Abdülkadir Karagöz
akaragoz@mentalik.com

Değişime liderlik etmek

Ülke olarak heyecan verici bir değişim ve gelişimin hemen başındayız. Organizasyonun en tepesinden başlayacak bu değişim heyecanı ile hem devlet hem de sistem yeniden organize olacak, ağır bürokrasi yerini yalın modellere bırakacak. Sistem karmaşadan kurtulup sadeleşecek. Sadeleşme ile birlikte değişime yön veren bir organizasyon ihdas edilmiş olacak

akaragoz@mentalik.com

 

Son yıllarda kelime havuzumuza yeni bir ifade eklendi; ‘trend’… Önceleri ulaklar, koşucular, çağarlar ve tatarlar; bir haber, bir gündem ya da sultanın fermanını halka duyurmak için kullanılır; tellallar da “Hey ahali… Duyduk duymadık demeyin!” İfadesi ile ilan ederlerdi. Bu süreçler günler, haftalar ve hatta aylarca devam ederdi. Ardından telgraf, telefon, radyo, televizyon ile iletişim kanallarımız çeşitlendi ve hızlandı. Gazeteler aylık, haftalık derken; günlük basılmaya başlandı. Fakat hayat öylesine hızlı aktı, rekabet öylesine yoğunlaştı ki bir önceki günün haberi için ertesi sabahı beklemek, zamanın gerisinde kalmak anlamına geldi. Tam bu durumda yeni bir bilgi ve iletişim kaynağı ile tanıştık; sosyal medya... Haber ve bilgi kaynağı zaman zaman doğru da olmayabiliyor tabii. Bu durumdan dolayı ağır iletişim kazaları da yaşanabiliyor.Kimimiz etken olup bu süreçleri yönetebiliyor, kimimiz ise edilgen olup sürece kendini bırakıyor. Yani pazarlama dili ile kimimiz 'trend setter' kimimiz ise 'follower'... İletişim ve pazarlamadaki bu ifadeler ve seçimler ise hep değişime ayak uydurabilme iradesi ile ilintili. Türkiye, yapmış olduğu seçimler ile şimdi kendine yeni bir rol biçti; 'trend setter'... Süreci yönetenler, durumu idare edenler, statükoya sarılanlar ve değişimi okuyamayanlar, global rekabette ‘follower’ seviyesinden sıyrılarak bir iddia ortaya koydu. Değişime liderlik etme iradesi hem toplumsal bir talep hem de karar alıcıların bir vizyonu olarak hayata geçti. Değişimin yoğun ve hızlı yaşandığı bir çağda; bugünün iyileri ve başarılıları, yarının sıradanları ve dahi tarihe karışmış aktörleri bile olabilir. Bu durum markalar ve organizasyonlar için de geçerli. Hızlı olamayan, öncü olamayan, değişime yön veremeyenlerin kaybetmeye mahkum olacaklarını tahmin etmek zor değil. Organizasyonlar için değişimin elbette bir maliyeti var. Bu maliyeti minimize etmek ve hızlı adaptasyonu sağlamak ise o kadar da zor değil. Değişimin en büyük eksisi ‘belirsizlik ve karmaşa’ riskidir. Bu riski bertaraf etmenin ise tek bir yolu var; ‘yalın organizasyon’. Yalın organizasyonlar; iş akışlarının, sorumlulukların ve süreçlerin çok sade şekilde belirlendiği ve basitleştirildiği yapılardır. Değişim anında sorumlunun net olduğu, şeffaf şekilde gözlenebilen, başarı ve başarısızlığın rahat ölçümlenebildiği organizasyonlardır. Anadolu medeniyeti organizasyonlarını incelediğimizde, sorumluluk paylaşımlarının net olduğu ve istişare meclisleri ile beslenen yalın modeller karşımıza çıkıyor. Global bir iddia taşıyan ve devrinin önemli bir aktörü olan devlet geleneğimiz, icranın etkin, karar alım süreçlerinin hızlı olduğu, askeri-kültürel-idari değişimlere liderlik yapılabilen dönemleri, zirvede olduğumuz zamanlar olarak okuyabiliyoruz. Ne zaman ki değişime liderlik etme misyonu unutulmuş; sistem ağır bürokrasi, kısır tartışmalar ve belirsizliğe teslim edilmiş; işte bu süreçlerde karmaşa ve küçülmeler ile yüzleşmek zorunda kalmışız.

 

Şimdi de ülke olarak heyecan verici bir değişim ve gelişimin hemen başındayız. Organizasyonun en tepesinden başlayacak bu değişim heyecanı ile hem devlet hem de sistem yeniden organize olacak, ağır bürokrasi yerini yalın modellere bırakacak. Sistem karmaşadan kurtulup sadeleşecek. Sadeleşme ile birlikte değişime yön veren bir organizasyon ihdas edilmiş olacak. Değişime direnenler geride kalacak, değişime ayak uydurup kendi organizasyon ve yönetim anlayışlarını adapte edenler, ‘update edenler’ ise büyümenin ve gelişmenin koşuşturmacasında olacak. Bu değişimde ise en şanslılar gençler; değişim ve hız çağının tam ortasına doğan gençler. Dünyayı daha hızlı okuma, bilgiye daha hızlı ulaşma, hızlı karar verebilme ve daha esnek olabilme yetkinliklerine sahipler. Yaşanan tüm gelişmeler genç yetenekleri daha da önemli kılıyor. Onları keşfetmek, eğitip donatarak global rekabete hazırlamak çok daha stratejik bir hal alıyor. Genç kardeşlerimden bu aralar en çok duyduğum ve beni heyecanlandıran cümle: “Biz daha yeni başlıyoruz.”