PİYASALAR

Darbe girişimleriyle boğuşan Veneuela ve ekonomisi

Venezuela'da kendisini geçici devlet başkanı ilan eden Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido, resmi Twitter hesabından darbe girişimini başlattıklarını duyurdu. Devlet Başkanı Nicolas Maduro da askeri liderlerle görüştüğünü belirterek, "Bana sınırsız bağlılık gösterdiler" dedi. Yer altı kaynakları açısından dünyanın en zengin ülkelerinin başında gelen Venezuela'da, ülkenin batısında protestoların başladığı 2014 yılı bir dönüm noktası olarak görülüyor. İşte Venezuela ekonomisi...

Yaşanan siyasi kriz nedeniyle Venezuela’da iki farklı parlamento var: Bir yanda Maduro’yu destekleyen Kurucu Meclis, diğer yanda ise ABD tarafından desteklenen Ulusal Meclis. Başkan Maduro’ya yönelik son darbe girişiminin ardından kendisine karşı protesto gösterileri sürerken, muhalefet ve ulusal meclis lideri Juan Guaido kendisini geçici devlet başkanı ilan etti. ABD Başkanı Donald Trump Venezuela muhalefet lideri Guaido’yu ülkenin geçici devlet başkanı olarak tanıdığını açıklayınca, Maduro da Venezuela’nın ABD ile diplomatik ve politik ilişkilerini sonlandırdığını ilan etmişti

Beklenmeyen ekonomik çöküş

Venezuela’nın son birkaç yıl içindeki çöküşü dünyayı şoke etti. Ülke savaşta olmamasına rağmen ekonomisi yüzde 50 küçüldü. Uluslararası Para Fonu (IMF) ülkede enflasyonun 2019 yılında yüzde 10 milyona ulaşacağını düşünüyor. Bir zamanlar bölgenin en zenginlerinden biri olan Venezuela toplumu kötü beslenmenin, salgın hastalıkların ve şiddet suçlarının artışıyla toplumsal bir cinnet hali yaşıyor. Ülke nüfusunun bir bölümü terörize edildi ve bölge istikrarsızlaştırdı. Venezuela’daki ekonomik krizin ve siyasi istikrarsızlığın derinleşmesi, şiddetli sivil huzursuzluğa ve mülteci dalgalarına neden oldu. Bu yüzden üç milyon insan ülkeden kaçtı.

Nicolas Maduro’nun 10 Ocak 2019’da yemin edip ikinci kez göreve başlaması, uluslararası toplumda Maduro hükümetine yönelik uzun süredir devam eden baskı kampanyasına yeni bir ivme kazandırdı. Bu duruma küresel aktörlerin de dâhil olduğu bir askeri müdahale, iç savaş veya bölgesel çatışmanın eklenmesi geniş bir jeopolitik fırtınayı tetikleyebilir.

ABD ve AB destekli muhalefet yasama meclisinde (Ulusal Meclis) çoğunluğu 2016 yılında, yani yaklaşık 20 yıl sonra ilk kez ele geçirdi. Bununla birlikte, Maduro hükümeti cumhurbaşkanının gücünü pekiştirmek için adımlar attı ve yasama meclisinin yerine tamamen Maduro ve sistem destekçilerinden oluşan “kurucu bir meclis” kurdu. Bu durum ülkede şiddet olaylarını da beraberinde getirdi. Ancak Maduro hükümeti geri adım atmadı. Muhalefetin boykot ederek katılmadığı ve genel katılımın da düşük olduğu Mayıs 2018’de yapılan genel seçimleri Maduro yeniden kazanarak önümüzdeki altı seneyi de garantilemiş oldu.

Amerikan Devletleri Örgütü (OAS), ABD, Kanada, AB ve Latin Amerika’nın başlıca ekonomilerinin çoğu Maduro’nun başkanlığını tanımayacağını açıkladı. Seyahat ve bankacılık alanlarından Maduro ve kabinesine yönelik kısıtlamalar geldi; ABD ve AB’nin desteklediği Ulusal Meclis’i Venezuela’nın tek meşru kurumu olarak tanıyacaklarını açıkladılar. Bu yaptırımlara yaklaşık 50 ülke imza attı. Başkan Nicolas Maduro ve selefi Hugo Chávez’i eleştirenler Venezuela’nın ekonomik sıkıntılarının yıllarca süren yanlış ekonomik yönetiminin meyvesi olduğunu söylerken Maduro’nun destekçileri ise suçu düşen petrol fiyatlarına, ülkenin “yozlaşmış” seçkinlerine ve ABD’nin müdahalesine yüklüyorlar.

