Gelişmiş yargı sistemi sihirli bir anahtardır

Onca kısıt ve zorluğu fırsatlara, işe ve başarıya dönüştürmeyi başarabilmiş olan iş dünyamız, kaliteli hizmet üreten gelişmiş bir yargı sistemi ile çok daha organize olabilir. Yeni sinerjiler etrafında güçlerini güvenle birleştirebilir ve daha büyük başarılara imza atarak ülkemizi gelinen seviyeden çok daha yukarıya çıkarabilir.

 

Gelişmiş bir yargı sistemi, hukuki belirlilik ve güvenlik ortamı sağlayarak toplumun dinamiklerini hayata geçiren; buluş sahibi ile girişimciyi, reel ekonomi ile sermayeyi, çalışanla işvereni, küçük işletmelerle büyük işletmeleri daha büyük başarılar ve kazanımlar için bir araya getiren, verimsizlikleri eleyerek fırsatlara dönüştüren, uyuşmazlıkları uzlaşmaya dönüştürerek farklılıklardan fırsatlar çıkaran, ekonomik ilişkileri koruyan ve geliştiren, toplumda işbirliğini ve ilerlemeyi sağlayan adeta sihirli bir anahtardır. Haksızlıkları gidererek adaleti tesis etmek yargı sisteminin en birinci görevi ve varlık sebebidir. Bu görevin yerine iyi getirilmesi için tanınan ayrıcalık ve olağanüstü yetkiler, yargıyı ve unsurlarını ayrıcalıklı ve imtiyazlı bir grup haline getirmek için değildir. Ayrıcalıklarını hizmet amacıyla değil de kendisini toplumdan ayrıştırmak için kullandığında yargı yozlaşmış, varlık sebeplerini ortadan kaldırmış ve toplumun itimadına ihanet etmiş olur. Yargının bırakınız ihtiyaca uygun hizmet üretimini varlık sebebini bile yerine getiremediği böyle bir durumda toplumun hukukun üstünlüğüne ve adalete inancın zedelenmesi ve yok olması şeklinde çok ciddi bir yargı sorununun ortaya çıkması kaçınılmazdır.

 

YARGI SORUNU, YARGININ DEĞİL; TOPLUMUN SORUNUDUR

 

Yargı sorunu, yargının değil; toplumun sorunudur. Toplum, elbette, bu sorunla yaşamayı tercih etmeyecek; sahip olduğu imkânlarla orantılı olarak uygun gördüğü tedbirleri alacaktır. Sorun ne kadar derinden kavranır, çözüm önerileri ne kadar ileri görüşlü olursa alınacak tedbirler de o kadar gelişmiş ve etkili olacaktır. Buna karşın sığ kavrayış, önyargılı ve kısa vadeli öngörüler günlük sorunlarla baş edebilmek için kısa vadeli göstermelik çözümler getirilmesine ve devamlı kötüye giden bir döngüye neden olabilir. Yıllık dış ticaret hacminin toplam 3,5 milyar dolar olduğu 1970'lerin sonlarından bu günkü yaklaşık 350 milyar dolar seviyesine geldiği süreçte Türkiye, 1980'lerin başından itibaren yargı hep ihmal edilmiş, ekonominin hızlı gelişim ve değişimine ayak uyduramamıştır. Sonuçta toplumun her kesiminin varlığında mutabık olduğu gittikçe derinleşen yargı sorunu ortaya çıkmış; toplumun adalete inancı çok aşağılara düşmüştür. Hukukun üstünlüğünü sorgulayan toplum yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığından ciddi şüphe duymaktadır. Kronik şikâyetleri gidermek için alınan günlük ve kısa vadeli tedbirler yargıyı baskılayarak bağımsızlığını daha da zedelemekte; sorunu daha da kötüleştirmektedir. Sevindirici olan ise toplumun hemen her kesiminin yargının kapsamlı bir yargı reformuna ihtiyaç olduğunda hemfikir olmuş olması; kayda değer bir gelişme sağlamamış olsa da ardı ardına yargı paketleri getirilmesi ile toplumun çözüm için harekete geçmiş olması gerçeğidir. Gerçekten de Türkiye, toplumun hukukun üstünlüğüne, bağımsız, tarafsız, siyasete bulaşmamış ve hesap verebilir bir yargıya olan ihtiyacını son on yıllardaki kadar geniş kapsamlı tartışmamıştır. Ancak sorunda mutabık olan toplumun, çözümün ne olacağı konusunda da mutabakat sağlamaya ihtiyacı vardır.

