Burdur’da az bilinen bir değer gladyatörler kenti Kibyra

Milaslı kolonistler tarafından M.Ö. 300’lü yıllarda, Pisidia-Karya-Frigya ve Likya arasındaki stratejik konumda, günümüzdeki Burdur’un Gölhisar ilçesinde kurulmuş olan Kibyra antik kenti, Stadion’u, meclis binası, agorası ve diğer görkemli yapılarıyla Türkiye’nin en önemli ve gösterişli antik kentlerinden biri sayılıyor

Erman Ertuğrul / www.arkeofili.com

 

Yaklaşık 2 bin yıl önce İmparator Augustus döneminde, antik coğrafyacı Strabon’un, “Kibyra 30 bin asker ve 2 bin atlı asker sağlayabilir” diye bahsettiği antik kent, maalesef günümüzde herkes tarafından bilinmiyor. Daha önceleri Burdur Müzesi tarafından kısa süreli kurtarma kazıları yapılan Kibyra antik kentinde bilimsel kazı çalışmaları, 2006 yılından beri Burdur Müzesi başkanlığında Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyeleri tarafından yürütülüyor. Sürdürülen araştırmalarda her geçen yıl antik kent ile ilgili yeni yapılar ve yeni bilgiler ortaya çıkmaya devam ediyor.

 

ANTİK COĞRAFYACI STRABON, KİBYRA’DAN BAHSEDİYOR

Amasyalı antik coğrafyacı Strabon’a göre, Kibyralılar aslen Lidyalıydı ve göç ederek Kabalis (Kibyratis) bölgesine geldiler. Ayrıca bu göçmenler gelir gelmez bölgedeki Pisidyalıları ve diğer halkları kontrol altına alarak yerleşim alanlarını değiştirerek yeni bir kent kurdu. Strabon, Kibyra’da Lidce, Solymce, Pisidce ve Hellence olmak üzere dört farklı dilin konuşulduğunu da belirtiyor. 

Strabon’un kentin taşınmasıyla ilgili söylediklerini, Kibyra’ya yaklaşık 18 kilometre uzaklıkta yer alan Uylupınar antik yerleşmesindeki arkeolojik bulgular da destekliyor. Gölhisar’a bağlı Uylupınar Köyü çevresindeki ve Gölhisar Gölü kıyısındaki kayalık tepeliklere yayılmış olan bu yerleşimdeki arkeolojik bulgular, Erken Demir Çağ’dan itibaren insan faaliyeti olduğunu gösteriyor. Yani bu yerleşim, Kibyralılar’nın muhtemelen M.Ö. 4'üncü ila 3'üncü yüzyıllarda, Kibyra’ya taşınmadan önce yaşadıkları bir alandı. Strabon; Kibyralıların demir işçiliği ve kakmacılıkta usta olduklarını da söylüyor. Fakat yazılı kaynaklar ve arkeolojik araştırmalar, buranın ayrıca dericilik ve seramik üretiminde de önemli bir merkez olduğunu gösteriyor.

 

Gölhisar’a bağlı Uylupınar köyü çevresindeki ve Gölhisar Gölü kıyısındaki kayalık tepeliklere yayılmış olan bu yerleşimdeki arkeolojik bulgular, erken demir çağ’dan itibaren insan faaliyeti olduğunu gösteriyor. Yani bu yerleşim, Kibyralıların muhtemelen M.Ö. 4'üncü ila 3'üncü yüzyıllarda, Kibyra’ya taşınmadan önce yaşadıkları bir alandı...

