Mutlak güç

Organizasyonların etkinliğini ve yaratıcılığını artırmak için sanılanın aksine merkezi karar mekanizmaları kurmak ve gücü tek elde toplamak değil, yaratıcılığı ve üretkenliği artırmak için ‘orantılı güç’ paylaşımını sağlamak gerekiyor

 

DÜNYA DÖNÜYOR

murat.yesildere@platineonline.com

 

Lord Acton, “Güç yolsuzluğa sebep olur. Mutlak güç ise mutlaka yolsuzluğa sebep olur” dediğinden bu yana yaklaşık 130 yıl geçti. Gücün ve güç kullanımının, bireylere ve topluluklara etkisini irdeleyen birçok araştırma, deney ve anketin sonuçları, kendisini güçlü hissedenlerin çevrelerindekilere karşı daha az empati gösterdiğini kanıtlıyor. Gücün tanımı da aslında sonucu değiştirmiyor. Sadece fiziksel güç değil, örneğin para ya da varlığa dayalı güç de benzer etki yaratıyor. Finansal varlıkları olan bireylerin basit oyunlarda bile daha çok hile yapmak eğilimine sahip oldukları ortaya koyuluyor. Bir deney sırasında Monopoly oynatılan bireylerden birine, diğer oyunculardan daha fazla ‘oyun parası’ verilirken, daha çok zar atarak da haksız menfaat elde etmesine izin verilmiş. Sağlanan menfaatlerle oyunu kazanan oyuncunun, zaferini ‘hak ederek kazanılmış başarı’ olarak algıladığı ve orantısızca kutladığı gözlemlenmiş.

 

STANFORD HAPİSHANE DENEYİ

 

Daha da ilginç ve basit bir deneyde, bir odadaki denekler, ‘yönetici ve çalışan’ olarak etiketlenirken, odaya getirilen yiyecekleri, ‘yönetici’ olarak etiketlenmiş kişilerin, diğerlerine oranla iki kat daha fazla yeme hakkını kendilerinde buldukları anlaşılmış. Kuşkusuz bu tip deneylerin en bilineni, geçtiğimiz aylarda sinemaya da uyarlanan ‘Stanford Hapishane Deneyi’… Philip Zimbardo’nun yarattığı bu deneye katılanlar, gardiyan ve mahkum olarak iki gruba ayrılmış. Stanford Üniversitesi’nde yer alan bir binanın bodrum katı, hapishane olarak tefriş edilerek, dış dünyaya kapatılmış. İki hafta süre ile bu ortamda tutulan 24 deneğin, oynatıldıkları rollere her geçen an, daha da kapılmaları sonucunda gardiyanların acımasızlığı, mahkumların ise isyanı artmış.

 

ÇÖZÜM ASLINDA BASİT

 

Kaliforniya Üniversitesi Psikoloji Bölümü profesörlerinden Dacher Keltner, öğrencilerine daha da enteresan bir test ve anket görevi verir. Üniversite etrafındaki kavşaklarda konuşlanan öğrenciler, otomobil sürücülerinin reflekslerini inceler. Keltner’in öğrencilerine verdiği görev, Mercedes marka otomobil kullanan sürücülerin reflekslerinin, diğer otomobil sürücülerinden farklı olup olmadığının ölçülmesiydi. Bu deneyin sonuçları, Kelter için olmasa da bizler için oldukça şaşırtıcı... Zira, Mercedes marka otomobil sürücüleri, yaya geçitlerinde diğer araç sürücülerine göre dörtte bir oranında yavaşlama ve durma refleksi gösterirken, Ford ve Dodge sürücülerinin önüne direksiyon kırma olasılıkları da diğer sürücülerin dört katına kadar varıyor. Bu bulgular, lüks otomobili (örneğin, Mercedes) güçlerinin göstergesi olarak gören otomobil sürücülerinin kurallara uymama olasılığının arttığı hipotezini de doğruluyor. Güce sahip bireylerin iş birliği gerektiren görev ve projelerde sıklıkla etkinliklerini yitirdikleri gözlemleniyor. Yapılan analizlerin sonucunda gücü kullanmayı alışkanlık haline getirmiş bireylerin iş birliği yapmaktan daha çok, ‘kimin projede otoriteye sahip olacağı’ üzerine tartıştıkları görülüyor. Bu zaman kaybı da bireylerin yaratıcılığını, etkinliğini ve üretkenliğini olumsuz etkiliyor. Keltner’e göre güce tapmayan insanların, ‘zihinsel eksikliği’ olduğuna inananların sayısı dahi hiç de az değil. Keltner, çok fazla gücün birey için, şirket için, ülke ve ticaret için kötü olduğunun da altını çiziyor. Özetle değişen bir şey yok. Lord Acton’un 130 yıl önce söylediği gibi mutlak güç, yetkinlik ve motivasyondan bağımsız olarak mutlaka yolsuzluğa, kirliliğe sebep oluyor. Organizasyonların etkinliğini ve yaratıcılığını artırmak için sanılanın aksine merkezi karar mekanizmaları kurmak ve gücü tek elde toplamak değil, yaratıcılığı ve üretkenliği artırmak için ‘orantılı güç’ paylaşımını sağlamak gerekiyor. Aslında çözüm bu kadar basit.