil aşağı yukarı bütün siyasi liderlerin (Kanada başbakanını biraz daha ayrı bir yere koyabiliriz), pek çok şirketin başındaki anlı şanlı profilin ağzında sakız olan ‘iklim değişikliği, globalizasyon ve istihdam’ gibi konular, resmen ‘throwbacks to 1960’s’ yani 60’lı yıllarda kalmış konulardır. Sonuç olarak; ya eskiler dönüşecekler ya da yeni bakış açılarına sahip yeni, fütürist dünya liderleri ile hepimiz dönüşeceğiz…

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Önümüzdeki 5 yılın 5 trendi

 

Başladığından beri dikkatle takip ettiğim ve büyük ölçüde de gerçekleştiğini (yaygınlaşmasa da) gözlemlediğim fütüristik tahminlerin yer aldığı raporların sonuncusunda ele alınan konuları sizlerle özet olarak sıcağı sıcağına paylaşmak istiyorum.

 

1-Beş yıl içinde, yapay zeka ile tüm kelimeler zihinsel sağlığımıza doğrudan açılan pencere işlevi görecek: Yazdığımız ya da söylediğimiz kelimeler, akıl ve beden sağlığımızın göstergeleri olacak. Konuştuğumuz ve yazdığımız şeyler gelişmiş bilişsel sistemler tarafından analiz edilecek ve olası, erken aşamadaki gelişim bozuklukları, zihinsel hastalıklar ve dejeneratif nörolojik hastalıkların sinyalleri önceden alınacak. Böylece tedaviler, hastalıklar oluşmadan ya da çok erkenden başlayabilecek. Bu gelişmeler çok önemli çünkü halen Amerika’daki beş kişiden birinde iş ve özel hayat problemleri, toplumsal gerginlikler ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle depresyon, bipolar hastalık veya şizofreni gibi psikiyatrik hasta var ve bunların yarısından fazlasına tedavi uygulanamıyor. Küresel olarak bu sağlıksız durumun maliyetinin 2030 yılında, yılda 6 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.

 

2-Beş yıl içinde, hiper görüntüleme ve yapay zekâ (AI) ile süper kahramanlar kadar keskin görüşe sahip olacağız: Aşırı gelişmiş (hiper) görüntüleme teknolojisi ve yapay zeka (AI) kullanan cihazlar,  elektromanyetik spektrumun çoklu bantlarını birleştirerek görünür ışık alanının ötesini görmemize yardımcı olacak ve bu da bilinmeyen veya görünmeyen gizli, değerli bilgilere erişerek, potansiyel tehlikeleri keşfetmemize olanak sağlayacak. Üstelik bu cihazlar taşınabilir, uygun fiyatlı ve erişilebilir olacak. Bu sayede hepimiz bir nevi süper görüşlü kahramanlara dönüşeceğiz. Bugünkü olanaklarla elektromanyetik spektrumun yüzde 99,9'undan fazlası çıplak gözle gözlenemiyor. Son 100 yılda bilim insanları, enerjiyi farklı dalga boylarında yayabilen ve algılayabilen aletler inşa etseler de hâlâ vücudumuzun tıbbi görüntülerini almak, dişimizin içindeki boşluğa bakmak, havalimanındaki çantalarımızı kontrol etmek veya sis içindeki bir düzlemi bulmak için çok sınırlı düzeydeyiz. Üstelik bunları yapabilen cihazlar çok pahalı ve hantal. O yüzden yukarıdaki gelişmeler de insanlık için hayati önem taşıyor.

 

3-Beş yıl içinde makroskoplar sayesinde dünyanın karmaşıklığını sonsuz ayrıntıda görebileceğiz: Makine öğrenme algoritmaları ve yazılımları o kadar gelişecek ki milyarlarca cihazın topladığı ve analiz ettiği karmaşık veriler fiziksel dünyayla ilgili bilgileri en ince detayına kadar organize etmemize yardımcı olacak. ‘Makroskop’ denen bu cihazlar minik detayları gösteren mikroskop ve uzakları gösteren teleskopun hem birleşmiş hem de onlardan farklı olarak, yeryüzünün hareketliliğini ve zamanı da analiz edebilen versiyonları… Çok gelişmiş yazılım ve algoritma sistemleri sayesinde dünyanın tüm karmaşık verilerini anlamlandırabiliyorlar.

