Abdülkadir Karagöz
akaragoz@mentalik.com

Sömürü çağından paylaşım çağına

Elmasın ışıltısındaki strateji çikolatada da uygulandı. Çikolatanın hammaddesi kakao da maalesef batıda tatlı, Güney Amerika ve Afrika'da acıdır

 

Abdülkadir Karagöz / akaragoz@mentalik.com

 

Uluslararası dengeler değişiyor. Dünya yeni bir değişim dalgası ile yüz yüze. Ortak pazar olarak kurulan Avrupa Birliği; ekonomik birlikteliğini kültürel ve politik zemine taşıyamıyor durumda ve bununla beraber AB’nin nüfusu gün geçtikçe yaşlanıyor.  Amerika ise üretimi ve altyapı iyileştirmelerini ıskaladığını geç de olsa fark etmiş gözüküyor. Üretimi değersiz görerek tüm imalatı doğuya kaydıran ve kurduğu finans modelleri üzerinde yükselen batı ekonomisi için 'pazarlama ve finans' devri, altın çağı yaşaması için yeterli imkanı sağladı. Şimdi ise çağ açılıp çağ kapanması gündemde. Çünkü ışıltı ve şaşanın hikayesini dünya daha fazla taşıyamaz hale geliyor. Batı elmasların keyfini ve yüksek kârlılığını tadarken; elmas madeni Afrika'da 'kanlı elmas' stratejisi izlenmekte. Elmas madenleri Afrika'da olmasına rağmen; hiçbir Afrikalı elmas zengini ya da güçlü bir marka sahibi olamadı. Siyasi istikrarsızlıklar üreticinin markalaşmasına, pazarda yer edinmesine imkan vermedi. Afrika iç savaş, çeteler, kabile çatışmaları ile açlığa mahkum edildi. Sadece madende çalışmaya mahkum edilen Afrikalılar; kendi zenginlikleri içerisinde kana bulandılar. Bu kanlı mücadeleler içerisinde batı, elmaslarından mahrum kalmadı fakat elmas arzı bu çatışmalardan dolayı kısıtlandı. Kısıtlandıkça da değerlendi. Değerlendikçe kazanan madenci/üretici değil, batının kendisi oldu. Avrupa ve Amerika şirketleri 'pazarlama & finans' enstrümanı ile arzı kontrol edip kârını maksimize etti. Elmasın ışıltısındaki strateji çikolatada da uygulandı. Çikolatanın hammaddesi kakao da maalesef batıda tatlı, Güney Amerika ve Afrika'da acıdır. Acı kakao hikayesi de arz kontrolü ve üreticiyi baskılama üzerine inşa edildi. Kakao üreticileri yoksulluk, iç savaş, kaos pençesinde üretimlerine devam ederken; batıda Belçika ya da İsviçre çikolatasının tadı dillere destan oldu. Brüksel ya da Zürih'te kakao tarlaları olduğunu düşünmüyorsunuz değil mi? Afrika'da kakao üreticileri iç savaş, isyancı yağmalamaları ve sürekli yangınlar ile varlık mücadelesi veriyor. Kanlı elmas, acı kakao ve daha birçok iç sızlatıcı gerçeklik ne kadar da yüz çevirsek başucumuzda duruyor. Doğal zenginliklerin asıl sahipleri olan halklar edilgenleştiriliyor, sömürülüyor. Çaresizlik ve umutsuzluk onların kaderi gibi yaşamlarına işliyor. Zengin batı harici dünya, ayrıcalıklı olmayan sınıf yaşam mücadelesi verirken; batı sürekli kartları yeniden karıyor. Bir yanda var olmanın mücadelesi bir yanda kâr mücadelesi... Ama on yıllardır süregelen kurgu değişiyor. Ekonomik çıkar birlikteliği yapan Avrupa Birliği; ekonomik krizler, kopuşlar ile karşı karşıya. Doğudan bir güneş yükseliyor. Nüfus, üretim gücü, teknoloji ve genç insan kaynağı ile doğu dengeleri değiştirmeye hazır. Avrupa belki çok kısa bir süre sonra artık 'ortak pazar' değil sadece bir pazar olacak. Ağır göçler, çatışmalar toplumların ve bölgelerin sosyolojisini ve alışkanlıklarını da değiştiriyor. Edilgen toplumlar artık kendilerine 'var olma' hakkı bile tanınmadığının farkına varıyor. Yüzlerini biraz daha vicdanlı ve güvenli limanlara çeviriyor. Doğunun yeraltı, yerüstü zenginliği, sermayesi artık kendine yeni adil bir ekosistem arıyor. İç çatışmalar, darbe girişimleri, terör saldırıları ile klasik global kurguya tabi edilmeye çalışan Türkiye; fırtınaları birlikteliğini ve gücünü daha da artırarak atlatıyor. Dünya daha kaotik, daha çatışmacı bir çizgiye kayarken; Türkiye çatışmaları bertaraf etmiş, birlikteliğini ve istikrarını kavileştirmiş bir sürece doğru yürüyor. O yüzden yeni ekosistem arayışlarında en merkezde duruyor. Güzel günler ve güçlü bir Türkiye için herkese düşen sorumluluklar var: İdeolojik tıkanıklıkları aşacak sağlam bir icraatçı irade, cesaretli yatırımcılar, gençlere alan açan karar alıcılar, üretim ve teknoloji merkezli bir ekonomi, büyük hedefler ve çok çalışmak. Nisan ayı işte bu ekosistemin kalıcı olarak inşası için kritik öneme sahip. Evet, güçlü bir Türkiye, istikrarlı bir Türkiye, büyük hedeflere kitlenmiş bir Türkiye hepimizin ortak hayali ve hedefi...