ABD, AB ve Latin Amerika ülkelerinin büyük bir bölümü Maduro hükümetine bireysel ve ekonomik yaptırımlar getiriyor. Böylelikle Venezuela hükümetinin izolasyonu artarak devam ediyor. Bu arada Rusya ve Çin, Venezuela’nın en sadık müttefiklerinden ikisi olarak kaldı. Ayrıca Nikaragua, Küba, Bolivya, Honduras ve son zamanlarda gelişen ilişkiler sayesinde Meksika, Hindistan ve Türkiye, Maduro hükümetiyle ilişkilerine devam ediyor.

Venezuela, devlete yönelik ekonomik planlamanın başarısızlığından gerçekten zarar gördü. Petrol gelirlerinin çekiciliği, siyasi elitleri ekonomik gelişme konusunda diğer alanlara odaklanmaktan uzaklaştırıyor. Fakat bu krizin nedenleri, bir refah devleti kurmanın getirdiği zorluklardan ziyade, Venezuela doğal kaynaklarının yönetişim stratejisinin getirdiği zorluklarla, daha derin narko-petrol meseleleri arasında gizleniyor.

Venezuela krizinin sebepleri

1. Petrolün yönetimini ele geçirmek

Venezuela 300 milyar varilden fazla olduğu kanıtlanmış rezerviyle dünyanın en büyük petrol kaynağına sahip ülkesi. Eski başkan Hugo Chávez başkanlığı döneminde, petrol şirketi PDVSA’nın (Petroleos de Venezuela) yeraltı kaynaklarını millileştirdi. Özellikle Exxon Mobile gibi küresel şirketlerin yatırımları bu millileşme adımıyla birlikte çöktü. Venezuela petrolünün yarıdan fazlasını hâlâ ABD satın alıyor olmasına rağmen, Venezuela sağlık ve altyapı işleri, askeri ve sosyal harcamalar için Çin ve Rusya’ya da petrol ihraç ediyor.

PDVSA’nın tam kapasiteyle petrol üretme kabiliyetindeki önemli düşüş nedeniyle, Rusya ve Çin’den aldığı bu kredileri geri ödemek için hükümet ürettiklerinin çoğunu Rusya ve Çin’e ihraç ediyor. Bunun dışında Hindistan, Türkiye, Brezilya ve Fransa da müşterileri arasında yer alıyor. Üretimin günde yaklaşık 3,4 milyon varilden 1,4 milyon varile kadar düşmesi, hükümetin artık ülkenin insani krizini geçici olarak dindirmek için dahi gerekli kaynaklara sahip olmadığı anlamına geliyor. Üretilen petrolün nitelikli bir şekilde değerlendirilememesi, Çin ve Rusya başta olmak üzere rakip ülkelerin Venezuela’nın petrol yatakları üzerindeki işletim haklarını her geçen gün genişletmesi, ayrıca ABD’li şirketlere Venezuela pazarından pay verilmemesi gibi sebeplerden dolayı, ABD solcu hükümetlerle PDVSA üzerinden sürekli olarak gerilim yaşıyor.

2. Uyuşturucu kartellerinin savaşı ve ‘Güneşler Karteli’

Kolombiya’da uyuşturucuya bağlı şiddet olaylarının azalması ve silahlı örgütlerle barış görüşmeleri yapılması, Venezuela’yı kokain kaçakçılığı konusunda kıta çapında lojistik bir merkez haline getiriyor. CIA ise hem bu dağıtımı yönetmek, hem kimyasal üretime geçmek, hem de uyuşturucu kartelleri arasında dağıtılan kârdan pay almak istiyor. Venezuela’daki uyuşturucu kartelleri bu pastayı CIA’ya kaptırmak istemiyor. Bu yüzden de Meksika ve Kolombiya kartelleri üzerinden bir savaş yaşanıyor. Meksika’da sol bir hükümet iş başına geldiği için Meksika-Venezuela gerilimi nihayete ermiş görünse de, Latin Amerika ve dünyanın en fazla “uyuşturucu tüketen” pazarları olan Brezilya ve ABD Venezuela’ya diz çöktürme gayretinde.

