PİYASALAR
Murat Onuk

Bir bakışta girişim sermayesi yatırım fonları

Girişim sermayesi fonları; genelde teknoloji odaklı, yenilikçi, hızlı büyüme potansiyeli bulunan ve bunu başarabilmek için finansman ihtiyacı olan girişimlere sağlanan uzun vadeli sermaye fonlarıdır. Girişim sermayesi fon yöneticileri aynı zamanda hukuk, muhasebe, strateji ve pazarlama konularında da bu girişimlere mentorluk ve danışmanlık verirler. Yatırımcılarının ortalamada 8-10 sene sonunda geri dönüş alabildiği girişim sermayesi yatırımları da işin doğası gereği nispeten riskli olduklarından aynı zamanda yüksek getirili enstrümanlardır. Bugün global çapta çalışan büyük teknoloji şirketlerinin birçoğu zamanında girişim sermayesi fonlarından yatırım almıştır.

60’A YAKIN GSYF’NİN TOPLAM AKTİF BÜYÜKLÜĞÜ YAKLAŞIK 1.6 MİLYAR TL

Ülkemizde ise Girişim Sermayesi Yatırım Fonları (GSYF) görece yeni enstrümanlar sayılabilirler. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) düzenlemelerine tabi olarak kurulan GSYF’ler, 2014 yılında yapılan tebliğ düzenlemesi ile hayatımıza girmiştir. Geçtiğimiz altı yılda SPK tarafından kuruluşuna onay verilen 60’a yakın GSYF’nin toplam aktif büyüklüğü ise yaklaşık 1.6 milyar TL civarındadır. Türkiye’de GSYF’ler uluslararası uygulamalara göre çok daha esnek bir yapıda olup, yatırımcının profili, bütçesi ve tercihine göre de kurgulanabilen enstrümanlardır. Dünyadaki muadillerine göre avantajlarına geçmeden GSYF’ler nedir, biraz açıklayalım.

GSYF’LER KISACA NEDİR?

SPK lisanslı portföy yönetim şirketleri tarafından süreli şekilde kurulan GSYF’ler, yatırımcılar hesabına yönetilen ve tüzel kişiliği bulunmayan enstrümanlar olup bu fonlara sadece nitelikli yatırımcılar yatırım yapabilmektedir. Yatırımcı hakları, şeffaflık ve önemli raporlamalara ilişkin hususların ayrıntılı düzenlendiği GSYF’ler; ilgili kanun, tebliğ ve ihraç belgesi hükümleri çerçevesinde faaliyet göstermektedirler.

Ayrıca GSYF’lerin mal varlığı, GSYF’nin kurucusu/yöneticisi ile saklayıcının mal varlığından ayrıdır yani bu kurumların iflası, tasfiyesi veya kamuya borçları da dahil olmak üzere herhangi bir sebeple GSYF’lerin mal varlığına el konulamamaktadır. Fon toplam değerinin en az %80’inin (KOBİ’lere yatırım yapılırsa en az %51’i) bir veya birden fazla girişim sermayesi yatırımından oluşması zorunludur. Girişim sermayesi yatırımları dışında fonda bulunan nakit de  belirlenmiş sınırlar çerçevesinde değerlendirilmek zorundadır.

YATIRIMCI AÇISINDAN ÖNEMLİ VERGİSEL AVANTAJLAR

Profesyonel yöneticileri vasıtası ile yatırımcılara ölçek ekonomisi, risk çeşitlendirmesi ve operasyonel verimlilik anlamında önemli fırsatlar sunan GSYF’lerde ayrıca çeşitli vergi avantajları da bulunmaktadır:

GSYF’ler kurumlar vergisinden muaftır. Fonların ortak olduğu şirketlerin hisselerinin satışından elde ettikleri kazanç ya da bu şirketlerden elde ettikleri kar payları vergiye tabi değildir. Ayrıca GSYF’lerin taraf olduğu sözleşmeler de damga vergisinden muaftır.

Tam mükellef kurumlar, vergi matrahlarının %10’unu ve özsermayelerinin %20’sini aşmayacak şekilde GSYF’lere yaptıkları yatırım tutarlarını kurum kazancından indirebilmektedir. Ayrıca GSYF’lerden sağladıkları kâr payları vergilendirilmemektedir.

Tam mükellef gerçek kişiler ise direkt ortak oldukları şirketlerden elde ettikleri temettülerde efektif olarak %20’ye yakın gelir vergisi öderken GSYF’lerden elde ettikleri temettülerde nihai olarak %10 stopaj ödemektedirler.

