PİYASALAR
Şule Yücebıyık

'Yeni iletişim çağı'na hazır mıyız?

Markaların varoluş amaçlarını 'toplumsal fayda ve sürdürülebilirlik’ perspektifinden yeniden tanımlamaları gerekiyor. Yeni iletişim çağında sosyal etkisi yüksek, insanı ve gezegeni kârlılığı kadar önemseyen şirketler öne çıkacak.

Bu yazıyı kaleme alırken dünyada adeta bir kıyamet filmi senaryosu gerçekleşiyor. Çin’in Wuhan kentinde yaklaşık 3 ay önce ortaya çıkan Covid-19 yani Koronavirüs, insanlığı adeta rehin almış durumda. Hem dünya genelinde bu virüsten hayatını kaybeden kişi sayısı hem de Türkiye’deki durumun vehameti giderek artıyor. Virüsün bulaşma riskinden ötürü dünya çapında olağanüstü önlemler alınıyor. Okullar ve sınırlar kapatıldı. Riskli ülkelere uçak seferleri durduruldu. Birçok ülke virüs kaygısıyla ticarete engeller getirdi. Özel kurumların büyük bölümü, beyaz yakalı çalışanlarını evden çalışma sistemine geçirirken, otomotiv başta olmak üzere birçok sektörde üretime ara verildi. Alışveriş merkezleri, eğlence mekanları, restoranlar ve hatta ibadet yerleri kapatıldı. Hükümetler uyarırken, sosyal medyada insanları evlerinde tutmak için #EvdeKal kampanyaları başladı. 

KURUMSAL İLETİŞİMCİLERİN 7/24 MESAİ YAPTIĞI BİR DÖNEM

‘Sosyal mesafe’ nedeniyle, sanal olarak bir araya geldiğimiz Kurumsal İletişimciler Derneği (KİD) üyeleri ile sık sık durum değerlendirmesi yapıyoruz. 7/24 mesai yaptığımız bir dönemdeyiz. Kurumsal riskler, Koronavirüs ile mücadele kapsamında kurulan yeni çalışma düzeni, etkinliklerin iptali, iletişimi uzaktan yönetme zorunluluğu, çalışanların sağlığı, işin devamlılığı, müşterilerin bilgilendirilmesi, medyanın sürekli bir şekilde takibi ve liderin iletişimini aynı anda yürütmek zorunda kalan kurumsal iletişim ekipleri daha önce benzeri görülmemiş bir krizi yönetmek zorundalar. 

Küresel Köyün Kaosu

Bir numaralı gündem, Koronavirüs olsa da genel tabloya bakıldığında dünyanın içinde bulunduğu durum da hiç iç açıcı değil. 2020’nin ilk üç ayından bu yana dünyanın dört bir yanında iç savaşlar, politik ve ekonomik türbülanslar yaşanıyor. Bu durum da tarihte görülmemiş bir göç dalgasını tetikliyor. Başka ülkelere iltica edenlerin sayısı çeyrek asrın en yüksek rakamı olan 41.3 milyona ulaştı. İngiltere merkezli yardım kuruluşu Oxfam’ın ‘Time To Care’ başlıklı raporuna göre 2019 yılında dünyanın en zengin 2 bin 153 kişisinin toplam serveti, 4.6 milyar kişinin toplam servetinin iki katından daha fazla. İklim krizi, dünya üzerindeki tüm canlıların ve insanlığın varlığını tehdit eden boyutlara ulaştı. Bilim insanları; Koronavirüs ve benzeri salgınlarla yaşamaya alışmamız gerektiğini dile getiriyor. İçinde yaşadığımız dünya, İletişim Bilimci Marshall McLuhan’ın 1960’lı yıllarda dile getirdiği gibi ‘Global Köy’… Köyümüzün teknoloji, iletişim, mal ve hizmetlerin sınırsız ikamesi gibi küreselleşmenin nimetlerinden faydalanırken külfetlerinden muaf olması düşünülemezdi.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Kabul etsek de etmesek de küreselleşmenin faturasını ödemek zorunda olduğumuz, değişimin hızının ve kapsamının belirlenemediği, olayları anlamakta zorlandığımız ve hiçbir koşulda öngörü yapamadığımız bir dönemden geçiyoruz. Siyasal belirsizlikler, ekonomideki dalgalanmalar, dijital dönüşümle gelen üretim ve hizmet süreçlerindeki değişiklikler, artan ve farklılaşan çalışan ve müşteri beklentileri nedeniyle VUCA dönemindeyiz. Baş harfleriyle değişken (volatile), belirsiz (uncertain), karmaşık (complex) ve muğlak (ambigious) olan VUCA dünyasına uyumlanmaya çalışırken Koronavirüs; ekonomiden politikaya, iş dünyasından iletişime dek tüm sistemleri felce uğrattı. Sistemler, eğitim, ticaret, iş yapma şekilleri ve iletişim biçimleri… Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. İletişimciler olarak kurumları, markaları ve liderleri derinden etkileyecek bu yeni dönemin şifrelerini iyi okumamız ve yeni iletişim çağına geçmemiz şart. 

