Acar  Baltaş
YAZARLAR
11.11.2015 15:18:00

Ortada Olanı Görmek

Büyük çoğunluğumuz dünyayı olduğundan daha adaletli ve iyi bir yer olarak görürüz. Ancak gelecekle ilgili öngörülerimizin çoğu gerçekleşmez. Kararlarımızın sonuçlarıyla ilgili iyimser yanlılığımız, belki de zihinsel yanlılığımızın en önemlisidir. İyimserlik eğilimi insan için hem bir lütuf hem de birçok yazımızda belirttiğimiz gibi ciddi riskler taşıma potansiyelindedir.

İnsanların çok büyük çoğunluğu kendisinin ortalamadan daha iyi bir sürücü olduğuna inanır. Böyle bir durumda anlam taşıyan ve gerçekçi bir cevap vermek için 'ortalama'yı bilmek gerekir. Oysa bu imkansızdır. Ancak insanlara “Yabancılarla bir konuşmayı başlatmak konusunda ne kadar başarılısınız?” gibi yatkınlık gerektiren bir soru  sorulduğunda, yapılan zihinsel değerlendirme sonucu çok kere 'ortalamanın altında' değerlendirme yapılır. Bu insanların ancak vasat oldukları bir etkinlikte kendilerini değerlendirirken gerçekçi bir özeleştiri yaptıklarını, severek ve kolaylıkla yürüttüklerine inandıkları diğer faaliyetlerde gerçekçi olmayan bir iyimserlik içinde olduklarını gösterir. 

Bu anlatılanlar gerçek hayatta verilen önemli kararlarda insanların büyük hatalar yapmasına neden olabilir. ABD’de küçük işletmelerin yüzde 35’inin işlerini sürdürme süresinin ortalama olarak beş yıl olduğu saptanmıştır. Ancak, “Sizinki gibi bir işletmenin başarı şansı nedir?” sorusuna verilen olumlu cevap oranı yüzde 60 düzeyindedir.  Bu girişimcilerin yüzde 81’i, 'kendi girişimlerinin başarısını' yüzde 70 olarak değerlendirmiştir. Daha ilginç olan girişimcilerin yüzde 33’ünün başarısızlık ihtimalini 'sıfır' olarak görmesidir.1 

Yakın çevremde son yedi yılda beş defa el değiştiren bir marketi devralan yeni sahibiyle konuştuğumda, dükkanı hava parası vermeden ve çok ucuza aldığını, bankadan kredi alarak borçlandığı takdirde, biraz masrafla burasının bayağı iyi iş yapacağını söylemişti. Sohbeti biraz derinleştirdiğimde, bundan önceki beş işletmecinin başarısızlık nedeni üzerine hiç düşünmediğini öğrendim. Bu noktada bankaların kredi verirken, açtıkları krediyle  iş yapmaya niyetlenen kişinin şansını değerlendirmek yerine, kendi paralarını sağlama alacak garantiler istemelerinin ya çok yanlış ya da çok kurnazca olduğunu düşünmüştüm. Bu durumda kredi pazarlayan kişinin ilgilendiğinin, gerçekte işin başarılı olması değil, pazarladığı krediden alacağı komisyon olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumu Kahneman 'ortada olanı görmek'  (WYSATI ‘what you is all there is’) olarak tanımlamaktadır.2 Buna Heath Kardeşler, 'projektör etkisi' adını vermişlerdir.3 Ortada olanı gören veya projektör etkisi altında olan kişi dört noktada hata yapar:

1) Sadece kendi amacına odaklanır, bilinen ve geçerli olan verileri görmez.

2) Kişi sadece kendi yapmak istediğine odaklandığı için başkalarının beceri ve girişimlerini göz ardı eder.

3) Geçmişi açıklamak ve geleceği öngörmek konusunda kendi becerilerine güvenir, kontrolü dışındaki durumların ve şansın rolünü hesaba katmaz.

4) Bildiğine odaklanır ve sonucu etkileyebilecek bilmediği veya öngöremeyeceği faktörleri göz ardı eder ve aşırı güven yanılgısını yaşar.

Sonuç

Gençler hata yapar çünkü bilmediklerini bilmezler. Yetişkinler hata yapar çünkü bildiklerini yeterli kabul ederler. Odağımızı kontrol edebildiğimizi düşündüğümüz olaylarla sınırladığımızda, etki alanımız dışında yaşananları göz ardı ederiz. Bu durumun sadece güçlü yönlerimizi öne çıkarıp yaptıklarımızı sürdürerek başarılı olacağımıza inanmaktan farkı yoktur. Dünyadaki eğilimleri ve rekabet ortamını yakından izlemek, gelişim alanlarımızı tanımak ve bu alanlarda bize destek verebilecek insanları çevremizde tutmak, ortada olanın dışındakileri de görmemizi sağlayacaktır.

Kaynaklar:

1. Zweig J. Your money and your brain. Simon & Schuster; 2007.

2. Kahneman D. Thinking, fast and slow. Macmillan; 2011.

3. Heath C, Heath D. Doğru karar: Hayatınızı değiştirecek en iyi kararları vermek., Boyner Yayınları; , 2014.

DİĞER YAZILARI