Türkiye yeniden kurgulanırken kurumsal yönetim

Ekonomide, siyasette, din-devlet ilişkilerinde, devlet-vatandaş ilişkilerinde iyi yönetim ilkelerini geliştiren Avrupa Parlamentosu’nun aldığı Türkiye ile müzakerelerin durdurulması kararıyla, bu ilkelerin Türkiye gibi gelişmekte olan toplumlarda yeşermesinin gerekli olmadığına karar vermiş görünüyor. Biz, özgün bir model geliştirip insanlığın önüne koyabilir miyiz?

 

BAKIŞ

[email protected]

 

Türkiye, devlet örgütlenme ve işletim modelinde çarpıcı değişikliklere gitme niyetini artık somut adımlarla ortaya koyuyor. Yeni yapı ve işleyiş ile Türkiye’nin beşeri ve ekonomik kalkınmanın hızlanacağı, özerk ve bölgesel rolünün pekişerek artacağı, Avrupa’nın yarım asırlık aşağılamasının son bulacağı öngörülüyor. Peki, farklı yönetim modellerinin, ekonomik ve insani gelişme potansiyeli üzerinde anlamlı bir etkisi var mıdır? Örneğin Amerika, İngiltere, Japonya, Almanya, Kore, İsviçre, Norveç… Her birinin yönetim modeli az çok farklı ama performansları hayli yüksek. 1980’lerde Güney Kore’yi inceleyen ve Türkiye için model olarak sunan çalışmalar yaygındı. Nedeni de, yakın geçmişte Türkiye’nin Güney Kore ile aynı gelişmişlik düzeyinde olmasıydı. Ama nasıl olmuşsa, çeyrek yüzyılda Türkiye epey geride kalmış veya Güney Kore büyük bir atılım gerçekleştirerek ileri ülkeler arasına girmişti.

 

TÜRKİYE NEYİ ISKALIYOR?

 

Türkiye ve Güney Kore’nin her ikisi de ithal ikameciliği ve korumacılığı uygulamış ama Türkiye birkaç defa iflas etmişti. Örnekleri artırmak mümkün. Türkiye bir türlü makûs talihini değiştiremiyor. 15 Temmuz darbesine kadar Cumhuriyet döneminin görünürde en istikrarlı ve kararlı dönemi AK Parti dönemiydi. Ama darbe ile anlaşıldı ki, 2012 başından itibaren aslında farklı bağlamlarda darbeler vurulmaya başlanmış, başarılı olamayınca, giderek daha aleni ve şiddetli formatta alternatif planlara geçilmiş. Dünyaya İslam dünyasının en modern İslami grubu olarak lanse edilen ‘cemaat’in dış istihbarat örgütlerinin elinde ülkesine tuzak kuran suikastçı bir suç örgütü olduğu anlaşıldı, İslam dünyasının en başarılı ve demokrasiyle en bağdaşık partisi ise büyük yaralar aldı. Oryantalistler, bu durumu İslam’ın siyaset, din ve sivil toplum performansı bakımından fiyaskosu olarak ilan etmede gecikmediler haliyle. İslamın kurumsal ve toplumsal mekanizmalarla uygulama ve yorumunu güncellemesine pek fırsat tanınmıyor.

 

 

AVRUPA PARLEMENTOSU'NUN KARARI, FARKLILIKLARIN UYUM İÇİNDE YAŞAMASI TEZİNİN FİYASKOSUDUR

 

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile müzakerelerin geçici olarak dondurulmasına karar vermesi, görmezden gelinecek bir kırılma değildir. İki asırdır Avrupa’ya öykünen, taklit eden, reformlarını içselleştirmeye çalışan bir ülkenin geldiği noktanın hazin olduğunu söylemek gerekir. Bu hüzün hem Avrupa hem Türkiye bakımından geçerlidir. Avrupa bakımından hazindir, çünkü kendine benzemeyene tahammülünün olmadığına işaret ediyor. Türkiye için hazindir, çünkü yarım asırlık bir resmi adaylığın aslında boşa kürek çekme olduğu açıkça yüzüne vurulmuş oluyor.

 

 

ALTERNATİF VAR MI?

 

Kabul etmek gerekir ki, Türkiye Avrupalı, Batılı, laik ve serbest piyasa ekonomisinden yana olduğu için gıpta edilen bir ülke. Güneyindeki, kuzeyindeki, doğusundaki ülkelerden ayrıştıkça marka değeri artan bir ülke, yoksa onlarla benzeştiği, onlara yakınsadığı için değil. Acaba Türkiye, bugünkü müktesebatıyla yalnız başına, dış bir destek almadan sosyolojisi ve devlet organizasyonu ile sürekli bir iyileştirme politikası izleyebilir mi, buna takati ve niyeti var mı? Sokma akılla bugüne kadar ancak bu kadar mesafe alınabildi. Kendi başına kalırsa, başkası istiyor diye değil de, kendine çeki düzen vermek zorunda kalabilir mi acaba? Türkiye, tepeden tırnağa bir yeniden yapılanma niyetine sahip. Ancak sırtını çevirmekle uyardığı Batı Bloku’ndan başka da göz dolduran diğer bir uygarlık modeli de yok ne yazık ki.