Çığın altında kalmak istemiyorsanız...

Her yıl Amerika, Kanada ve Avrupa’da 150’ye yakın insan, çığ altında kalarak hayatını kaybediyor. Bu kazaların başınıza gelmesini istemiyorsanız hem takımınızdaki kadınların ve tecrübeli üyelerin sayısını artırın hem de iletişim sürecini güçlendirin...

murat.yesildere@platinonline.com

 

Ocak ayı içinde gazete manşetlerine çıkmakla birlikte, hızla unutulan üzücü olaylardan biri de İtalya’da yaşanan çığ felaketi oldu. İtalya’da bir otelin çığ altında kalması sonucunda yedi kişi hayatını kaybetti. Kayıp acı olmakla birlikte, galiba farklı doğal facialarda, terör saldırılarında hatta trafik ve benzeri kazalarda yaşanan kayıplar o kadar fazla ki, İtalya’da yitirilen yedi kişi pek de hafızalarımıza kazınmadı. 24 Ocak’ta The New York Times gazetesinde Steph Yin’in imzasını taşıyan ilginç bir makaleyi okuyana kadar ben de öyle düşünüyordum. Steph Yin, her yıl ABD, Kanada ve Avrupa’da 150’ye yakın insanın çığ altında kalarak hayatını yitirdiğini belirterek makalesine başlamış. Yin daha sonra Montana State Üniversitesi’nde Kar ve Çığ Laboratuvarı’nın başında olan Prof. Jordy Hendrikx’in araştırmalarından dem vurarak ‘çığ’ konusuna çok farklı bir boyut getirmiş. Profesör Hendrikx, 1000’e yakın katılımcı ile tamamladığı araştırma sonucunda, aslında çığ felaketlerinin yüzde 80’inin bilimsel olarak tahmin edildiğine işaret ederken, oluşan çığ felaketlerinin neredeyse yüzde 90’ının bizzat kurbanları tarafından tetiklendiğini de eklemiş. Yani galiba kar tatili yapmanın ve kaymanın fıtratında çığ altında kalmak hatta hayatını kaybetmek de var.

 

NEREDE HATA YAPILIYOR?

 

Hendrikx’in araştırmasının detayları başka bir gerçeğe de işaret ediyor. Çığ kurbanlarının çoğunluğu felaketi eğitimsizlik sebebiyle tetiklemiyorlar; zira aslında kurbanların büyük kısmı refah sahibi, daha iyi eğitimli bireyler arasından çıkıyor. Peki öyleyse, kendi hayatlarına mal olan bu hataları bireyler neden, nasıl ve hangi şartlarda yapıyor? İşte bu soruların cevaplarını arayan Prof. Hendrikx, konunun doğa ve meteoroloji ile açıklanmasının mümkün olamayacağına kanaat getirmiş ki, aynı üniversitedeki meslektaşlarından, Politik Bilimler Kürsüsü’nden Prof. Jerry Johnson’ı da araştırmasını yorumlamaya ve destek vermeye davet etmiş. Profesör Hendrikx ve Johnson’ın araştırmaları ilginç sonuçlar vermiş; bazılarını Türkiye’de yaşadığımız çetin kış şartları nedeniyle değil ama içinden geçtiğimiz ortam nedeniyle paylaşmayı faydalı buldum. Öncelikle yaş gruplarına göre yapılan değerlendirmelerde daha yaşlı olan bireylerin dağda, kar ortamında daha muhafazâkar tercihler yaparak, risk almadıkları ortaya çıkmış. Gençlerden oluşan, özellikle de erkeklerin daha yoğun olduğu gruplar çok daha büyük riskler alarak, kendileri için daha büyük tehlikeler yaratmışlar. Özel bir amacın peşinde olan grupların, yani sonuç odaklılığı öne çıkaran grupların (örneğin; yeni bir pisti keşfe çıkan ya da yüksek bir zirveye ulaşmak arzusunda olan) daha riskli tercihler yaptığı görülmüş. Yani sonuç odaklılığınız, düşünme ve değerlendirme becerilerinizi gölgelediğinde, almamanız gereken riskleri almaya başlıyorsunuz. Şaşırtıcı sonuçlardan bir diğeri ise beklenenin aksine tehlikeli tırmanma veya kayak yolculuklarına tek başına çıkanların daha dikkatli davranmaları ve daha az risk almaları… Büyük gruplar içinde ise gerek sürü psikolojisi ve “meslektaş/takımdaş baskısı” gerekse de “uzman etkisi” olarak tanımladıkları, olmayan ama algılanan otoritenin verdiği kararların sorgulanmadan kabul edilmesinin bireylerin risk değerlendirme becerilerini de körelttiği gözlemlenmiş. Yani büyük takımlar, otorite veya hiyerarşik liderlik tanımlanmamış olsa da, karar kalitesinin düşmez ve “takımdaşlık baskısı” ile farklı görüşlerin dile getirilmemesi riskini fazlasıyla taşıyorlar. Tek adamın muhakeme yetkinliğine dayanan bir modelin yaratabileceği tehlikeleri siz düşünün…

 

İLETİŞİM İÇİNDE OLMAK ŞART

 

Sonuç olarak iki profesörün tamamladıkları çalışmanın en önemli sonuçlarının başında, gruplarda özgür iletişimin artırılmasının tehdit ve tehlikelerin önceden dile getirilmesini sağlaması geliyor. Artan iletişim ve tartışmalar karar kalitesini artırıyor ve riskin daha iyi yönetilmesine imkân veriyor.