PİYASALAR

Altının geleneksel sanattaki yeri

Zenginliğin ve kudretin işareti olan altın, pek çok kültürde olduğu gibi Anadolu topraklarında da önemli bir yere sahip. Geleneksel mimari ve aksesuarlarda yer bulan altın, Osmanlı ile birlikte varak tekniği ile öne çıkıyor

E. Melek Cevahiroğlu Ömür / melek.cevahiroğ[email protected]

Bugüne kadar Büyükada Aya Nikola Manastırı, Cerrah Paşa Konağı, Beyoğlu III. Vakıf Han, Altunizade Camii, Beşiktaş Yahya Efendi Dergâhı, Yenikapı Mevlevihanesi Harem Konağı’nın rölöve, restitüsyon, restorasyon ve uygulama projelerinin hazırlanmasında, Hızır Bey Camii, Mercan Ağa Camii, Şücaeddin Camii, Selami Ali Efendi Camii’nin proje koordinatörlüğünü Kasımpaşa Büyük Piyale Paşa Camii restorasyonu, Zeytinburnu  Yenikapı Mevlevihanesi restorasyonu, Galata Mevlevihanesi restorasyonu, Bebek Mısır Konsolosluğu restorasyonu, Süleymaniye Camii restorasyonunun şantiye şefliği ve uygulama sorumluluğunu yürüten Yüksek Mimar Nilgün Olgun, gelenekselde altın kullanımı ve mimaride varaklama tekniği ilgili sorularımızı yanıtladı.

• Tarihimizde kıymetli madenlerin kullanımını kısaca anlatır mısınız?

Kudretin, gücün ve zenginliğin sembolü olan altın; maden olarak 16’ncı yüzyıla kadar daha çok mimari elemanlarda ya da aksesuarlarda kullanılıyor. Kaynaklarda; İstemi Kağan’ın tahtında som altın plakaların kullanıldığı, Anadolu Selçuklu Dönemi’nde altın, gümüş ve tunç eserlerin yapıldığını, 13’üncü yüzyıl tarihçisi İbni Bibi, ‘Selçuklu Tarihi’ adlı kitabında İzzeddin Keykavus’un düğününde altın ve gümüş kaplardan yemek yendiğini, 14’üncü yüzyılda yaşamış düşünürlerden İbni Batuta da Anadolu Beyleri’nin saraylarında altın eserler kullanıldığını anlatıyor. 

16’ncı yüzyıldan itibaren yani Osmanlı ile birlikte altın ve varak işleri hem mimariye hem bezemeye hem de aksesuarlarda kullanıma daha fazla giriyor. Osmanlı; altının kullanım şeklinde önemli bir teknik olan, altını varak olarak kullanmaya başlıyor. Mimariden mobilyaya, bezemeden farklı sanatlara uzanan geniş bir yelpazede kullanılan varaklama sayesinde ise zengin sanat eserleri meydana geliyor. Bu alanda en fazla eser, 16’ncı yüzyılda verilmeye başlıyor. Bu dönemde, altın ile bezeli eser sayısı artıyor. Yavuz Sultan Selim ile Kanuni Sultan Süleyman’ın bizzat kuyumculukla ilgilendikleri ve Trabzon’da eğitildikleri hatta Kanuni’nin kuyumcular için bir imalathane açtırdığı da biliniyor. 16’ncı yüzyılda en yoğun eserlerin geleneksel el sanatlarımızdan biri de olan ‘tezhip’de görüyoruz. Tezhip, aslında altınlama yani altın ile süsleme anlamına gelir. Tezhip eskiden el yazması kitaplar ve fermanlar üzerinde kullanılan bir bezeme üslubu iken bugün mimari alanlarda, mobilyada ve aksesuarlarda kullanılıyor. Altının kullanım alanı ve yoğunluğu, 17’nci yüzyıldan itibaren Batı etkileri ile de daha da yoğunlaşmaya başlıyor. Lale Devri’nde de şaşanın detaylarını eserlerinde çokça görüyoruz.