 

4-Beş yıl içinde, tıbbi laboratuvarlar nano ölçekteki ‘çip’ sağlık dedektörlerine dönüşecek: Nano ölçekteki çiplerde yer alan akıllı sensörler ve tahlil cihazları öyle gelişecek ki adeta sağlık dedektifleri gibi görev yapacaklar. Vücut sıvılarımızdaki en gizli ipuçlarını dahi izleyebilecek ve bir doktora görünmemizi gerektirecek problemleri anında bildirecekler. Amaç, normalde tam ölçekli bir biyokimya laboratuvarında gerçekleştirilecek olan tüm tahlil, analiz süreçlerini tek bir silikon çiple halletmek. Süper olmaz mı?

 

5-Beş yıl içinde akıllı sensörler, çevre kirliliğini ışık hızında algılayacaklar: Çok uygun fiyatlarla alınabilecek algılama teknolojileri sayesinde sanayi tesislerindeki, doğalgaz çıkarma kuyularının yakınındaki, depolama tesisleri çevresindeki ve dağıtım hatları boyunca konuşlandırılmış çeşitli yerlerdeki kimyasal sızıntıları gerçek zamanlı olarak tespit edebileceğiz. Bu gelişmeler sayesinde çevre kirliliğini, küresel ısınmayı önlemek, yavaşlatmak adına çok önemli adımlar atabileceğiz.

 

Boşuna demiyorum #gelecekgüzelgelecek diye…

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Tıkanıklıkları "duyarlı kapitalizm" çözer mi?

Ufuk Tarhan / [email protected]

 

Gün geçmiyor ki robotların, yapay zekanın ve hologramların insanların elinden alacağı işlere dair bir araştırma, video, istatistik, analiz yayınlanmasın. Yine gün geçmiyor ki yenilenebilir enerji ile ilgili olarak hangi ülkelerin, ne büyüklükte yatırım yaptığına ve bunun ne büyüklükte bir tasarrufa ya da çevre korumaya dönüşeceğine dair haberler okumayalım. Ve tabii ki gün geçmiyor ki süreçlerini dijitalleştirdiğini, robotlarla iş birliği yaptığını, yapay zekaya geçiş yapmayı planladığını duyuran, sürdürülebilirliğe, çevreye ve çalışanlarına verdiği öneme dikkat çeken ve yeni dünyaya göre duyarlı bir şekilde dönüşmekte olduğunu ilan eden bir global şirkete rastlamayalım. Tüm bunların ne anlama geldiğini 2011’den beri yazmakta olduğum bu köşedeki diğer yazılarıma tekrar göz atarak kolayca sizler de sıralayabilirsiniz. Ben, yine de kısa bir özet yapayım… Bu gelişmeler ve haberler, bize en basit ifadeyle 11 konu hakkında ipucu veriyor…

 

1-5-10-15 ve 20 yıllık dilimlerde dünyanın tüm Ar-Ge, üretim, dağıtım, tüketim, iş yapma biçimleri ve yaşam koşulları çok hızlı ve kökten biçimde değişerek dönüşecek.

2-Her sektörde birçok hizmet otonom cihazlar tarafından gerçekleştirilecek. İnsanların fiziksel olarak bulunmasını gerektiren tüm işleri teknolojik çözümler devralacak.

3-Verimlilik ve üretim müthiş yükselecek.

4-Maliyetler, fiyatlar ve ücretler çok çok düşecek.

5-Ancak tüketim düşüşe geçecek. İnsanlar anlamsızca tüketmeye yönelik alışkanlıklarını terk edecek. Daha akıllı, verimli, ekonomik ve gerekli alışverişe yönlenecekler. Bu da satın alma ve sahiplenme yerine kiralama ve ortak kullanım ile paylaşım modellerini geliştirecek. Sadakat programlarında ‘rateocracy-reytokrasi’ belirleyici olacak.