Latin Amerika’daki uyuşturucu ticaretindeki dalgalanma, Venezuela’nın siyasi ve askeri seçkinlerine dokunan bir dizi kaçakçılık skandalını ortaya çıkarıyor. Uyuşturucu kartellerinin resmi görevlilerle ilişkilerinin medyaya yansıyor olması dahi kanıksanmış durumda. Petrol zengini Venezuelalılar, uyuşturucu ticaretinin ülkeyi “Kolombiyalaştıracağı” endişesini taşıyor. Maduro hükümeti karteller arasındaki gerilimi azaltma konusunda çaresiz. ABD karşıtlığı her ne kadar hükümetle kartelleri aynı çizgiyi getirmişse de, bunun sürdürülebilmesi mümkün değil.

Venezuela 2018 yılında (yıllık gelirleri 500 ila 600 milyar dolar arasında olan) uyuşturucu kaçakçılarının toplam kazancının en yüksek olduğu ikinci ülke pazarı oldu. Uyuşturucu geliri kıtada yıllık olarak 1,5 trilyon dolara kadar yükselebiliyor. Venezuela’da kamu görevlilerinden uyuşturucu kaçakçılığına bulaşanlara “Güneşler Karteli” deniyor. Bu isim Venezuela Ulusal Muhafızları’ndan (Guardia Nacional Bolivariana [GNB]) generallerin apoletlerinde kullandıkları altın yıldızlardan geliyor.

Kolombiya’nın doğusunda ve Venezuela’nın batı bölgelerinde üretilen ve dünyadaki kokainin yüzde 75’ine kaynaklık eden Venezuela, petrol ihracatı için inşa edilmiş iyi bir karayolu ve liman sistemine sahip. Bu durum uyuşturucu sevkiyatını da kolaylaştırıyor. Dolayısıyla CIA bu ticaret hattını yönetmek istiyor. Kolombiya’da polisle uyuşturucu kaçakçıları arasında süregiden gerilim, giderek daha büyük miktarlarda kokainin komşu Venezuela’ya sevk edilmesine sebep oluyor. Bu durum ekonomik kârın da Venezuela’ya kayması anlamına geliyor.

3. ABD’nin nüfuz kaybetme kaygısı

Bugün dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin için Venezuela mükemmel bir ortak görünümünde. Venezuela krize girdiğinde Çin, ilişkilerin doğal “tamamlayıcılığını” fırtınanın ortasındaki bir tür dengeleyici olarak devam ettirdi. Oysa Çin-Venezuela ilişkisi en başından beri yalnızca Güney Amerika’da değil, Çin’in küresel ölçekte emtia zengini ülkelerle bağları arasında da öne çıkıyor. Çin Venezuela’ya 2005-2019 yılları arasında 70 milyar dolar borç verdi. Vadesi gelmiş olanları ise tekrar taksitlendirdi veya hibe etti. Altyapı projelerinden tarıma, petrol ithalatından teknoloji transferine kadar Çin, Venezuela’ya yoğun ilgi gösteriyor. Venezuela “Bir Kuşak Bir Yol” projesini de destekliyor. Çin Venezuela’ya askeri araç gereç satışı ve eğitim amaçlı asker değişimi konularında da ilgi gösteriyor. McKinsey&Company danışmanlık şirketi, Latin Amerika ülkelerinin altyapı ve kalkınma yatırımları için önümüzdeki 7 yıl boyunca 7 trilyon dolar harcanacağı tahmininde bulunuyor. Bu büyüklükte bir yatırım gücü dünyada sadece Çin’de var. Dolayısıyla Çin sadece Venezuela’daki değil, tüm Latin Amerika’daki projelere talip.

Rusya-Venezuela ilişkileri Çin-Venezuela ilişkilerine kıyasla çok daha girift ve ABD açısından çok daha tehlikeli görünüyor. Rusya Venezuela’da deniz ve hava üssü kurmak istiyor. Bunun için önce nükleer başlık taşıyan uçak ve silah sistemlerini “tatbikat” adı altında Venezuela silahlı kuvvetlerine entegre ediyor. Ayrıca Rusya Rosneft petrol şirketiyle Venezuela’ya teknoloji transferi yaparak Venezuela’nın bu alanda ABD’ye bağımlılığını azaltırken, diğer yandan keşfedilen verimli sahalardan petrol çıkartıyor. Böylelikle Venezuela petrolünün yönetiminde söz sahibi olmaya çalışıyor.

Türkiye-Venezuela ilişkileri Maduro ile Erdoğan’ın şahsi gayretleriyle ilerliyor. Türkiye’nin ticaret etkisi Rusya ve Çin’le kıyaslanmayacak kadar mütevazı rakamlar çerçevesinde olsa da gayretli adımlar söz konusu. Bu bağlamda, Venezuela’nın altın rafineri ihalesini ve sertifikasyonunu İsviçre yerine Türkiye’ye vermiş olmasının, kısa vadede atılmış önemli bir adım olduğu görülüyor. Bunun yanı sıra Türkiye’nin sosyal politikalar kapsamında Venezuela’da gıda kutuları dağıtması ve madencilik alanında çalışmalarını ilerletmesi, güven teşkil etme hususunda Rusya ve Çin politikalarının önüne geçse de yeterli değil.