GSYF’lerin önemli vergisel avantajlarına ek olarak dünyadaki muadillerine göre daha esnek yapıda olması GSYF’leri ayrıca cazip kılmaktadır. 

TÜRKİYE’DEKİ GSYF’LERİN DİKKATE DEĞER ESNEKLİKLERİ

GSYF’ler’in öne çıkan bazı önemli özelliklerini aşağıda özetleyebiliriz:

GSYF’ler sadece erken aşama ya da yeni kurulmuş veya kurulacak şirketlere değil; artık start-up olmaktan çıkmış, stabil nakit akışına sahip, faaliyette bulunduğu sektörde önemli pazar payı ve müşterileri nezdinde ciddi bilinirliği ve kalite algısı bulunan, kurumsallaşmasını nispeten tamamlamış dolayısıyla riski erken aşama şirketlere göre çok daha az ancak yine de yeni pazarlar, yeni ürünler, banka finansmanı, borç yapılandırması ya da maliyet verimliliği gibi çeşitli fırsatlar sayesinde önemli getiri fırsatları sunan şirketlere de yatırım yapabilmektedirler.

Girişim şirketlerine sadece ortak olarak değil, borç-sermaye karması şeklinde finansman/sermaye sağlayarak ya da girişim şirketlerinin ihraç ettiği borç enstrümanlarını veya diğer GSYF’ler ile GSYO’ların paylarını alarak da yatırım yapabilmektedir.

Taahhütlü olabilmelerinin yanı sıra taahhütsüz de kurgulanabilmektedirler. Taahhütlü fonlarda yatırımcılar baştan bir tutarı taahhüt ederler ve bu tutar fon yöneticisi talep ettiğinde yatırımcı tarafından fona yatırılmak zorundadır aksi halde fon operasyonlarının sekteye uğramasından dolayı yatırımcılar ciddi yaptırımlar ile karşı karşıya kalabilirler ancak taahhütsüz olarak kurulan GSYF’lerde yatırımcıların böyle bir yükümlülüğü olmayıp diledikleri zaman giriş yapmakta özgürdürler.

GSYF’ler ‘kapanış tarihi’ olmadan kurgulanabilmekte dolayısıyla yatırımcıların fon süresi içerisinde daha geç vakitlerde fona giriş yapma imkanı olabilmektedir. Bir anlamda global muadillerinde belli bir zaman sonrası (genellikle 6 ile 18 ay arasında) yatırımcılar açısından fırsat kaçarken GSYF’ler açık uçlu yapıları sayesinde yatırımcılara ileriki zamanlarda da yatırım yapma olanağı sağlayabilmektedirler. 

GSYF’lerde ayrıca global uygulamaların aksine fon süresinin bitiminden önce de tam ya da kısmi çıkış yapabilme fırsatı sunulabilmektedir. Hatta bazı fonlar, borsada da işlem görebilmektedir. Dolayısıyla likit olmayan GSYF’ler bir nevi likit hale gelebilmektedirler.

Yatırımcılara ‘yatırım komitesinde yer alma’ fırsatı sunulabilmektedir. Fon yöneticisi ile mutabık kalınan çerçevede yatırımcılar fonda yapılacak yatırımlarda söz sahibi olabilmektedirler.

YATIRIMCILAR NE YAPMALI?

Bu enstrümanın uzun yıllardır kullanıldığı ülkelerde, özellikle sofistike yatırımcılar, varlıklarının %10 ila %20’sini girişim sermayesi fonlarına ayırmaktadırlar. Yatırımlarını çeşitlendirmek isteyen yatırımcılar için bu uzun vadeli ve fakat yüksek getiri hedefleyen enstrümanlar, önemli bir yatırım aracı alternatifi olarak öne çıkmaktadırlar. Yatırımcılar, GSYF’leri seçerken özellikle fonun kurucusu/yöneticisi ile yatırım komitesinin geçmiş performansına, fonun yatırım stratejisi ile risk/kazanç profiline, fonun denetim, değerleme, mali, hukuki ve vergi danışmanlarına, yönetim ve performans ücreti oranları ile tahsil esaslarına dikkat etmelidirler. Ayrıca fonun süresi ve büyüklüğü ile fondan çıkış şartlarını da göz önünde bulundurmalıdırlar. Konuya ilgi duyan yatırımcılar GSYF kurmuş/yöneten portföy yönetim şirketlerinden detaylı bilgi alabilirler.

