Siber Kriz Yönetiminiz Yoksa Yandınız

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

Her şeyin dijitalleştiği, şirketlerin, kurumların, devletlerin hatta her birimizin fiziksel ürün ve malları dışındaki tüm değerli varlıklarımızın dijitler halinde -ki biz onlara ‘buluttalar’ desek de- çoğu yer altında olan, 7/24 çalışan, devasa server tarlalarında barındırılan, saklanan, korunmaya çalışılan ‘hiper siber’ bir çağdayız. Hayatımız ve sıhhatimiz, damarlarımızdaki kan ile dijital dünyadaki datanın kesintisiz akmasına bağlı… Hiçbir işin, iletişimin, kişinin, kurumun; 1 saniyelik hatta saliselik kesintiye dahi tahammülü yok. Data kesintilerinin işletmelere verdiği zarar ile beyne pıhtı atmasının verdiği zarar neredeyse aynı. İkisi de hayati tehlike arz ediyor. Bu yüzden şirketler ve kurumlar için etkin bir güvenlik alt yapısının yanında ‘siber kriz yönetiminin’ de hazır olması gerekiyor.

FELAKETTEN ÖNCEKİ 1 DAKİKAYA GERİ DÖNMEK ZORUNDA KALMAYIN

Tüm siber güvenlikçilerin üzerinde hemfikir oldukları şöyle de bir deyiş var: Artık dünyada şirketler ikiye ayrılıyor; ‘hack’lenmiş olanlar’ ve ‘hack’lenecekler... Çok ürkütücü değil mi? Evet hem de nasıl dediğinizi duyar gibiyim, fakat… İyi haber de var. 

Data kesintilerinin verdiği zararları, şirketlerin felaketle karşılaştıkları andan 1 dakika öncesine döndürebilme patentine sahip bir altyapı var. Adı, ‘Veeam’. Ben de yeni tanıştım ve bir ‘oh’ dedim. ‘Her sorun, çaresini de yaratır’ ya da ‘iyi olacak hastanın doktor ayağına gelir’ hesabı, dünyadaki hemen hemen tüm en büyük teknoloji şirketlerine, devletlere hizmet veren böyle bir ‘ileri teknoloji çözümünün, risk yönetim ve data/sistem kurtarma’ altyapısının olması içimi rahatlattı… Yukarıda bahsettiğim Veeam, kurumlara adeta zamanda yolculuk yaptırıyor. Şirketleri felaketle karşılaştıkları andan 1 dakika öncesine döndürerek, minimum kayıpla hayata geri dönmelerini sağlıyor. Teknik hatalar, kazalar ya da dışarıdan yapılan ataklar sonucunda oluşan kesintiler artık şirketlerde domino etkisi ile çok hızlı ilerleyen, yayılan ve hatta firmanın batmasına kadar giden sorunlar yaratma riski taşıyor. Eskiden “bir sivilce güzelliği, bir yangın zenginliği bitirir” denirdi. Şimdi buna ‘siber atak’, ‘data kesintisi ya da hack’lenmenin yok edici tahribatı’ da eklendi. Atak alan şirketlerde ilk olarak işletmenin operasyonları duruyor ve sonucunda da çalışanlar işlerini yapamaz duruma geliyorlar. Ardından müşteriler problemin giderilmesi için gereken zaman boyunca (kesintinin uzamasına neden olabiliyor) hizmetlerde aksaklık yaşıyorlar. En son olarak da itibarın zarar görmesi ve finansal sonuçlar ve çöküşün ayak sesleri geliyor. 

SALDIRIYA MARUZ KALDIKTAN SONRA İŞ İŞTEN GEÇMİŞ OLABİLİR

Günümüzde saldırı ya da arıza anında dakikalar içerisinde sistemi ayağa kaldırmak, hızlıca veriye erişim sağlamak ve geri yüklemek, yüklenen verinin de güncelliğinden emin olmak ve güvenliğini sağlamak, beynine pıhtı atan ya da kalp krizi geçiren birine yapılan ilk müdahale ve yoğun bakım süreci ile neredeyse eş değerde. Önlem alınmazsa dünyayı Terminatör ya da Mad Max türü post apokaliptik filmlerde olduğu gibi bir kaosla karşı karşıya bulmak işten bile değil.  

Türkiye dünyada en çok siber saldırı alan ilk 10 firma içinde ve her gün pek çok firma atak mağduru olmak durumunda. Olmayanlara bir örnek; dünyanın en büyük otomotiv şirketlerinden birinin SAP sistemi geçtiğimiz aylarda bir sebepten çöktü. SAP sisteminin çökmesi üretimin durmasına neden oldu. 

Sektörün önemli oyuncularından olan bu şirketin SAP sisteminin replikası ve yedekleri Veeam tarafından korunuyordu ve şirket dakikalar içerisinde sistemin çöktüğü ana geri döndürülüp süper hızlı bir şekilde tekrar üretime başladı. Peki ya önlem alınmamış olsaydı… Bu konuyu lütfen ciddiye alın... Saldırıya maruz kaldıktan sonra iş işten geçmiş olabilir!

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

www’dan sonraki en büyük tsunami!

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

İnternet ilk çıktığında da tam olarak ne olduğu, işin nereye varacağı tam kestirilemiyordu. 

> Teknolojinin, ulusal ve uluslararası kuralların, ticari, finansal ve hukuki altyapıların hazır olmadığından, 

> Her şey bir kenara eğitimin, insan kaynağının hazır olmasının yüzyıllar alacağından, 

> Tüm bunların internetin dünya çağında yayılmasına engel oluşturacağından, 

> Türlü türlü kısıtlarından, tehlike, tehdit ve zararlarından; 

> Yayılması için gizlilik başta olmak üzere çeşitli çıkar çatışmaları yüzünden ülkelerin, siyasetçi ve politikacıların uzlaşamayacağından, direneceğinden, 

> İnterneti ancak belli ülkelerin, zenginlerin kullanabileceğinden,

>Toplumların dijital bir uçurumla birbirinden kopacağından, internete sahip olanların olmayanları çıtır çıtır yiyeceğinden bahisle, bir yığın ‘ama’ lar ve ‘gelişirse, yayılırsa şu olur, bu olur” diyen felaket senaryoları sıralanıyordu. Bu söylemleri fütursuzca savuranların dudaklarındaki tükürükler kurumadan geldiğimiz, internetsiz yaşayamadığımız dünyamızda şimdi, şu anda buradayız! Nerede olduğumuzun herkes farkında sanırım…  İnternetin sadece 27 yıl önce World Wide Web (WWW; Dünya Çapında Ağ) olarak 6 Ağustos 1991’de başladığı kabul ediliyor.  O gün, 1980’lerden beri Cern’de yaptığı çalışmalar takip edilen yaratıcısı Tim Berners-Lee, internet üzerinden ilk paylaşımını yaparak interneti yani www çağını resmen başlattı… Ve dijital ok, aslında tam da o zaman yaydan çıktı! Dünyadaki her şey ama her şey aynen elektriğin icadından sonra olduğu gibi bir daha eskisi gibi olamayacak şekilde dönüşmeye başladı… Üstelik bu kadarcık zamanda. 

BLOCKCHAIN dalgası

Şimdi de internetten sonraki en büyük dönüştürücü, en büyük dalga ile karşı karşıyayız; ‘blockchain’ teknolojisi ile… Arşivlerime baktım. Bu konuda ilk yazımı 2013 yılında yazmışım. Eylül 2017 ve Aralık 2017’de Platin’de tekrar, üst üste iki kez sayfamı blockchain’e ayırmışım. Bu ay yine ‘blockchain’ diyorum çünkü bu konunun ne kadar muazzam bir dalga olarak üstümüze gelmekte olduğunun tam anlaşılmadığını gözlemliyorum. Bitcoin ile duyulmaya başlandığı için blockchain’i kripto paraların hesap cüzdanı gibi görme eğilimi yüksek. Konuyu bankaların, finansçıların alanına terk etme tehlikesi var. Oysa etkilemeyeceği tek bir alan yok, kalmayacak! O yüzden bu sayfaları okuyan başta iş insanları olmak üzere büyük, küçük herkesi geleceklerini kurgularken dikkatli olmaları için tekrar uyarmak istiyorum.  

Şirketinizde, bünyenizde maaşlı ya da danışman olarak nasıl bir IT’ci, yazılımcı ya da teknoloji uzmanı olması şart ise artık bugünden tezi yok bir de blockchain teknolojisi sorumlunuz, kafasını buna takmış, sabah akşam blockchain teknolojisindeki gelişmeleri takip edip sizi, strateji, vizyon geliştirmekten yani sürdürülebilir büyüme ve kârlılıktan sorumlu beyinleri besleyecek birileri olmalı. Yoksa yandınız! Toparlanamazsınız! Konu bu kadar net ve acil!

Çünkü; blockchain elektrik, internet gibi nasıl çalıştığını tam anlamasak da kullanmak zorunda olacağımız temel bir araç, kolaylaştırıcı. Asıl fonksiyonu ‘kriptoloji ve akıl oyunları teorisi’ ile çalışan ileri seviyede algoritmalar kullanan birbirine bağlı, müdahale edilemeyen ‘dijital kayıt defterleri ağı’ olması.  Şu anda tüm işlerimizdeki, bütün süreçlerdeki en önemli maliyet (zaman ve para) unsuru olan kontrol, teyit, onay vb. mekanizmalarının, aracı hizmet bedellerinin, komisyonlarının, güvenlik önlemlerinin, insan gücünün, siyasi, politik manipülasyonların, rüşvetin, yolsuzluğun ve tüm bunlara dair her türlü giderlerin neredeyse sıfırlandığı yepyeni bir dünyadan bahsediyoruz… Bilmem anlatabildim mi? Bunları sıfırlayanlar ve hâlâ eski maliyetlerle boğuşmaya çalışanlar arasında sizce nasıl bir fark olacak? Gözünüzü blockchain’den ayırmayın!

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Endüstri 4.0 makinelerin mi yoksa insanların yükselişi mi?

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

Makineler tarih boyunca insanların korkacağı değil, büyük ve önemli problemleri çözmek için geliştirilen araçlar oldular. Daha doğrusu öyle olmaları istendi, düşünüldü. Ancak tüm araçların farklı amaçlar için de kullanılabileceklerini fark eden insanlık, hemen her aracın ve durumun kötülüğe hizmet eden versiyonlarını da geliştirdi. Daima ve diğer her şeyde olduğu gibi pozitifin negatifi, yararlının zararlısı icatlar devrimler boyunca birlikte yürüdü, yürüyecek.  

Ve insanlık bu yüzden de değişimden her zaman korktu! Her büyük dönüşümde türlü türlü, anti teknoloji odaklı felaket senaryoları kurguladı. Ve şimdi bir kez daha buna benzer zamanlardan geçiyoruz. Dünya değişiyor… Ve insanlar tedirgin. Oysa dönüp dolaşıp Herakleitos’un sözüne geliyoruz; “Değişmeyen tek şey değişim”. Yani bununla boğuşulması çok anlamsız.

BU SEFER DÖRDÜNCÜ ENDÜSTRİ DEVRİMİ İÇİNDEYİZ VE YİNE HEPİMİZ ETKİLENECEĞİZ

Daha şimdiden milyarlarca insan ve sayısız makine birbirine bağlı. Çığır açan teknolojiler, sınırsız işlem yapma gücü ve hızı, kitlesel, devasa bilgi depolama ve işleme kapasitesi, önceki yaşananlara hiç benzemeyen noktalara getirdi dünyayı… Otomasyon, makinelerin akıllanması hatta insansılaşması, mobilizasyon, yapay zeka ve robotlar; fütürizmin ve bilim kurgu hikayelerinin konusu olmaktan çıkıp pek de hazırlıklı olmadığımız bir hızla yaşamlarımızın gerçeği haline geliverdi. Teknolojik cihazlar, uygulamalar Her geçen gün etki alanını genişletiyor, iyice içimize sızıyorlar. Korku ve kaygı yaratmasının temel sebebi de önceki endüstri devrimlerine ve teknolojilere ayak uyduramayanların zorlandığını, başarısız olduğunu hatta insanların işsiz kaldığını, firmaların kapandığını hatırlamamız tabii ki. Oysa 1. 2. ve 3. endüstri devrimlerinin etkileri de sarsıcıydı. Ancak insanlık bu dönemlerden daima daha iyi hayat şartları, yükselen yaşam koşulları, daha güvenlikli ortamlar ve insanın kapasitesinin artması ile çıktı. Hiç kuşkusuz bu sefer de öyle olacak. İş hayatının, iş yapış biçimlerinin tamamıyla değişimi korkutsa da insanlar yaratıcılıklarını, akıllarını ve mücadele kabiliyetlerini öngörülen, görülemeyen zorluklarla başa çıkmak için kullanacaklar, geleceği teknolojiyle kucaklayacaklar. 