• Mimarimizde altın uygulamalarını en yoğun olarak nerelerde görüyoruz? 

Elbette ki camilerimizde. Cami içerisindeki hatlarda, ciharı-güzin levhalarda altın varak uygulamalarını sıkça görürüz. Örneğin Süleymaniye Camii’ndeki hat levhalar, kimi mermer üzerine kimi sıva üzerine kimi de ahşap üzerine. Hepsinin ortak nokta ise abartı olmadan sadece harfleri belirginleştirmek ve vurgulamak amaçlı olmaları. 17’nci yüzyıldan sonra, Batı mimarisinin de etkisi ile kudret ve zenginlik göstergesi olarak daha yoğun ve parlak kullanılmaya başlanıyor.  Özellikle Saray mimarisinde ya da Yıldız Hamidiye Camii gibi daha geç dönem camilerde altın varak, iç bezemelerde ve dekorasyonda uygulanıyor. Barok ve rokokonun etkisi ile bu dönemden sonra bitkisel ve floral bezemelerin altın varakla zenginleştiğini de görüyoruz. Ayrıca bu dönemle birlikte ahşap pasalı tavan kaplamasında çıtalamada da altın varak uygulamalarını sıkça görüyoruz. Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Hamidiye Camii ve Ortaköy B. Mecidiye vs. bu uygulamalara birer örnek teşkil ediyor. Günümüzde altın varak uygulaması restorasyonlarımızda özgününe uygun olarak devam ediyor. Ayrıca günümüzde modern mimari içinde de yerini aldığını görüyoruz.  

• Her gördüğümüz altın işleme varak olduğu anlamına mı gelir? 

Günümüzde 8x8 cm. boyutlarında 25 adet varaktan oluşan defterler halinde satılan altın varak, ayarına göre; yeşil (18 ayar), sarı (22-23 ayar), kırmızı (23 ayar) ve antik kırmızı altın (24 ayar) olarak satılıyor. Beyaz altın ise özellikle ahşap kündekari kapı fitillerinde kullanılıyor. Ancak oldukça pahalı olması nedeni ile bazen imitasyon şeklinde de altın kullanımının olduğunu biliyoruz. İmitasyon altın varaklar ise 16x6 cm. ebadındadır ve özellikle dışarıda metal korkuluklarda kullanılması tercih edilir. Altının özellikle bezemelerde kullanılmasının sebebi ise altının daha zor bozulan bir maden olmasıdır. İmitasyon kullanıldığında korozyon daha çabuk olur ve bozulmalar başlar. O zaman da yapılan iş zarar görür. Ayrıca her ne kadar altın varak uygulaması sırasında üzerinden tamponlama yapılsa da yaprak dokusu algılanır ama imitasyonda ise böyle bir iz yoktur. Boya gibi durur. O nedenle de imitasyon, çok yoğun kullanılmaz.

“8 BİN ADET ALTIN VARAK,  1 CM KALINLIĞINDADIR”

• Altın varak işçiliğinde yok olmaya yüz tutan meslek ve teknikler var mı?

Altın varak uygulamaları, halen geleneksel tekniklerle yapılırken altın varak üretimi tamamen teknolojik hale gelmiştir ve geleneksel tekniğini kaybetmiştir. Gelenekselde altın varak, ceylan derisi arasında dövülüp ezilerek oluşturulurken günümüzde bu işlemler saf altının silindirlerde inceltilmesi ile gerçekleşir. Üretilen yapraklar o kadar incedir ki, yaklaşık 8 bin adet altın varak üst üste konulduğunda ancak 1 cm kalınlığa ulaşır.

Öte yanda altın varak ustalığı da diğer geleneksel el sanatlarımız gibi usta-çırak ilişkisi ile günümüze kadar gelebilmiştir. Yeni dönemle birlikte örgün eğitim içinde değerlendirilip öğretilmesi gereken ustalık kalemleri arasına girmesi için çalışmalar devam ediyor.