 

;
Yazının devamı için tıklayınız...
Murat Onuk

Dijitalleşmenin ölçeklenmedeki (Scaling Up) rolü

Değerli okuyucular; ölçeklenme potansiyeli, girişim sermayesi fonlarının yatırım yaparken en önem verdiği husustur. Fonların, girişimleri değerlendirirken dikkat ettiği başka unsurlar bulunmakla beraber nihai yatırım kararını, girişimin ölçeklenebilir olup olmaması belirlemektedir. Bu yazımda ölçeklenmenin öneminden ve dijitalleşmenin ölçeklenmeye olan katkısından bahsedeceğim. 

ÖLÇEKLENME NEDİR?

Girişim sermayesi fonlarının en önemli amacı; henüz halka açık olmadığı halde değerlemesi 1 milyar USD’nin üzerinde olan ‘unicorn’ veya ülkemizde Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mustafa Varank Bey’in isim babalığını yaptığı ‘Turcorn’ olarak adlandırılan şirketleri, erken dönemlerinde tespit edip yatırım yapabilmektir. Fonların yatırım yaptıkları girişimlerden bir veya birkaçı unicorn olduğu takdirde ya da unicorn olamasalar da bu yatırımlardan yüksek değerlemelerden çıkış yapılabildiği zaman fon başarılı olacak, yatırımcısına aldığı risk ile orantılı şekilde bir getiri sağlayabilecektir. Fonlar yatırım yaptıkları şirketlerin hepsinin unicorn olabilecek potansiyelde olup olmadığını göz önünde bulundururlar, incelemelerini bu çerçevede yaparlar. Dünyadaki mevcut unicorn’ların 5 ila 10 yıl arasında 1 milyar USD değere ulaştığı ve ortalamada 5-8 yatırım turu sonrasında bunun gerçekleştiği görülmektedir. Böylesine kısa bir zamanda şirket değerinin önemli şekilde artması, ciddi maliyetlere katlanılmadan başarılan hızlı büyüme yani ölçeklenme ile sağlanabilmektedir. Dolayısıyla unicorn adayı olabilmenin ve fonlardan yatırım çekebilmenin yolu, ölçeklenmeden geçmektedir. Hatta bu konuya ilişkin olarak girişim sermayesi yatırımının ‘roket yakıtı’ ve girişim sermayesi işinin ise ‘roket bulma işi’ olduğunu düşünüyorum. Ölçeklenme potansiyeli olmayan diğer bir deyişle roket olmayan girişimlere roket yakıtı sağlamanız durumunda hem girişime zarar verebilirsiniz hem de kaynaklarınızı verimsiz şekilde tüketmiş olursunuz. 

ÖLÇEKLENME HANGİ NOKTADA KARŞIMIZA ÇIKAR?

Startup dediğimiz erken aşama girisimin ilk önceliği, müşterinin sorununa çözüm sağlayan ürünü geliştirdikten sonra ürünün pazarda kabul gördügünü ve kullanılabileceğini (product-market fit) net veriler ile ispatlamaktır. Bununla beraber, ürünlerini/servislerini satış kanalı ile uyumlu hale getirirken (product-channel fit), satış kanalları ile iş modelinin uyumlu olduğundan (channel-model fit) ve iş modellerinin pazarla ahenk içerisinde olduğundan da (model-market fit) emin olmalılar. Tüm bu aşamaları başarı ile geçen girişimin artık ürününü/servisini kitlelere ulaştırması gerekmektedir. Bunun için de genellikle yüksek kapasiteli ekip arkadaşlarına, yeni pazarlarda yeni ofislere ve büyük reklam bütçelerine ihtiyaç duyulur. Bunların tamamı bir maliyet unsurudur. Nispeten düşük maliyetlerle çok yüksek büyüme sağlamak için maliyetler marjinal şekilde artarken kullanıcı sayıları, kullanım sıklıkları ve gelirler çok daha fazla artmalıdır.

