Yeditepe bienali, geleneği geleceğe taşıyacak

Tarihi İstanbul’u oluşturan Suriçi bölgesi, 15 Mart’tan başlayarak 15 Mayıs’a kadar iki ay sürecek olan bir bienali bekliyor: Yeditepe Bienali. Cumhurbaşkanlığı’nın himayesinde ve Fatih Belediyesi ile Klasik Türk sanatları Vakfı’nın iş birliğiyle; Suriçi’ndeki tarihi saraylar, sarnıçlar, hamamlar ve benzeri kamusal binalarla Balat sokakları, Bozdoğan kemeri, Gülhane parkı gibi açık mekânlarda gerçekleşecek olan Yeditepe Bienali’nin en önemli yanı, odağına klasik/geleneksel sanatları almış olması. Bienalin bir diğer önemli özelliği de uluslararası bir bienal olması. Güney Amerika, Avrupa, Uzak Doğu ve Orta Doğu’dan sanatçıların eserlerine yer verilecek olan ilk Yeditepe Bienali’nin ana teması Osmanlı sanatının 'saray üslubu' diye anılan ve karakteristik yapısını oluşturan Ehl-i Hiref teşkilatı olacak. Alt temalar ise Ehl-i Hiref’le bağlantılı olarak çiçeğin her hali, kuş misali, İstanbul’a dair, mekândan taşanlar ve kusursuz tekrar başlıklarını taşıyor. Bienalin temel hedefini 'her şeyin atomize edildiği bu çağda, bu bütünleyici bakış açısını sanatla geliştirerek muhkem hale getirmek ve hem geleneği hem de geleceği kuşatmak' olarak belirten küratör Serhat Kula, uzun ve yoğun bir hazırlık süreci arasında sorularımızı yanıtladı...

Meral Erdoğan / meral.erdogan@platinonline.com

* Küratörlüğünüzde düzenlenecek olan Yeditepe Bienali 15 Mart’ta başlayacak ve 15 Mayıs’a kadar 2 ay boyunca devam edecek. Viyana’da Mimari Tarihi eğitimi aldığınızı ve özellikle farklı kültürlere açık olan bir sanat galerisi yönettiğinizi biliyoruz. Yeditepe Bienali küratörlüğüne giden yoldan biraz bahseder misiniz?

Sanat ya bir türlü içinde olmam ya da bir yerinden destek olmam gereken, dışında kalmamam gereken bir atmosfer benim için. Fakülte yıllarımda sanat üretimlerinin tam içinde, atölyelerde boyaya malzemeye bulanarak uzun bir eğitim ve deneme dönemim oldu. Fakülte biter bitmez, sanat eğitimimin farklı yönlerde sürmesi için Viyana’ya taşındım. Yaklaşık 8 yıl boyunca, Avrupa’nın birçok şehrindeki atölye çalışmalarına ya öğrenci, ya eğitmen ya da organizatör olarak katılma fırsatım oldu. Benim sanatın yönetim kısmına dahil olmam da bu süreçte başladı. Kurduğum bir sanat galerisi ile, batı sanatı ve doğu estetik kültürü arasında bir uzlaşı bir ortak platform oluşturmak için çeşitli sergi ve organizasyonların idaresini yaptım. Avrupa’nın sanata bakış noktasını, sanatı sarsılmaz bir disiplin ile ele alışını ve bu değeri en layığı ile tanıtmak ve duyurmak için gösterdikleri çabayı görerek birçok anlamda kendime dersler çıkarabildiğimi düşünüyorum. Viyana Üniversitesi’ndeki yüksek tahsilim daha sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde sürdü. 2 yıldır Türkiye’deyim ve bu süreçte uzak kaldığım dönemlerde oluşan değişimleri anlamaya, sanata bakışımızı farklı organizasyonların yönetiminde bulunarak çözümlemeye ve eksikleri tespit etmeye çabalıyorum.

 

"Kimi coğrafyalarda kıymetli sanat eserleri tüm dokunulmazlıklarıyla meraklılarına cam fanuslar ardından bakarken, İstanbul’da insanlar aynısından bir tane daha olmayan Rüstem Paşa’nın çini panolarına yaslanıp uyuyabiliyorlar..."

