Alessandro Redaelli: “Türkiye turizmde büyük bir potansiyele sahip”

Amerikan sinemasının asırlık ikonu, kaliforniya merkezli Paramount Pictures’ın lisans bölümü Paramount Licensing Inc. ve PHR FZ-LLC iş birliğiyle hayata geçirilen Paramount Hotels & Resorts markasının dünyadaki ilk oteli The Bodrum by Paramount Hotels & Resorts, mayıs ayında dünyanın dört bir yanından gelen, aralarında Hollywood yıldızı Nicole Kidman’ın da olduğu seçkin konuklara verilen görkemli bir davet ile kapılarını açtı. Lüks otelcilik sektöründe 20 yılı aşkın deneyime sahip olan The Bodrum by Paramount Hotels & Resorts Genel Müdürü Alessandro Redaelli ile bir araya geldik ve başarılarla dolu kariyer öyküsüne Türkiye ve Bodrum’un nasıl dahil olduğu, yönetim felsefesi, genç turizmcilere önerileri ve sektörün trendleri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Türkiye markasına çok inandığını belirten redaellı'ye göre türk turizmini önümüzdeki yıllarda çok güzel günler bekliyor...

Oya Yalıman / oya.yaliman@platinonline.com

 

Öncelikle kariyer yolculuğunuz nasıl başladı? Turizm sektörüne giriş hikayenizi anlatır mısınız?

Kariyerime bir şef olarak başladım. Şef olmak için İtalya’da bir otelcilik okuluna gittim. Fakat kısa bir süre içerisinde fark ettim ki aslında tam da yapmak istediğim iş, ‘executive şef’ olmak değil. Düşündüm ve Cenevre’de başka bir otel yönetimi okuluna gitme kararı aldım. Bu kararla birlikte yönüm değişti ve yöneticilik yolculuğum başlamış oldu. 

 

Neden şef olmak istemiştiniz, ailenizde bu işi yapan birileri var mı?

Amcam bir şefti ama ben şef olmayı çok basit bir nedenle istemiştim. Yemek yemeği çok seviyordum hâlâ da seviyorum. Aslında hikayeyi biraz daha başından anlatmalıyım. 12 yaşında en büyük hayalim cruise gemilerinde çalışmaktı çünkü her hafta büyük bir heyecan ve mutlulukla Amerikan ‘Aşk Gemisi’ dizisini izliyordum ve çok etkileniyordum. 17 yaşıma geldiğimde bir gün sokakta, ‘Princess Cruises eleman arıyor' ilanını gördüm. Anneme, 'Ben gidiyorum' dedim. Annem önce itiraz etse de sonra çok gitmek istediğimi anladı ve beni geminin İsviçre’deki kayıt ofisine kendisi götürdü. İş görüşmesini yaptım ve işi aldım. Mutfakta paspas yapan eleman olmuştum. ‘Tamam’ dedim. 17 yaşındaydım ve Amerika’ya gidecektim. İlk işim olarak Pacific Princess gemisinde bir sene çalıştım ve rüyamı gerçekleştirdim.

 

Peki hayal ettiğiniz gibi miydi bu tecrübe?
Gemide en genç çalışandım; çok çalıştım, çok mutlu oldum. Evet kesinlikle hayal ettiğim gibiydi.


Sonrasında neler oldu?

Sonrasında tekrar gemiyle gitmek istedim ama bu sefer babam izin vermedi. İyi ki de öyle yapmış çünkü gemide çalışmak bağımlılık yaratıyor, hastalık gibi… Beni durdurduğu için babama teşekkür ediyorum. Gemi macerasına son verdikten sonra Avrupa’da farklı otellerde mutfaklarda çalışmaya başladım. Önce şef olmak istedim ve İtalya’da Bellagio Hotel School’da Otel Mutfağı ve Servis Bölümü'nden mezun oldum. Sonra vazgeçtim ve İsviçre Geneva Hotel Management School’da otelcilik yönetimi üzerine eğitim aldım. Yine Geneva Hotel Management School’da otel yönetimi ve işletmesi konusunda lisansüstü eğitimimi tamamladım. Yöneticilik kariyerim yıllar içerisinde farklı ülke ve pozisyonlarda Hilton, Intercontinental, Sheraton, Concorde ve Kempinski’de devam etti, şimdi de Paramount’tayım. 