DİJİTALLEŞMENİN ÖLÇEKLENMEYE KATKILARI

Ölçeklenmeyi başarabilmek için ölçeklenebilir süreçlere sahip olmanız gerekir. Küçük girişimler ilk başta ürün-pazar uyumunu başarmaya çalışırken zaman ve kaynak kıtlığı sebebiyle maalesef ölçeklenebilir süreçlere gerekli yatırımları yapmakta zorlanırlar. Genellikle karşılaştıkları sorunları çözmek için personel istihdam etmeye yönelirler. Girişim büyüdükçe şirketteki insan sayısı da artmakta ancak zamanla bu tarz girişimlerin ölçeklenebilmek için önlerindeki engellerden biri bu fazla insan kaynağı olmaktadır. Dijitalleşme özellikle de beşerî sermayenin kısıtlarını aşmak açısından önemli rol oynamaktadır. Bugün dijital araçlar şirketlerin birçok faaliyetini maliyet açısından verimli hale getirirken aynı zamanda şirketlerin ölçeklenebilmesini kolaylaştırmaktadır. Geldiğimiz noktada dijital dünyanın araçları, bilhassa dijital pazarlama kanalları hepimiz tarafından bilinen ve deneyimlenen şekilde hizmetimizdedir…

DİJİTAL DÜNYANIN ARAÇLARI

• Sosyal medyada vereceğiniz bir reklam ile dünyanın birçok yerindeki potansiyel müşterilere ulaşabilirsiniz.

• Arama motoru optimizasyonu (SEO) ile daha fazla kullanıcı nezdinde görünür ve bilinir olabilirsiniz.

• Rehber robotlar (chatbot) sayesinde müşterilerinizin taleplerini ve şikayetlerini, çağrı merkezi maliyetlerine katlanmadan karşılayabilirsiniz.

• Finansal teknoloji (fintech), özellikle ödeme sistemleri sayesinde deniz aşırı ülkelerdeki müşterilerinizden kolayca tahsilat yapabilirsiniz.

• Muhasebe ve insan kaynağı alanlarında birçok yazılım ile bu departmanlardaki maliyetlerinizi azaltabilir ve insan kaynaklı hataları azaltabilirsiniz.

• Müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) yazılımları ile müşterileriniz ile ilişkilerinizi yönetirken müşterilerinizin eylem ve davranışlarına ilişkin tüm veriyi depolayabilirsiniz.

• İş zekası yazılımları ile finansal ve operasyonel bilgilerinizin yanı sıra depoladığınız her türlü veriyi gerçek zamanlı olarak aksiyon alınabilir şekilde takip edebilirsiniz. 

Dijitalleşmenin ölçeklenmedeki rolüne ilişkin olarak özellikle e-ticaret alanından birçok örnek verilebilir. Bu alanda dünyadaki en büyük şirketlerden biri olan Alibaba, 2020 yılında kısa bir kampanya döneminde 75 milyar USD ciro elde ettiğini duyurdu. Sadece tek bir günde ulaşılan bu cironun, Türkiye’nin en büyük ilk 5 şirketinin bir yıllık cirosundan daha fazla olduğuna dikkat çekmek isterim. Doğru bir strateji ile yönetildiğinde dijitalleşmenin ölçeklenmeye katkısına örnek olması açısından Alibaba’nın başarısı çarpıcı bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. 

GİRİŞİMCİLER NE YAPMALI?

Türkiye’deki girişim sermayesi fonu yatırımlarının hacmi ve tutarları son yıllarda önemli artış göstermiştir. Türkiye odaklı fonlar, global muadillerine göre daha fazla seçici davranmak zorunda olduklarından ne yazık ki birçok girişim tohum ya da ilk tur yatırımı almakta zorlanmaktadır. Tohum veya ilk tur yatırımı alabilseler bile girişimlerin ölçeklenebilmek için gerekli ileri tur yatırımlara erişimleri zor olmakta hatta çoğu zaman mümkün olmamaktadır. 

Çetin rekabetten sıyrılmak ve girişim sermayesi fonlarından yatırım almak için girişimciler, ölçeklenebilir bir iş modeli inşa ettiklerinden emin olmalılar. Dijital araç ve servisler, girişimciler için bugün global pazarlara açılmayı ve yeni müşteriler kazanmayı kolaylaştırmakta ve birçok farklı maliyet kaleminde de tasarruf sağlamaktadır. Özetle, süreçlerini ölçeklenebilir tasarlayabilen ve ürün-pazar uyumunu gerçekleştiren girişimciler, dijital dünyanın nimetlerinden de istifade ederek fonlardan yatırım alabilme ve nihayetinde sektörlerinde global oyuncular olabilme fırsatını yakalayabilirler. 

;
Yazının devamı için tıklayınız...

BUGÜN YAZANLAR