PİYASALAR
Rıza Kadılar

Çin, hiçbir zaman girişimcilik ruhunu kaybetmedi

Geride bıraktığımız 30 yıl içinde hem eğitimli iş gücü, hem girişimcilik ruhu hem de ABD ile iş birliği imkanı sağlayan yurt dışı nüfusu sayesinde Çin, ekonomik anlamda emin adımlarla çok önemli bir oyuncu olmaya başladı

Çin markalarından çok, Çin’in teknolojik anlamda her alanda nasıl liderliğe yavaş yavaş yükseldiğinden bahsetmemiz gerekiyor. Burada üç önemli faktör ön plana çıkıyor: Birinci faktör, eğitim. ABD’de eğitim gören uluslararası öğrencilere baktığımızda son 20 yıldır Çin’in listede en üstte yer aldığını görüyoruz. Hatta fark o kadar büyük ki Çin, ABD’ye yılda 120 binden fazla kayıtlı öğrenci yollarken, ikinci sırada yer alan ülkeler 20 binli rakamlarda kalıyorlar. Özellikle temel bilimlerde ve teknoloji alanında doktora yapan bu başarılı öğrencilerin, Çin ekonomisine çok büyük katkıları olduğu ortada... 

İkinci faktör, Çin iş kültürü… Sanıldığının aksine Çin’in bazı önemli şehirlerinde girişimcilik tarih boyunca bir yaşam kültürü olarak ön plana çıkmış. Mesela Şanghay 1800’lü yılların sonunda bir küresel ticaret merkezi konumundaydı. Keza, Hong Kong tarih boyunca Çin’in batı dünyasına ekonomik anlamda açılan kapısı olma özelliğini korudu. Unutmayalım ki, mesela dünyanın en büyük ve önemli bankalarından biri olan HSBC’nin adı, ‘Hong Kong Shangai Banking Corporation’dır. Küçük tüccardan daha büyük aile işletmelerine kadar Çin, hiçbir zaman girişimcilik ruhunu kaybetmemiş bir ülke... 

Üçüncü faktör ise Çin’in ülke dışındaki diasporası: Özellikle ABD’de yerleşik Çin kökenli nüfus, yukarıda bahsettiğim her iki faktörün de çok hızlı bir şekilde ekonomik aktivite haline gelmesine vesile oldu. Bir anlamda ‘G-2’ olarak isimlendirdiğimiz ABD-Çin iş birliği bu şekilde hayat buldu. 

AMBARGONUN ETKİLERİNİ  HENÜZ GÖRMEDİK

Çinli markalara uygulanan ambargonun ise henüz etkilerini görmeye başlamadık. Çin ekonomisi geçen yıl, son 20 yılın en düşük büyüme rakamında kaldı. Ancak bunun nedeni ABD’nin koyduğu ticaret engelleri değil. Çin’in ABD ile olan ticareti, ülkenin toplam ticaretinde yüzde 10’un altında bir yer tutuyor. Oysa ki, bu yavaşlamanın nedeni, genel dünya ekonomisinde güçsüzleşme ve ‘Bir Kuşak Bir Yol’ gibi yeni İpek Yolu girişimlerine rağmen, Çin’in neredeyse bütün sektörlerdeki fazla atıl üretim kapasitesine sahip olması. Özellikle de Çin bankalarının artık taşıyamayacakları boyutta kredi büyüklüklerine ulaşmış olmaları, ekonominin daha da ısınmasına engel oluyor. Bu bağlamda Çin ekonomisinin soğumaya başlayacağı bir döneme giriyoruz diyebiliriz. 

DİLENCİLER APP ÜZERİNDEN DİLENİYOR

Çin tüketici pazarı dünyada ilk sıraya oturmak üzere hızla gelişiyor. Ancak Çin’de tüketim, internet tabanlı platformlar ve elektronik ticaret ağırlıklı olarak ilerliyor. Ülkede neredeyse nakit kullanımı bitti gibi… Dilencilerin bile cep telefonundaki bir app üzerinden dilendiklerini sanırım artık herkes biliyor. Bütün emtia piyasaları, elektronik ticaret, büyük veri, platform ekonomileri, lojistik ve ulaştırma hatta enerji gibi alanlar başta olmak üzere neredeyse bütün sektörlerde Çin’in küresel bir önemi var. Ama asıl rekabet bundan sonra ileri teknolojilerde yaşanacak gibi duruyor. Geçtiğimiz yaz ZTE’nin başına gelenlerden sonra Çin’in özellikle mikroçip teknolojisinde ABD ve Avrupa’ya bağımlı olduğu ortaya çıktı. Çin liderlerinin bu alanda önemli adımlar atacağını tahmin ediyorum. Huawei, ZTE (NETAŞ), Bank of China, ICBC ve Kumport’u lütfen atlamayalım. Tabii birçok çok önemli altyapı projesinde Çin teknolojisi ve üstlenici firmalar olduğunun da altını çizmek isterim. 

DİĞER YAZILARI