İNSAN, MAKİNE KARŞILAŞTIRMALARI YANILTIYOR

Aslında makinelerin insanlara karşı üstünlük sağlayacağına dair verilen örnekler bu korkuları körüklüyor, işi şirazesinden çıkarıyor. Sanki insan ve makine tam anlamı ile eşitlenebilirmiş, eşitlermiş gibi mukayeseler yapılıyor. Hâlbuki insanların ve makinelerin kendilerine has zaafları ve üstünlükleri var. Birbirlerinin yerini alamayacakları pek çok durum söz konusu ve bu pek de öyle kolay aşılacak bir faktör değil. Kısacası gelişmekte olan durum; makinelerin insanlara üstünlük kazanması değil, makinelerin, teknolojinin zaman içinde eninde sonunda insanlara artan oranda yardım etmesi. Mesela dünya satranç şampiyonunu bilgisayar yendi diye ortalık ayağa kalkıyor. Bunlar bizi geçecek, bizi idare edecek diye felaket tellalları ortaya dökülüyor. Daha ne yapıp yapamadığı belli olmayan robotlara PR amaçlı vatandaşlık verildi, yapay zeka belediye başkan adayı oldu diye ortalık birbirine katılıyor. Daha önceleri demiryolları üzerindeki o koca trenler ya da araba icat edildiğinde de bir çok argüman türetilmişti. Şimdi de benzer diyebileceğimiz korkular, senaryolar üretiliyor. Oysa verimlilik yükseldikçe özellikle de blockchain ve yenilenebilir enerji kullanımı yaygınlaştıkça, data iletme, saklama, yollama ve işleme kapasitesi yükseldikçe makinelerin egemenliğinin değil, onları kullanan insanlığın gücünün arttığını göreceğiz. Özellikle bu ikisinin etkisi, tüm insanlık için internetin etkisinden daha büyük ve türbülanslı dönemlerden geçsek de çok çok daha olumlu gelişmelere yol açacak. 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Başarı için şimdi bir de LQ’yu yükseltmek gerekiyor!

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

Sürdürülebilir, yükselen başarı için IQ ve EQ’nun ne kadar önemli olduğunu hepimiz öğrendik. Bir kez daha kısaca hatırlayalım.  

IQ (Intelligence Quotient) / Zeka: Zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyumlanabilme ve yeni çözüm yolları bulma yeteneği. IQ yüksekliği; sayılar, düşünceler ve olaylar arasında daha iyi bağlantı kurabilmeyi, bunlardan çok daha fazla ve farklı sonuçlara ulaşmayı sağlıyor. 

EQ (Emotional Quotient) / Duygusal Zeka: 1995 yılında psikolog ve zeka bilimci Daniel Goleman’ın ‘Emotional Intelligence’ isimli kitabı ile IQ’nun tahtını sallaması ile hayatımıza girdi.  EQ’yu ‘bireylerin kendisinin ve diğer kişilerin duygularını idrak edebilme, farklı duyguları birbirinden ayırıp doğru tanımlayabilme ve bu veriler ışığında kendi davranış ve düşüncelerini yönlendirebilme’ olarak öğrendik. Böylece ‘başarı için IQ yetmez, EQ’da lazım, hatta daha önemli’ dönemi başladı… Bu ifadenin Türkçe meali ise;
-Zekan ne kadar yüksek olursa olsun, iyi iletişim kuramıyor, ilişkilerini, duygularını, sosyal çevreni yönetemiyorsan, farkındalığın düşükse başarılı olmayı ya da başarını sürdürmeyi unut! 

Sonra bunlara SQ (Sosyal Zeka), DQ (Dijital Zeka) vb. de eklendi. Ne olduklarına girmeyelim, siz Google’layıp bol bol okuyun. Tanımlamalar zaten kendilerini ifade ediyorlar. 
Burada asıl LQ ile çıtayı yükseltmek istiyorum. Daha doğrusu bu konuda yavaş yavaş radarlara girmeye başlayan LQ (Learnability Quotient / Öğrenme Zekası) konusunu işlemek istiyorum. Manpower Group ve Hogan Assessment’ın ortak çalışması ile hayatımıza resmen giren yeni zeka türü oldukça önemli. Çünkü insanlar; 

> Değişimin kaçınılmaz, über hızlı ve çok kapsamlı hale geldiğinin, hatta karmaşıklaştığının, 
> Değişime ayak uydurabilmek, IQ ve EQ’yu beslemek için öğrenmenin kritik faktör olduğunun, 
> Geleceğin istediği becerileri ancak öğrenerek ve öğrendiklerini uygulayarak geliştirebileceklerinin epeyce derinden farkına vardılar.  

LQ’yu yükseltme süreci ‘meraklı olmak’ ve ‘öğrenmekle’ tetikleniyor, öğrendiklerini uygulamakla ilerliyor; devamlı, etkin ve yükselen ivmede ‘merak et, öğren, uygula, test et, 
revize et, yeniden dene, yeniden öğren’ silsilesi ile sürdürülerek pekişiyor, dönüşümlere sebep oluyor. Daima da yeni sorunlar, meraklar ve bilgilerle gelişmeye, değişmeye, dönüşmeye, yükselmeye devam ediyor. Bunları anlamak zor değil. Çünkü hepimiz bir araştırma olmasa da kendi gözlemlerimizle çıplak gözle dahi IQ’su, EQ’su gayet yerinde olsa da LQ’su düşmeye başlayan ya da düşük insanların başarılı olamadıklarını, öğrenmeyi kestiklerinde yok olup gittiklerini, bir dönem başarılı olsalar da sürdüremediklerini saptayabiliyoruz. 

ESAS PROBLEME ODAKLANMAK GEREKİYOR
Yani, “Evet halısınız, LQ da çok önemli hatta hayati bir mesele, katılıyorum” denmesi, o kadar da beklemediğim bir yanıt, geri bildirim değil. Asıl sorun; öğrenme ile eğitim arasındaki katı, kemikleşmiş bağı, ilintiyi koparmak, mevcut sistemleri neredeyse baştan aşağı bozup yeniden oluşturma zorunluğumuz. Esas problem alanı burası. Çünkü hâlâ, 200 yıl öncesine dayanan, öğretmenlerin ‘sınıf’ odaklı, özel becerilere göre değil; genel-geçer, ‘bilgi’ öğretmeye, ‘testlere, notlara, sınavlara’ göre kurgulanmış ‘katı eğitim’ sistemi. Bu sistemin şekillendirdiği insanlar. 

Eğitim sistemlerinin eskiliği, işlevsizliği hatta zararları tüm dünyada en önemli açmaz olarak görünüyor. Tüm ülkeler bunun üzerinde çalışıyor. Düzelmesi vakit alacaktır. O zamana kadar önerim, hiç beklemeden yüksek LQ farkındalığı ile herkesin hem bir yetişkin olarak kendisinin hem ekiplerinin hem çalışanlarının hem de çoluğunun çocuğunun eğitim, öğrenme sorumluluğunu üstlenmesi… learnabilityquotient.com sitesinden LQ’nuzu ölçebilirsiniz.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Siber güvenlik ve siber hijyen önerileri

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

İletişim, hizmet ve para akışı sanal ortama taşındıkça hem özel sektör hem de kamu kurum ve kuruluşları için siber tehdit ve zararlar da yükselen ivme ile artıyor, artacak… Siber tehlikeler açısından Türkiye, en yoğun internet kullanan ülkelerden biri olarak uluslararası tehlikeye maruz kalanlar arasında 51’inci, yerel tehditler açısından 73’üncü, ülkede barınan zararlı yazılımların neden olduğu olaylar sıralamasında da dünya genelinde 34’üncü. Bu sinyalleri iyi okuyup iş dünyasının, kamunun, aslında işini internette yapan herkesin (ki bunun dışında bir iş kalmadı zaten) ‘siber güvenlik ve siber hijyen’ konusunda acilen bilgilenmesi, bu alana yaptığı giderleri de harcamadan ziyade önleyici yatırım olarak görmesi gerekiyor. 

ŞİRKETLERE YAPILAN ATAKLARDA NASIL BİR YÖNTEM İZLENİYOR?

Sorun global… Herhangi bir ülke ya da bölge ile sınırlanamaz nitelikte. Bu yüzden özellikle yurt dışıyla, uluslararası düzeyde çalışan, hizmet alan, hizmet veren, ödeme gönderen, ödeme alan tüm şirketlerin, kurumların konuyu en öncelikli noktaya taşıması şart. Teknolojinin takip edilemeyecek bir süratte ilerlemesi nedeniyle siber saldırı yöntemleri de sürekli gelişiyor. Özel sektörde, özellikle şirketlerin satın alma, ithalat, ihracat ve mali işler vb. departmanları ile şirketlerin üst düzey yöneticileri kanmaya ve mail açmaya, link tıklamaya hâlâ devam ediyor...  ‘CEO Fraud’ ya da ‘Whaling Attack’ yeni tür sosyal mühendislik alanı olarak (kandırmaya dönük siber hareketler) gelişiyor. Peki, şirketlere yapılan ataklarda izlenen yöntem genel olarak nasıl ilerliyor? Yazışmalar, dikkatsizce tıkanan siteler vb. sayesinde sisteme sızan kötü niyetli kişiler, bir süre yazışmaları takip ederek tarafların rol, sorumluluk ve alışkanlıklarını öğrenmeye çalışıyor. Daha sonra da yazışma arasına girerek kopyalanmış e-posta adresi üzerinden istediği kişiye hiç şüphe uyandırmayan ve içerik olarak alışıldık ve doğru olan ama aslında hileli yeni talimatlar vererek dolandırmaya çalışıyor.

SİBER TEHDİTLERE HAZIRLIKLI OLMAK VE ŞİRKETİNİZİN TEKNOLOJİK GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAK ADINA NELER YAPILMALI?

> Siz, tüm önlemleri almış olsanız dahi iş yaptığınız kurumlar almamış olabilir. Ve bu kaçınılmaz olarak sizi de etkiler. Bu nedenle karşı tarafın siber güvenlik konusunda gerekli tedbirleri aldığından emin olun. Sözleşmelerinize her iki tarafın da siber güvenlik açısından gerekli ve yeterli önlemi alacakları şartını ekleyin. 

> Sözleşme bedellerinin ödenmesinde akreditif ödeme yöntemini tercih etmeye gayret edin. Çünkü bu, siber güvenlik ihlalinde tarafların zarar görmesi ihtimalini büyük ölçüde önler. 

> Sözleşme bedellerine ilişkin ödemeler ‘Mail Order’ veya ‘SWIFT’ transferi ile yapılma zorunda ise ödemenin, her iki taraftan da en az iki yetkili ile kontrol edildikten sonra gerçekleştirilmesi yararlı olacaktır. 

> Ödeme yöntemlerinde, ödemeye ilişkin şartlarda, bilgilerde, banka veya banka hesabı gibi herhangi bir değişiklik yapılmasını isteyen, bildiren e-posta veya faks mesajları, ödemeden önce mutlaka geleneksel yöntemlerle (telefon, faks vb.) teyit edilmelidir. 

> Uluslararası bir para transferi sırasında oluşan siber güvenlik ihlallerinde çok hızlı hareket etmek ve ilgili bankalar ile de yakın iletişimde bulunmak gerekir. Yurt dışı para transferleri ile yurt dışı alacaklarda yargı yeri sorunu olsa da hızlı hareket ederek, tercihen aynı gün ilgili mahkeme kanalı ile bir tedbir kararı alınması transfer edilen paranın hareketinin önlenmesini ve sonrasında takibi açısından son derece önemlidir. 

