Çağının ötesinde bir yatırım

80 yıl önce hayata geçen Nazilli Sümerbank basma fabrikası, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kaynaklarının en sınırlı olduğu bir dönemde, önceliklendirilerek hayata geçirildi. Sadece yarattığı ekonomik değer ile değil, sosyal ve kültürel katkıları ile de toplumu ileriye taşıyan bir projeydi.

Murat Yeşildere / murat.yesildere@platinonline.com

Yoğun gündem o kadar hızlı geçiyor ki, olanları bırakın yorumlamaya, anlamaya dahi fırsat bulamıyoruz. Benim atladığım haberlerden biri de tekstil sektöründe bir yatırım ile ilgili; 18 ayda Türk-Rus iş birliği ile tamamlanan bir tekstil fabrikası sadece üretim kapasitesi ve 3 bin kişiye yaklaşan istihdamı ile göz kamaştırmıyor; aynı zamanda spor kompleksi, sergi alanları, sinema salonu, bağımsız radyosu, hamamı, kendi ihtiyacından fazlasını sağlayacak elektrik ve su santralleri ile de dikkat çekiyor. Fabrika hayran olduğumuz, içinden kaydırak geçen, meyve sepetleri, çikolata çeşmeleri olan Google ofislerinden ilham almış; pardon daha doğrusu ilham vermiş! Zira bahsi geçen Nazilli Sümerbank Basma, Fabrikası 1937’de Atatürk tarafından, Google’dan yaklaşık 70  yıl önce açılmış.

DEVLET ELİYLE KURULAN İLK BASMA FABRİKASINI ATATÜRK, 1937’DE AÇTI

Sinan Meydan, Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın açılma hikayesini şöyle anlatıyor: “Fabrikanın temelleri 25 Ağustos 1935’te atılmış, yapımı 18 ayda tamamlanmış ve 9 Ekim 1937’de açılmıştır. Basma, desen, gravür bölümünden geçen kumaşlar, dokuma bölümünde yarısı elektronik olmak üzere 768 tezgahta dokunacaktır. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, 1930’ların dünyasında bir benzerine daha rastlanmayacak kadar özgün bir ‘sosyo-kültürel’ ekonomi projesidir.”

Fabrikada sadece üretim yapılmıyor, ‘kadınlı erkekli balolar, danslar ve partiler’ düzenleniyor; 700 kişilik sinema salonunda ‘2 defa memurlara, 2 defa işçilere ve 2 defa da ustalara olmak üzere haftada toplam 6 defa’ film gösterimi yapılıyor. Bir fabrika bünyesinde açılan ilk ve tek halkevi (Sümer Halkevi) tarihe geçiyor; burada hazırlanan oyunların sergilemesi için fabrika içinde bir sahne var; biçki-dikiş kurslarında birçok genç kız meslek sahibi oluyor; civar köylere geziler düzenleniyor; ilaç ve sağlık elemanı gönderiliyor.Fabrika çalışanları arasında bir müzik grubu ve koro oluşturulmuş. Bünyede belli zamanlarda fabrika dışına çıkarak Nazilli ve çevresinin resimlerini yapan ressamlar var. Fabrika bünyesindeki Sümer Spor futbol sahası, Türkiye’nin ilk ‘alttan ısıtmalı’ sahalarından biri. Fabrika alanı içinde basketbol, voleybol sahaları, güreş minderleri, boks ringi, tenis kortu ve paten pisti var.

Çalışan işçilere sağlanan imkanlar da 80 yıl öncesi değil, bugün için bile ‘çağının ötesinde’... Fabrika yönetimi, İşçi ve Memur Biriktirme Sandıkları, İşçi Ölüm ve Hasatlık Yardım Sandıkları oluşturmuş. Fabrika içinde 40 yataklı bir hastane, eczane ve laboratuvar kurulmuş. Fabrikada işçiler için 5 sınıflı bir okuma-yazma kursu, işçi radyosu ve işçi çocukları için 26 yatak ve 40 mevcutlu bir kreş de var. İşçiler ve memurlar, fabrikanın hemen önünde özel olarak inşa edilen 264 dairelik ve 1000 kişilik lojmanlarda çok uygun bir ücretle kalırken, bekar işçiler için 350 kişilik bir Bekar İşçi Pavyonu oluşturulmuş.İşçilerin yiyecek ve giyeceklerini temin etmek için fabrika bünyesinde bir kooperatif, işçilere hizmet veren bir fırın, işçi yemekhanesi, memur kantini ve bir de hamam var.

BUGÜN GIPTAYLA TAKİP EDİLEN PEK ÇOK ULUSLARARASI İŞLETMENİN ÖNÜDE BİR YAPI OLUŞTURULMUŞTU

Farklı sebeplerle ekonomik sürdürülebilirliği sekteye uğrayan fabrika, 2000’li yılların başında Özelleştirme İdaresi tarafından Adnan Menderes Üniversitesi’ne devrediliyor ve içindeki tarihi eserler, ibret verici hikayesi ile birlikte kaderine ve çürümeye terk ediliyor. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası stratejik düşünme (vizyon), sonuç odaklılık, iş birliği yapma ve değişim liderliği gibi birçok yetkinliğe kanıt olabilecek bir gelişim hikayesine sahip. 

Daha da önemlisi, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kaynaklarının en sınırlı olduğu dönemde, önceliklendirilerek hayata geçirilmiş ve sadece yarattığı ekonomik değer ile değil, sosyal ve kültürel katkısı ile toplumu ileriye taşıyan bir proje olmuş.