6-Firma ve ülkeler daha hızlı, daha düşük maliyetlerle ve daha çok üretebilecekler ama hem çok satamayacaklar hem de bekledikleri fiyat ve kâr dengelerini kuramayacaklar.

7-Para kademeli olarak ortadan kalkacak.

8-fintech’teki gelişmelerle yeni, dijital değişim ve ticaret birimleri ortaya çıkacak. Bitcoin ve blockchain’le başlayan süreç marka paralara kadar gidecek.

9-Toplumun büyük kısmı çalışamayacak. Geçiş döneminde işsizlik ve bunun getireceği bunalım, dünyanın en önemli sorunlarından biri olacak.

10-Çevresel sorunlar, dönüşümle sarsılan türbülanslı dünyanın dertlerini katmerlendirecek.

11-İnsanlık dönüşürken ve evrim geçirirken, yaşam uzayacak, inanlar daha geç yaşlanacak ve ölecek. Ancak dünya pek çok fiziksel-ruhsal sorunla ve yeni hastalıklarla boğuşmak zorunda kalacak.

 

YENİ BİR MODEL ÖNE ÇIKIYOR

 

Yukarıdaki tablo, büyük ölçüde kapitalizm denen sisteme göre kurgulanmış dünyanın egemen ulus devletleri ve global şirketlerine, “Kapitalizm ile ilerlemek artık mümkün değil. Dünya kapitalizmden yoruldu. Kurduğunuz kâr ve büyüme odaklı düzenekler hem çevreye hem insanlığa zarar veriyor, yaşamı sürdürülemez kılıyor, başka bir yol bulmalısınız” diyor. Global şirketler son yıllarda ‘responsible’ ya da ‘sustainable capitalism’ denen yeni bir kavramı ve modeli konuşmaya başlamış durumda. Sorumlu, duyarlı, sürdürülebilir kapitalizm olarak tercüme edilecek yeni modeller ve sosyal sorumlulukla, çevreci ve insancıl politikaları içselleştirmenin yolları aranıyor. Devletlere yardımcı olarak kârlılık, insanlar ve yeryüzü arasında yeni dengeler kurarak ve ilişkileri geliştirerek daha iyi sosyal, ekonomik ve çevresel yapılar kurulabilmek için çareler üretiliyor. Yazının başlığı olan, ‘tıkanıklıkları duyarlı kapitalizm çözer mi?’ sorusunu hepinize yönelterek yanıtlarınızı rica edeyim… Çözer mi? Ne dersiniz?

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Döngüsel ekonomi ile gelecek daha güzel gelecek

Ufuk Tarhan / [email protected]

 

Döngüsel ekonomide hiçbir şeye çöp ya da atık olarak bakılmıyor. Bu modelde her şeyin tekrar tekrar kullanılması, bir üretimden çıkan atık dediğimiz şeyin aslında bir başka üretim için girdi, kaynak olması esas. Kolay kavramak için en bilinen döngüsel ekonomi örneği ‘büyükbaş hayvanların dışkısı’ üzerine odaklanalım. Büyükbaş hayvanlar kendi dışkısından beslenen bitkileri yiyor, tekrar dışkılıyor ve sistem bu şekilde kapalı devre, döngüsel olarak çalışıyor. Aslında insanlık döngüsel ekonomiyi Antik çağlarda, tarıma geçişte keşfetmişken, dünya kalabalıklaşıp üretim ve tüketim giderek kompleks hale geldiğinden materyalleri yeniden değerlendirmek için çok karmaşık analiz, sentez, planlama yapma ihtiyacı doğuyor. Ve insanlık o noktada işin kolayına kaçıp başlıyor; aslında yeniden kullanılabilecek, başka şeylerin üretiminde kullanılabilecek birçok şeyi atmaya ve 'çöp dağları’ yaratmaya…  Sürdürülebilirlik adına yapılan bütün çalışmaların neredeyse tek istikamet diyebileceğimiz ölçüde gitmek zorunda olduğu yön; ‘Circular Economy’ yani ‘Döngüsel Ekonomi’… Bu bilgileri aldığım, “Sürdürülebilir bir gelecek için kimya yaratıyoruz” diyen BASF Sürdürülebilirlik Stratejisi Direktörü Andreas Kicherer; “Yakın bir gelecekte, yenilenebilir enerji, nano ve genetik teknolojilerin daha da gelişmesi, yapay zeka ve robotların yaygınlaşması ile ‘Döngüsel Ekonomi’ müthiş bir alternatif ekonomik model olarak dünyayı saracak, sarmalı” diyor. ‘Döngüsel Ekonomi’nin temel prensiplerini şöyle özetlemek mümkün: Kaynakları mümkün olduğunca uzun kullan. Atık ve artık miktarını minimize et. Ürünlerdeki maksimum değere ulaşmayı hedefle. Ürünlerin ve malzemelerin kullanım ömrü sonunda yeniden kazanılması ve yenilenmesini sağla. Yazması kolay, yapması, uygulaması müthiş zor ve karmaşık olan yukarıdaki prensipler için çok ileri teknoloji, bilgi, deneyim ve planlama gerektiği aşikar ve kaçınılmaz…