İçeriği oluştururken yardımlarını esirgemeyen Moral & Partners’a çok teşekkür ederim. 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Siber saldırganlar sistemleri manipüle etmeye hazırlanıyor!

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

Işık hızındaki teknolojik gelişmeler, değişimler, dijitalleşme, sanallaşma, yapay zeka, chat-bot’lar, sosyal medya kullanımı, hiper mobil kullanımı, giderek akıllanan ve birbirine bizim istemimiz dışında dahi bağlanabilen her türlü cihaz yani ‘Internet of Things’, ‘machine learning’ ve ‘ransomware’ (fidye, şantaj yazılımı) gibi süreçler, ‘siber güvenlik’ konusunu özellikle kurumlar için en büyük tehlikelerden biri haline getiriyor. Bu konunun hiç şakası yok... Eskiden, “Bir yangın oldu koskoca şirket battı” diye anlatılırdı. Şimdi ise “Bir ‘hack’lendiler, bir daha da kendilerini toparlayamadılar!” denebilecek çağdayız. O yüzden şubat ve mart köşemi, bu çok hayati konuya ayırmayı planladım. Şu anda okumakta olduğunuz kısmı hazırlarken, siber güvenlik alanındaki önemli oyunculardan ‘Trend Micro’ yöneticilerinden yardım aldım. Kendilerine teşekkür ediyorum. 

‘SECURITY PREDICTIONS PARADIGM SHIFTS’ RAPORUNU HERKES OKUSUN

Trend Micro tarafından yayınlanan ve 2018 yılındaki siber saldırı beklentilerini ortaya koyan ‘Security Predictions Paradigm Shifts’ raporu, şirketlerin bilgi ağlarının ve operasyonlarının olduka korkutucu seviyede manüpilatif, yanıltan, sızdıran güvenlik açığı riskleri ile karşı karşıya olduğunu çok net anlatıyor. Mutlaka okuyun, ekiplerinize inceletin, önlem alın. Şirketlerin ve tepe yöneticilerin, özellikle Mayıs 2018’de yürürlüğe girecek olan Avrupa Birliği Veri Koruma Yönergesi için alarma geçmeleri gerekiyor.

AVRUPA BİRLİĞİ VERİ KORUMA YÖNERGESİ TÜM EZBERLERİ BOZACAK

Kişisel verilerin korunması konusunda bireylerin sahip oldukları hakları genişletecek olan yönerge, verilerin Avrupa Birliği nezdinde yüksek bir koruma kalkanıyla korunmasını hedefliyor. Yönerge ile birlikte özellikle ‘C-Level’ yöneticilere önemli cezai yaptırımlar geliyor. Yönergeye uymayan şirketlere, işletmelere ve kurumlara çok acı reçeteler yazılacağı tahmin ediliyor. Yönergeye göre ‘veri gizliliği gözlemcileri’, şirketleri belirli verileri işlemekten tamamen men edebilecekleri gibi işletme operasyonlarına daha geniş çapta müdahalelerde bulunabilecekler. Güvenlik açıkları nedeniyle şirketler hem resmi makamların hem de bireysel kullanıcıların açacakları davalarla uğraşmak durumunda kalacaklar. 

BÜYÜK SİBER TEHLİKELER

İşletmelerin faaliyetlerini kolaylaştıran ve verimliliği arttıran ‘dijital ikiz’ (digital twin) üretme, gerçek kopyalarla çalışma ya da üretim ve süreçlerin simülasyonu gibi uygulamalar, diğer uçta da büyük siber tehlikeler yaratıyor. Örneğin sisteme sızıp dijital ikizin aslını manipüle edip tüm üretim sürecini değiştirdikleri halde, herhangi bir değişim yapılmamış gibi görünmesini sağlayan siber hırsızlar kendilerine yepyeni kazanç, soygun kapıları açabiliyorlar… İlerleyen süreçte, özellikle insansız hava araçları, sağlık hizmeti cihazları ve ses cihazları hack’lenerek, siber saldırganların kendi amaçları için kullanılabilecekler. ‘Bio-hacking’deki artış ile fitness bantları, giyilebilir kalp monitörleri, biometrik hareket sensörleri ve hatta kalp pilleri de siber saldırılara hedef olacak, hayati problemlere yol açacaklar. Çoğu cihazın güvenlik standartlarından uzak üretilmesi ve bu cihazların güncellenmelerinin kolay olmaması, siber saldırılara adeta davetiye çıkarıyor. Açıklardan faydalanarak standart kullanıcıların anlamasının imkansız olduğu biçimde sistemlere giren siber saldırganlar, sistemdeki verilerin ve cihazların kontrolünü kolayca ele geçiriyorlar. Şu ana kadar siber saldırganların en fazla başvurduğu saldırı yöntemi ransomware yani fidye yazılımıydı. 2017'de Wannacry, Petya, Locky, FakeGlobe ve BadRabbit gibi ransomware temelli saldırılar yaşandı. 2018'de de bunlardan sıkça söz edeceğiz gibi duruyor…

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Gelecek geleceği güzelleştirebilirsek güzel gelecek: 5G

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

1-Dijital transformasyon ve bulut bilişim geçen senenin yükseleniydi. Onlar artık normal ve olmazsa olmaz kategorisinde. Bu yıl ise yapay zekaya, endüstri 4.0 ve robotlara geçiş, blockchain ‘acil’ kaydı ile listeye eklendi. 

2-Şirketlerin bilgiye ulaşması, toplaması, yayması giderek kolaylaşıyor, bilgiler çoğalıyor. Mobil cihazlar, sosyal medya, e-ticaret kanalları, çağrı merkezleri vb… Her kanaldan bilgi yağıyor. Bu verileri rekabet avantajına dönüştürmek için analiz edebilmek, işe yarar hale getirebilmek, chatbot’lara ve anlık/insant/kişisel iletişime/operasyona geçişe hazırlanmak müthiş önemli hale geliyor.  Bu maddenin yapılması tüm paydaşlarla (müşteriler, çalışanlar, tedarikçiler, kamu vb.) ilgili iş süreçlerinde özellikle de yapay zeka uygulamalarına geçişte hayati önemde. Datasına hakim olmayanın, analitik, kullanılabilir hale getiremeyenin yapay zekaya geçmesi ve rekabet etmesi maalesef mümkün görünmüyor.

3-Siber güvenlik, server, bant genişliği, yazılımsal ve donanımsal altyapı yatırımları, upgrade’leri/transformasyonları, e-ticaret, mobil odaklı, real time süreçlere geçiş, dijital satış, satın alma, lojistik, müşteri hizmetleri, pazarlama, iletişim, Ar-Ge yapılanması vb. şirketlerin teknolojiye ve nitelikli insan kaynağına, eğitime ve müşteri deneyim ortamlarına yapmak zorunda kalacakları yatırımları katlamalı olarak artıracak.  

4-Nitelikli eleman bulmak, bulduklarını organizasyonda tutmak ve yaratıcı bir şevkle üretkenliğini sağlamak için esnek, duyarlı, geliştiren, eğlendiren keyifli, kaliteli ortamlar, ekstra avantajlar sunmak gerekecek. Bordrolu çalışanlara kontratlı, geçici projeci beyinler de katılacak. Hiyerarşik değil, senfonik, holokratik yönetime geçiş yapabilen organizasyonlar başarılı, yetenek mıknatısı olacak. Liderler, yönderlere dönüşecek. 
5-Mobil cihazlarla büyüyen, bilgisayarsız, internetsiz ve mobil cihazsız dünyayı bilmeyen Milenyum nesli artık çocuk değil. Onlar da büyüdüler ve iş dünyasına katılmaya hazırlanıyorlar. Milenyumlar aynı zamanda pek çok markanın hedef müşterisi olarak da oyuna giriyorlar. O yüzden bu neslin beklentilerine uygun iş ortamları, ürün ve hizmetler sunamayanlara bu yıldan itibaren yok oluş tamtamları daha hızlı çalmaya başlayacak. 

6-Problem yaratan, yakınan değil, problem çözen ve kritik, stratejik düşünme yetisine, fütürist bakış açısına sahip ve önceliklendirme virtüözü küratörler, çok etkin çalışanlar arayı epey açacak. Ofis dedikoducuları, sigara sohbetlerinde, fotokopi başı fısıldaşmalarında eskiye öykünen, onu-bunu suçlayanlar, negatif enerji yayanlar, söylenenler ne olduğunu anlayamadan kendilerini çıkış kapısının önünde bulacaklar. 

7-Şirketlerin eğitim konuları, katalog listeleri değişecek. Soft skill denilen programlar, kişisel gelişim sorumluluğu bireylerin kendisinden beklenirken, kurumlar yeniden daha çok teknolojik ve mesleki eğitimlere, proje, workshop ve deneyimlere yönlenecekler. 

Özetle kurumlardan yavaş yavaş şu sesler giderek yükselmeye başlayacak: “Artık internette ve halka açık pek çok çalışmada gelişmek isteyenin kullanabileceği sayısız içerik var. Liderlik, sunum becerisi, müzakere yetkinliği, iletişim vb. konularında herkes bir zahmet kendini, kendisi geliştirsin. Bizim bunlarla uğraşacak vaktimiz yok. Zamanı ve kaynakları teknolojiye, mesleki beceri geliştirmeye ayırmamız gerekiyor.” Haksız da değiller… Yakın geleceğin üzerindeki sisler giderek dağılıyor, pek çok şey her geçen gün daha belirgin hale geliyor. Heyecan, coşku, beklenti ve sorumluluklar artıyor. 

5G, gelecek geleceği güzelleştirebilirsek güzel gelecek…

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Şimdi insanlık düşünsün

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

Son aylarda, hatta haftalarda sosyal medyadan paylaşılan ve benim de gecemi gündüzüme katıp herkes çabucak anlasın, bir de tercüme ile uğraşmasın diye Türkçe alt yazı ekleyip yorum, detay katıp aktardığım içeriklere bakınca… 

- Vay canına… Çok hızlandı yahu her şey! Zıvanadan çıkmak üzere... Ya biri dünyaya dur desin ya da hepimiz vites yükseltmek zorundayız. Hatta turbo programa geçmeliyiz hissine kapılmaktan kendimi alamıyorum… Böyle hissetmeme neden olan ve peş peşe, hiç durmaksızın önümüze düşen haberler, gelişmelerden sadece birkaçı…

1-Dünyanın artık bir robot vatandaşı var: Şimdiye kadar teknoloji meraklılarının bildiği, takip ettiği insansı robot Sophia, artık bir Suudi Arabistanlı ve çok meşhur. Şimdi onu tüm dünya tanıyor. Sophia, 24-25-26 Ekim 2017’de Riyad’da yapılan ‘Future Investment Institute’ konferansında aralara espriler de karıştırdığı bir konuşma yaptı, gazetecilere röportajlar verdi ve Suudi Arabistan’a bu ayrıcalıktan dolayı teşekkür etti. Bu ne demek? Robot vatandaş olmanın yükümlülük ve hakları neler? O da örtünecek mi? Sophia’nın üreticisi Hanson Robotics artık başka Sophialar üretmeyecek mi? Üretirse, o ürettikleri Arabistanlı Sophia’nın nesi olacaklar? Miras, medeni, etik, aile vb. kuralları, kanunları açısından konular, sorunlar nasıl çözülecek? Replika Sophialar nereli olacak? Ya da onlar vatandaş falan değil de şirketlerin hatta ailelerin malı mı olacaklar? Bu insansı robotlara su, ekmek verilemeyeceğine göre bakımlarını, gelişmelerini, güncellemelerini kim, nasıl yapacak? Onlar neyi, kimleri; kimler onları yönetecek? Sorular, sorunlar, yepyeni hiç aklımıza gelmeyen bir yığın yanıtsız sorgulamalar… 

2-Yapay zeka bir chatbot olan Shibuya Mirai’ye vatandaşlık verildi: Sophia’dan yaklaşık bir hafta sonra bu kez Japonya’dan bir haber geldi. Onlar da 7 yaşında erkek çocuk görünümündeki, vücudu olmayan, yalnızca yapay zeka bir chatbot olan Shibuya Mirai’ye vatandaşlık verdiklerini ilan ettiler. Mirai, yerel hizmetler konusunda halkla sohbet edecek, sorularına yanıt verecek, insanları gözlemleyecek, fotoğraflarını çekecekmiş. 

