SANAT
10 Aralık 2015 14:38

Bürokrasinin Anadolu’da bilinen ilk örneği

TÜRKİYE’NİN YETİŞTİRDİĞİ EN ÖNEMLİ DENİM TASARIMCILARINDAN BİRİ OLARAK KABUL EDİLEN AHMET GİRAY YILMAZ’IN ARSLANTEPE’DEN İLHAM ALARAK HAZIRLADIĞI 'BAŞLANGIÇ' ADLI KOLEKSİYON GEÇTİĞİMİZ AY MALATYA İLİMİZİN SINIRLARI İÇERİSİNDE BULUNAN ARSLANTEPE'DE GÖRKEMLİ BİR DEFİLE İLE MODA SEVERLERİN KARŞISINA ÇIKTI... VE BİZ DE BU VESİLEYLE ARSLANTEPE'Yİ BİRAZ DAHA YAKINDAN TANIMA FIRSATI BULDUK.

Bürokrasinin Anadolu’da  bilinen ilk örneği

Meral Erdoğan / [email protected]

Arslantepe’de YEDİ Bİn yıl boyunca bİrbİrİ üstüne yığılan uygarlıklar tek tek ortaya çıkarılırken, Anadolu’nun tarİhİ de yenİden yazılıyor. Anadolu’da İlk kılıç, İlk saray, İlk bürokrasİ ve İlk devlet...

Malatya’nın yedi kilometre kuzeydoğusunda bulunan Arslantepe Höyüğü devlet oluşumunun Anadolu’daki bilinen en eski örneği. Arslantepe’nin yaklaşık yedi bin yıla dayanan bir tarihi var. M.Ö. 5000'den başlayarak Bizans İmparatorluğu'nun son dönemlerine (11. yüzyıla kadar) kadar bir yerleşim birimi olarak varlığını sürdürmüş. Arkeolojik kazılar 1930’larda başlıyor ve kısa aralıklarla günümüze kadar devam ediyor. Önce Fransız arkeologlar L. Delaporte ve G. Schaeffer tarafından başlatılan çalışmalar 1961’den itibaren İtalyan arkeologlar tarafından sürdürülüyor. Kazıları 1990’dan bu yana Roma ‘La Sapienza Üniversitesi’nden Marcella Frangipane yönetiyor. Arslantepe’nin konumu özenle seçilen bir yer olduğunu kanıtlıyor. Arslantepe Malatya Ovası’nın tarıma elverişli; sulak ve verimli arazisi içinde; çevresinde çok sayıda kaynak olan, Fırat'ın kollarının getirdiği sulardan da yararlanılabilen, buna karşılık su baskınlarından etkilenmeyen bir bölge.

Anadolu’da İlk Aristokrasi ve İlk Devlet Oluşumu

Höyükteki kazılarda ise M.Ö.3600-3500’lere ait bir tapınak, M.Ö.3300-3000 yıllarına ait bir kerpiç saray, iki bini aşkın mühür baskısı, kaliteli madeni eserler ortaya çıkarılıyor ki bu buluntular o dönemde Arslantepe’nin, aristokrasinin doğduğu ve ilk devlet şeklinin ortaya çıktığı resmi, dini ve kültürel bir merkez olduğunu gösteriyor. Kerpiçten yapılmış bu anıtsal binaların bulunduğu geniş bir kamusal alan, 4'üncü bin yılın sonlarında tepenin güney-batı yamacında en az 2 bin 600 metrekarelik bir alana yayılmış bulunuyor. Ortaya çıkarıldığı kadarıyla işlevsel açılardan farklı bölümlerden oluşan bu anıtsal yapı topluluğu, çok amaçlı düzeninden dolayı Saray olarak nitelendiriliyor. Sarayın koridor duvarları baskı motif ve duvar resimleri ile bezenmiş durumda. Binanın çeşitli bölümlerinde çok sayıda mühür baskısının bulunması, idari etkinliklerin yoğunluğunu ve bu işlerde, malları depolardan alma ve mühürleme yetkisi bulunan çok sayıda memurun çalıştığını ortaya koyuyor.

Duvarlardaki zengin bezeme ve kabartmalar ise gücü simgeliyor. Bu bütün etkinliklerin merkezileştirilmesi, kayıt amacıyla etkin bir mühürleme sisteminin kullanılması ve giderek gelişen bir bürokrasi, güçlü siyasi ve dini kurumları olan bir devlet sisteminin doğuşunu gösteriyor. Geçmişte daha çok dinsel amaçlar için yapılan büyük yapı giderek başka işlevler kazanarak içinde kamu hizmetlerinin de görüldüğü, mimari açıdan gelişmiş bir duruma gelerek Yakın Doğu’da ‘Saray’ın başlangıcını oluşturuyor.

Kral Mezarı ve Dört Bekçisi

Arslantepe’de bu Saray’ın hemen yanında M.Ö. 2900’lere tarihlenen önemli bir mezar da ortaya çıkarılmış durumda. Mezarda zengin 'ölü hediyeleri' ve taş bir kapak üstünde muhtemelen kurban edilmiş dört genç insan cesedi de bu mezarın önemli bir krala ait olduğunu düşündürüyor.

Yerlilerle, Yeni Gelenlerin Sentezi ve Yeni Bir Kültür

Geç Uruk Dönemi’ne (M. Ö. 3400-3000) ait yapıların büyük yangınlarla ortadan kalkmasından sonra, ortak kullanım alanının terk edildiği ve yerli geleneğe yabancı toplulukların da yerleştiği gözlemleniyor. Bunu, gerek yerleşim düzeni ve konutlar, gerekse Doğu AnadoluTranskafkasya kökenli çömlekler kanıtlıyor. Yerleşmenin ekonomik ve kültürel özellikleri bu yeni gelenlerin temelde kırsal, büyük olasılıkla da yarı göçebe küçük topluluklardan oluştuğunu gösteriyor.

Arslantepe Erken Tunç Çağı dönemlerinde (M. Ö. 2700-2000) Suriye - Mezopotamya kültüründen koparak Doğu Anadolu-Transkafkasya geleneklerine dayalı özgün ve incelikli bir kültür ortaya koyuyor ve Anadolu’nun kentleşme geleneğine uygun bir yerleşme düzeninin yanı sıra surlarla çevrili kent haline geliyor. M.Ö. 2000 yılına gelindiğinde ise Arslantepe, Fırat Nehri’ne doğru genişleyen Hitit İmparatorluğu’nun Melidia-Meliddu isimli bir şehri olarak karşımıza çıkıyor. Bu dönemde yerleşim tepenin kuzeydoğu yamacına açılan şehir kapısı ve avlusuyla Orta Anadolu Hitit kentlerine benzeyen, etrafı toprak surla çevrili bir Geç Hitit şehri olarak kullanılmış.

Arslantepe, M.Ö.712 tarihindeki Asur istilasıyla yerleşim yeri olarak varlığını kaybediyor; M.S. 5-6'ıncı yüzyıllar arasında ise Roma Dönemi köyü olarak ve daha sonra Bizans Nekropolü olarak yerleşimini tamamlıyor. Arslantepe’de kazılara Geç Uruk dönemi Sarayı ile Geç Hitit Sarayı alanında devam ediliyor.

 

EN ÇOK OKUNANLAR