 

BÜYÜK FELAKET: M.S. 23 DEPREMİ

M.S. 23 yılında gerçekleşen büyük deprem, Kibyra Antik Kenti’ni yerle bir etti. Deprem öylesine büyüktü ki, Kibyra Antik Kenti’nde yaşam durma noktasına geldi. Bunun üzerine çok uzaklarda Roma’da olan imparator bile birkaç yıllığına buradan alınacak vergileri durdurdu. M.S. 23 yılında meydana gelen büyük deprem sonucunda yıkılan kente; o dönemde Roma İmparatoru olan Tiberius 5 yıl vergi affı getirdi ve para yardımı yaptı. İmparatorun kente yaptığı bu ayrıcalık, kent için büyük bir toparlanma imkanı sağladı ve birkaç yıl sonra Kibyra öncekinden çok daha muhteşem bir görünüme kavuştu.
Böylelikle kent, eskisinden daha görkemli bir şekilde yeniden inşa edilebildi ve Kibyralılar imparatora olan bağlılıklarını gösterebilmek için kentin adını 'Caesarea Kibyra', yani 'İmparatorun Kibyrası' olarak değiştirdi. Kentin bugün görülebilen neredeyse tüm anıtsal mimari kalıntıları depremden sonra inşa edilen yapılar ve Roma Dönemi’ne ait.

 

ANITSAL ÇEŞMEDEN YENİDEN SU AKACAK

2016 yılı kazı sezonu çalışmalarında Kibyra Antik Kenti’nde 2000 yıllık anıtsal bir çeşme bulundu. Sütunlarla taşınan konik bir çatıya sahip anıtsal çeşme, Kibyra Antik Kenti için oldukça önemli ve nadir bulunabilecek bir eserdi. 

Roma döneminde, milattan sonra 23 yılında meydana gelen büyük deprem sonrası, yeniden planlanıp kurulan antik kentte bulunan bu anıtsal çeşmenin de depremden sonra yapıldığı tespit edildi. 
Bulunan çeşmeyle, kentin su ihtiyacının nasıl karşılandığı, agorada mimari görsellik ve estetiğin nasıl olduğu bilgilerine ulaşıldı. Sosyal ve kültürel anlamda kentin kalbi sayılabilecek bir merkez olan agoranın üçüncü terasında yer alan çeşme, buranın en görkemli anıtsal yapısı olarak kayıtlara geçti.

Kibyra’daki ilk anıtsal çeşme olma özelliğini taşıyan bu çeşme için önümüzdeki yıl bir restorasyon projesi hazırlanması ve 2 bin yıllık çeşmenin tekrar faaliyete geçirilmesi planlanıyor.
Antik dönemde kentin su ihtiyacını karşılayan ve günümüzde faal olarak kullanılan Böğrüdelik Yaylası’ndaki suyun, agorada ortaya çıkarılan bu yeni çeşme yapısından akıtılması planlanıyor. Böylece kente gelen ziyaretçilerin, çeşmenin hem mimarisini, hem de işlevini tam olarak algılaması sağlanacak.

 

 

Kibyra Antik Kenti’ndeki odeon yapısı içindeki orkestra salonunun zeminlerinde yer alan medusa figürlü mozaik, dünya tarihinde zemine döşenmiş ilk medusa figürü olma özelliği taşıyor. Opus sectile yöntemiyle renkli mermer döşenerek inşa edilen bu mozaik de antik kenti farklı kılan özelliklerden biri...

 

8000 KİŞİLİK DEV TİYATRO

Meclis Binası, yani Bouleuterion’un hemen kuzey kenarında, bugüne kadar oldukça sağlam korunan Kibyra tiyatrosu; tüm manzaraya hakim konumda, ana tepenin doğu yamacına inşa edilmişti. Yarı dairesel planlı üç katlı oturma sırası, beş kapılı sahne binası ve yaklaşık 8 bin kişilik izleyici kapasitesiyle bu tiyatro, Anadolu’da bulunan orta büyüklükteki tiyatrolar arasında. 

Tiyatrodaki oturma yerlerine, günümüzde güneydeki süslü kapısı tamamen sağlam durumda görülebilen yanlardaki iki tonozlu geçitlerle gidiliyordu. Kent için çeşitli hayır işleri yapan ileri gelen kişilerin ve ailelerin isimleri, oturma sıralarını yatay bölen yürüme yolunun (diazoma) parapet bloklarına Hellence dilinde yazılmıştı. 