3-Çinliler de atağa geçti: 2020’den itibaren Çin, nüfusu 1 milyar 300 bin kişiyi aşan halkının haklarını, Sosyal Skor sistemi ile belirleyeceğini açıkladı. Skorlamada kişilerin ticari ahlakları, insani ilişkileri, çevre ile iletişimi, sosyal medya hareketleri, alışverişleri, tercihleri, faaliyetleri, eğitimleri, olumlu, olumsuz tüm özellikleri, kriminal geçmişleri vb. her şey değerlendirilecek. Bu değerlendirmelerde puanı düşük olanların internet hızları yavaşlatılacak, bazı sitelere, kulüp ve ortamlara girmeleri, farklı alanlardaki hakları sınırlanacak ya da örneğin seyahat etmeleri  yasaklanacak. Hoş geldin Black Mirror! Çin bu kadar geniş bir kontrolü ise halen aktif olan ‘Skynet’ (Gerçek Zamanlı Casus) projesi sayesinde yapacak. 

4-İnsanlar işlerimizi robotlar kapacak diye korkarken: Amazon’un ve Alibaba’nın akıllara zarar büyüklük ve karmaşıklıktaki devasa depolarında, son derece karmaşık sevkiyat, lojistik hatlarında görev yapan robotların videoları, paylaşılan rakamlar, karşılaştırmalar dudak uçuklatır halde. Daha şimdiden işlerin yüzde 70’ini üstlenen, verimliliği yüzde 300 artıran, 500 kilograma kadar yük taşıyabilen ve sayıları da o anormal büyüklükteki yerlerde sadece 50-60 olan robotun çalıştığı iş ortamlarına alışmaya başladık bile. Giderek ucuzluyor, akıllanıyorlar. Üstelik yatırımcıları, yöneticileri canından bezdiren insansı kaprisleri, dertleri yok. Haberler, gelişmeler dipsiz, sonsuz… Paylaşmaya can dayanmaz. Ve tüm gelişmeler adeta ‘şimdi insanlık düşünsün!’ der gibi beynimize akıyor! Eh düşünelim o zaman! Hazır, 2018’e adım atmak üzereyken… 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Her şeyi değiştirecek 4 şey nedir?

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

 

Özellikle dijitalleşmenin eksponansiyel yayılımı ile yapay zekanın tahmin edilenden hızlı gelişimi, robotların her geçen gün daha da insana benzer hale gelmesi, bu tartışmaları iyice körüklüyor. Her yaşta ve konumdaki insanın bugüne kadar hiç olmadığı kadar tüm faaliyetlerinin amacını, yaptığı işlerin neye yarayacağını, ne yapması gerektiğini tekrar tekrar düşünmesine neden oluyor…

 

İŞTE BU 4 TEKNOLOJİ...

1-Yapay zeka ve robotlar: Herkese Max Tegmark’ın Life 3.0 kitabını okumasını tavsiye ediyorum. Bence bugüne kadar yapay zekanın ne olduğu ve nelere yol açabileceğine dair bakış açısını genişleten, en iyi yazılmış kitaplardan biri. Kitapta çok önemli bir ‘intelligence/zeka, akıl, anlayış vb. tanımı var. Tegmark, “Intelligence yani insanların tüm diğer canlılardan üstün olmasını sağlayan faktör olarak kabul ettiğimiz şey, karmaşık görevleri, hedefleri tamamlama yetkinliğidir.” Şu anda bile etrafımız hızla pek çok karmaşık görevi insanlardan çok daha hızlı, hatasız ve daha düşük maliyetlerde yapabilen ‘akıllı şeylerle’ doluyor! Yani insanların ‘üstünüz’ diye böbürlendiği özellik, süratle ‘bir göreve odaklanmış, akıllı şeylere, robotlara da’ yükleniyor. Görevi hedefi vurmak olan son derece gelişmiş, ısı, ışık, görüntü, ses vb. algılayıcıları ile donanmış akıllı bir füze ya da robot asker, o görev çerçevesinde insanlara epey fark atıyor! Şimdi bunu tüm diğer alanlara, görevlere yansıtarak düşünün… 

 

2-Artırılmış, sanal gerçeklik ve hologramlar: Gerçek dünya ile bizim aramıza sanal bir katman girmesi şeklinde özetleyeceğimiz bu teknolojiler, her geçen gün daha eğlenceli, daha eğitici, daha interaktif ve erişilebilir hale geliyor. Sahici ile yapayı ayrıştırmanın zor olduğu ortamlar, bu teknolojiler sayesinde herkes için mümkün kılınıyor. Ve insanlar aslında olmadıkları hallerde, sanki oluyorlarmış gibi senaryoların içinde, giderek gerçek dünyadan daha fazla bu teknolojilerin sarmaladığı çevrelerde yaşar hale dönüşüyorlar… 

 

3-Genetik mühendislik ve implantlar: İnsanlığın odaklandığı bir diğer alan da fiziksel yapılarını, vücutlarını değiştirmek ve geliştirmek. Güzel ve sağlıklı olmak, yaşlanmamak ve hiç ölmemek için yükselen arzu, genetik modifikasyonlarla pek çok şeyin mümkün olduğunu ispatlayacak şekilde gelişiyor. Nano ve genetik teknolojileri kullanarak, bırakın herhangi bir organı, hücreyi iyileştirmeyi, değiştirmeyi; neredeyse ‘insan yapmanın dahi mümkün olabileceğini’ kestirebildiğimiz, bu doğrultuda dörtnala gittiğimiz yıllardayız. 

 

4-Yenilenebilir enerji devrimi, blockchain ve vatandaşlık maaşı: Bence altın vuruş, ‘ekonomi kıt kaynakların yönetilme bilimidir’ tanımını yerle yeksan edecek olan ‘yenilenebilir enerji devrimi’ ile yapılacak… Bugüne kadar oluşturulan tüm işe, eğitime, sağlığa, sosyal hayata dair yaşamsal sistemlerin temelinde yatan ‘kıtlık’ bilincinin yerini ‘bolluk’ çağına bırakması ile para ve güç kazanmaya kilitlenmiş insanlık odağını değerlere ve insanlığını korumaya çevirecek. Kıtlık sonrası bolluk dönemine geçişi sağlayacak olan unsurlar da işi olsun olmasın herkese dağıtılmak zorunda kalınacak ‘vatandaşlık maaşı’ (universal basic income) ve ‘blockchain” olacak. Devletler ve politikacılar eliyle sömürgenliğin sonunu bu alanlardaki gelişmeler getirecek.


Herkes, her birey, kurum, devlet ve özellikle her iş insanı yukarıdaki bu 4 faktör konusunda gelecek dersini çok iyi çalışmalı. Geçmişte silah bulduk diye sevindik, atomu parçaladık diye övündük ve onlarla dahi dünyanın sonunu getirebileceğimizi gördük. 


Şimdi bu 4 şey için seviniyoruz, umutlanıyoruz ya… Diyorum ki bu sefer, henüz vakit varken daha iyi düşünelim… Daha çok insanlığın amacına, ortak değerlere ve mutabakata odaklanalım ki ‘gelecek güzel gelebilsin’…

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Blockchaın nasıl bir dönüşüm başlatacak?

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

Neden bu kadar önemli olduğunu düşünüyorum? Blockchain, aracıları ortadan kaldıran yeni ve devrimsel bir teknoloji, ancak henüz tam gelişmiş değil. Daha çok erken aşamalarda. O yüzden ne olduğu konusunda önemli kafa karışıklıkları var. Çoğunluk henüz, doğrudan bitcoin’le ve diğer dijital paralarla ve parasal işlemlerle ilintilendirerek sadece finansal alanda kullanılacak yeni bir araç olduğunu düşünüyor. Oysa başlangıçta öyle planlanmasa da nasıl her çığır açan teknoloji gelişirken, çok farklı amaç ve hedeflere doğru evirilmiş ise blockchain de benzer bir yoldan gidecek gibi görünüyor. Dünyanın tüm değişim, paylaşım, kayıt sistemlerini altüst edeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Kullanan, anlayan insanlar arttıkça, akıllar, yaratıcı zekalar birleştikçe bambaşka ve uygulama alanları fark edildikçe de bu ihtimal güçleniyor. 

ÖNLEM ALMAK VE HAZIRLIK YAPMAK ŞART

Misal; Facebook, Twitter ve tüm diğer sosyal medya platformları… Ya da mobil telefonlar. Bizzat yaratıcıları, defalarca “Biz bile böyle olacağını, işin buralara varacağını hiç düşünmemiştik” diye açıklamalar yaptılar ya işte blockchain de buna benzer bir gidişata aday... 
O yüzden özellikle iş dünyasının, hükümetlerin, akademinin ve bireylerin çok ama çok ciddiye alması gereken, artık dijital okun siber yaydan çıktığı yeni bir devinim… Ve bence blockchain’le başlayan rüzgar daha henüz esinti bile değil. Aynen mobilizasyonun, sosyal medyanın dünyayı bambaşka bir gezegene dönüştürmesi gibi etkili olacak yıkıcı bir hortum, fırtına habercisi… Önlem almak, hazırlık yapmak lazım. 

BLOCKCHAIN NEDİR VE NELERİ DEĞİŞTİRECEK? 

Çok basitçe anlatmak gerekirse blockchain, ‘dijital kayıt defterleri, ağı, zincirleri’… Şifrelenmiş işlem takibi sağlayan, kimseye ait olmayan, şeffaf ancak son derece güvenli, birileri tarafından modifiye edilmesi imkânsız dağıtık veri tabanı. Zincirleme işlemler silsilesi ile takip edilebilen ama kırılamayan, bir merkeze bağlı olmaksızın işlem yapmayı, alıcı ile satıcı arasında direkt ve güvenli değişimin, paylaşımın yapılmasını sağlayan zincir teknolojisi. Nasıl konvansiyonel kayıt defterlerinde işlem kayıtları, işlem nitelikleri, kimlik bilgileri veya diğer bilgi parçaları gibi farklı türde paylaşılan veriler kayıt altına alınıyor ise blockchain de aynen bu kayıt sistemlerinin dijital kriptografi ve oyun teorisinin karışımı ile güvence altına alınan siber versiyonu. O zaman şuraya varıyoruz… Hâlihazırda işi kayıt tutmak, aracılık yapmak, doğrulamak, denetlemek, onaylamak vb. olan aracı her kademe ve işlev blockchain ile gereksizleşiyor. Çünkü herkes bu işleri siber alemdeki dijital zincir bloklarıyla kendisi yapabilir hale geliyor. 

KISACASI BLOCKCHAIN İLE…

1-Maliyetler anormal düşürecek çünkü tüm alışverişlerde, sözleşmelerde, kayıtlarda, ihtilaflarda mutlaka, çeşitli aşamalarda doğrulama, onay, denetleme vb. işlemleri gerekiyor. Sırf bunları yapmak için birçok insan ve data server her geçen gün hızla artan maliyetlerle görev yapıyor. 
Blockchain öncelikle bunları yok edecek. O yüzden iş dünyası rekabette oyun dışı kalmamak için en hızlı şekilde ‘blockchain’i anlamalı ve adapte olmaya bakmalı. 

2-Blockchain’le ilerleyecek, ilerlemesi gereken öncü sektör ve alanlar; finans, perakende, lojistik, hukuk (sözleşmeler, ihtilafların çözümü, mülkiyet vb.), resmi işlemler (evlenme, boşanma, nüfus, miras, vergi, mülkiyet), fiziksel ürünlerle ilgili ayrıntıların kaydedilmesi, marka-patent işlemleri, dolandırıcılık ve sahteciliği önlemeye yardımcı olmak vb. sayılamayacak kadar çok işlem ve durum… Kısacası; blockchain’e en hafif atıf ile ‘geleceğin noteri’ demek hiç de abartı olmayacak.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Kripto paralar, dijital cüzdanlar ve blok zincirlerine hazır mısınız?