 

Yaşadıklarınızdan yola çıkarak şu an okuduğu okulda ya da yaptığı işte çok da mutlu olmayan, karar aşamasında olan genç profesyonellere neler önerirsiniz?

Hayatımda birkaç kere bu işi bırakmayı, belki bir restoran açmayı ya da kendi işimi yapmayı düşündüm. Yaşadıklarımdan yola çıkarak söyleyebileceğim şey, hayallerinizden hiç vazgeçmemenin çok önemli olduğudur. Varmak istediğimiz yere varmak tabii ki zaman alıyor. Bu noktada ise beklemek ve nasıl bekleyeceğinizi bilmek çok önemli! Hiç vazgeçmemek gerekiyor. İyi ya da kötü fark etmez, ‘deneyim’ her zaman zenginleştirir. İyilerden ne yapacağınızı, kötülerden de ne yapmayacağınızı öğrenirsiniz. Unutmayın tecrübe hep çok iyidir.

 

 

"Lüks otel endüstrisinde çalışan insanlar için lüks içinde yaşamak ve lüks içinde çalışmak çok ince bir çizgiyle ayrılıyor. İyi bir genel müdür, bu çizgiyi iyi bilmek zorundadır. Misafirlerinin ne beklediğini bilmelidir. O lüksün içinde yaşamadığının ama çalıştığının bilincinde olması gerekir. Sektörde, o yaşamın içinde kendini kaybeden, o yaşantıyı kendi yaşantısı sanan çok lüks otel genel müdürü gördüm. Kendilerini, yaşantılarını ve standartlarını unutmamalarını öneririm" 

 

Bugün hangi trendler ve beklentiler global turizm endüstrisini şekillendiriyor?

Trendleri iki alana ayırmak gerekiyor. Otelcilikte genel trendler ve sizin bulunduğunuz lokasyondaki trendler. Endüstrideki global trendler ise şöyle: İnsanlar sadeliğe geri dönmeye başladı. Biz, sektörün içindeki insanlar yaratmaya, yeni şeyler geliştirmeye çok zaman harcıyoruz. Çok önemli olmayan şeylere zaman ve para harcıyoruz. Belki insanların istemedikleri, daha doğrusu talep etmedikleri, ihtiyaç duymadıkları şeyleri sınırları aşmak için insanlara sunmaya gayret ediyoruz. Son dönemde gereksiz şeylere odaklanıyoruz ve işin özünü kaçırıyoruz. Misafirlerin beklentisi dünyanın her yerinde iyi personel, iyi servis, iyi yatak, temiz bir duş ve iyi bir kahvaltı… 3 yıldızlı ve 5 yıldızlı otel arasındaki beklentiler tabii ki farklılık gösterir ama özünde beklenenler aynıdır. Bugün global endüstride doğayla iç içe olmak, sağlık ve sadelik trend.

 

 

"Özel hayatınızla iş hayatınızı dengelemek zorundasınız. Bu, bana göre başarı için olmazsa olmazlardan biri... İş hayatımda bir problem olduğunda bunun özel hayatıma etki etmemesi gerekiyor. Özel hayatınızdaki sorunları da mümkün olduğunca iş hayatına yansıtmamalısınız. Kendinize ve ailenize ne kadar iyi zaman ayırırsanız, profesyonel hayatınız da o kadar olumlu etkilenecektir" 

 

4 aydır Türkiye’de yaşıyorsunuz, nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Mutfağınızı çok seviyorum. Türkiye’ye gelmeden önce çok fazla Türk arkadaşım ve iş arkadaşım olmuştu. Gelmek için bir türlü fırsat yaratamamıştım. Bodrum’u ve İstanbul’u gördüğümde pozitif anlamda şok oldum. İstanbul muhteşem bir şehir, sahip olduğu derin kültürü her nefeste hissedebiliyorsunuz. Hele Bodrum; Bodrum’un güzel olacağını düşünüyordum ama bu kadar güzel bir deneyim yaşamayı beklemiyordum. İnsanlar da çok özel ve misafirperverler. 

 

Turizm sektörünün yalnız Türkiye’de değil, tüm dünyada zor zamanlar geçirdiği bir yılda göreve geldiniz.