 

YARGI REFORMUNUN HEDEFİ DAHA İYİ HİZMET VERMEK OLMALIDIR

 

Çözüm için en başta, gerçekleştirmek istenilen hedefin tespit edilmesi mantıki ve doğal bir zorunluluktur. Bu hedef tüm paydaşların mutabakatıyla tespit edilmediği sürece reform çabaları amaçsız ve hedefsiz olarak debelenmekten, emek, kaynak ve zaman kaybından ibaret olacaktır. Gerçekten de neyi gerçekleştireceği net olarak belirlenmemiş hiçbir reform çalışması başarıya ulaşamaz; ya yerinde sayar ya da kendi etrafında dönüp durarak zaman içinde iyileşme umudunun tamamen kaybolmasına neden olabilir. Toplum kaliteli hizmet alamadığından şikayet ettiğine göre yargı reformunun hedefi daha iyi ve daha kaliteli hizmet vermek olmak durumundadır. Bu hedefin belirlenmesi hizmetten memnuniyeti nelerin sağlayacağının muhataplarına sorulması kadar kolaydır. Gerçekten de iyileştirme ancak hizmetin tüketicilerinin ihtiyacına cevap verirse başarılı olabilir. Dolayısıyla hizmetin muhataplarının tercih ve beklentilerinin anlaşılması hem bir zorunluluk hem de başarının şartıdır. Öte yandan toplumun, kaliteli hizmetten beklentilerinin ortaya konulmasıyla reformun nihai hedefi kendiliğinden tespit edilmiş olacaktır. Hedefi gerçekleştirmek için yapılması gerekenler ve ölçüm değerleri hareket planını oluşturacaktır.

 

En az kaynağı ayırarak, en iyi hizmeti almayı beklemek en doğal hakkı iken, kaliteli hizmet için ekstra maliyetlere katlanarak başka ülkelerin mahkemelerine, uluslararası tahkime başvurmak zorunda kalan iş dünyası, yargıdan nasıl hizmet beklediğini, kaliteli hizmetten ne anladığını, nelerin ihtiyacına cevap vereceğini açıkça ortaya koyarak, yargı reformu çalışmalarının nihai hedefinin belirlenmesine katkıda bulunmalıdır. Bu bir vatandaşlık görevi olmasının yanı sıra, aynı iş dünyasının menfaatlerinin gereğidir de…

 

İŞ DÜNYASI İLK ADIMI ATMALIDIR

 

Yargı hizmetlerinden en çok yararlanan ve aksamasından en çok zarar gören kesim olmaları, iş dünyasına, yargı reformunun hedefini belirleme konusunda ilk adımı atma görevini yüklemektedir. En az kaynak ayırarak en iyi hizmeti almayı beklemek en doğal hakkı iken kaliteli hizmet için ekstra maliyetlere katlanarak başka ülkelerin mahkemelerine, uluslararası tahkime başvurmak zorunda kalan iş dünyası yargıdan nasıl hizmet beklediğini, kaliteli hizmetten ne anladığını, nelerin ihtiyacına cevap vereceğini açıkça ortaya koyarak yargı reformunun çalışmalarının nihai hedefini belirlenmesine katkıda bulunmalıdır. Bu bir vatandaşlık görevi olmasının yanında aynı iş dünyasının menfaatlerinin gereğidir de. TÜSİAD Yargı Reformu Çalışma Grubu'nun bu konuda ilk adımı atarak, 3 yıllık bir çalışma sonucunda oluşturduğu Yargı Hizmetinde Kalite Talebi ve Kalite Unsurları isimli TÜSİAD Belgesi Aralık 2014 ayında ilan edilmiştir. TÜRKONFED ve TÜSİAD iş birliğiyle gerçekleştirilen çalıştaylarda Samsun, Bursa ve İzmir iş dünyasının görüş ve mutabakatı alınmış olup; Aralık 2016'da Urfa ve Mersin'deki çalıştayları ülkenin dört bir yanındaki tüm iş dünyasına ulaşılıncaya kadar sürdürülecektir. İş dünyasının mutabakatını takiben toplumsal tartışmaya açılacak; reform hedefini tanımlayan bir referans belgesi haline getirilecektir.

 

Görüş ve önerileriniz için:

[email protected]

DİĞER YAZILARI