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

 

Bitcoin: 2009 yılında Satoshi Nakamoto takma adını kullanan kriptoloji uzmanı ya da uzmanlarının oluşturduğu, bütünüyle dijital ve kendi kuralları haricinde hiçbir merkezi yönetime (üçüncü şahıs, banka, şirket, hükümet vb.) bağlı olmayan, aracı olmadığı için yüksek komisyonları vb. ortadan kaldıran yeni nesil kripto, dijital para birimlerinin ilk örneği... Bitcoin kullanmak için gereken dijital cüzdana sahip olmak, internette yapılacak birkaç dakikalık iş. Aşırı arz ve enflasyon riski oluşturmaması için dünyada var olabilecek toplam Bitcoin sayısı 21 milyonla sınırlandırılmış durumda. Bu yazıyı yazdığım sırada 1 Bitcoin 4 bin dolardan fazla, yaklaşık 14 bin 748 TL ve toplam pazar değeri 65 milyar dolar civarında idi.

 

BİLGİ AKIŞINI PEK ÇOK KAYNAKTAN KONTROL EDEREK GÜVENLİK SAĞLANIYOR

Bitcoin’le dolandırıcılık yapmanın önüne geçmek için Blockchain (Blok Zinciri) denen sistem kullanılıyor. Yapılan alışveriş hemen onaylanmıyor, ilk etapta dünya genelindeki milyonlarca işlemler zincirinin bir halkası haline geliyor. Bir Blockchain (Blok Zinciri) içinde yer alan o harcamanın Bitcoin kayıt defterine kalıcı olarak işlenebilmesi ‘hash’ ile sağlanıyor. Hash bir anlamda dijital verilerin, dosyaların parmak izi gibi bir şey. Depolama alanındaki bilgiler üzerinde herhangi bir değişiklik, bozulma olmuş mu, dosya, belge, program orijinalinden farklı mı gibi karşılaştırılmalarla o işleme onay ya da ret veren karmaşık işlemler dizisi. Yapılan işlemin, alışverişin doğrulama ve güvenliğini tüm sistemdeki milyonlarca bilgisayarda kayıtlı olan ‘kim hangi Bitcoin’e sahip, bunu ne zaman nereye harcamış, aynı Bitcoin’le iki kere harcama yapmaya kalkışmış mı, kayıtlarla oynamaya çalışmış mı’ vb. bilgileri ile kontrol eden yapı. Kısacası para, bilgi akışının pek çok kaynaktan kontrol edilip, karşılaştırılması ve aynı anda onaylanması prensibine dayanıyor (Network Trust – Ağ Güvenliği).


BİR BAŞKA KRİPTO PARA; ETHEREUM

Kripto para kullanımı tüm dünyada hızla yayılıyor. Son zamanda bir başka sanal para olan Ethereum da hamle yapmaya başladı. Örneğin kripto para borsası Bitstamp, müşterileri için Ethereum desteği veriyor. İsviçre bankası Falcon Private Bank ise kullanıcılarına Bitcoin’den sonra Ethereum da satmaya başlayarak dünyada kripto para satan ilk banka oldu. Blockchain-Blok Zinciri: Dijital para birimi Bitcoin’in aracısız ödeme altyapısı olarak başladı. Ancak artık farklı amaçlar ve işlemler için de yaygınlaşmak üzere. Basitçe anlatmak gerekirse ‘dijital hesap defterleri, kayıtlar ağı zincirleri’. Şifrelenmiş işlem takibi sağlayan, kimseye ait olmayan, şeffaf ve dağıtık veri tabanı. Blockchain (Blok Zinciri), bir nevi hesap defteri girişi ya da hesap hareketi kayıtlarının bulutta dijital imza ile koruma altına alınmış, kimsenin müdahale edemediği en güvenli şekli aslında. Sistemde yeni bir hesap hareketi olduğunda ya da mevcut bir hesap hareketinde değişiklik yapılmak istendiğinde, altyapı üzerindeki tüm kayıtlarda bir algoritma, zincirleme etkileşim harekete geçiyor ve yeni kaydın doğruluğunu kontrol ediyor (hash). Kopyaların çoğu bu kaydın doğruluğunu onaylıyorsa, yeni bir blok zinciri sisteme dahil edilebiliyor. Eğer sistemdeki devrelerin çoğu yeni kaydı reddederse, bu hesap hareketi sisteme kaydedilmiyor. Bu dağıtılmış sistem sayesinde, blok zinciri tek bir merkezden kontrol edilmeye ihtiyaç duymadan etkili bir şekilde çalışabiliyor. Blockchain’in finansal işlemlerin de ötesinde, gelecekte interneti ve yasal düzenlemeleri, kamusal uygulamaları, devletler hukukunu vb. temelden değiştirebileceği, hatta dijital bir kimlik olarak kullanılabileceği dahi düşünülüyor. Örneğin bazı çiftler evliliklerini bir devlet kurumunun onayıyla değil Blockchain üzerinden resmileştirmeye başladı bile. Son zamanların en popüler ve aranan mesleklerinden biri ‘kriptografi uzmanı blockchain developer’lar’ notunu da buraya koyalım, gençlere de bir sinyal verelim.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Yapay zeka yüzünden ortaya çıkacak yeni işler

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

 

Hangi şirketler, iş kolları, ürünler, hizmetler ve markalar tarihe karışacak? Yok olmamak için kurumsal ve bireysel ölçekte neler yapmak gerekiyor? Bu konularda tüm dünyada, her kesimde stres, kaygı ve merak seviyesi oldukça yüksek… Ve en çok odaklanılan soru da AI yani artificial intelligence/yapay zeka nedeniyle henüz ne olduklarını bilemediğimiz birçok yeni işin de ortaya çıkacağı ve onların hangileri olacağı? Accenture PLC’nin 1000 büyük şirketin katılımıyla yaptığı global bir araştırmadan çıkan sonuca göre firmalar halihazırda yapay zekayı ya kullanmaya başlamış ya da test ediyor. Çalışmadan anlaşılan bir diğer önemli şey de bu çalışmaların mevcut kadroları yerinden etmediği, yeni açılan rollere yeni insanların atandığı oldu. Şirketler yeni işlerin, teknolojinin öncekilere benzemeyen yetkinlik, beceri ve eğitimdeki insanları gerektirmesinden dolayı yeni açılan pozisyonlara yeni insanların alınmasını tercih etmek zorunda kaldıklarını belirtiyorlar. Araştırma sonuçları yapay zekaya odaklanan şirketlerin üç yeni kategori altında toplanabilecek yetkinlikte insanlara ihtiyacı olduğunu belirtiyor ve onları da şu şekilde sıralıyor:

 

EMPATHY TRAINERS-EMPATİ EĞİTİCİLERİ 

Bunlar yapay zeka konusunda uzman olan, bu alanda çalışacak ekiplere yapay zekanın algoritmasını, haberleşme protokollerini, insan davranışlarının nasıl kopyalanması gerektiğini, müşteri ilişkileri chatbot’larını oluşturmayı vb. son derece karmaşık bilgileri öğretenlerden oluşuyor. Görevleri yapay zekanın tasarım ve kodlaması yapılabilsin diye insanların etkileşimlerinin yapay zekâya aktarılabilecek hale gelmesini sağlamak. Empati eğiticileri başlığı altında müşterinin üslubunu ve tonunu anlama eğiticileri, akıllı cihaz etkileşim modellemecisi ve dünya görüşü öğreticisi gibi yeni görevler öne çıkacak. 


EXPLAINERS-AÇIKLAMACILAR

Teknolojistlerle iş liderleri arasındaki kopukluğu bağlamak, anlayış, algı, bilgi açığını kapatmak ve yapay zekanın karmaşıklığını basitleştirip netleştirerek anlatmaktan sorumlu olan açıklamacılar özellikle etik kuralların kurgulanmasında çok önemli rol oynayacaklar. Yapay zekanın algoritmasındaki bir hata nedeniyle ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçları açıklamak da bir anlamda adli otopsi uzmanlarına benzeyen açıklamacıların alanına girecek. Açıklamacılar başlığı altında içerik tasarımcısı, şeffaflık analisti ve fayda stratejisti gibi yeni iş alanları gelişecek.

 

SUSTAINERS-SÜRDÜRÜCÜLER 

Bu kategoride çalışacak insanlar, sürekli olarak yapay zekadan kaynaklanan sorunları minimize etmekten ve zaman içinde oluşabilecek yeni sorunların en çabuk şekilde aşılmasını gözetmekten sorumlu olacaklar. Yapay zeka yaygınlaştıkça ve kullanımı arttıkça kuşkusuz yepyeni komplikasyonlar, aksaklıklar da gelişecek. İşte sürdürücüler hem etik hem teknik açılardan en uygun, en adil, en şeffaf çözümlerin oluşması için bir anlamda bekçi, denetçi, ombudsman gibi görev yapacak kategoriye giriyorlar. Sürdürücüler başlığı altında ise otomasyon etikçisi, otomasyon ekonomisti ve makine ilişkileri yöneticisi gibi farklı görev tanımları oluşacak.

 

İŞSİZ KALMAK YOK, FARKLI İŞLER YAPMAK VAR

Tüm bunlardan şunu anlıyoruz o zaman; gelecekte yapay zeka giderek artan oranda kendi kendini yönetir hale gelecek. Fakat o zamanlara kadar insani değerlerin bekçiliğini hâlâ organik insanların yapmaları gerekecek… Korkmayın, işsiz kalmak yok, farklı işler yapmak var.

Kaynak: MITSloan

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Endüstri 4.0 ‘yeni normal’ ise…

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

 

CEO’ların, CXO’ların yani şirketin kaderini etkileyecek kaynakları yönetme yetkisine sahip olanların, sürdürülebilir büyüme için gelecek vizyonu ve stratejisi oluşturma sorumluluğu taşıyan tepe yöneticilerin ajandasında aşağıdaki maddeler en üst sıralarda ve öncelikli değilse, o şirketin vay haline! 

 

GELECEKTE BAŞARILI OLMAK İSTEYEN ŞİRKETLERİN ‘OLMAZSA OLMAZ/MUTLAKA’ LİSTESİ

1-Giderek ve hız kesmeden yükselen VUCA World’e (volatility, uncertainty, complexity, ambiguity/oynaklık, belirsizlik, karmaşıklık, belirsizlik), üstelik de çok çevik biçimde uyum sağlamak. 
2-İş modellerini gelecekçi, ileri teknolojilerle bütünleşebilen yeni ürün ve servislerle yeniden şekillendirip eskisinden de iyi olmak için öncelikle kritik alanlarda disruptive/bozguncu yaklaşım benimsemek. 
3-Hem alt yapıda hem ürün ve hizmetlerle ilgili her aşamada teknoloji konusunda agresif, cesur adımlar atabilecek, yatırımlar yapabilecek yapılanmaya geçmek. 
4-Yukarıdaki maddelerin gerçekleşmesi için 3Y’li (yetenekli, yetkin, yetkili) insanlarla çalışmak. İK stratejilerini ve kriterlerini vb. radikal biçimde yenilemek. 

 

CEO/CXO’LARIN YORUMLARI

Son bir yıl içinde geleceğin istediği yetkinlikler için eğitim aldınız mı? Bu konuda ne yaptınız? 
KPMG tarafından yapılan bir araştırmaya göre Endüstri 4.0’ın ‘yeni normal’ olarak kabul edildiği günümüzde artık CEO/CXO’ların;
> Yüzde 65’i teknolojik değişimi tehdit değil, fırsat olarak görüyor. 
> Yüzde 65’i global ekonominin büyüyeceğinden emin. 
> Yüzde 53’ü mevcut pazarlardaki pazar paylarını artırmaya odaklı. 
> Yüzde 64’ü pazar sinyallerini inovasyona çevirmekte iyi olduklarını belirtiyor. 
> Yüzde 74’ü güven, değerler ve kültür konularına eskisinden çok daha fazla önem veriyor. 
> Yüzde 68’i son bir yıl içinde yeni yetkinlikler kazanmak için eğitim aldığını söylüyor. 