Türkiye’nin özellikle turizm sektöründe zor zamanlardan geçtiği bir gerçek… Aslında her şey algı meselesi… Türkiye’nin çok büyük bir potansiyeli var. Turizm yetkilileri son 5-10 yıldır çok çalışıyor. Ülkeyi bütün dünyaya duyurmak konusunda önemli adımlar atıyorlar. Türk Hava Yolları çok önemli bir marka ve Türkiye’yi çok popüler bir destinasyon olarak tutuyor. Algı ile ilgili biraz daha çalışmak gerekiyor ama hedeflere ulaşmak inanın zor değil. Türkiye bir an evvel servis sektöründe fark yaratmalı. Bir otelci ve misafir gözüyle söylüyorum ki sektör için en önemli konu, İngilizce bilen personel. Bu sorun aşılmalı. Türkiye turizmi İstanbul’dan ibaret değil, yazlık ve sezonluk bölgelerdeki dil sorunu bir an evvel aşılmalı.

 

Paramount ile ilgili neler söylersiniz, misafirleriniz bu otelde neler bulacak?

Öncelikle lokasyonumuz bana göre Bodrum’un en güzel yerlerinden biri… Birçok farklı misafir grubuna hitap eden konaklama seçeneklerimiz var. Otelin yüzde 80’i özel havuza sahip. Bu özellik, bu otelde özel alanlarınız olduğunun en güzel göstergesi. Destinasyon içinde destinasyon deneyimlemek isteyenler için harika bir seçenek sunuyoruz.

 

Paramount markası nasıl farklılaşmayı planlıyor? Neden ilk otel için Türkiye’yi seçtiler?

Otellerimizdeki konsept, DNA dediğimiz 3 temel öğeyle açıklanabilir. Bunlar Hollywood bağlantımız; çok resmi olmayan rahat ve eğlenceli Kaliforniya yaşam tarzı ve yüksek teknoloji. Neden Türkiye’de açtık çünkü bir fırsat karşımıza çıktı ve değerlendirdik. Türkiye’nin son 10 yılına bakarak karar verildi. Gelecek yıllarda Türkiye’de çok güzel günler göreceğimizi düşünüyoruz. Bugüne bakmadık son 10 yıla baktık ve karar verdik. Türkiye’nin kendi markasını yükseltmek için ne kadar çok çaba harcadığını görmezden gelemezdik. 

 

 

"Bütün farkı ekip yaratıyor. İşimiz insanla başlıyor, insanla devam ediyor ve insanla bitiyor. Grubumuz insana çok yatırım yapıyor ve önemsiyor. Herkes bunu söyler ama herkes yapamaz. Ekibimiz için çok çalışıyoruz"

 

Uzun yıllardır dünya çapında farklı gruplarda önemli pozisyonlarda sektörün içinde yer almış bir isim olarak sizin tatil anlayışınızı öğrenebilir miyiz?

İşim, hayatımın çok önemli bir bölümünü kapsıyor. Bunu laf olsun diye söylemiyorum gerçekten öyle çünkü yaptığım işi çok seviyorum. Bu benim için çok güzel ama eşim ve ailem aynı fikirde değiller elbette… Çalışırken saate bakan, işe giderken işe gittiğinin her an farkında olan insanlardan değilim ben. Otelde olmayı seviyorum, sahada olmayı, işin içinde olmayı seviyorum. Tabii dinlenmek de lazım; burası sezonluk bir otel ve dinlenmem mümkün değil. Dubai’deki çalışma koşullarım daha farklıydı. Haftada bir gün mutlaka dinleniyordum. Ben, güneş ve parti insanıyım, deniz tatillerini çok seviyorum. 2 yıl önce cruise seyahati yaptım. Tatillerimi organize ederken ikiye ayırıyorum. Lüks otel zincirlerini seviyorum. Aynı zamanda işimle ilgili de bunları deneyimlemekten zevk alıyorum. Avrupa’da fark yaratan butik otelleri seviyorum.

 

Gelecek planlarınız arasında kendi otelinizi açmak var mı?

Açıkçası yok. Öğrenecek ve yapacak daha çok şeyin olduğunu düşünüyorum şu anki pozisyonumda… Farklı arayışlar, farklı girişimler için biraz daha beklerim diye düşünüyorum.