 

* Odağında Klasik Türk Sanatları olan bienal düşüncesi bir ilk ve Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Fatih Belediyesi ile Klasik Türk Sanatları Vakfı’nın iş birliğiyle gerçekleşiyor. Bienal fikrinin oluşumu ve kapsamı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Evet bu bir ilk, hem de pek çok yönden. Klasik sanatlarımızın klasik sergileme usulleri dışına çıkarak ve koluna bu çağın sanatlarını da takarak dünyanın adına bienal dediği bir organizasyonla boy göstermesi pek çok açıdan manidar. 'Bizim' olanın neden bizim olduğunu ve bu 'biz'in ne/kim olduğunu yeniden taze bir dil ve hangi dile çevrilirse çevrilsin manasını kaybetmeyecek bir özle tanımlamak, anlatmak gerek diye düşünüyorum.

Gelenekli sanatlarımızın eşsiz eserleri, 'bienal' başlığı olmaksızın, belirli bir mekana hapsolmadan ve süresiz şekilde zaten yüzyıllardır bambaşka mekanlarda bambaşka formlarla boy gösterdi, gösteriyor. Kimi coğrafyalarda kıymetli sanat eserleri tüm dokunulmazlıklarıyla meraklılarına cam fanuslar ardından bakarken, İstanbul’da insanlar aynısından bir tane daha olmayan Rüstem Paşa’nın çini panolarına yaslanıp uyuyabiliyorlar. Bu derece bir aşinalık, beraberinde görmezliği ve özensizliği getirse de, her köşe başını ayrı bir sanat eserinin tuttuğu bu şehirde yaşayan insanların gözlerinin güzellikle hemhal olduğu, kendisi farkında olsun ya da olmasın estetik algısının bu gördükleriyle yoğrulduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yeditepe Bienali’ni, kadim sanatlarımızın disiplinli bir özgürlükle ulaştığı şahikayı bu çağın sanatçılarının elinden çıkan gelenekli ve modern sanat eserlerini dünyanın 'bienal' adını koyduğu tematik çoklu sergileme biçimi ile bir araya getirerek biraz daha yukarı taşıma hamlesi olarak tanımlayabiliriz.

* Batı merkezli ve çağdaş sanatlarla paralel gelişen bir kavram ve etkinlik olarak bienalin geleneksel sanatları konu alması tartışmalara yol açacak gibi görünüyor. Türkiye’de 'bienal' takipçilerinin geleneksel sanatlara mesafeli durmalarını Yeditepe Bienali için bir handikap olarak görüyor musunuz?

Tam tersi, şu ana kadar yapılan bienallere mesafeli duranların neden böyle durduğunun cevabı (sanılanın dışındaki gerçek cevabı) ortaya çıkacak bence. Şu ana kadar yapılan bienaller bu mesafeyi kaldırmak için zerrece yerinden kıpırdamadı yani bir bakıma mesafe koyanların bu mesafeyi hep korumasını istedi belki. Ama Yeditepe Bienali, hem sağlam bienal takipçileri hem de şimdiye kadar bir bienale katılmamış olanlarla tabir caizse burun buruna olacak. İstese de mesafe koyamayacak. Çünkü bienalde görecekleri, göz göze gelecekleri, ta kendileri olacak. Üstelik bütün eserler, hemen her gün önünden geçtikleri ve kapısına gelince içeri girip girmemek konusunda bir tedirginlik yaşamayacakları mekanlarda olacak. Yani, 'bizim' dedikleri, kendilerini yabancı hissetmeyecekleri mekanlarda.

 

"Bienalde görecekleri, göz göze gelecekleri, ta kendileri olacak. Üstelik bütün eserler, hemen her gün önünden geçtikleri ve kapısına gelince içeri girip girmemek konusunda bir tedirginlik yaşamayacakları mekanlarda olacak. Yani, 'bizim' dedikleri, kendilerini yabancı hissetmeyecekleri mekanlarda..."

 

* Uluslararası bir bienal olacak. Katılımcılardan biraz söz edebilir miyiz?

Dünyanın farklı noktalarından birçok farklı sanat dalında üretim yapan sanatçı katılmakta. Hepsinin ortak özelliği ise, bir yerinden geleneksel sanat ve kültür akımları ile alakalı çalışmalar yapıyor olmaları. Güney Amerika ve Avrupa ülkelerinden katılan enstelasyon çalışmalarının yanı sıra; Çin’den katılan minyatür sanatçılarının Uzak Doğu’nun mistik figür ve desenlerini içeren minyatürlerden, Orta Doğulu sanatkarların modern ve klasik hat örneklerine kadar çok geniş bir perspektifi içinde barındıran bir bienal başlatmaktayız.