Özellikle son madde çok dikkat çekici… Aslında oranın yüzde 100 olması gerekir. Çünkü her geçen gün çıtası yükselen kritik yetkinliklerin şirketlere en tepedeki çalışandan başlamak üzere kazandırılması rekabet avantajı ya da dezavantajı yaratacak en ama en önemli faktör. Yetkinlikleri geliştirmek, teknolojik gelişmelere uyumlamak ve yükseltmek için ise insan kaynakları yaklaşım, eğitim ve politikalarının hızla ve radikal biçimde değişmesi gerekiyor. Örneğin, Pluralsiht tarafından verilen rakamlara göre halihazırda, şirketlerin yalnızca yüzde 30’u mevcut İK eğitim içeriklerinden memnun. Yapılan araştırmalara göre rekabette ayakta kalabilen şirketlerde çalışanlar sürekli yeni yetkinliklerle donatılıyor. Global şirketlerde kişi başı ortalama yıllık eğitim harcaması 2 bin 400 dolar civarında. Çalışanların ve yöneticilerin tercih ettiği eğitim şekli ise yüzde 88 oranında online. 

 

İŞ DÜNYASININ GÜNCEL VE SICAK KONULARI

> İK ve eğitim konusunda şirketlerin yüksek nitelikli, potansiyel vaat eden çalışanlarına kendilerini ve ekiplerini geliştirebilmeleri için esnek, yüksek kalitede ve teknoloji temelli bilgi, çalışma koşulları ve öğrenme, deneyim, gelişim olanakları sağlaması,  
> Çalışanlara verilen mesajların ve yapılan uygulamaların bu doğrultuda, daima “Biz sizin yaşam koşullarınıza en uygun biçimde, en yüksek değeri katmanıza önem veriyoruz” şeklinde olması,  
> Esnek, online eğitim olanakları sunulurken, bir taraftan günü kurtarmak, bir taraftan da yetkinliklerini geliştirmek üzere öğrenmeye vakit ayırması gereken çalışanların hibritleşmesi gerekiyor.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Dijital transformasyondan DNA dizilimlerine geçiş başladı...

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

 

Sanatçı Heather Dewey-Hagborg, sokaklardaki sigara izmariti, tırnak parçası, sakız, saç gibi insanların genetik kanıtlarını taşıyan kalıntılardan DNA dizilimlerini çözümleyip analiz ederek yüzlerini 3D printer’dan basılacak hale getiriyor. Bilim insanlarının çöplerden, köpek pisliklerinden DNA çözmeye çalıştıkları zaten biliniyordu. Hatta daha önceleri ABD başkanının dış ülkelere ziyaretlerinde dışkısından çöpüne, kılına, tüyüne kadar DNA temizleyicilerinin arkasından her şeyi toparlayıp götürdükleri, imha ettikleri gazetelere yansımıştı. Pek çok insan da ‘yok artık, ne abartı!’ demiş, pek çoğu da ‘Hollywoodvari, pek bilim kurgu’ diye burun kıvırmıştı.

 

OYSA DURUM PEK ÖYLE  DEĞİLMİŞ MEĞER…

Konu artık, bu işe kafasını takan, teknolojiden anlayan bir sanatçının insan kalıntılarından DNA dizilimini çözüp hiç tanımadığı kişilerin büstünü üretmeye kadar ilerlemiş… Yaygınlaşmaya neredeyse ‘halka inmeye’ başlamış… Hani suçluları yakalamak için temsili resim yapılırdı ya… Hâlâ da yapılıyor. Anlaşılan artık 3 boyutlu fotoğrafı ya da resmen büstü kullanılacak… Tabii bu, işin sadece bir boyutu. DNA dizilimlerine bu kadar kolay erişilebilir, analizlerinin bu kadar basitçe ve bilim merkezlerinin dışında da yapılabilir hale gelmesi etik, ahlak, güvenlik, hukuk vb. Açısından ortaya çıkacak anormal gelişmelerin, gerekecek düzenlemelerin önemine ve büyüklüğüne dair çok önemli işaretler veriyor. Kısacası bilim, teknoloji, dijitalleşme öyle bir hale geldi ki Rensselaer Politeknik Enstitüsü’nde elektronik sanat üzerine phd yapan 30 yaşındaki bir sanatçı, sokaklardan topladığı genetik izler taşıyan sakız, sigara izmariti, tırnak parçası, saç gibi artıkların genomik bölgelerine odaklanarak bilgisayarında o sakızı çiğneyen kişinin DNA dizilimine ulaşıp yüzünü gerçek ölçekte üç boyutlu model ve sonra da büst haline getirebiliyor…

 

PEKİ, BUNU NASIL YAPIYOR?

Dewey-Hagborg bu meseleye kafasını takınca Genspace, diye bir ‘do-it-yourself’ (kendi kendine yap) biyoloji laboratuvarında DNA çözümleme teknikleri dersi alıyor. Polymerase Chain Reaction (PCR)-Polimeraz Zincir Reaksiyonu ile çer-çöp’ten DNA’yı çözümlemeyi başarıyor. Dewey-Hagborg, artıkları çok ufak parçalara bölerek çeşitli kimyasallarla dolu bir tüpte inkübe edip  santrifüjde işlemi defalarca tekrarlayarak DNA dizilimini ortaya çıkarıyor. Bunu yaparken DNA’da bir polimeraz zincir reaksiyonu oluşmasını sağlayarak hedeflediği genomun spesifik bölgelerini çoğaltıyor. Elde ettiği mitokondrival DNA'yı bir çözümleme için bu işi yapan bir laboratuvara gönderiyor ve laboratuvar, yaklaşık 400 baz çift Adenin, Timin, Sitozin ve Guanin,  dizilerini (A, T,C ve G) deşifre edilmiş olarak ‘sanatçıya’ teslim ediyor. Dewey-Hagborg ise artık bilgisayarında bir dataya dönen kişinin DNA dizilim bilgilerini, insan genom veri tabanlarında bulunan dizilimlerle karşılaştırıyor. Bu karşılaştırmaya dayanarak kişinin soyunu, cinsiyetini, göz rengini, kilolu olma eğilimini ve kişinin gözleri arasındaki boşluk gibi yüz morfolojisine ilişkin diğer özellikleri hakkında bilgileri oluşturuyor. En az 40-50 farklı özellikten oluşan bir liste ile ortaya çıkan parametreleri bir bilgisayar programına girerek kişinin yüzünün 3D modelini oluşturuyor. Elde ettiği veriler bir insanın benzeyeceği genel resmin çoğunu veriyor. Ondan sonrası diğer özellikler ile bu jenerik portre üzerinde değişiklikleri yapmaya kalıyor. Son adım olarak elde ettiği 3D modeli New York Üniversitesi'ndeki bir 3D yazıcıya göndererek heykel haline dönüştürüyor. ‘Hoppa!’ ya da ‘nasıl yani?’ diye insanı yerinden zıplatan bu haber, gelecekle ilgili gelişmeler açısından oldukça önemli alt mesajlar yolluyor. Daha dijital transformasyonun sığ sularında oyalananlara vites yükseltmeleri uyarısı veriyor. Konuya ilgi duyanlar bu linkteki videoyu izlesinler…  https://goo.gl/gbwjpa

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Döngüsel ekonomi ile gelecek daha güzel gelecek

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

 

Döngüsel ekonomide hiçbir şeye çöp ya da atık olarak bakılmıyor. Bu modelde her şeyin tekrar tekrar kullanılması, bir üretimden çıkan atık dediğimiz şeyin aslında bir başka üretim için girdi, kaynak olması esas. Kolay kavramak için en bilinen döngüsel ekonomi örneği ‘büyükbaş hayvanların dışkısı’ üzerine odaklanalım. Büyükbaş hayvanlar kendi dışkısından beslenen bitkileri yiyor, tekrar dışkılıyor ve sistem bu şekilde kapalı devre, döngüsel olarak çalışıyor. Aslında insanlık döngüsel ekonomiyi Antik çağlarda, tarıma geçişte keşfetmişken, dünya kalabalıklaşıp üretim ve tüketim giderek kompleks hale geldiğinden materyalleri yeniden değerlendirmek için çok karmaşık analiz, sentez, planlama yapma ihtiyacı doğuyor. Ve insanlık o noktada işin kolayına kaçıp başlıyor; aslında yeniden kullanılabilecek, başka şeylerin üretiminde kullanılabilecek birçok şeyi atmaya ve 'çöp dağları’ yaratmaya…  Sürdürülebilirlik adına yapılan bütün çalışmaların neredeyse tek istikamet diyebileceğimiz ölçüde gitmek zorunda olduğu yön; ‘Circular Economy’ yani ‘Döngüsel Ekonomi’… Bu bilgileri aldığım, “Sürdürülebilir bir gelecek için kimya yaratıyoruz” diyen BASF Sürdürülebilirlik Stratejisi Direktörü Andreas Kicherer; “Yakın bir gelecekte, yenilenebilir enerji, nano ve genetik teknolojilerin daha da gelişmesi, yapay zeka ve robotların yaygınlaşması ile ‘Döngüsel Ekonomi’ müthiş bir alternatif ekonomik model olarak dünyayı saracak, sarmalı” diyor. ‘Döngüsel Ekonomi’nin temel prensiplerini şöyle özetlemek mümkün: Kaynakları mümkün olduğunca uzun kullan. Atık ve artık miktarını minimize et. Ürünlerdeki maksimum değere ulaşmayı hedefle. Ürünlerin ve malzemelerin kullanım ömrü sonunda yeniden kazanılması ve yenilenmesini sağla. Yazması kolay, yapması, uygulaması müthiş zor ve karmaşık olan yukarıdaki prensipler için çok ileri teknoloji, bilgi, deneyim ve planlama gerektiği aşikar ve kaçınılmaz…

 

DÖNGÜSEL EKONOMİYE UYGUN ÜRÜNLER

 

Andreas Kicherer’e “Peki, sizin böyle çalışan üretim sahalarınız ya da döngüsel ekonomiye uygun ürünleriniz var mı?” Dediğimde ise yanıtlarına şapka çıkarıyorum. BASF’nin Ludwigshafen’da yer alan Verbund tesisinin tamamı birbiriyle entegre çalışıyormuş. 110 farklı üretim tesisi ve hepsi 2 bin 800 km’lik boru hattıyla birbiriyle ilişkilendirilmiş. Bazı üretim hatlarında açığa çıkan yan ürünler, diğer üretim hattında hammadde olarak kullanılabiliyormuş. Bu şekilde, BASF bünyesindeki fabrikalar tamamen Döngüsel Ekonomi'nin ‘Verbund Prensipleri’ ile çalışıyormuş. Ve halen dünyada altı ülkede (Almanya, Çin, Amerika (2), Malezya ve Belçika) Verbund uygulayan BASF, Türkiye’deki altı üretim tesisinde de bu prensiplerden alıntılar uyguluyormuş. (https://goo.gl/fbdwop) “Peki, ‘Döngüsel Ekonomi’ ürününüz var mı?” Dediğimde ise çantasından plastik görünümünde ve yapısında olan bir poşet çıkardı. Yüzde 100 çevre dostu, doğaya karışabilen, devrimsel bir malzeme olduğunu söyledi. Bir başka Ecovio-döngüyü tamamlama örneği olarak da ADAC motorsports etkinliğindeki tek kullanımlık Ecovio kaplamalı tabak-bardaklardan compost yoluyla yarış pisti zeminine toprak sağlanmasını verdi. Bence QR kod’la linke bağlanıp ‘Döngüsel Ekonomi’ animasyonunu izleyin ve bu konuyu gelecek için çok ama çok ciddiye alın.

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Tıkanıklıkları "duyarlı kapitalizm" çözer mi?