Rusya başta olmak üzere Çin, Türkiye, Hindistan, Meksika ve diğer Latin Amerika ülkelerinin Venezuela ile ilişkilerini geliştirmesinden rahatsız olan ABD, Venezuela’nın ABD’nin baskılarına karşı “dengeleyici” bir politika sürdürdüğünün de farkında. Zira bu durum Bolivarcı sol hükümetlere uygulanan siyasi ve ekonomik baskının küçük kalmasına neden oluyor. Rusya ve Çin’in bölgeyle artan ekonomik ilişkilerinin, Latin Amerika’da hegemonik bir güç olmak isteyen ABD’nin nüfuzunun azalmasına neden olduğu da bir gerçek. Ayrıca ticari ve siyasi ortakların çeşitlendirilmesi, ABD’nin politik ve ekonomik çıkarlarına darbe vuruyor.

Ekonomisinin yüzde 90'dan fazlası petrole dayanan Venezuela'da, güvenlik sorunları gerekçe gösterilerek ülkenin batısında protestoların başladığı 2014 yılı bir dönüm noktası olarak görülüyor.

Venezuela'nın 2014 yılından itibaren derin bir krize doğru sürüklenmesinin altında; ekonominin ağırlıklı olarak ham petrol ihracatına dayanması, petrol fiyatlarının düşüşü ile ülke gelirinin darbe alması ve ABD’nin yönetim karşıtı tavır almasının yatırımcı üzerinde oluşturduğu negatif algı yatıyor.

Venezuela, yer altı kaynakları açısından dünyanın en zengin ülkelerinin başında geliyor. Yaklaşık 30,5 milyonluk nüfusa sahip Venezuela'da, ekonomi 2014 yılından itibaren petrol fiyatlarından olumsuz yönde etkilenmeye başladı.

İhracat gelirlerinin yüzde 90’ından fazlasını ağırlıklı olarak ham petrol ihracatından elde eden ülkenin, kamu gelirleri ciddi şekilde azaldı. İthalata dayalı günlük ürünlerin fiyatlarındaki artış ve para birimindeki sert değer kayıpları halkın alım gücünü azaltırken, enflasyonun da yüzde 1 milyonun üzerine çıkmasına neden oldu. 

Ekonomisi 2013'ten sonra her yıl artan şekilde daraldı

2013 yılında 90 doların üzerinde olan petrol varil fiyatının 2015’te 40 dolara yaklaşması, Venezuela ekonomisi üzerinde büyük baskı oluşturdu. Ülkenin milli geliri 2013 yılından sonra sert düşüş kaydetti.

Venezuela’nın 2013'te 234,4 milyar dolar olan GSYH'si 2014'te 212,3 milyar dolara, 2017'de 210,1 milyar dolara, geçen yıl ise 93,3 milyar dolara geriledi. 2013 yılında kişi başına 7 bin 869 dolar olan milli gelir, 2017'de 6 bin 890 dolara, geçen yılın sonunda ise 3 bin 300 dolara düştü.

Venezuela ekonomisi, 2013'ten sonra her yıl artan şekilde daraldı. Ülkede 2013'te yüzde 1,3 büyüyen ekonomi, 2014'te yüzde 3,9, 2015’te yüzde 6,2, 2016'da yüzde 16,5, 2017’de yüzde 14 ve geçen yıl yüzde 18 küçüldü.

Herhangi bir ürünün fiyatı, yaklaşık 19 gün sonra 2 katına yükseliyor

Venezuela'da 2013 yılında çift hanelerde olan enflasyon, sadece birkaç yılda yüzde 1 milyonu geçti. 2013'te yüzde 43,5 olan enflasyon, 2014’te yüzde 57,3’e, 2015’te yüzde 111,8’e, 2016’da yüzde 244,4, 2017’de bin 87’ye ve geçen yıl yüzde 1 milyon 370 bine ulaştı.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Venezuela’da enflasyonun 2019 sonunda yüzde 10 milyon seviyesine ulaşmasını bekliyor. Enflasyonun artış hızının "aşırı" yüksek olması nedeniyle herhangi bir ürünün mevcut fiyatı, yaklaşık 19 gün sonra 2 katına çıkıyor.