YENİ İLETİŞİM ÇAĞININ 5 TEMEL UNSURU

1I Kriz geçirmez kurum olmak

Pandemi dönemi, iletişimin önemini artırmakla birlikte, kurumsal iletişimcilerin rolünü bir kez daha kriz ekseninde şekillendiriyor. Geleneksel iletişimin gücünü kaybettiği bu dönemde, geleneksel kriz yönetimi taktikleri de sonuç vermiyor. Hakikat sonrası ya da post-truth olarak ifade edilen dönemde; yalan haberler, deep-fake adı verilen kurgulanmış dezenformasyonun gerçekliğin önüne geçtiğini görüyoruz. Yıllarca binbir emekle inşa edilmiş bir marka itibarının akla hayale gelmeyen bir nedenle sarsılması an meselesi… ‘Yeni iletişim çağı’nda, kurumların ve markaların samimi ve sistemli bir şekilde hedef kitlelerin güvenini kazanmaya yatırım yaparak, ‘kriz geçirmez’ hale dönüşmesi gerekiyor. Kurumsal iletişimcilerin en önemli sorumluluğu bu dönüşümü sağlamak olmalı.

2I Vicdanlı markalar dönemi

Yeni iletişim çağında, toplumlardaki ‘güvensizlik’ hissinin yerini ‘kaygı ve endişe’nin aldığını görüyoruz. Belirsizlik ortamında çalışanların en büyük korkusu işini kaybetmek. Z Kuşağı bugüne kadarki en kaygılı kuşak. İklimden terörizme hemen her konuda geleceğe kaygı ile bakıyorlar. Kurum ve markaların toplumun kaygılarına yönelik empati duyması, vicdanlı bir marka/kurum olmak için çaba göstermeleri gerekiyor. Koronavirüs krizinde Microsoft, Facebook ve McDonald's gibi şirketlerin, çalışanlarının güvenliğini sağlamasının yanı sıra saat/proje bazlı çalışanlarına ödeme yapmaları da büyük takdir topladı. Türkiye’den Yemeksepeti’nin Koronavirüs ile mücadele için 1 milyon TL bağışlaması da ‘vicdanlı marka’ davranışı için iyi bir örnek oluşturdu.

3I Yeni nesil liderlik

Edelman’ın güven araştırması ortaya koyuyor ki, insanların yüzde 74’ü markanın reklamlarından çok CEO’nun iletişimi, başarı hikayesi ve değerleri üzerinden markaya güvenip güvenmemeye karar veriyor. Özellikle belirsiz ve kaygılı dönemlerde, liderliğin önemi artıyor. İnsan odaklı, empati duygusuna sahip, duyarlı ve şefkatli bir liderlik anlayışı öne çıkıyor. Eskinin yüksek egolu, otoriter ve ‘yıldız’ liderlerinden çok alçak gönüllü, organizasyonun sesini dinleyen, iş birliğine önem veren liderler ilham veriyor. Gerektiğinde kârlılığı geri planda bırakan, insan ve dünya için faydalı olanı seçen liderler, markaya değer katıyor. 

4I Bağlantısallık bilinci

Koronavirüs krizinin çarpıcı detaylarından biri de Çin’in İtalya’ya gönderdiği sağlık yardımlarını taşıyan konteynerların üzerindeki sözdü: “Aynı ağacın yaprakları, aynı denizin dalgalarıyız.” Bu sözün temsil ettiği gerçeklik, artık dünyadaki tüm canlıların birbirine bağlı ve bağımlı olduğudur. Bütünün bir parçasında meydana gelecek küçük bir aksaklık tüm sistemi etkiliyor. Marka ve kurumlar her karar, söz ve eylemlerinin bütünü etkileyeceği bilinciyle hareket etmeli.

5I Yeni itibar=Sosyal etki

Geleneksel halkla ilişkiler, reklam ve kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin, markalara itibar kazandırmakta zorlandığı bir dönemdeyiz. Markaların varoluş amaçlarını ‘toplumsal fayda ve sürdürülebilirlik’ perspektifinden yeniden tanımlamaları gerekiyor. Yeni iletişim çağında sosyal etkisi yüksek, insanı ve gezegeni kârlılığı kadar önemseyen şirketler öne çıkacak.

DİĞER YAZILARI