 

DÖNGÜSEL EKONOMİYE UYGUN ÜRÜNLER

 

Andreas Kicherer’e “Peki, sizin böyle çalışan üretim sahalarınız ya da döngüsel ekonomiye uygun ürünleriniz var mı?” Dediğimde ise yanıtlarına şapka çıkarıyorum. BASF’nin Ludwigshafen’da yer alan Verbund tesisinin tamamı birbiriyle entegre çalışıyormuş. 110 farklı üretim tesisi ve hepsi 2 bin 800 km’lik boru hattıyla birbiriyle ilişkilendirilmiş. Bazı üretim hatlarında açığa çıkan yan ürünler, diğer üretim hattında hammadde olarak kullanılabiliyormuş. Bu şekilde, BASF bünyesindeki fabrikalar tamamen Döngüsel Ekonomi'nin ‘Verbund Prensipleri’ ile çalışıyormuş. Ve halen dünyada altı ülkede (Almanya, Çin, Amerika (2), Malezya ve Belçika) Verbund uygulayan BASF, Türkiye’deki altı üretim tesisinde de bu prensiplerden alıntılar uyguluyormuş. (https://goo.gl/fbdwop) “Peki, ‘Döngüsel Ekonomi’ ürününüz var mı?” Dediğimde ise çantasından plastik görünümünde ve yapısında olan bir poşet çıkardı. Yüzde 100 çevre dostu, doğaya karışabilen, devrimsel bir malzeme olduğunu söyledi. Bir başka Ecovio-döngüyü tamamlama örneği olarak da ADAC motorsports etkinliğindeki tek kullanımlık Ecovio kaplamalı tabak-bardaklardan compost yoluyla yarış pisti zeminine toprak sağlanmasını verdi. Bence QR kod’la linke bağlanıp ‘Döngüsel Ekonomi’ animasyonunu izleyin ve bu konuyu gelecek için çok ama çok ciddiye alın.

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Dijital transformasyondan DNA dizilimlerine geçiş başladı...

Ufuk Tarhan / [email protected]

 

Sanatçı Heather Dewey-Hagborg, sokaklardaki sigara izmariti, tırnak parçası, sakız, saç gibi insanların genetik kanıtlarını taşıyan kalıntılardan DNA dizilimlerini çözümleyip analiz ederek yüzlerini 3D printer’dan basılacak hale getiriyor. Bilim insanlarının çöplerden, köpek pisliklerinden DNA çözmeye çalıştıkları zaten biliniyordu. Hatta daha önceleri ABD başkanının dış ülkelere ziyaretlerinde dışkısından çöpüne, kılına, tüyüne kadar DNA temizleyicilerinin arkasından her şeyi toparlayıp götürdükleri, imha ettikleri gazetelere yansımıştı. Pek çok insan da ‘yok artık, ne abartı!’ demiş, pek çoğu da ‘Hollywoodvari, pek bilim kurgu’ diye burun kıvırmıştı.