* Bienalin teması Ehl-i Hiref olarak belirlenmiş ve alt temalar da mevcut. Bu temalar hakkında neler söylersiniz?

Hem Enderun eğitiminden geçirerek kendi bünyesinde yetiştirdiği sanatçılar, hem de saray dışından kendine kattığı, sanatının zirvesindeki meşhur ustalarla Osmanlı sanatının 'saray üslubu' diye anılan karakteristik özgün yapısını oluşturan Ehl-i Hiref teşkilatıdır. Yeditepe Bienali, 'Ehl-i Hiref' teması ile teşkilatın bizatihi kendisinin nasıl bir işleve, nasıl çağları aşan bir etkiye sahip olduğunu göstermenin yanında, bu teşkilatın temel taşlarını oturttuğu gelenekli sanatlarımızın bugün geldiği noktayı ve yeni çağların yeni sanat dallarında üretilen eserlerdeki gelenek etkisini de göstermeyi amaçlıyor.

Alt temalarımız ise 'Ehl-i Hiref'in elinden çıkan hemen her işte karşımıza çıkan onlar olmadan olmayan motifler üzerine kurulu. 'Çiçeğin Her Hali', 'Kuş Misali', 'İstanbul’a Dair', 'Mekândan Taşanlar' ve 'Kusursuz Tekrar' başlıklarını taşıyan beş ayrı alt temamız var. Mesela Kuş Misali’nde insanın ve insanlığın dertlerine, dermanlarına, rüyalarına hasılı insan başına gelen her şeye kuştan bir bakışla bakan bu çağın sanatçıları 'insanoğlu kuş misali' diyerek Yeditepe Bienali’nde insan hallerini kuşdili ile kuş figürleri ile anlatacaklar. Kusursuz Tekrar’da, düz bir çizginin tekrar eden noktalardan ibaret olduğunu bilen, geometrik ritmin söylediği nakaratı duyan sanatkârlar, 'tekrarında sanat var' dedikleri eserleriyle yer alacaklar.

* Genellikle bienalleri galeriler ve müzelerde izliyoruz. Sizin küratöryal tercihiniz ne yönde oldu? 'Ehl-i Hiref' teması ile düzenlenen bir bienalin 'sanatkarlık' kavramını ele alırken atölyeler, tezgahlar söz konusu olacak mı? Bienal sokakta, hayatın içinde yer bulacak mı?

Biz bu içerikte bir organizasyonun Suriçi dediğimiz alana yani İstanbul’un çekirdeğine çok yakışacağını düşündük, öyle de oldu. Ayasofya, Sirkeci Garı, Tekfur Sarayı’ndan Marmara Üniversitesi Rektörlük Binası’na, Topkapı Sarayı’ndan Nuruosmaniye Cami Mahzeni’ne, Küçük Mustafa Paşa Hamamı’ndan Şerefiye Sarnıcı’na kadar kendisi başlı başına bir sanat eseri olan pek çok tarihi yapı mekanlarımız arasında. Bununla birlikte Bozdoğan Kemeri, Balat Sokakları, Sultanahmet Meydanı, Gülhane Parkı gibi açık hava içerikli meydanlar, parklar ya da sokak arasındaki bir küçük duvarda dahi karşımıza çıkan birçok enstelasyon ya da obje ile karşılaşmak mümkün.

* Yeditepe Bienali neyi amaçlıyor? Bienal’in son günü geldiğinde nasıl bir sonuç sizi memnun edecek?

Düne bakıp bugünü okuyarak yarını tasarlamak formülünün sanat alanında uygulanabilir olup olmadığını, uygulandığında gelinen noktayı, kemalini bulan ve yeni bir tarz geliştirmenin neredeyse imkansız hale geldiği düşünülen sanatlarla, her gün yeni bir tarz kazanabilen sanatların yan yana geldiğinde oluşturacakları manzarayı görmek ve göstermek Yeditepe Bienali’nin ilk adımdaki amacı diyebiliriz. Ama uzun vadede birbirini besleyen ve doğuran kademeli bir amaç haritası var. Ama bienalin en üst amaç başlığı en her şeyin atomize edildiği bu çağda, bu bütünleyici bakış açısını sanatla geliştirerek muhkem hale getirmek ve hem geleneği hem de geleceği kuşatmak diyebilirim.   

