Dijital dönüşüm stratejileri, sürdürülebilirlik hedefleriyle giderek daha fazla iç içe geçiyor. Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alev Taşkın, işletmelerin dijital dönüşüm ajandasında sürdürülebilirliğin artık ikincil bir başlık olmadığını vurguluyor. Yapay zeka yatırımları hız kazanırken, özellikle Avrupa Birliği ile ticaret yapan şirketler için regülasyonların yön belirleyici hale geldiğini söylüyor. Taşkın'a göre 2026'da mühendislik ve Ar-Ge süreçlerinde sürdürülebilirliğin sistematik biçimde ele alınması bir tercih değil, zorunluluk olarak öne çıkıyor.
YEŞİL MUTABAKAT BASKISI
Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamındaki düzenlemeler bu dönüşümün temel itici gücünü oluşturuyor. Avrupa Birliği'nin 2050 yılına kadar karbon nötr kıta olma hedefi, şirketlerin üretim ve tedarik zinciri pratiklerini doğrudan etkiliyor. Taşkın, yaklaşan düzenlemelerin kapsamına dikkat çekiyor. Tekstil atıklarının 2026 itibarıyla diğer atıklardan ayrı toplanacak olması ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında karbon vergilerinin devreye girmesi, işletmeler için somut maliyet başlıkları yaratıyor. Taşkın, bu süreci şöyle değerlendiriyor: "Sınır Karbon Uygulaması gibi karbon emisyonlarını sınırlamaya yönelik düzenlemelerle, 2026'dan itibaren Avrupa Birliği'ne ihraç edilen ürünler için üretim sürecinde açığa çıkan sera gazı tonu başına vergi tahsil edilmesi söz konusu olacak. Bu uygulamalar artık kapıya dayanmış durumda." Bu tablo, sürdürülebilirliğin finansal performansla doğrudan ilişkilendiği yeni bir döneme işaret ediyor. Sürdürülebilirlik odağında hayata geçirilen Ufuk Avrupa projeleri incelendiğinde, Ar-Ge gündeminin hangi eksende şekillendiği açık biçimde görülüyor. Taşkın'a göre yapay zeka, dijital ikizler ve dijital ürün pasaportu kavramları bu çerçevede öne çıkıyor. Avrupa Komisyonu tarafından gündeme alınan Dijital Ürün Pasaportu, henüz kavramsal aşamada olsa da mühendislik süreçlerini dönüştürme potansiyeli taşıyor. Taşkın, bu yaklaşımın önemini şu sözlerle anlatıyor: "Ürünün üretim, depolama ve sevkiyat gibi süreçlerde maruz kaldığı içerikler, kullanılan kaynaklar ve çevresel koşullar dijital ürün pasaportunda yer alacak. Bu da sürdürülebilirliğin kanıtlanmasına yönelik güçlü bir araç sunuyor."
BLOK ZİNCİRİ VE DİJİTAL ÜRÜN PASAPORTU
Dijital ürün pasaportlarının güvenilirliğinde blok zinciri teknolojisi kritik bir rol üstleniyor. Değiştirilemez veri yapısı sayesinde, ürünün tüm tedarik zinciri boyunca geçirdiği işlemler şeffaf ve doğrulanabilir hale geliyor. Taşkın, bu sistemin işletmelere sağladığı faydayı şöyle ifade ediyor: "Ürünün kimliğindeki bilgilere göre eko-maliyet ve eko-kredisinin hesaplanması, tedarik zincirindeki iç ve dış müşterilere doğru bilginin sunulması mümkün oluyor." Bu noktada blok zincirin yalnızca finansal uygulamalarla sınırlı kalmadığını vurgulayan Taşkın, 2026'da mühendislik amaçlı adaptasyonun önemli bir gereklilik olarak öne çıkacağını belirtiyor. Bu çerçevede çipler, sensörler ve sinyal üreten teknolojilere yönelik Ar-Ge çalışmalarının 2026 yılında hız kazanması bekleniyor. Ancak yalnızca veri toplamak yeterli değil. Veri güvenliği ve sürekliliği de kritik başlıklar arasında yer alıyor. Bu nedenle bakım yönetimi ve önleyici bakım yaklaşımları, sürdürülebilir Ar-Ge gündeminde önemini koruyor.
DİJİTAL İKİZ VE AJAN TABANLI YAPAY ZEKA
Süreçlerdeki anlık değişimlerin yakalanması, karbon emisyonlarının izlenmesi ve düşük maliyetli üretim rotalarının belirlenmesi için dijital ikiz tasarımı, 2026'nın önde gelen Ar-Ge alanlarından biri olarak gündeme alınan konulardan.Taşkın, özellikle ajan tabanlı yapay zeka uygulamalarının hem dijital ikiz sistemlerinde hem de yönetici özetlerinde giderek daha fazla kullanıldığını vurguluyor. Orta vadede bu uygulamaların, firmalardaki mevcut ERP sistemlerini zorlamaya başladığından söz ediyor.
(Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alev Taşkın)