 

OYSA DURUM PEK ÖYLE  DEĞİLMİŞ MEĞER…

Konu artık, bu işe kafasını takan, teknolojiden anlayan bir sanatçının insan kalıntılarından DNA dizilimini çözüp hiç tanımadığı kişilerin büstünü üretmeye kadar ilerlemiş… Yaygınlaşmaya neredeyse ‘halka inmeye’ başlamış… Hani suçluları yakalamak için temsili resim yapılırdı ya… Hâlâ da yapılıyor. Anlaşılan artık 3 boyutlu fotoğrafı ya da resmen büstü kullanılacak… Tabii bu, işin sadece bir boyutu. DNA dizilimlerine bu kadar kolay erişilebilir, analizlerinin bu kadar basitçe ve bilim merkezlerinin dışında da yapılabilir hale gelmesi etik, ahlak, güvenlik, hukuk vb. Açısından ortaya çıkacak anormal gelişmelerin, gerekecek düzenlemelerin önemine ve büyüklüğüne dair çok önemli işaretler veriyor. Kısacası bilim, teknoloji, dijitalleşme öyle bir hale geldi ki Rensselaer Politeknik Enstitüsü’nde elektronik sanat üzerine phd yapan 30 yaşındaki bir sanatçı, sokaklardan topladığı genetik izler taşıyan sakız, sigara izmariti, tırnak parçası, saç gibi artıkların genomik bölgelerine odaklanarak bilgisayarında o sakızı çiğneyen kişinin DNA dizilimine ulaşıp yüzünü gerçek ölçekte üç boyutlu model ve sonra da büst haline getirebiliyor…

 

PEKİ, BUNU NASIL YAPIYOR?

Dewey-Hagborg bu meseleye kafasını takınca Genspace, diye bir ‘do-it-yourself’ (kendi kendine yap) biyoloji laboratuvarında DNA çözümleme teknikleri dersi alıyor. Polymerase Chain Reaction (PCR)-Polimeraz Zincir Reaksiyonu ile çer-çöp’ten DNA’yı çözümlemeyi başarıyor. Dewey-Hagborg, artıkları çok ufak parçalara bölerek çeşitli kimyasallarla dolu bir tüpte inkübe edip  santrifüjde işlemi defalarca tekrarlayarak DNA dizilimini ortaya çıkarıyor. Bunu yaparken DNA’da bir polimeraz zincir reaksiyonu oluşmasını sağlayarak hedeflediği genomun spesifik bölgelerini çoğaltıyor. Elde ettiği mitokondrival DNA'yı bir çözümleme için bu işi yapan bir laboratuvara gönderiyor ve laboratuvar, yaklaşık 400 baz çift Adenin, Timin, Sitozin ve Guanin,  dizilerini (A, T,C ve G) deşifre edilmiş olarak ‘sanatçıya’ teslim ediyor. Dewey-Hagborg ise artık bilgisayarında bir dataya dönen kişinin DNA dizilim bilgilerini, insan genom veri tabanlarında bulunan dizilimlerle karşılaştırıyor. Bu karşılaştırmaya dayanarak kişinin soyunu, cinsiyetini, göz rengini, kilolu olma eğilimini ve kişinin gözleri arasındaki boşluk gibi yüz morfolojisine ilişkin diğer özellikleri hakkında bilgileri oluşturuyor. En az 40-50 farklı özellikten oluşan bir liste ile ortaya çıkan parametreleri bir bilgisayar programına girerek kişinin yüzünün 3D modelini oluşturuyor. Elde ettiği veriler bir insanın benzeyeceği genel resmin çoğunu veriyor. Ondan sonrası diğer özellikler ile bu jenerik portre üzerinde değişiklikleri yapmaya kalıyor. Son adım olarak elde ettiği 3D modeli New York Üniversitesi'ndeki bir 3D yazıcıya göndererek heykel haline dönüştürüyor. ‘Hoppa!’ ya da ‘nasıl yani?’ diye insanı yerinden zıplatan bu haber, gelecekle ilgili gelişmeler açısından oldukça önemli alt mesajlar yolluyor. Daha dijital transformasyonun sığ sularında oyalananlara vites yükseltmeleri uyarısı veriyor. Konuya ilgi duyanlar bu linkteki videoyu izlesinler…  https://goo.gl/gbwjpa

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

BUGÜN YAZANLAR