Bir tür laboratuvar ortamı oluşturarak klasik sanatlardaki biçim ve biçem farklılıklarının gözlendiği Yeditepe Bienali’nin amaçlarından biri de geleneğin geleceğe taşınması, bunun nasıl-ne şekilde yapılacağı ve geleneğe eklemlenecek yeniliklerin olup olamayacağına dair fikir alışverişi yapılması. Yeditepe Bienali kapsamında düzenlenen 'Gelecekte Gelenek' başlıklı sempozyum, gelenekli sanatlara dair sorulan ama cevaplanamayan ya da hiç sorulamayan soruları sormak, meseleler üzerine farklı fikirleri masaya yatırmak açısından önemli bir adım.

Yeni mekanlar keşfetmek, kamusal alanlara açılmak, farkındalık oluşturacak etkinlikler ile gündemi yakalamak, birçok kültürün ortak değerini yakalayıp global bir dil oluşturabilmek gibi amaçların yanında, bienal mekanlarının bulunduğu bölgelerin bu süre içerisinde esnafından eğitim kurumlarına, sivil toplum kuruluşlarından kamu birimlerine kadar bu hareketliliği yaşayarak ortak bir paylaşıma sahip olması da ayrı bir önem taşıyor.

 

"Ayasofya, Sirkeci Garı, Tekfur Sarayı’ndan Marmara Üniversitesi Rektörlük Binası’na Topkapı Sarayı’ndan Nuruosmaniye Cami Mahzeni’ne, Küçük Mustafa Paşa Hamamı’ndan Şerefiye Sarnıcı’na kadar kendisi başlı başına bir sanat eseri olan pek çok tarihi yapı mekanlarımız arasında..."

 

* Bienalin iş dünyası ve ekonomiye katkısı ne olacak?

Dünya sanatı birçok mecranın yaşadığı değişimden payını almaya başladı. Dekoratif ihtiyaçlara binaen üretilen eserlerin yerini artık yüksek paylaşım kaygısı taşıyan üretimler alıyor. Özellikle yeni malzemeler ve teknolojik imkanlar, sanatçıların adres göstermek, eleştirmek, haykırmak, tarihe iz bırakmak gibi ihtiyaçlarını daha fazla karşılar bir seviyeye taşımakta .Bu durum sivil toplum kuruluşlarının ve bu kurumları destekleyen özel sektör ve dolayısıyla bu harekete kayıtsız kalmayan kamunun ilgisini çekmekte. Bu noktadan hareketle Yeditepe Bienali'nin, klasik görme kültürümüze katacağı uluslararası sanat dilini konuşan yeni üretimler ile başta özel sektör ve koleksiyonerlerin büyük ilgisini çekeceği kanaatindeyim. Sanat üretimi bir anlamda küçük çaplı bir fabrika prensibi ile çalışan bir disipline sahip. Bu üretimlerin birçok sektör için tasarımsal ve dekoratif yeni bakışları tetiklemesi kaçınılmaz. Bu da hem mimari hem de ihtiyaç malzemelerinin formel bir değişime, bir katma değer üretimine sevk edeceğini düşünüyorum. Bununla birlikte büyük bir yelpazeye sahip olan yerel dokulara sahip sanat eserlerimizin birbirinden farklı malzeme, teknik ve yüzeydeki denemeleri, daha önce klasik sanatlar ile olan iletişimi zayıf olan sanatsever ve koleksiyonerler için de yeni bir karşılaşma olacaktır.

* Türk iş dünyasının sanata olan ilgisini, yaklaşımını ve yatırımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Koleksiyonerlik ne yönde gelişiyor?

İçinde olduğumuz 2000’lerin ilk çeyreğinin ihtiyaçtan fazla sanat etkinlikleri ile geçtiğini düşünüyorum. Birçok özel sektör birbiri arasında büyük bir yarışa girmiş durumda. Bu durum bir bakıma sanatçılar için olumlu gibi gözükse de, ihtiyaç olunan temel konuların çözüme kavuşacağı tarzda destekler alınamıyor ve tekrardan öteye geçemeyen organizasyonlar ile zaman kaybediliyor. Bu noktada sanat ortamının gelişimini, katma değer üretebilirliğini sağlayacak ihtiyaçlara göre yapılacak olan himaye ve destek, firmaların sektör içindeki konumlarını uzun süre iyi seviyelerde tutacak yatırımlar olacak. Bu yerinde destekler sayesinde ortaya çıkabilecek olan uluslararası eserler, koleksiyonerlerin anlık yatırımlardan çok, uzun süreli planlı yatırımlara yönelmesini sağlayacak bir katkıya da sahip. Türkiye 1970’lerden beri ithal bir sanat bakışına yatırım yapmakta. Yabancı sanatçıların perspektifinden çıkamayan sanatçıların üretimleri dünya sanat sektöründe yüzdelik olarak ciddiye alınmayacak rakamlarda. Bununla birlikte iş dünyasının yabancı sanatçıların eserlerine, ya da onlardan alınan içerik modellerine yaptıkları yatırımlar da yerele dönüşümü olmayan sonuçları doğurmakta.