Venezuela'da işsizlik de yıllar içerisinde artış kaydetti. 2013 yılında yüzde 7,3 olan işsizlik, 2016’da yüzde 20,6’ya, 2017’de yüzde 27,1’e ve geçen yıl yüzde 34,3’e yükseldi.

İhracatında da, ithalatında da ilk sırada ABD var

Venezuela'nın en büyük ihracat pazarı, gerilimli ilişkilerine rağmen yüzde 34,8 ile ABD... Venezuela, ihracatının yüzde 17,2’sini Hindistan'a, yüzde 15,9’unu da Çin’e gerçekleştiriyor.

Venezuela'nın ithalatında da yine ABD, yüzde 25,4'lük pay ile ilk sırada yer alıyor. Çin yüzde 14,5 ile ikinci, Meksika ise yüzde 9,7 ile üçüncü sırada bulunuyor.

Venezuela, son yıllarda ihracattan daha az gelir elde etti. Ülkenin ihracatı 2017'de 2013 yılına göre yüzde 66,8 azalarak 29,2 milyar dolara geriledi.

Venezuela ekonomisi, son yıllarda petrol fiyatlarındaki düşüşten ağır darbe aldı. Ülke ekonomisinin dayalı olduğu petrol ihracatında ham petrolün payı yüzde 88,3, işlenmiş petrolün payı ise yüzde 11,7 seviyesinde yer alıyor.

Venezuela’nın ihracatında yüzde 91'lik pay ile ilk sırayı petrol alırken (26 milyar dolar), petrolü yüzde 1,8 pay ile (532,6 milyon) organik kimyasallar, yüzde 1,2 pay ile demir-çelik (350,8 milyon dolar), yüzde 1,1 ile cevher, cüruf (333,4 milyon dolar), yüzde 1,1 ile alüminyum (327,5 milyon dolar), yüzde 0,6 ile gübre (173,9 milyon dolar), yüzde 0,5 ile balık (151,6 milyon dolar), yüzde 0,5 ile organik olmayan kimyasallar (135,8 milyon dolar), yüzde 0,2 ile bakır (60,3 milyon dolar) ve yüzde 0,2 ile plastik ürünler (60,1 milyon dolar) takip ediyor.

Ülkenin ithalatında ise yüzde 20'lik pay ile işlenmiş petrol ve akaryakıt (2 milyar dolar) ilk sırada geliyor. İthalatta makine ve bilgisayarlar yüzde 13 (1,4 milyar dolar), hububat yüzde 7,8 (790,7 milyon dolar), elektrikli aletler yüzde 5,7 (572,3 milyon dolar), demir-çelik ürünleri yüzde 3,7 (372,8 dolar), taşıt araçları yüzde 3,5 (356,9 milyon dolar), organik kimyasallar yüzde 3,2 (319,1 milyon dolar), tıbbı ürünler yüzde 2,4 (245,5 milyon dolar), hayvansal ve bitkisel yağlar yüzde 2,2 (220,3 milyon dolar), mısır gevreği, süt ürünleri ise yüzde 2 (199,5 milyon dolar) paya sahip bulunuyor.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) verilerine göre, Venezuela 302,8 milyar varil ile petrol rezervleri bakımından dünyada ilk sırada bulunuyor. Suudi Arabistan’ın bilinen toplam petrol rezervi ise 262,2 milyar varil seviyesinde.

5 sıfır gidip yeni banknotlar tedavüle girince halk, tomarla nakit taşımaktan kurtuldu

Ekonomiyi içinde bulunduğu zor durumdan kurtarabilmek adına ülke yönetimi, geçen yılın ağustos ayında, sert değer kayıpları yaşayan para biriminden 5 sıfır attı ve para biriminin adını "Egemen Bolivar" olarak değiştirdi. Ayrıca, 8 adet yeni banknot tedavüle girdi. Böylece Venezuela halkı, yüksek enflasyonla fiyatları artan ürünleri almak için yanında tomarla nakit taşımaktan kurtuldu.

İktidarın Venezuela’yı yeniden ayağa kaldıracağına inandığı ekonomik paket kapsamında 1 Eylül’den itibaren asgari ücret 34 kat artırıldı.

Venezuela ayrıca, milli kripto para olan Petro’yu kullanıma soktu. Petro’nun petrole dayanan bir kripto para birimi olması nedeniyle uluslararası petrol varil fiyatı esas alındı. Ayrıca, kamu gelirlerini artırabilmek için katma değer vergisi yüzde 4’ten yüzde 16’ya çıkarıldı.