Ufuk Tarhan / tufuk@m-gen.biz

 

Gün geçmiyor ki robotların, yapay zekanın ve hologramların insanların elinden alacağı işlere dair bir araştırma, video, istatistik, analiz yayınlanmasın. Yine gün geçmiyor ki yenilenebilir enerji ile ilgili olarak hangi ülkelerin, ne büyüklükte yatırım yaptığına ve bunun ne büyüklükte bir tasarrufa ya da çevre korumaya dönüşeceğine dair haberler okumayalım. Ve tabii ki gün geçmiyor ki süreçlerini dijitalleştirdiğini, robotlarla iş birliği yaptığını, yapay zekaya geçiş yapmayı planladığını duyuran, sürdürülebilirliğe, çevreye ve çalışanlarına verdiği öneme dikkat çeken ve yeni dünyaya göre duyarlı bir şekilde dönüşmekte olduğunu ilan eden bir global şirkete rastlamayalım. Tüm bunların ne anlama geldiğini 2011’den beri yazmakta olduğum bu köşedeki diğer yazılarıma tekrar göz atarak kolayca sizler de sıralayabilirsiniz. Ben, yine de kısa bir özet yapayım… Bu gelişmeler ve haberler, bize en basit ifadeyle 11 konu hakkında ipucu veriyor…

 

1-5-10-15 ve 20 yıllık dilimlerde dünyanın tüm Ar-Ge, üretim, dağıtım, tüketim, iş yapma biçimleri ve yaşam koşulları çok hızlı ve kökten biçimde değişerek dönüşecek.

2-Her sektörde birçok hizmet otonom cihazlar tarafından gerçekleştirilecek. İnsanların fiziksel olarak bulunmasını gerektiren tüm işleri teknolojik çözümler devralacak.

3-Verimlilik ve üretim müthiş yükselecek.

4-Maliyetler, fiyatlar ve ücretler çok çok düşecek.

5-Ancak tüketim düşüşe geçecek. İnsanlar anlamsızca tüketmeye yönelik alışkanlıklarını terk edecek. Daha akıllı, verimli, ekonomik ve gerekli alışverişe yönlenecekler. Bu da satın alma ve sahiplenme yerine kiralama ve ortak kullanım ile paylaşım modellerini geliştirecek. Sadakat programlarında ‘rateocracy-reytokrasi’ belirleyici olacak.

6-Firma ve ülkeler daha hızlı, daha düşük maliyetlerle ve daha çok üretebilecekler ama hem çok satamayacaklar hem de bekledikleri fiyat ve kâr dengelerini kuramayacaklar.

7-Para kademeli olarak ortadan kalkacak.

8-fintech’teki gelişmelerle yeni, dijital değişim ve ticaret birimleri ortaya çıkacak. Bitcoin ve blockchain’le başlayan süreç marka paralara kadar gidecek.

9-Toplumun büyük kısmı çalışamayacak. Geçiş döneminde işsizlik ve bunun getireceği bunalım, dünyanın en önemli sorunlarından biri olacak.

10-Çevresel sorunlar, dönüşümle sarsılan türbülanslı dünyanın dertlerini katmerlendirecek.

11-İnsanlık dönüşürken ve evrim geçirirken, yaşam uzayacak, inanlar daha geç yaşlanacak ve ölecek. Ancak dünya pek çok fiziksel-ruhsal sorunla ve yeni hastalıklarla boğuşmak zorunda kalacak.

 

YENİ BİR MODEL ÖNE ÇIKIYOR

 

Yukarıdaki tablo, büyük ölçüde kapitalizm denen sisteme göre kurgulanmış dünyanın egemen ulus devletleri ve global şirketlerine, “Kapitalizm ile ilerlemek artık mümkün değil. Dünya kapitalizmden yoruldu. Kurduğunuz kâr ve büyüme odaklı düzenekler hem çevreye hem insanlığa zarar veriyor, yaşamı sürdürülemez kılıyor, başka bir yol bulmalısınız” diyor. Global şirketler son yıllarda ‘responsible’ ya da ‘sustainable capitalism’ denen yeni bir kavramı ve modeli konuşmaya başlamış durumda. Sorumlu, duyarlı, sürdürülebilir kapitalizm olarak tercüme edilecek yeni modeller ve sosyal sorumlulukla, çevreci ve insancıl politikaları içselleştirmenin yolları aranıyor. Devletlere yardımcı olarak kârlılık, insanlar ve yeryüzü arasında yeni dengeler kurarak ve ilişkileri geliştirerek daha iyi sosyal, ekonomik ve çevresel yapılar kurulabilmek için çareler üretiliyor. Yazının başlığı olan, ‘tıkanıklıkları duyarlı kapitalizm çözer mi?’ sorusunu hepinize yönelterek yanıtlarınızı rica edeyim… Çözer mi? Ne dersiniz?

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Önümüzdeki 5 yılın 5 trendi

 

Başladığından beri dikkatle takip ettiğim ve büyük ölçüde de gerçekleştiğini (yaygınlaşmasa da) gözlemlediğim fütüristik tahminlerin yer aldığı raporların sonuncusunda ele alınan konuları sizlerle özet olarak sıcağı sıcağına paylaşmak istiyorum.

 

1-Beş yıl içinde, yapay zeka ile tüm kelimeler zihinsel sağlığımıza doğrudan açılan pencere işlevi görecek: Yazdığımız ya da söylediğimiz kelimeler, akıl ve beden sağlığımızın göstergeleri olacak. Konuştuğumuz ve yazdığımız şeyler gelişmiş bilişsel sistemler tarafından analiz edilecek ve olası, erken aşamadaki gelişim bozuklukları, zihinsel hastalıklar ve dejeneratif nörolojik hastalıkların sinyalleri önceden alınacak. Böylece tedaviler, hastalıklar oluşmadan ya da çok erkenden başlayabilecek. Bu gelişmeler çok önemli çünkü halen Amerika’daki beş kişiden birinde iş ve özel hayat problemleri, toplumsal gerginlikler ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle depresyon, bipolar hastalık veya şizofreni gibi psikiyatrik hasta var ve bunların yarısından fazlasına tedavi uygulanamıyor. Küresel olarak bu sağlıksız durumun maliyetinin 2030 yılında, yılda 6 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.

 

2-Beş yıl içinde, hiper görüntüleme ve yapay zekâ (AI) ile süper kahramanlar kadar keskin görüşe sahip olacağız: Aşırı gelişmiş (hiper) görüntüleme teknolojisi ve yapay zeka (AI) kullanan cihazlar,  elektromanyetik spektrumun çoklu bantlarını birleştirerek görünür ışık alanının ötesini görmemize yardımcı olacak ve bu da bilinmeyen veya görünmeyen gizli, değerli bilgilere erişerek, potansiyel tehlikeleri keşfetmemize olanak sağlayacak. Üstelik bu cihazlar taşınabilir, uygun fiyatlı ve erişilebilir olacak. Bu sayede hepimiz bir nevi süper görüşlü kahramanlara dönüşeceğiz. Bugünkü olanaklarla elektromanyetik spektrumun yüzde 99,9'undan fazlası çıplak gözle gözlenemiyor. Son 100 yılda bilim insanları, enerjiyi farklı dalga boylarında yayabilen ve algılayabilen aletler inşa etseler de hâlâ vücudumuzun tıbbi görüntülerini almak, dişimizin içindeki boşluğa bakmak, havalimanındaki çantalarımızı kontrol etmek veya sis içindeki bir düzlemi bulmak için çok sınırlı düzeydeyiz. Üstelik bunları yapabilen cihazlar çok pahalı ve hantal. O yüzden yukarıdaki gelişmeler de insanlık için hayati önem taşıyor.

 

3-Beş yıl içinde makroskoplar sayesinde dünyanın karmaşıklığını sonsuz ayrıntıda görebileceğiz: Makine öğrenme algoritmaları ve yazılımları o kadar gelişecek ki milyarlarca cihazın topladığı ve analiz ettiği karmaşık veriler fiziksel dünyayla ilgili bilgileri en ince detayına kadar organize etmemize yardımcı olacak. ‘Makroskop’ denen bu cihazlar minik detayları gösteren mikroskop ve uzakları gösteren teleskopun hem birleşmiş hem de onlardan farklı olarak, yeryüzünün hareketliliğini ve zamanı da analiz edebilen versiyonları… Çok gelişmiş yazılım ve algoritma sistemleri sayesinde dünyanın tüm karmaşık verilerini anlamlandırabiliyorlar.

 

4-Beş yıl içinde, tıbbi laboratuvarlar nano ölçekteki ‘çip’ sağlık dedektörlerine dönüşecek: Nano ölçekteki çiplerde yer alan akıllı sensörler ve tahlil cihazları öyle gelişecek ki adeta sağlık dedektifleri gibi görev yapacaklar. Vücut sıvılarımızdaki en gizli ipuçlarını dahi izleyebilecek ve bir doktora görünmemizi gerektirecek problemleri anında bildirecekler. Amaç, normalde tam ölçekli bir biyokimya laboratuvarında gerçekleştirilecek olan tüm tahlil, analiz süreçlerini tek bir silikon çiple halletmek. Süper olmaz mı?

 

5-Beş yıl içinde akıllı sensörler, çevre kirliliğini ışık hızında algılayacaklar: Çok uygun fiyatlarla alınabilecek algılama teknolojileri sayesinde sanayi tesislerindeki, doğalgaz çıkarma kuyularının yakınındaki, depolama tesisleri çevresindeki ve dağıtım hatları boyunca konuşlandırılmış çeşitli yerlerdeki kimyasal sızıntıları gerçek zamanlı olarak tespit edebileceğiz. Bu gelişmeler sayesinde çevre kirliliğini, küresel ısınmayı önlemek, yavaşlatmak adına çok önemli adımlar atabileceğiz.

 

Boşuna demiyorum #gelecekgüzelgelecek diye…

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Her kuruma ve her ülkeye lazım!

tufuk@m-gen.biz

 

Başkanlık seçimleri sırasında Donald Trump, Amerika’yı bir CEO gibi yöneteceğine söz vermişti. Oluşturduğu kabinede yer alanların iş geçmişlerine bakıldığında sözünü büyük ölçüde tutacakmış gibi görünüyor. Görünüyor görünmesine de ekonomi/siyaset yorumcuları; “Bu yetmez! Dediğini tam olarak yapmış sayılması için Fortune 500 şirketlerinin yaptığı en iyi şeyi de kopyalaması gerekir” diyor ve son olarak şu yorumda bulunuyorlar: “Dünyaya hükmeden şirketlerin fütürist/gelecekçi istihdam etmesi gibi hükümetin de uzun dönemli ulusal çıkarlarımızı şekillendirmek için mutlaka ‘Department of Future’-'Gelecek Bölümü’-Bakanlığı’ kurması, fütüristlerle çalışması gerekiyor.” Politico yazarı ve The Future Today Institute’un kurucusu Amy Webb’in Agenda’da yukarıdaki cümlelerle başlayan yazısını görünce  ‘budur!’ dedim. Gerçi o Amerika için yazmış ama savunduğu fikirler her ülke ya da her kurum için geçerli ve evrensel. Çünkü dünya sürücüsüz araçlar, yapay zekâ, nano-genetik editleme çalışmaları vb. Teknolojik gelişmeler yüzünden adeta yepyeni bir fazın yamacında.

 

 

AKILLI, SÜRDÜRÜLEBİLİR VE GELECEKÇİ STRATEJİLER GELİŞTİRİLİYOR

 

Ve tabii ki dünyanın lider şirketlerinin CEO’ları, uzun dönemli başarılarının yakın gelecekte gerçekleşecekleri neredeyse kaçınılmaz olan yeni araçlara, sistemlere, süreçlere göre donanma, hazırlanma kabiliyetlerine bağlı olduğunun farkındalar. Bunun olmaması için 10-20-50-100 yıl içinde dünyayı, ülkelerini ve şirketlerinin geleceğini etkileyebilecek senaryolar, olasılıklar üzerinde fütürist çalışmalar yaparak, akıllı, zeki, sürdürülebilir, gelecekçi stratejiler oluşturmaya çalışıyorlar. 