 

İLHAMİ ATALAY
 1948 doğumlu İlhami Atalay, 1972 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdi. Duvar halıcılığı dalında ihtisas bursunu kazandı ve 1973-1978 yılları   arasında Berlin Devlet Güzel Sanatlar Akademisi ve Tatbiki Sanat Akademilerinde resim ve duvar halısı ihtisasını tamamladı. Çalışmalarını Avrupa’da sürdüren   Atalay, 1983 yılında İstanbul'a döndü ve resim çalışmalarına başladı.

İLHAMİ ATALAY

HİKMET BARUTÇUGİL 

1952'de Malatya’da doğan Hikmet Barutçugil, 1973'de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitimine başladı. Daha önce görülmemiş ebru yöntemleri deneyen ve literatürde Barut Ebrusu olarak bilinen ebru türünü bulan Barutçugil, 36 ülkede 98 kişisel sergi açtı. Yayınlanmış on sekiz kitabı bulunan Hikmet Barutçugil çalışmalarını İstanbul’da, 'Ebru Evi' haline getirdiği 19. yüzyıldan kalan bir konakta sürdürüyor. 

HİKMET BARUTÇUGİL / BARUT EBRUSU

GÜNGÖR İBLİKÇİ 
1936 yılında Akşehir'de doğan Güngör İblikçi, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (MSÜ) Resim Bölümü'nü bitirmesinin ardından 1961 yılında gittiği İsviçre'de Cenevre Güzel Sanatlar Akademisi Gravür Bölümü'nden mezun oldu. Uzun yıllar kaldığı İsviçre’de kaya resimlerinden hat sanatına kadar pek çok tarihsel veriden beslenen çalışmalarıyla yurt içinde ve dışında birçok sergi açtı ve ödüller aldı. 

GÜNGÖR İBLİKÇİ / GRAVÜR ÇALIŞMASI

SAİD CHUANYİ LEİ
1987 doğumlu Said Chuanyi Lei 2010’da Pekin Üniversitesi Arkeoloji ve Müzecilik Fakültesi, Tarihi Mimarlık bölümünden mezun oldu. 2010-2014’te Tsinghua Üniversitesi Ulus Miras Merkezi-Kültürel Miras Kurtarma ve Araştırma Enstitüsü'nde proje müdürü olarak çalıştı. Halen T.C. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Geleneksel Türk Sanatları (minyatür) bölümünde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. İlgili araştırma alanı Türk İslam sanatları ve Asya sanat tarihi olan sanatçının çalışmaları 2009 yılından itibaren karma ve kişisel sergilerde sergileniyor.

Said Chuanyi Lei / YAZILI KAĞIT YAKMA KULESİ

MERVE NUR KAYHAN HASSAN
Selçuk Üniversitesi GSF Hat Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldu. Süleymaniye kütüphanesi restorasyon eğitiminin ardından Hattat Abdurrahman Depeler ve Hattat Nurullah Özdem ile kitap sanatları restorasyon çalışmalarında yer aldı. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi yüksek lisans programında Hattat Ali Toy ve Davut Bektaş ile uygulamalı hat sanatı derslerini aldı. Halen Doç. Dr. Zeynep Gemuhluoğlu ile sanat felsefesi eğitimine devam ediyor.

Merve Nur Kayhan Hassan / MODERN HAT SANATI

RYUKO KİTO
1970 yılında Japonya Mie’de doğdu. 1993’te Mie Universitesi, Edebiyat Fakültesi Asya ve Okyanusya Bölümü Hint Felsefesi Dalı’ndan mezun olan Kito, 2003’te Türkiye’ye geldi. 2010’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Çini Anasanat Dalı’ndan mezun oldu. Halen İstanbul’da çini dersleri verip çalışmalarına devam etmektedir.