Tiyatrodaki günümüze kalan arkeolojik kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla, seyircilerin oturduğu kısımlar, güneş ve yağmur gibi etkenlere karşı korunmak için ahşap direklerin taşıdığı bir örtüyle kapatılmıştı. Tiyatrodaki oturma sıraları o kadar dik yapılmıştı ki, en yüksek oturma sırasından sahne binası ve orkestraya bakıldığında oldukça baş döndürücü bir nitelik gösteriyor. Tiyatronun hemen yukarısında, oturma sıralarının hemen bitiminde, daha sonradan kiliseye çevrilmiş bir tapınak kalıntısı günümüzde hâlâ görülebiliyor. 

 

GLADYATÖRLER ŞEHRİ KİBYRA

Kibyra Antik Kenti’nin görkemli yapıları arasında bir de stadion’u bulunuyor. Kente gelenleri karşılayan ilk ve en gösterişli yapı olan stadion, mimarisiyle Anadolu’daki diğer stadion yapılarından ayrılıyor ve kentin anıtsallığı ile uyum içinde özgün bir plana sahip.

Stadion’a, yüksekliği 7 metre, uzunluğu 30 metreye varan anıtsal bir kapı ile giriliyor. Yapının batı tarafı, yamacın yüksek olan ana kayasına yaslandığı için 21 oturma basamağı yerleştirilmiş. Fakat doğuda düşen seviye, bir istinat duvarı ile güçlendirilmesine rağmen ancak 7 oturma basamağına olanak sağlamış. Böylece mimari olarak hem batı sıralarda oturan seyircilerin muhteşem ova ve göl manzarası kapatılmamış, hem de tepenin doğudaki doğal eğimi zekice kullanılmış.

Antik şehre girerken sol tarafta bulunan ‘U’ formundaki stadion, yaklaşık 200 metreye varan pist uzunluğu ve yaklaşık 12 bin kişilik kapasitesiyle Anadolu’nun en ihtişamlı stadionlarından biri olarak kabul ediliyor. Roma İmparatorluğu döneminde önce çeşitli spor faaliyetleri için kullanılan stadion’un, daha sonra gladyatör dövüşleri için de kullanıldığı biliniyor. M.Ö. 1'inci yüzyıldan itibaren stadionda gladyatörlere gösteri yaptırılan antik kentte yürütülen kazılarda, üzerinde gösteri dövüşlerinin canlandırıldığı çok sayıda gladyatör frizleri bulundu. Günümüzde 'Gladyatörler kenti' olarak da bilinen kentin stadion’una doğru nekropol (mezarlık) alanından geçen anıtsal yol üzerinde gladyatörlere ait mezarlar bulunuyor. Kazılarda ayrıca vahşi hayvanlarla dövüşülen av sahnelerinin ve gladyatör savaşlarının betimlendiği M.S. 2'nci yüzyıla ait frizler de bulundu.

 

İMPARATORLARIN VE SOYLULARIN YAZLIK EVLERİ

Kibyratis’in iç bölgeleri, 2008 yılında kapsamlı arkeolojik araştırmalar başlayana kadar çok iyi bilinmiyordu. Yapılan araştırmalarda bugüne kadar sadece antik yazıtlardan bilinen gösterişli kırsal mülkler ortaya çıkarıldı. Araştırmalar kapsamında bu kırsal mülklerden dördü, imparatorluk ailelerine ve Roma soylularına ait çıktı. Bulgulara göre Roma elitleri ve imparatorluk ailesi üyeleri, Burdur’daki Kibyratis bölgesinde yazlık bir inziva yeri oluşturmuştu.