 

Devletlerde de, şirketlerde de “Department of Future-Gelecek Bölümü” olması artık o kadar da uzak ya da zorlayıcı bir ihtimal değil. Zaten birçok şirket, uzun süredir disiplinler arası geçmişi olan, ekonomik verilerin, istatistiklerin, demografi ve teknik araştırmaların nasıl kullanılacağını bilen profesyonel fütüristleri istihdam ediyor. Intel, IBM, Microsoft, GE, Unilever, BSH, Bosch, Siemens, 3M, Google, Ford gibi şirketler; geleceklerine, trendlere, kuruluşlarının ve endüstrilerinin 5, 10, 20, 30 ve hatta 50 yıl sonraki hallerine ilişkin senaryolar oluşturmak için fütüristlerle çalışıyor. Hatta Türkiye’de bile fütüristlerle çalışan şirketler var… 2006’dan bu yana kartvizitimde “fütürist” yazdığını, geçimimi sağlayan parayı da gelecekçi çalışmalarımla kazandığımı söylediğimde şaşıracaksınız belki ama artık durum bu…

 

YA ESKİLER DÖNÜŞECEK YA DA FÜTÜRİST DÜNYA LİDERLERİ İLE HEPİMİZ DÖNÜŞECEĞİZ

 

IBM'in bilgisayarları bir kenara bırakıp yapay zekanın önünü açan, artırılmış zekaya zemin hazırlayan, şeylerin internetine katkı yapan halleri, işte hep bu fütürist düşüncelerin ve bakış açısının eserleridir. Google'ın fütüristleri bugünün çocuklarının, gelecekte anne ve babalarından ya da insanlardan ziyade makinelerle konuşacağını uzgörebildikleri için Google’ın mühendisleri, “konuşma/iletişim arayüzlerinin” gelişmesine kafayı takmış durumda… Fütüristlerin yaptığı; olumlu ya da olumsuz olasılıkları dengeli, veri odaklı araştırmalarla sunmak ve sürprizlerin olabildiğince beklenen, etkilenebilen süreçlere dönüşmesine yardımcı olmaktır. Fütüristlerden beklenenler yalnızca; araştırma yapmaları ve tavsiye vermeleri değildir. Liderleri, şirket çalışanlarını ya da kabine üyelerini, hatta geniş halk kitlelerini ve akademisyenleri bu konuda eğitmek, gelecekçi bakış açısı ile düşünmeye, strateji geliştirmeye yöneltmektir. Şu anda, Trump dahil aşağı yukarı bütün siyasi liderlerin (Kanada başbakanını biraz daha ayrı bir yere koyabiliriz), pek çok şirketin başındaki anlı şanlı profilin ağzında sakız olan ‘iklim değişikliği, globalizasyon ve istihdam’ gibi konular, resmen ‘throwbacks to 1960’s’ yani 60’lı yıllarda kalmış konulardır. Sonuç olarak; ya eskiler dönüşecekler ya da yeni bakış açılarına sahip yeni, fütürist dünya liderleri ile hepimiz dönüşeceğiz…

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Çalışmadan para kazanmak; evrensel gelir...

tufuk@m-gen.biz

 

Belirgin belirsizlik yatırımcıları, çalışanları, tüm insanları tedirgin ediyor. Üstelik Oxford Üniversitesi, Birleşmiş Milletler, Dünya Ekonomik Forumu vb. Gibi saygın kuruluşlar da yangına körükle gidercesine, peş peşe araştırmalar yayınlıyorlar. Çalışmaların neredeyse tamamında şuna benzer sonuçlar paylaşılıyor:

 

> Önümüzdeki 15-20 yıl içinde devlette çalışanların (memurların) işlerinin üçte ikisi robotlar tarafından yapılacak.

> Genel olarak da tüm işlerin en az yüzde 33’ü ya yok olacak ya da robotlara devredilecek. 

 

BU DÖNÜŞÜMÜ NASIL KOTARACAĞIZ?

 

Fakat ortada bir sorun var! İş olmazsa, yaşamak için para nasıl kazanılacak? Aslında özellikle kurumsal alandaki pek çok insan köle gibi çalışmak istemiyor. Çalışma hayatından bıkmış vaziyette. Her gün trafik, kalabalık, türlü türlü güvenlik, hayat sorunları ile boğuşarak işe gitmek, yoğun stres, sürekli güvensizlik, istikbal endişesi bu çağ insanını canından bezdirmiş durumda. “İşlerimizi makinalar yapsın, biz bu kadar çok yorulmayalım, işe bağımlı yaşamayalım” isteği yüksek. Ama öte taraftan da “İşimizi robotlara kaptırırsa para kazanamayız, o zaman nasıl yaşarız?” Bilinmezi ve endişesi de çok yüksek… Yatırımcı, iş adamı vb. Tarafında da durum farklı değil. Onlar da insan çalışanların yarattığı sorunlardan bıktığı ve çalışan maliyetlerini, kaprislerini, yetersizliklerini taşıyamaz hale geldikleri için, insanların yerine yorulmayan, bozulmayan hem de 7/24 gıkını çıkartmadan çalışan robotlar koyalım, rekabette geri kalmayalım, hatta atak yapıp iyice arayı açalım istiyorlar. Fakat bu dönüşümü nasıl kotaracaklarını bilemiyorlar. O yüzden heves etseler de henüz tam da ne olduğu belirginleşmeyen, çok hızlı değişen bu yeni teknolojik alanlara alt/üst yapı yatırımı yapmaktan korkuyorlar. ‘Ya tutmazsa?’ Kaygıları tavan yapıyor. Kısacası hangi açıdan bakarsak bakalım; tıpkı korkunun ecele faydasının olmadığı gibi bu tür kaygıların da dünyanın, insanlığın geçireceği, geçirmekte olduğu müthiş dönüşümü engellemeye pek etkisinin olamayacağı apaçık ortada…

 

 

EVRENSEL TEMEL GELİR/VATANDAŞLIK MAAŞI…

 

O halde eğri oturup doğru konuşmalı ve dünyanın birkaç yıldır tartıştığı UBI=Universal Basic Income yani ‘Evrensel Temel Gelir’ formülüne benzer çözümleri düşünmeye başlamalıyız. 21’inci yüzyılın dahi iş adamlarından, çılgın girişimci Tesla ve spacex’in yaratıcısı ve CEO’su Elon Musk, her fırsatta robotların insanların işlerini ellerinden alacağını hatırlatıyor. Toplumsal huzur için devletlerin geliri olmayan vatandaşlara maaş bağlaması gerekeceğine dikkat çekiyor.  “Ve neden böyle bir öneri?” Denildiğinde; “Şu anda aklıma başka bir çözüm gelmiyor” diyor. ‘Evrensel temel gelir’ uygulamalarının 15-20 yıl içinde zorunluk haline gelebileceğine dair önemli açıklamalar yapan bir başka lider ise Barack Obama. O da bunu konuşmaya başlamalıyız. Teknolojik gelişmeler hepimizi kaçınılmaz olarak bu konu ile yüzleşmeye zorluyor demeyi sürdürüyor. Silikon Vadisi’ndeki hemen hemen tüm teknoloji girişimcileri ile beraber ünlü fütürist, Singularity Üniversitesi’nin kurucusu ve Google’ın başmühendisi Ray Kurzweil de insanların bu kadar çok, uzun saatler çalışmasını gereksiz bulan, gelecekte herkesin devletten minimum gelir almasının vatandaşlık hakkı olacağını savunanlardan… Eğer hızla artan işsizlik probleminin çağa ve teknolojiye özel temel nedenlerine odaklanılmaz ve çözümler üretilmez ise şu anda tüm dünyada zaten en önde gelen intihar ve depresyon sebepleri olan ‘işsizlik, parasızlık, borç’ gibi sorunlar katlanarak büyüyecek. Dünya barışı ciddi anlamda tehlikeye girecek. Bu gelişmeler maaş almaya, ödemeye alışmış herkesi yakından ilgilendiriyor. Yeni şeyler düşünmek gerekiyor…

;
Yazının devamı için tıklayınız...

Bir siber kıyamet eksikti

 

Ülkenin yüzde 78'inden fazlası internetsiz kaldı. Amerikan hükümetine ait bazı kurum ve kuruluşların siteleri çöktü. En önemli sunucuları veri kaybına uğradı. Küresel ağ tabanlı anlık siber saldırı ölçüm servisi norsecrop da saldırıdan nasibini aldı ve devre dışı kaldı. Norsecrop, tüm dünyadaki siber saldırıları gerçek zamanlı ve interaktif bir harita üzerinde göstermeye yarayan bir servis olduğu için atak nedeniyle ölçüm yapamadı, erişimde sorunlar yaşadı ve durum iyice vahimleşti. Tahminlere göre ABD bu saldırıdan dolayı 7 milyar dolar zarara uğradı. 

 

 

SİBER SALDIRI NASIL OLDU?

 

21 Ekim’de Twitter, Spotify, Netflix, Reddit, Paypal, Shopify, Box, Etsy, Github, hbonow, airbnb, Yelp, Pinterest, Starbucks, Wired, Reddit, The Verge, Business Insider gibi dünyanın en popüler web siteleri, yüz binlerce web-camera ve dijital video kaydedici (DVR) aracılığı ile bugüne kadar bilgisayar ağlarına yapılan en tehlikeli saldırıya maruz kaldı. Sitelere bağlantı ya tamamen kesildi ya da çok yavaşladı. Saldırı birkaç günde kontrol altına alındı, ancak büyük hasara ve ‘siber savaş mı başlıyor?’ hatta ‘siber kıyamet mi kopuyor?’ paniğine yol açtı. Saldırı ilk etapta hepsi de dyndns adlı altyapı şirketini kullanan Twitter, Paypal ve Spotify’ı hedef aldı. Hacker’ların kendi aralarında zombi ordusu diye dalga geçtikleri ve siber saldırı türlerinin en tehlikelilerinden bir olan ‘botnet’, zararlı kodlarını (malicious codes) bu platformlara internete bağlanan yüz binlerce ucuz cihaz aracılığı ile yolladı. Siber atak, ddos (Distributed Denial of Service/Dağıtık Hizmet Engelleme) saldırısı olarak, anında dünyanın gündemine oturdu. Bizimki de dahil olmak üzere çeşitli ülkelerde hükümetler, kurumları ve vatandaşları şifrelerini değiştirmeleri ve teknolojik önlemler almaları için uyardı. …

 

 

SİBER KIYAMET SENARYOLARI…

 

Doğal olarak tüm bu gelişmeler hem kurumları hem bireyleri “Eğer bir gün bilgilerimize erişemezsek ne olur, ne yaparız, nasıl çalışırız, işimizi nasıl yaparız, sistemi kesintisiz çalıştırmayı nasıl başarırız?” Gibi sorulara yöneltiyor… Hep birlikte düşünelim, siber kıyamet kopsa neler olabilir ve kurumsal, kişisel başınıza neler gelebilir?

 

> İnternetten bankanıza bağlandınız ve hesabınızın sıfır olduğunu

> Borç ya da tasarruf bakiyelerinizin +/- anormal değiştiğini

> Hard diskinizin silindiğini, tüm datanızın uçup gittiğini

> Kredi kartlarınızın, kredi hesaplarınızın iptal edildiğini, değiştiğini

> Buluta erişemediğinizi, internete bağlanamadığınızı

> Online sistemlerinizin kitlendiğini, hiçbir şekilde bilgisayarınıza, sisteminize giriş yapamadığınızı gördünüz.

 

Özellikle kurumlar, sizin acil durum planınız, iş sürekliliği prosedürleriniz var mı? Ama sahiden var mı? Bir yerlerde ISO ya da XYZ standartlarına uygunluk için alınıp unutulmuş listelerden, süreç raporlarından ve kılavuzlarından bahsetmiyorum. Uygulanabilir ve hemen devreye alınabilir bir ‘hayatta kalma kitiniz’ var mı? Uygulanabilir durumda mı? Siz onları kontrol edinceye kadar dijitalden sorumlu teknik arkadaşlarınızla aşağıdakilere bir göz atın.

 

ALINMASI GEREKEN TEMEL ÖNLEMLER

 

> Tüm datalarınızı ve hard diskinizi bulut’un ve server’larınızın dışında, farklı-gizli bir yerde de fiziksel olarak tutun, periyodik olarak yenileyin.

> Eğer hükümetten, yerel yönetimden siber atak duyurusu/uyarısı gelirse, tüm cihazlarınızın (bilgisayar, TV, telefon, kamera, internet of things aletleri vb.) İnternet bağlantılarını derhal kesin.

> Tüm bilgisayar, cihaz ve sistemlerinizi ataktan etkilenip etkilenmediğini anlamak için sıkı güvenlik taramasından geçirin. Etkilendiyseniz mutlaka profesyonel destek alın.

> Uzmanlar eşliğinde en son yedeklere dönün. Eksik datayı tamamlamaya gayret edin.

;
Yazının devamı için tıklayınız...

BUGÜN YAZANLAR