1.900 yıllık kırsal mülkler, Romalı elitlerin şehirden ayrı nasıl yaşadıklarını ve şarap ile çanak çömlek ihraç ederek Roma İmparatorluğu’nun Doğu illerinde nasıl para kazandıklarını gösteriyor. 
Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nden araştırmacılar, Kibyratis dağlarında ortaya çıkarılan mülklerden birinin, İmparator Marcus Aurelius’un ailesine (M.S. 161-180) ait olduğunu söylüyor.

Oldukça tahrip olan kırsal mülklerde mozaikler, mermer duvar dekorasyonları ve kil su boruları bulundu. Ayrıca bu yapıların tarımsal odaklı yapıldığı, bulunan metal eşyalardan ve şarap yapmak için kullanıldığı mermer preslerle tespit edildi. Bu tarımsal işletmeler, sahiplerine servet kazandırmakla kalmayıp, aynı zamanda tatil evi olarak da hizmet ediyordu.

 

1900 yıllık kırsal mülkler, Romalı elitlerin şehirden ayrı nasıl yaşadıklarını ve şarap ile çanak çömlek ihraç ederek Roma İmparatorluğu’nun doğu illerinde nasıl para kazandıklarını gösteriyor...

 

 

SERAMİK ÜRETİM MERKEZİ

Antik kaynaklar ve yazıtlardaki bilgilere göre; Kibyra özellikle demir işçiliği, dericilik ve at yetiştiriciliğinde ünlüydü. Fakat muhtemelen Kibyra, seramik üretiminde de ünlü olmalıydı. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, Kibyratis’in güneyindeki Likya bölgesinde ortaya çıkarılan 2'nci yüzyıl yazıtından başka kırsal çömlekçilerden hiç söz edilmemişti. Küçük bir tepe olan Asar Tepe’nin eteğinde, şaşırtıcı derecede yüksek miktarda parçalanmış seramik kaplar ile yaklaşık bir düzine fırın kalıntısı bulundu. Bu fırınların işlevleri, ateş izlerine ve çok sayıda çanak çömlek parçasına dayanılarak çıkartılabildi. Buna ek olarak, iç yüzeylerine basılan alçak kabartma desenli seramik kapların yapılması için kullanılan kalıp kapların kalıntıları keşfedildi. Yani Kibyra’nın kırsal kesiminde, kırsal alanlardan biriyle bağlantılı olarak seramik üretimi yapıldığı açıkça tespit edildi. Ayrıca bu üretim, sadece pişirme ürünleri değil, kaliteli yemek takımlarını da içeriyordu. Üretim hatası olan kap parçalarının çokluğu da Kibyra’nın, en geç Hellenistik dönemden başlayarak seramik ürettiğini gösteriyor. Bulunan seramik atölyeleri de tıpkı Sagalassos’ta olduğu gibi, tiyatronun arkasındaki tepedeydi. Bulunan seramiklerin niceliği ve niteliği, seramik üretiminin kent endüstrisinde önemli bir yeri olduğunu belgeliyor. Sonuç olarak 100 kilometre uzaklıktaki Sagalassos Antik Kenti gibi Kibyra Antik Kenti’nde de seramik üretiliyordu.

 

ANADOLU’NUN EN BÜYÜK ANTİK HAMAMLARINDAN

Antik kentte 2015 yılı kazı sezonunda bulunan anıtsal yapılardan biri de, en az 1800 yıllık olduğu tahmin edilen ve yaklaşık 5 bin 400 metrekare büyüklüğe sahip bir Roma dönemi hamamı. Bulunduğu anda antik kentte bugüne kadar bilinen en büyük anıtsal yapılar arasına giren bu hamam, kapladığı alan bakımından Anadolu‘nun en büyük hamamlarından biri olma özelliğini kazandı. 2 bin 600 metrekaresinin ana yapıyı oluşturduğu hamamda, alttan mermerlerin ısıtılması şeklinde bir ısıtma sistemi kullanılmış. Önümüzdeki yıllarda hamamdaki kazıların sürmesi ve kanalizasyon sisteminin daha iyi anlaşılması hedefleniyor.